19 Mart 2014 Çarşamba

Aslında Kimse Sevmiyor Senin Kadar

Aslında Kimse Sevmiyor Senin Kadar, Amy Hatvany tarafından yazılmıştır. http://kitapgalerisi.com'da %20 İndirim ve aynı gün kargoya teslim avantajıyla alabilirsiniz. | Neo Kitap, Roman, 9786056397912, 413 Sayfa, Şubat/2014
Kitabın 188. ve 189. sayfalarından tanıtım amaçlı alıntı yapılmıştır

Babamın hapiste olduğu bir ay boyunca geceleri gözüme uyku girmemişti. Sürekli onu düşünüp duruyordum. İyi besleniyor muydu? İyileşmesi için gereken ilaçlarını alabiliyor muydu? Gözlerinde, polisler onu alıp götürürken beliren öfkenin, bende kalacak son hatırası olmasından korkuyordum; bundan sonra ne yapsam beni affetmez diye korkuyordum.
Annemse onun hakkında konuşmaya yanaşmıyordu. Onun için endişeleniyorduysa da belli etmiyordu. O işine gidiyordu, ben okuluma; akşamları evde yeniden bir araya geldiğimiz-deyse hayatımız her zaman böyleymiş gibi davranmaya çalışıyorduk. Yemek masasında sadece o ve ben. Televizyonun karşısında sadece o ve ben. Annem de ben de, bütün bunları kendi başımıza atlatmaya çalışıyorduk. Ama sorun da buradaydı: Ben annemin, bütün bunları atlatmasını istemiyordum. Babamın evde olmamasına alışmasını istemiyordum. Ayrıca, babam eve döndüğünde, her zaman yaptığı gibi, bir kez daha sinirlenmesini de istemiyordum. Kavga etmeye başladıklarında önce onları korumaya çalışıyor, sonra sinirleniyor, ama daha çok korkuyordum.
Gece olup da annem yatmaya gittiğinde ben babamı düşünmeye başlıyordum. Yedi yaşındayken, annemin bir haftalığına bir muhasebecilik toplantısına gittiği zamanı hatırlıyordum mesela. Babam beni o hafta boyunca okula göndermemiş; ikimiz dört saat yol gidip, okyanus kıyısında, gece vakti gökyüzünde Büyükayı'yı aramıştık.
"Okyanusun üstünde yıldızlar her zaman daha parlaktır," demişti babam. "Şehirde onca ışık varken böyle iyi göremezsin." Kumun üstünde, gelirken son anda arabanın arkasına attığı incecik bir battaniyenin altında yatıyorduk. Benim üstümde hâlâ pijamalarım vardı; babam yanıma kalın bir şeyler almayı akıl edememişti.
"Peki şu ne babacığım?" diye sormuştum, gördüğüm en büyük ve en parlak yıldızı işaret ederek. Işığı yanıp sönüyor, bana göz kırpıyordu sanki.
"Kutup Yıldızı o," demişti, işaret ettiğim yere bakarak. "Eskiden denizciler yollarını ona göre bıılurmuş. Evlerine dönmek için harita olarak onu kullanırlarmış yani."
"Hım." Babama inanıyordum. Gökyüzündeki bütün yıldızların adını bildiğinden hiç şüphe etmiyordum. Sorduğum herhangi bir soruya cevap veremeyeceğiniyse akıl bile edemiyordum.
Şimdi, hapisteyken de yıldızları görebiliyor muydu acaba? Babamın dolaşıp, ciğerlerini temiz havayla doldurarak gece gökyüzünü seyredebildiği bir yer var mıydı? Yoksa hayvanat bahçesindeki, kafeslere kapatılmış hayvanlar gibi, bütün gün hücrenin içinde pinekleyip duruyor muydu? Babam bir an zihnimde; yeşil gözlerini avına dikmiş, gergin ve öfkeyle, içeride dört dönen bir kaplan şeklinde canlandı. Hapishanede doktor da oluyor muydu acaba? İşte bunu bilemiyordum.
Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.

kitap

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder