Kitabın 272. ve 273. sayfalarından tanıtım amaçlı alıntı yapılmıştır.
Odadan çıkarken beni durdurmasını istedim. Öyle feci bir şekilde istedim ki kalmaya ikna olmamı sağlayacak mükemmel kelimeleri söylediğini neredeyse duyabiliyordum ama nefes aldığımda o kelimeler kayboldu. Asla var olmamışlardı. Görüş açım bozulurken kendimi en yakındaki rafa attım ve yerle gök bir gözükmeye başladı. Bir adım daha. Sadece yatak odama kadar gidebilseydim...
Kollar, etrafımı sardı ve dizlerimin bağı çözüldü. "Hayır." Sam'in yanağı, yeni tıraşlanmış kirli sakalı yanağıma sürtün-dü. "Gitme. Sana ihtiyacım var."
Silkinerek kollarından kurtuldum. "Taşınmak ister miyim diye sordun. Soruyu bu şekilde geri çekemezsin. Kelimeler öyle ortadan kaybolmaz."
Arkamdan gelen sesi yumuşak bir tondaydı ve incinmiş gibiydi. "Gitmek zorundasın demedim." Fakat ses tonu kulağa, sorusuna verilebilecek doğru bir cevabın olmadığını idrak etmiş gibi geliyordu. Gitmek istiyor muydum? Ya başka bir yerde yaşamak?..
Hayır, burada olmak istiyordum. Onu, müziği istiyordum.
"Neyin uygun düşüp düşmeyeceği konusunda endişelenmeni ya da kararlarını bensiz vermek zorunda olduğunu hissetmeni istemiyorum." Kelimeler ağzıma zar zor sığıyordu. "Biliyorum, senin gözüne çok genç görünüyor olmalıyım ve neden birileri önemli bir karar almak için bana güvensin ki? Ama ben hayatım boyunca bir şeylere kendi başıma karar verdim, çünkü
kimse yardım edecek kadar önemsemiyordu. Sen gelene kadar."
Arkamda sadece sessizlik vardı.
Kalbim nasıl bu kadar çok sızlayabiliyordu? Hava perilerinin yaktığı ellerimin acısından daha fazlasını hissetmem mümkün olmamalıydı. "Kendimi genç gibi hissetmiyorum," diye fısıldadım "ve yaşadığımız hiçbir şeyin uygunsuz olduğunu da. Hâlâ diğerlerinin ne düşündüğü umurumda değil. Birbirimize dokunmamızın ya da öpüşmemizin uygunsuz düşeceğini hâlâ düşünmüyorum. Belki gariptir ama garip ve uygunsuz farklı anlamlara gelir."
Belki de havaya konuşuyordum. Arkamı dönmeli miydim? "Embesilin tekiyim." Sanki düşüyormuş gibi birden söyle-yivermişti, sanki yeteri kadar hızlı söylemeseydi ikimiz de paramparça olacaktık. Fakat zaten başımıza gelen bu değil miydi? "Gitmek ister misin diye sordum çünkü gidebileceğini bilmeni istedim. Buraya hapsolmuş gibi hissetmem istemiyorum."
Çoraplı ayağıma gözlerimi diktim ve bir anda etrafımızdaki tüm evin varlığından haberdar olarak nefes almaya odaklandım. Kitaplar ve müzik aletleriyle dolu odalar, kişisel eşyaların olduğu yatak odaları, eskiden cennet olan oturma odası ve her şeyi saran beyaz kabuk. O kabuğu döven kar ve rüzgâr.
' Ellerini, ellerimin yanında tuttu, dokunmuyordu. "İnsanların senin hakkında söylediklerinden nefret ediyorum. Herkes birlikte yaşadığımızı ve nasıl hissettiğimi biliyor."
kitap

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder