8 Ekim 2013 Salı

Yılmaz Hakkari'den İstanbul'a Bir Şöhret Yolculuğu

Yılmaz Hakkari'den İstanbul'a Bir Şöhret Yolculuğu, Muhsin Kızılkaya tarafından yazılmıştır. http://kitapgalerisi.com'da %20 İndirim ve aynı gün kargoya teslim avantajıyla alabilirsiniz. | Granada Kitap, Biyografi, 9786054643509, 264 Sayfa, Ekim/2013


Kitabın 11. 12. ve 13. sayfalarından tanıtım amaçlı alıntı yapılmıştır.

Neden Yılmaz Erdoğan kitabı?
Yılmaz Erdoğan'la, 1985 yılından başlayıp 1993 yılına kadar, araya giren bir yılı saymazsak, yaklaşık yedi yıl aynı evde yaşadık. Ben, 1983 yılında, İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'nde okumak üzere İstanbul'a geldim; iki sene sonra da o İstanbul Teknik Üniversitesi İnşaat Fakültesi'nde okumak üzere geldi. Kocamustafapaşa'da Hukuk Fakültesinde okuyan iki arkadaşımla kalıyordum, Yılmaz da bize katıldı. O evde yaşadığımız hayatın kimi ayrıntılarını bu kitapta okuyacaksınız; ancak şunu hemen söyleyebilirim: Evin nüfusuna katılır katılmaz, bu delikanlının, bizlerden çok farklı olduğu hemen ortaya çıktı. Eve yeni bir hava getirdi; hayatın en yoksul yaşandığı, ama bir daha yaşanması mümkün olmayan o en naif zamanlarında hepimize bir hediye gibi geldi. Sabahlara kadar süren sohbetlerin başrol oyuncusuydu.. Bu çocukta hiçbirimizde olmayan bir şey vardı ve yine hiçbirimizde olmayan bir azim... Bir şey olmak istiyordu ve doğrusu o şeyin adını ilk başlarda o da bilmiyordu. Biz de bilmediğimiz için, hiçbirimiz ona yardıma olamadık. Bildiğimiz tek bir şey var; piyasada hayata bir mizahçı gözüyle bakabilen çok az insan vardı ve günün birinde bir şans yakalarsa eğer, hepsinden daha iyi kıvırabilirdi bu işi... Elimizde ne bir teknik, ne bir araç, ne de bildiğimiz bir yol vardı ona gösterecek. Sadece anlattıklarına gülerek, moral veriyorduk sanırım!
O yolu kendisi keşfetti, inşaat mühendisi olmaktan vazgeçti ve oyuncu-yazar olmaya karar verdi. Bu düşü, başta hepimize olmayacak duaya âmin demek gibi geldi. Kurtlar sofrasında, Hakkari'den gelmiş, hayata bir sıfır yenik başlamak zorunda kalmış bir delikanlının işi hiç de kolay değildi. O da bunu biliyordu zaten. Çalıştı, okudu, ter döktü; o kadar ter döktü ki, bugün dönüp arkasına baktığı zaman kendi azmine kendisinin de şaşmaması mümkün değil artık.
Gün geldi başardı, ülkenin en büyük starlarından biri oldu; ben de hasbelkader bir yazar, gazeteci... Ancak o star payesine eriştikten sonra, birçok yerde benim adım da "Yılmaz Erdoğan'ın ev arkadaşı" olarak anılmaya başlandı. Dostluğumuzun eskiliğini biliyorlar ya, tiyatroya bilet ayarlamaktan tutun da röportaj isteklerine, reklam filmlerinde oynamasından televizyon transferlerine kadar aracı olmamı istediler. Ben eski arkadaşıydım ya, beni kıramazdı. Hiç kırmadı da...
Oturdum, iki portresini yazdım. Biri Öküz Dergisi'nde yayınlandı, öteki "Vizontele" hadisesi münasebetiyle Radikal iki'de... Bu da yetmemişti, onunla ilgili program yapmak İsteyen çoğu televizyoncudan tutun da, hakkında bir şeyler yazmak isteyen gazetecilere kadar yine beni aramaya başladılar. Anılarımızı anlattım, birlikte geçirdiğimiz günleri, geceleri... Ancak anlattığım her şey yavan kalıyordu, yeniliyordu arkadaşımı istediğim şekilde anlatmaya veya onlar benim isteğim gibi anlatamıyorlardı arkadaşımı.
Günün birinde, bu "Yılmaz Erdoğan bilirkişiliği'nden kurtulma fikri geldi aklıma. Oturup hakkında bildiğim her şeyi yazayım, yazayım da ben de bu yükten kurtulayım dedim. Bundan sonra ikimizin ortak anılarını merak edenler, oturup bu kitabı okusunlar.

Kitabı yazarken, kimseyle konuşmadım. Babası ve annesi de dâhil olmak üzere... Sadece, şimdiye kadar hakkında çıkan yaklaşık kırk klasör gazete haberlerini ve onunla yapılan röportajları taradım. O haber röportajlarda, birçok konu hakkındaki görüşlerinden yararlandım. Onun dışında da kitaplarına baktım. Yazdığı öykülerde çocukluğunun Hakkarisi'ni, benim de çocukluğumun Hakkarisi'yle harmanlayarak bir şeyler yazdım. Ankara yıllan için yazdığı bir şiir vardı, "Bir nevi 33 yaş şiiri"; o şiirden Ankara yıllarının ipuçlarını yakaladım, İstanbul yıllarını da zaten neredeyse tümünü birlikte yaşamıştık, o yıllarını anlatırken güvendiğim tek şey vardı; kendi belleğim.. Belleğimde hâlâ canlı kalan anıları bulup çıkardım. Kitapta göreceğiniz tırnak içinde verilen cümlelerin çoğunu, ya bir şiirinden, ya bir öyküsünden, ya bir denemesinden veya bir demecinden aldım. Zaten ürünlerine aşina olan okurlar, bunların hangi kitaptan alındığını kolayca anlayacaklar.
Ancak kitabı yazarken, hayatının arka planı benim için önemliydi. Ben bir biyografi yazan değilim. Ülkemde olup bitenler karşısında bir duruşum var. Yazacağım her şey, bu duruşuma da halel getirmeden, ülkemizin en sanalı yıllarında, 701i yıllarda çocukluğunu yaşamış, "bellek silme dönemi" dediğimiz 80'li yıllarda gelişimini tamamlamış bir starın içinde büyüdüğü politik atmosferi de verebilsin. Onun için sade suya tirit bir "nerede doğdu, nerede büyüdü, şimdi ne yapıyor?" sorularına yanıt arayan bir hayat hikâyesi olsun istemedim. Bu nedenle, kitapta yerimi fazla bulanlara, şimdiden bu hatırlatmayı yapmak istiyorum.
Bildiğim her şeyi yazdım. Kendime sakladığım hemen hemen hiçbir şey kalmadı. Sadece hayatına giren bir iki kadının ve bir iki arkadaşının adını değiştirdim; o kadar. Anlatmadığım çok şey olduğunu biliyorum. Çünkü bu kitap Mükreminle son buluyor. 


Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.

kitap

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder