Kitabın 258. ve 257.sayfalarından tanıtım amaçlı alıntı yapılmıştır.
Akşam olmadan bahçelerdeki tüm hazırlıklar tamamlanmıştı. Kızlar Yüce Efendi'nin emrettiği biçimde dağılmışlardı. Meryem'le grubundakiler ana adada kalmışlardı. Hadımlar Fatma ve Zeynep'in gruplarını kararlaştırılan bahçelere götürmüştü. Kaleden bakıldığında Fatma sol, Züleyha'ysa sağ taraftaki bölgeye yerleştirilmişti. Bu üç bölge su kanallarıyla birbirlerinden ayrılıyordu. Şahrud'un çağıltısı nedeniyle bu bahçelerin birinden diğerinde neler olup bittiğini işitmek imkansızdı.
Kızların yardımıyla hadımlar köşklerin çevresindeki ağaçlara ipler gerip üzerlerini sabah hazırladıkları fenerlerle süslediler. Çeşitli boy ve ebatlardaki fenerler akşamın çöküşüyle birlikte yakıldı. Işık etrafın görünümünü bütünüyle değiştirmişti. Şekiller, gölgeler tamamen farklıydı. Sanki bambaşka bir yerdeydiler. Kızlar şaşkınlık içinde birbirlerine bakıyorlardı. Etrafta dolaşırken kendi vücutları üzerinde yansıyan rengarenk ışıkları hayranlıkla takip ediyorlardı. Renk cümbüşü her yanı sarmış, her şey sanki rüya aleminden kopup gelmiş gibi gözükür olmuştu. Fenerlerin ışığının erişmediği yerlerse zifiri karanlıktı. Ne dağlar ne yıldızlar ne de kale görünüyordu.
Köşkler de adeta çiçek bahçesine dönüştürülmüştü. Köşklerin ortasındaki havuzların fıskiyelerinde gökkuşağının renkleri seçiliyordu. Altın ve gümüş tepsiler,altın kaplı yer masalarına dizilmişti. Masaları haşlanmış av kuşları, kızartılmış balıklar, etkileyici görünümlü tatlılar ve sepetler dolusu incir, kavun, portakal, elma, armut ve üzüm süslüyordu. Her bir masada altı testi şarap vardı. Ayrıca kaseler de süt ve balla doluydu.
Yatsı namazı vakti gelince Adi, Apama'ya bahçeleri son bir kez dolaştırdı. Kadın son hazırlıkları büyük bir itinayla gözden geçirdi. Sonra Meryem, Fatma ve Züleyha'ya delikanlılara dönüş yolculuğu öncesi verilmek üzere ikişer küçük hap verdi. Önce birer hap verecekler ancak tesir etmezse ikinciyi vereceklerdi. Tam gidecekken dönüp, "Onların çok soru sormasına müsaade etmeyin. Sürekli meşgul edin. Ve en önemlisi sarhoş olmalarını sağlayın. Sakın Seyduna'nın adil olduğu kadar sert olduğunu da aklınızdan çıkarmayın."
Onun gidişiyle kızlar artık hayati önem taşıyan anların yaklaştığını anlamışlardı. Grup başlan cesaretlerini artırmaları için bir bardak şarap içmeleri talimatını verdi.
Fatma'nın köşkü diğerlerine nazaran daha neşeliydi. Kızlar gerginliklerini çığlık çığlığa gülerek atmaya çalışıyorlardı. Işığın büyüleyici etkisi şarapla birleşince daha da artmıştı. Giderek korkuları azaldı. Artık gerçekleşecek ziyaretleri daha önce tatmadıkları bir macera olarak görmeye bile başlamışlardı.
"Adı Süleyman'mış. Seyduna onun çok yakışıklı olduğunu söyledi," dedi Leyla.
"İstersen çık da kapıda karşıla," diye takıldı Sara ona.
"Konuşana bak. Kümesin en azgını sen değil misin?"
"Halime karşılasın bence," diye önerdi Hanım.
"Hayır, hayır, hayatta olmaz."
"Korkma, Halime," diye rahatlatmaya çalıştı Fatma. "Başarımızdan ben mesulüm. Bu yüzden hepinize ne zaman ne yapılması gerektiğini söyleyeceğim."
"Hangimize aşık olacak?" diye sordu Ayşe.
"Bu konuda sizin arzulannızın hiçbir önemi yok," diye çıkıştı Sara.
"Peki ya senin kara derinin var mı?"
"Kesin münakaşayı," diye yatıştırdı Fatma. "Onun kime aşık olacağının önemi yok. Biz hepimiz Seyduna'nın hizmetindeyiz. Tek vazifemiz de onun emirlerini yerine getirmek."
"Bence Zeynep'e aşık olur," dedi Halime.
"Neden böyle dedin ki?" diye sordu gücenen Sara.
"Çünkü sapsarı saçları ve masmavi gözleri var."
kitap

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder