Kitabın 114. ve 115. sayfalarından tanıtım amaçlı alıntı yapılmıştır.
Gözlerinden bir şey geçti. Bu duygunun pişmanlık ya da utanç olabileceğine inanamıyordum ama bunlara benziyordu.
"Benim babam da öldü. Küçük bir kızdım," dedi yumuşak bir sesle. "Gölde bir fırtına çıkmıştı."
Bu şekilde devam etmesine izin veremezdim. Düşüncelerime rağmen göğsümde bir şeylerin yumuşamaya başladığını hissediyordum. Anna'nın sahip olduğu güç, kırılganlığını daha dokunaklı hale getiriyordu. Bundan etkilenmeme-
liydim.
"Anna," dediğimde gözleri sertçe benimkileri buldu. Bıçağımı kaldırdım ve gözlerinde yansımasını gördüm.
"Git," diye emir verdi ölü şatonun kraliçesi. "Seni öldürmek istemiyorum. Her nedense öldürmeme gerek olmadığını hissediyorum; bu yüzden git."
Bunun üstüne aklımda bir sürü soru belirdi ama inatçı bir şekilde ayak diredim. "Sen bu evden çıkıp toprağın altına geri dönmedikçe hiçbir yere gitmiyorum."
"Ben hiçbir zaman toprağın altında değildim," diye tısladı dişlerinin arasından. Gözbebekleri kararmaya, beyaz kısım tamamen kaybolana kadar büyümeye başladı. Yanakları, şakakları ve boynundaki damarların rengi koyulaştı. Teninde kabarcık şeklinde beliren kanlar aşağı doğru akıp kandan elbisesini oluşturdu.
Tam bıçağımı savuruyordum ki, koluma sert bir şeyin vurduğunu hissedip ardından duvara çarptım. Lanet olsun. Onun hareket ettiğini bile görmemiştim. Anna hâlâ benim az önce durduğum yerde, havada süzülüyordu. Omzumun duvara çarpan yeri ve Anna'nın koluma vurduğu yer çok fena acıyordu ama dik kafalı biri olduğum için ayağa kalkıp tekrar ona doğru atıldım. Bu defa öldürmeyi değil de en azından bir yerini kesmeyi hedeflemiştim. Şimdilik saçıyla yetinecektim.
Ama kendimi tekrar duvarda buldum ve kayarak yere düştüm. Pantolonumda kıymıklar kalmıştı muhtemelen. Anna havada süzülmeye ve gittikçe artan hıncıyla bana bakmaya devam etti. Elbisesinden damlayan kanların sesi, bir zamanlar benim ders çalışma isteksizliğime kızarak parmağıyla şakağına vuran bir öğretmenimi hatırlattı.
Tekrar ayağa kalktım ama bu kez daha yavaştım. Bir sonraki hamlemi planlıyormuş ve çok acı çekiyormuş gibi görünmeyi umuyordum. Beni öldürmeye çalışmıyordu ve buna çok sinirlenmeye başlamıştım. Oyuncak bir kedi gibi sağa sola fırlatılıyordum sadece. Tybalt bunu çok gülünç bulurdu. Onun arabadan burayı görüp göremediğini merak ettim.
"Yeter artık," dedi Anna boğuklaşmış sesiyle.
Ona doğru koştuğumda bileklerimi tuttu. Kurtulmaya çalıştım ama bir beton parçasıyla güreşiyormuşum gibiydi.
"Bırak da seni öldüreyim," dedim kızgınlıkla. Gözlerinde öfke alevleri belirdi. Bir saniyeliğine hata yaptığımı, onun kim olduğunu unuttuğumu ve sonumun Mike Andover gibi olacağını düşündüm. Bedenim gerçekten de çatırdadı; ikiye ayrılmamak için mücadeleye girişmişti sanki.
kitap

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder