11 Mart 2014 Salı

Dedem Kurt Seyit Ve Ben

Dedem Kurt Seyit Ve Ben, Nermin Bezmen tarafından yazılmıştır. http://kitapgalerisi.com'da %20 İndirim ve aynı gün kargoya teslim avantajıyla alabilirsiniz. | Destek Yayınları, Roman, 9786054994250, 353 Sayfa, Mart/2014

Kitabın 122. ve 123. sayfalarından tanıtım amaçlı alıntı yapılmıştır.

Uykuyla da bitmeyen bir yolculuktu dedemle yaşadığım. Huzur veren, pastel renkler örülü bir şeffaf tülün ardından seyreder gibi yaşardım çoğunu. Kimi zaman kendimi de görürdüm rüyaların içinde... Bazen de dışarıdan seyrederdim kendimi rüyayla birlikte... Çaresizlik içinde kıpırdayamadan sadece seyirci kaldığım trajik rüyalar ve ağlayarak uyandığım geceler de oldu...
Dedeciğimin Aluşta'dan kaçış sahnesini yazmaya hazırlandığım gece, sabaha karşı bir saatti. "Elveda Aluşta, Sonbahar 1918" başlığını yazıp bilgisayarımı kapamıştım. Zihnim Kurt Seyit'in kaçış sahnesinin verdiği heyecanla alev alev yanıyor, parmaklarım aklımdan geçenleri o an yazıya dökmek istiyordu ama artık gözlerim yanıyordu. Son yirmi saattir yazmaktaydım ve biraz uyumazsam yeni bölüme gereken enerjiyi veremeyecek olmaktan endişeleniyordum.
Kurt Seyit'ten bana miras kalan kuştüyü yastığıma başımı koyar koymaz kendimi yine o rüyalardan birinde bulmuştum. Ama bu defa o sadece seyirci olup sessizce ve uzaktan seyrettiğim rüyalardan biriydi.
Ben Aluşta'nın denize inen tepesinde duruyor ve geceyi izliyordum. Mehtap ışığında uçsuz bucaksız Karadeniz, uzaktan getirdiği dalgalarıyla tepenin altındaki kayacıkların eteklerini öpüp çakılların üzerine yayılıp kalırken sahile köpükler bırakıyordu. Kıyının az açığında, gövdesinin yarısı suyun içinde bir çam ağacı, küçük bir kayanın üzerine yasla-nıp uzanmıştı. Öylesine şiirsel, öylesine anlatılası, öylesine resmedilesi bir tabloydu ki... tek kelimeyle nefes kesiciydi...
Tepenin diğer ucundan atıyla gayet sessiz ve temkinli inmekte olan bir silueti gördüğüm zaman o kişinin dedem olduğunu biliyordum. Ardında yol üzerinde bekleyen atlı yük arabasına eliyle bir işaret yaparak kıyıya doğru inmeye devam etti. O kadar yakındı ki bana, atının burun deliklerinden çıkan sıcaklığı hissedebiliyordum. Ama kıpırdayamı-yor, konuşamıyor sadece izliyordum. O da beni görmemişti belli ki.
Gözleri denizin karanlık köşelerinde, atını durdurdu ve indi. Göğü birdenbire saran karanlık bulutlar, bana sona yaklaştığımızı haber veriyordu. Bundan sonra neler olacağını bildiğim için dedemi uyarmak, "Küçük kardeşin Osman da ardında dedeciğim. Az sonra Bolşevikler onu vuracaklar. Ne olur bulutlar açılmadan kaçın!" demek istiyordum ama dudaklarım kıpırdamıyor, kelimelerim henüz benden çıkmadan, bende kayboluyorlardı.
Bildiğim meşum sondan sevdiklerimi koruyamayacak olmanın çaresizliği içinde rüyamın bana izin verdiği yerden izlemeye devam ettim... Gök yağmur habercisi bulutlarla dolmuş, bu arada dedem kıyıya varmıştı. Avuçlarının içinde sakladığı kibritlerin alevi ile tepenin üzerindekilere işaretini verdi ve o anda tepenin hazırlanmış toprak oyuğundan cephane ve tüfek sandıkları arka arkaya aşağıya inmeye başladı. Kurt Seyit, hemen denize doğru dönüp bir işaret daha verdi ve gelişigüzel yığılmış cephaneyi bir araya toplamaya başladı. Az sonra sahilden birkaç metre ötede denizden küçük bir ışık görüldü. Motorunu rölantiye almış bir balıkçı teknesi dalgayla beraber sürüklenerek sahile yaklaştı ve teknenin burnundaki bir adamın attığı çapanın suya dalan sesi duyuldu...
Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.

kitap

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder