Kitabın 11. 12. ve 13.sayfalarından tanıtım amaçlı alıntı yapılmıştır.
Birbirlerine bakmıyorlar. Sadece karşılarındakini taklit ediyorlar. Yan yana duruyor ve boşluğa yumruk atıyorlar. Bileklerini havada bir hilal kadar döndürdükten sonra hayaletlerin göğüslerine vuruyorlar. Birçoğunun elleri daha birkaç saat Öncesine kadar en serin kadın vücutlarında gezerken, şimdi kemikleri çeliktenmiş gibi oksijeni azottan ayırıyor. On dört erkek sesi. Yan yana dizilmiş on dört hayat. Aynı anda adımlarını atıyor ve aynı anda bağırıyorlar. Kısa ve gür. Karşılarındaki aynayla kaplı duvarda kendilerini görüyorlar. Yüzlerindeki ter damlalarını sayıyorlar. Onlara dönük olan bir adam var. Bir sonraki hareketi tek bilen o. Kızıl bir dev. Çok uzak bir Doğu'nun en acıklı sanatını öğretmeye çalışıyor. Ama onlar ilgilenmiyorlar. Ne Doğu'yla, ne de uzaklığıyla. Sokağın dilini anlamak için buradalar. Sahip olduklarını kendilerinden başka kimsenin koruyamayacağını bildiklerinden, ayrıntılarla zaman harcamıyorlar. Kreuz-berg'de karşılarına çıkacak sıradan bir gaspçının kulağından kan akıtacak bir tekniğin felsefesinin olması ilgilerini çekmiyor. Bin yaşındaki bir tarzı, bir barda tereddütsüz küfredebilmek için tüketiyorlar. Büyük salonun içinde çıplak ayaklarının üzerinde tekrarladıkları vuruşların bir felsefesi olması gerekmiyor. Dünyanın da bir felsefesi olması gerekmiyor onlar için. Çünkü sırtında yaşıyorlar ve bu onlara fazlasıyla yetiyor. Kastanienallee'deki Jeet Kune Do Akademie Berlin. Kısaca JAB. Bodrum katındaki beyaz salondalar. Asla kendilerini savunmanın değil, öldürmenin provasını yapmak için buradalar. Kendilerini ya da bir başkasını. Fark etmez çünkü onlar Batı'dalar...
Koma, Zargana'yı ilk kez JAB'da gördü. Dikkatini çekmesi için bir neden yoktu. Sadece bir saniye için duvardaki aynada göz göze geldiler. Saçlarının diplerinden çıkıp çenesine kadar sürünen ter damlalarının arasından onun kendisine bakan gri gözlerini yakaladı. Islak kirpikleri, sadece kafatasının rengini koyulaştıracak uzunluktaki sarı saçları, salondan çaldığı her nefeste açılan burun delikleri, çatlak ve kalın dudakları... Hepsi de Koma'ya bakıyordu. Benziyorlardı. Zargana'nın yaylı bir oyuncak gibi savurduğu ellerinin artık bir hedefi vardı. Benzerini dövüyordu. Koma umursamıyordu kendisine bakan gözlerden akan nefreti. Belki de en büyük yanlışı bu oldu...
îki saatlik çalışmanın sona erdiğini, Pascal adındaki kızıl devin kapanış hareketine başlamasından anladılar. Tao tekniğine ait gösterişsiz bir gevşemeydi. Oysa Koma omuzlarından parmak uçlarına kadar gergindi. İki TIR'ı birbirine bağlayan çelik bir halat kadar keskindi. Bugüne kadar onu kimse rahatlatamamıştı. Çekik gözlülerin geleneksel danslarından alıntılarla süslenmiş bedensel yaylanmalar sayesinde mi gevşeyecekti? Tabii ki hayır, işi vardı onun. Daha önce çalışma grubunda hiç görmediği, kendisinden en az bir telefon rehberi kadar uzun ve yine bir telefon rehberi kadar zayıf adamla göz gözeydi. Berlin'deydiler. Erkekleri tercih eden erkeklerin cennetinde. Grubun en solunda oturan adam o cennetin meleklerinden biri miydi? Düşünüyordu bütün olasılıkları. Bunun için buradaydı, insandı ve bir aklı vardı. İkisi bir araya gelince atom bombası ortaya çıkmıştı, dolayısıyla o da kimonosunun altında kalın bir ip gibi duran adamın gerçekte ne olduğunu anlayabilirdi. Zor değil, dedi kendi kendine.
İnsanları anlamak zor değil. Hepsinin de doğum izleri gibi karakter izleri var sağlarında sollarında. Biraz dikkatli bakmak yeter. Haritalara benzerler. Ölçeklerinin nerede yazıldığını bulana kadar korurlar esrarlarını. Sonra bir güneş kadar bilinir hayatları. Sarışınlara benzeyen hayatları. Güzel
ama aptal hayatları...
Ve arıyordu Koma da. Israrla bir iz arıyordu aynadan süzdüğü adamda. Ama kimonosu kadar beyazdı her yeri. Hareketleri, gözleri, elleri, sesi... Bir kar parçası gibiydi. Hiçbir hikâyesi yokmuş gibi. Olağandışı görüntüsüne rağmen bir karınca kadar sıradan duruyordu. Üç duvarı beyaz salonda gözden kaybolacak kadar beyazdı. Ama Koma görünüyordu. Çünkü ruhu petrol kadar siyahtı.
On sekiz dakika süren, kaslarını gündelik hayata alıştırma çalışmaları bittiğinde yerlerinden kalkıp salondan çıktılar. Jannick, Koma'nın yanına gelmekte gecikmedi. Konuşmaya başladı. İkisinin de tanıdığı bir kadından söz ediyordu. Hamile olduğunu ve doğacak çocuğun babasının belli olmadığını anlatıyordu. Koma dinlemiyordu. Sadece duyuyordu. Jeet Kune Do'yu Jannick'in şahdamarını bir balığın kılçığını çeker gibi çıkarıp kopartmak için kullanabilirdi. Bir işe yaramış olurlardı. Jannick de, öğrendiği savunma sporu da... Duşlara kadar bir yanıt vermedi. Sadece başını salladı. Jannick okuldan tanıdığı biriydi. Büyük bir şanssızlık sonucu yedi ay önce JAB'da karşılaşmışlardı ve yine büyük bir lanetin eseri olarak çalışma saatleri de aynı çıkmıştı. Uzakdoğulu olamayacak kadar geveze, dövüşemeyecek kadar da korkaktı. Dediğine göre ruhunu temizliyordu JAB'a gelerek. Kıçını bile temizlemeyen bir Jannick'ti bunu söyleyen...
Koma on yedi yaşındaydı ve gözlerinde büyüteçler vardı. Geçtiği her sokağa bir dinleme cihazı bırakıyormuş gibi, kentteki her şeyden haberdardı.
Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.
kitap

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder