Kitabın 164. ve 165. sayfalarından tanıtım amaçlı alıntı yapılmıştır.
Eve vardığımda ona yirmi vardı. Uyumak için erken, uyumamak için yorgun olunacak bir saatti.
Televizyonu açtım. "Kim Beş Yüz Bin Lira İster" yarışmasında Kenan Işık pembe bir kravat takmış, yıllardır orada oturuyor olmanın verdiği içi geçmişlikle genel kültürünü sorguladığı sanıklara, dost mu düşman mı belli olmayan yorumsuz bakışlarından çekiyordu. Babam bu tip bakışlara "Klark çekmek" derdi.
Aslında radyoculuk yerine şöyle bir yarışma sunsam, günde beş programı art arda çekip, bütün hafta ense yapsam ne güzel olurdu...
Fakat fiziğim televizyona müsait değil. Çok sıradan bir tipim. Bu sıradanlığımı önemsiz kılacak özel bir yeteneğim de yok. Komik değilim, bilgili değilim, bir konuyu araştıracak kararlılık ve çalışkanlıkta da değilim.
Ayrıca çok kalın baldırlarım, çok kalın kollarım ve çok kalın bir boynum var. Gözlerim ela, fakat makyajla bile yeşile kaçmıyor. Sadece beni güzel bulma zorunluluğu hisseden kimseler övecek bir şey ararken, gözlerimin bir anlama gelmeyen renginin ela olduğu sonucuna varıyorlar. E tabii, halk arasında elanın da yeşil görüldüğü ezberiyle "Gözlerin yeşil gibi duruyor" gibi riyakârlıklar yapıyorlar. O gece Doktor Erkan da yapmıştı.
Bense, bunun beni sevindirmek için dendiğini bilecek kadar kendini tanıyan biriyim. Ayna karşısında, ergenlik yıllarında bütün yaşıtlarımdan fazla vakit geçirmişimdir. Gözlerimin arkasından bana bakanın kim olduğunu, onun aslında benim hakkımda neler düşündüğünü, gözlerimin içine bakarak çok araştırmışımdır. Elbette, bazen sadece makyaj amaçlı da baktığım olmuştur.
Çok çirkin de değilim tabii. Kendimle barışık olacak kadar, en azından öyle olduğumu sanmama yetecek kadar, güzel bulurum kendimi. Ne bileyim, bir yere gideceğim zaman gözlerimin üzerine yeşil bir far, kalınca dudaklarıma pembe bir ruj sürer, kısa boynuma da tatlı bir fular bağlarım.
İddiasız bir muhasebecinin karısı olmak için hiç de fena bir tip değilim, fakat televizyon için oldukça sıradanım.
Kısa boyumu dert etmem. Yanımda biri ağzından "Nerede bir bodur, Allahın belası odur" lafını kaçırdıktan sonra, benim kısa olduğumu hatırlayıp durumu kem küm ederek kurtarmaya çalıştığı zamanlarda ortaya çıkan samimiyetsizlikle uğraşmak dışında, bir zorluk çekmiyorum.
Yani dimdik durup karnımı içime çekecek kadar iddialı biri değilim. Çok yorucu gelir. Bu, güzellik müsabakası gibi görülen bir hayatta, ancak güçlü bir sporcunun kondisyonuyla yapılacak iş. Erkekler bir yaştan sonra güzellik değil, bakım arıyorlar zaten.
kitap

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder