Sanat Kitabı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sanat Kitabı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Mayıs 2014 Salı

Medeniyet, Kültür, Sanat

Medeniyet, Kültür, Sanat, Gündüz Vassaf  tarafından yazılmıştır. http://kitapgalerisi.com'da %20 İndirim ve aynı gün kargoya teslim avantajıyla alabilirsiniz. |  İletişim Yayınları, Çağdaş Edebiyatı, 9789750514173, 316 Sayfa, Ocak/2014

Kitabın 21. ve 22. sayfalarından tanıtım amaçlı alıntı yapılmıştır.
Bir varmış, bir yokmuş. Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, deve tellal iken, pire berber iken, ben dedemin beşiğini tıngır mıngır sallarken... Okurken, kelime kelime üstünde durun bu tekerlemenin.
‘Bir varmış, bir yokmuş’ ne demek? Bir şey nasıl hem var hem de yok olabilir? ‘Evvel zaman içinde’ tamam da, metnin devamı bildik zaman mefhumunu altüst ediyor – sanki zaman, zaman içinde yolculuk yapıyor. Kâh gerçeküstü bir metinle karşı karşıyayız, kâh izafiyet teorisinin masalıyla. Bu zaman yolculuğunda rehberimiz olan deve, pirenin önceki yaşamında berber olduğunu söylerken, birdenbire dikkati kendimiz üzerine odaklaştırıyor. Bakıyorsunuz, tüm kavramların muğlaklaştığı masalın içinde yolculuğu yapan asıl bizmişiz, dedemizin beşiğini sallarken. Dünyayla birlikte bildiğimiz her şey yok olduktan sonra, Samanyolu’nun ta ötelerinde, evrenin sonsuzluğuna doğru yankılanmaya devam edecek masallarımız. Bizden geriye bir tek gezegen sistemimizin tozlarıyla masallarımız kalacak. Fizikçilere göre, radyolarımızdan, televizyonlarımızdan dalga dalga yayımlanan sözlerimiz, sürekli yankılanacak uzayın kıvrımlarında. Bir varmış...

İster Hopi olalım, ister Hindu, Mısırlı ya da Musevi, ilk masallarımız yıldızları, dünyayı, iyiyi ve kötüyü anlama, açıklama; çevremize bir düzen verme gayretimizle ilgili. Kaostan kurtulma, kozmosu kurma çabası başlangıç masallarımız. Onlar aynı zamanda ilk anayasalarımız – kendi kurduğumuz düzene bizi inandırıp itaat ettiren meçhul karanlıklar yerine geçen, ‘kelime’yi korkumuzun kaynağı yapan. Mezopotamya’dan gelen ilk masalımızda, erkek Apsû’nün tatlı sularıyla dişi Tiamat’ın tuzlu sularının kaynaşması sayesinde doğar tanrılar, yaratıklar, yeryüzü ve gök. Mısır’da çift cinsiyetli Amon mastürbasyondan sonra spermini yutup tükürünce yaratılır dünya. Tevrat’ta, Tanrı’nın demesiyle olur her şey; ilk gün ‘Işık olsun’ der ve geceyle gündüzü yaratır, ikinci gün ‘Toprak olsun’ der cenneti yaratır... Hopiler’de, yeraltında yaşayan güneş tanrısı Tawa ile toprak tanrıçası örümcek kadının, amipler gibi bölünmeleri sonucu tüm yaratıklar dünyanın bağrından gün ışığına çıkar. Yaratılış masallarına kendi kültürlerinde hep gerçek diye bakılagelmiş. Modern kültürümüzün başlangıç masalıysa ‘Büyük Patlama’ kuramı. Ama bu, öyle bir masal ki, evrende izleri görülüyor, sesleri işitiliyor. Başlangıçtaki patlamayla parlayıveren ışık, 1 milyon yıl yandıktan sonra ta uzayın derinliklerinden, 20 milyar yıl öteden bize göz kırpıyor şimdi. Uzayda zamanın başlangıcını görebiliyor, yıldızların, galaksilerin doğuşunu seyredebiliyor günün kahinleri astrofizikçilerimiz. Ve de Einstein’ın dediğine bakılırsa uzun uzay yolculuklarından gençleşmiş dönen dedelerimizi beşiklerinde tıngır mıngır sallayacağız günün birinde.Bir yokmuş...
‘O korkunç günde güneş karanlığa, ay da kana dönüşecek’ diye yazıyor İncil; aydınlık ve karanlığın çatıştığı ve sonraki dinlerin ‘Kıyamet’ diye adlandıracağı bir karar günü gelecek Zerdüşt’e göre. Ne var ne yoksa her şey bitecek, bildiğimiz dünyanın sonu gelecek. Ve entropi kanununa göre kozmostan kaosa doğru düzensizleşen evrenimiz, tüm enerjinin dağılmasıyla ebedi sükunete varacak. İzlandalı yazar Sturluson’un kahramanlarından Gangleri, ‘Presa edda’ sagasında sorar:
Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.

kitap

15 Nisan 2014 Salı

Medeniyet, Kültür, Sanat

Medeniyet, Kültür, Sanat, Gündüz Vassaf  tarafından yazılmıştır. http://kitapgalerisi.com'da %20 İndirim ve aynı gün kargoya teslim avantajıyla alabilirsiniz. |  İletişim Yayınları, Çağdaş Edebiyatı, 9789750514173, 316 Sayfa, Ocak/2014
Kitabın 21. ve 22. sayfalarından tanıtım amaçlı alıntı yapılmıştır.

Bir varmış, bir yokmuş. Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, deve tellal iken, pire berber iken, ben dedemin beşiğini tıngır mıngır sallarken... Okurken, kelime kelime üstünde durun bu tekerlemenin.
‘Bir varmış, bir yokmuş’ ne demek? Bir şey nasıl hem var hem de yok olabilir? ‘Evvel zaman içinde’ tamam da, metnin devamı bildik zaman mefhumunu altüst ediyor – sanki zaman, zaman içinde yolculuk yapıyor. Kâh gerçeküstü bir metinle karşı karşıyayız, kâh izafiyet teorisinin masalıyla. Bu zaman yolculuğunda rehberimiz olan deve, pirenin önceki yaşamında berber olduğunu söylerken, birdenbire dikkati kendimiz üzerine odaklaştırıyor. Bakıyorsunuz, tüm kavramların muğlaklaştığı masalın içinde yolculuğu yapan asıl bizmişiz, dedemizin beşiğini sallarken. Dünyayla birlikte bildiğimiz her şey yok olduktan sonra, Samanyolu’nun ta ötelerinde, evrenin sonsuzluğuna doğru yankılanmaya devam edecek masallarımız. Bizden geriye bir tek gezegen sistemimizin tozlarıyla masallarımız kalacak. Fizikçilere göre, radyolarımızdan, televizyonlarımızdan dalga dalga yayımlanan sözlerimiz, sürekli yankılanacak uzayın kıvrımlarında. Bir varmış...
İster Hopi olalım, ister Hindu, Mısırlı ya da Musevi, ilk masallarımız yıldızları, dünyayı, iyiyi ve kötüyü anlama, açıklama; çevremize bir düzen verme gayretimizle ilgili. Kaostan kurtulma, kozmosu kurma çabası başlangıç masallarımız. Onlar aynı zamanda ilk anayasalarımız – kendi kurduğumuz düzene bizi inandırıp itaat ettiren meçhul karanlıklar yerine geçen, ‘kelime’yi korkumuzun kaynağı yapan. Mezopotamya’dan gelen ilk masalımızda, erkek Apsû’nün tatlı sularıyla dişi Tiamat’ın tuzlu sularının kaynaşması sayesinde doğar tanrılar, yaratıklar, yeryüzü ve gök. Mısır’da çift cinsiyetli Amon mastürbasyondan sonra spermini yutup tükürünce yaratılır dünya. Tevrat’ta, Tanrı’nın demesiyle olur her şey; ilk gün ‘Işık olsun’ der ve geceyle gündüzü yaratır, ikinci gün ‘Toprak olsun’ der cenneti yaratır... Hopiler’de, yeraltında yaşayan güneş tanrısı Tawa ile toprak tanrıçası örümcek kadının, amipler gibi bölünmeleri sonucu tüm yaratıklar dünyanın bağrından gün ışığına çıkar. Yaratılış masallarına kendi kültürlerinde hep gerçek diye bakılagelmiş. Modern kültürümüzün başlangıç masalıysa ‘Büyük Patlama’ kuramı. Ama bu, öyle bir masal ki, evrende izleri görülüyor, sesleri işitiliyor. Başlangıçtaki patlamayla parlayıveren ışık, 1 milyon yıl yandıktan sonra ta uzayın derinliklerinden, 20 milyar yıl öteden bize göz kırpıyor şimdi. Uzayda zamanın başlangıcını görebiliyor, yıldızların, galaksilerin doğuşunu seyredebiliyor günün kahinleri astrofizikçilerimiz. Ve de Einstein’ın dediğine bakılırsa uzun uzay yolculuklarından gençleşmiş dönen dedelerimizi beşiklerinde tıngır mıngır sallayacağız günün birinde.Bir yokmuş...
‘O korkunç günde güneş karanlığa, ay da kana dönüşecek’ diye yazıyor İncil; aydınlık ve karanlığın çatıştığı ve sonraki dinlerin ‘Kıyamet’ diye adlandıracağı bir karar günü gelecek Zerdüşt’e göre. Ne var ne yoksa her şey bitecek, bildiğimiz dünyanın sonu gelecek. Ve entropi kanununa göre kozmostan kaosa doğru düzensizleşen evrenimiz, tüm enerjinin dağılmasıyla ebedi sükunete varacak. İzlandalı yazar Sturluson’un kahramanlarından Gangleri, ‘Presa edda’ sagasında sorar:
Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.

kitap

7 Şubat 2014 Cuma

Hollanda Altın Çağı'nda Sanat ve Ticaret

Hollanda Altın Çağı'nda Sanat ve Ticaret, Michael North  tarafından yazılmıştır. http://kitapgalerisi.com'da %20 İndirim ve aynı gün kargoya teslim avantajıyla alabilirsiniz. |  İletişim Yayınları, Kültür Sanat, 9789750514159, 205 Sayfa, Ocak/2014


Kitabın 13. ve 14. sayfalarından tanıtım amaçlı alıntı yapılmıştır
.


Hollanda Resmi Üzerine
Tarihsel Yorumlar

17. yüzyıl Hollanda resminin alımlanmasının tarihi, konuyu çeşitli yönleriyle inceleyen ilk kişilerden biri olan Georg Wilhelm Friedrich Hegel’in adıyla ayrılmaz biçimde bağlantılıdır. Hegel, Estetik: Güzel Sanatlar Üzerine Dersler başlıklı yapıtında şöyle yazıyordu:

Hollandalılar inanç değiştirip Protestan olmuş, despot İspanya Kilisesi ve Tacını yenilgiye uğratmıştı. Hollanda’nın siyasi ortamı, prensi ve zorbayı altedip yasa önünde boyun eğmeye zorlamış bir aristokrasi tarafından belirlenmemişti; keza halkı da, özgürlüklerine kavuşmak için başkaldıran İsveçliler gibi çiftçiler ve ezilen köylülerden oluşmuyordu. Tam tersine, karada dövüşen yiğit askerler, gözüpek denizciler dışında burada yaşayan herkes kentliydi, kent halkıydı; ticaretle uğraşan, varlıklı ve rahat hayat tarzlarına rağmen gösteriş düşkünü olmayan, sade orta sınıf mensubu burgher’lerdi. Ne var ki, emek vererek kazandıkları
hakları ve bir eyaletle, kentle, loncayla bağlantıları nedeniyle sahip oldukları özel ayrıcalıkları korumak ve savunmak adına savaşmaları gerekirse, o zaman önce Tanrı’ya, sonra kendi cesaretlerine, akıllarına duydukları sarsılmaz güvenden güç alarak, başkaldırmaya hazırdılar; dünyanın yarısı İspanyolların hâkimiyetinde olsa bile onlar, hiçbir tehlikeye atılmaktan korkmazdı. Kanlarını akıtmaya hazırdılar, cesaretleri ve dayanma güçleri sayesinde, kendi yurttaşlık haklarını ve dinî bağımsızlıklarını kazandılar.
[...] Bu duyarlı ve doğuştan sanata yakınlık duyan insanlar güç sahibiydi ama aynı zamanda adildi; hayatları doyurucu ve rahattı, ve resimlerinden, bu hayatın zevkine varmak için yararlanmak istediler. Onlar, durumun elverdiği her an resimlerinde bunların bir kez daha tadını çıkarmak istediler: kentlerinin, evlerinin, mobilyalarının tertipli olmasının, evde hüküm süren huzurun ve bir o kadar da eşlerinin, çocuklarının saygın giyiminin, zenginliklerinin, sivil ve siyasi törenlerinin, denizcilerin cesaretinin, ticaretteki ünlerinin ve dünyaya yelken açan gemilerinin. Hollandalı ressamlar aynı zamanda doğadaki nesnelere içten ve neşeli bir varoluş duygusu katarlar. Resimlerini, kılı kırk yararcasına yapmışlar, en üstün sanatsal kompozisyon özgürlüğü ile rastlantısal ayrıntılara karşı duydukları ince hassasiyeti birleştirmişlerdir. Konular hem özgürce hem sadakatle ele alınmıştır ve yalnızca bir an var olan şeyleri sevdikleri çok açıktır. Taze bir bakışa sahiptirler ve dikkatlerini yoğun bir biçimde, en minik ve en sınırlı nesneler üzerinde toplarlar. Hegel, bir yandan ressamın sanatını doğrudan doğaya bağlıyor ve gerçekliğe ayna tutan resmini tanımlamak için
“gerçekçilik” kavramını kullanıyordu.

Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.

kitap