Kitabın 13.14. ve 15. sayfalarından tanıtım amaçlı alıntı yapılmıştır.
Kayıp çocuk
CLAİRE, 1960
Claire geriye bakıp da aslında bu ilişkiyi neden yaşadığını düşünecek olsa, işe kayıp çocuktan başlardı. Virginia'da havanın iyice ağırlaştığı, mevsimin ilk rutubetli günleri, haziranın ortalarıydı. Okulun son günleriydi ve Claire mutfak penceresinden otobüsün köşede durduğunu, mahallenin çocuklarının kan ter içinde etekleri, bluzları, haki renkli pantolonları, nemli pamuklu gömlekleriyle, tembel köpek yavruları gibi otobüsten indiğini görebiliyordu. Yanlarından beyz-bol eldivenleri sarkan okul çantalarını kaldırımda sürüklüyorlardı. Atlama ipleri, sanki onlar da sıcaktan bunalmış gibi, küçük bir grup kızın peşi sıra geliyordu.
Bu manzarayı gören Claire gülümsedi. Sabunlu suyun İçindeki san lastik eldivenli elleri sanki otomatiğe bağlanmış gibiydi. Yıka. Durula. Kuruması için damlalığa koy. Al baştan. Mutfakta, önündeki pencere pervazında soğumakta olan çikolatalı kekin kokusu vardı. Biraz da, içtiği sigaranın hafiflemiş kokusu ve kızartıp rulo köfteye eklediği soğanın kokusu. Kathy yukarıda, en sevdiği oyuncağı, eski ve yıpranmış doldurulmuş tavşanı Mimi'yi elinden tutmuş uyuyordu.
Claire'in koltuk altlarından ter boşanıyordu. Çocuklara bakarken, hava dışarıda yemek yenemeyecek kadar sıcak mı acaba, diye düşündü dalgın dalgın. Birkaç yıl içinde Kathy'nin de onların araşma katılacağını, her sabah sekiz on beşte, düzgünce örülmüş saçları ve tertipli bir şekilde kıvrılmış çoraplarıyla çığlık çığlığa o otobüse bineceğini ve tıpkı bu çocuklar gibi saat üç buçukta, ter içinde, yorgun ve ateş basmış halde eve döneceğini hayal etmekte zorlanıyordu.
Bu, Peter'ın ikinci bir çocuk İçin hazır olduğunu söylediği haziran ayıydı ve Claire sevişmelerinden önce diyaframını takmayı istemeden de olsa bırakmıştı. Teorik olarak, o da daha fazla çocuk istiyordu. Honeysuckle Hills'de oturan diğer ailelerin en az iki, ama daha çok üç-dört çocukları vardı. Boşanma gibi, tek çocuk sahibi olmak da nadir rastlanan ve yadırganan bir durumdu. Herkes, tek çocuklu bir ailedeki annenin, bir çeşit kadın rahatsızlığı olduğundan şüphelenirdi.
Ne de olsa, 1960 yılıydı. Ülke, bir savaş atlatmıştı. Şehirde, Arlington ve Alexandria'da, Honeysuckle Hills gibi mahallelerin etrafında pıtrak gibi yeni evler ve Quail Ridge ve Turtledove Estates gibi pastoral isimleri olan yeni mahalleler kuruluyordu. Geniş, kıvrımlı sokakları, biçilmiş çimleri, içinde uyumlu mobilyaların bulunduğu verandaları vardı. Erkekler Washington D.C.'de çalışmaya giderken takım elbise, fötr şapka ve palto giyiyor; kadınlar yerleri kaplayan duvardan duvara halıları süpürüyordu. Mobilyaları limonlu Pledge ile cilalıyor, Campbell marka çorba ve konserve sebzeyle güveç pişiriyorlardı. Her hafta kuaföre gidiyor, saçlarını spreyletip kabarttırıyorlardı.
Uzun yaz akşamlarında, aileler dışarıda oturup sokakta bisiklete binen, ya da küçük motosikletlerin veya patenlerin üzerinde dengelerini bulmaya çalışan çocuklarını izliyordu. Sokağı, çim biçme makinelerinin patırtılarının ve uzaktan gelen radyo seslerinin yanı sıra, atlama ipleri kaldırıma çarptıkça neşeyle şarkı söyleyen kızların sesleri dolduruyordu. Cumartesi öğleden sonraları, "yeniyetmeler" toplanıyor, ellerinde banyo havluları, hâlâ esnek olan bedenlerini çalkalayarak tvist öğrenmeye çalışıyorlardı. Üzerinde plastik ayak izleri basılı olan bir matın üzerinde yürüyerek beceriksizce ça-ça yapıyorlardı.
Claire şu anda bile birisinin transistorlu radyosundan, Brenda Lee'nin "I'mSorry" şarkısının mırıltısını duyabiliyordu. Bulaşıklar yıkanmış, otobüsten inen çocuklar evlerine dağılmıştı. Claire lastik eldivenlerini çıkarıp süslemek üzere krema sürülecek kadar soğuyup soğumadığını anlamak için kekin üzerine dokundu. Yeterince soğumamıştı. Az sonra Kathy uykusundan uyanacak, biraz huysuzlanacak, Claire'in kucağında oturmak için ısrar edecek ve onu hiçbir şey yapamayacağı şekilde esir alacaktı. Claire saate baktı. Şansı yaver giderse, önünde boş geçirebileceği yirmi dakikası vardı. Bir an, katlanmayı bekleyen bir sepet dolusu çamaşır, yataklara sermeden Önce havalandırılması gereken yazlık keten çarşaflar geçti aklından.
Ancak bunları yapmak yerine, kendisine büyük bir bardağa buzlu çay koydu. İçine buz, sakarin ve camın yanında bir bardakta duran naneden bir yaprak ekledi. Time'ın, kapağında sade bir kadın resmi ve "Banliyölü Eş" başlığı bulunan yeni sayısını eline aldı. Kapağı çapraz olarak bölen sarı bant, halkın üçte birinin banliyölerde yaşadığını duyuruyordu. Arka bahçedeki şezlonga uzandı ve ana hikâyeyi okumaya başladı.
Her Amerikan şehrinin etrafında, yer isimleri ve insanlarıyla topluca Banliyö diye adlandırılan, yeşilliklerden oluşan bir çelenk vardır. Banliyö şehirlerin arkasındaki tepelerin arasından dolaşır, bir zamanlar çiftlik ve otlak olan yaylalardan geçer, derelere ve ormanlara ulaşır...
Tanrı aşkına, kim kendi hayatının neye benzediğini okumak ister ki, diye düşündü derginin sayfalarını çevirirken. Okumaya devam ederken kendi mutlu hayatını düşündü. Zenci kadın şarkıcı Eartha Kitt evlenmişti. Mussolini'nin kızı da. Judy Holliday ve Jimmy Stewart'ın yeni filmlerinin galası vardı. Başkan Eisenhower Japonya'ya gitmişti -zaten hep bir yerlerde, diye düşündü Claire- ve Kamboçya Prensi' nin 12 kilo vermesi gerekiyordu.
kitap

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder