Dokuzuncu Bölüm
Ali Rıza içerde Veli Sofu'dan söz etmekteydi: "... İsmayil'in halini gördükçe, Allah heni affetsin, için için Veli Sofu'ya kızıyordum. Öyle derinden etkilemişti ki İsmayil'i, her şeyi yanlışa yoruyor, herkesten şüphe ediyordu. Onun kafasından Veli Sofu'yu söküp atabilsem, rahatlayacaktı. Ama bunu nasıl yapacaktım?
'Bak oğlum, ben de Veli Sofu'yu en az senin kadar sever, sayarım. Ama onun da kusurları vardı. Onu gözünde fazla büyütme. Eninde sonunda o da bizim gibi bir insandı. Vadesi yetince de tüm ölümlüler gibi öteki dünyaya göçtü. Sen gözünü ölülerden çevir de artık yaşayanlara bak.'
Sanki canını yakmışım gibi acıyla yüzüme baktı. 'Veli Can bizim gibi biri değildi. Bizler sıradan kimseleriz. O, insan-ı kâmil mertebesine erişmiş biriydi. Bugüne kadar onun gibi birine rastlamadım,' dedi.
Yüzü öfkeden gerilmiş, dudakları titremeye başlamıştı. Bi-raz daha üstüne gitsem ağlayacak gibiydi. Vazgeçtim. Zaten o sıralar düşünmem gereken daha önemli işler vardı. Büyük oğlanı evlendirirken eşe dosta epeyce borçlanmıştık. Tarladaki ekinle bunu karşılamamız çok zordu. 'Bu yükün altından nasıl kalkarız?' diye gece gündüz kıvranıp duruyordum. Aklıma dedenin İsmayil'e söyledikleri geldi: 'Neden şehre gidip çalışmıyorsun?' demişti. Birkaç gün sonra İsmayil'e zaten bildiği sıkıntımızı anlattım. 'Şehre gidip çalışsan oğul...' dedim. Teklifimi hemen kabul etti. Buna çok sevinmiştim.
kitap

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder