Kitabın 172. ve 173.sayfalarından tanıtım amaçlı alıntı yapılmıştır.
Çocuk ve adam vadide ilerliyordu.
"Ağır yürüyorsun' diyordu çocuk. "Başına geleceklerden korkuyorsun."
"Ben yalnızca kendimden korkuyorum," dedi İlyas. "Bana hiçbir şey yapamazlar, çünkü artık kalbim yok."
"Beni yaşama yeniden döndüren Tanrı hâlâ var. Kent için aynı şeyi yaparsan, annemi de yaşama döndürmüş olursun."
"Unut o tanrıyı. O uzakta, bizim kendisinden beklediğimiz mucizeleri de artık gerçekleştirmeyecek."
Çoban haklıydı. Bundan böyle, kendi geçmişini yeniden kurması, bir gün İsrail'i kurtaracak olan, buna karşın, küçük bir kenti kurtarma misyonunu yerine getiremeyen bir peygamberi insanların yargılayacaklarını unutması gerekiyordu.
Bu düşünce onda tuhaf bir sevinç yarattı. Yaşamında ilk kez kendini özgür, yapmak istediği şeyi istediği zaman yapmaya hazır hissediyordu. Melekleri artık duymayacaktı, buna karşın, İsrail'e dönmekte, marangozluğa yeniden başlamakta, Yunan kentine kadar gidip oradaki bilgelerin öğretisini yaşayarak öğrenmekte ya da Fenikeli denizcilerle denizin öte yanındaki ülkelere gitmekte özgürdü.
Ama önce öcünü almalıydı. Gençliğinin en güzel yıllarını, sesini duymayan, her şeyi kendi istediği gibi yaparken ona da sürekli olarak buyruklar veren bir Tanrı'ya adamıştı. O'nun kararlarını kabul etmeyi, O'nun niyetlerine saygı duymayı öğrenmişti.
Ne var ki, O'na olan bu bağlılığı terk edilmekle ödüllendirilmiş, özverisi görmezden gelinmiş, O'nun yüce iradesini yerine getirmek için gösterdiği çabalar, yaşamı boyunca sevdiği tek kadının ölümüyle sonuçlanmıştı.
"Dünyanın ve yıldızların tüm gücü senin ellerinde," dedi İlyas, söylediklerini çocuğun anlamaması için, anadiliyle konuşarak. "Bir kenti, bir ülkeyi, bizim sinekleri ezdiğimiz gibi, yerle bir edebilirsin. Öyleyse, göklerin ateşini gönder ve hemen canımı al, yoksa Sana karşı geleceğim."
Uzaktan Akbar göründü. Çocuğun elini sıkı sıkı tuttu.
"Bundan böyle, kentin kapısından geçinceye kadar gözlerim kapalı yürüyeceğim; bana rehberlik etmen gerekiyor," dedi çocuğa. "Yolda ölecek olursam, benden istediğin şeyi sen yap: Akbar'ı yeniden kur; bunun için önce büyümen, sonra odun kesmeyi, taş yontmayı öğrenmen gerekse bile."
Çocuk, sesini çıkarmadı. İlyas, gözlerini yumdu ve kendini çocuğa bıraktı. Rüzgârı ve adımlarının kumda çıkardığı sesi dinliyordu.
Musa'yı anımsadı. Seçilmiş halkı kurtarıp çok büyük zorlukların üstesinden gelerek, çöle götürdükten sonra, Tanrı onun Kenan ülkesine girmesine izin vermemişti. Bunun üzerine Musa şöyle demişti:
"İzin ver de Şeria Irmağı'ndan geçip karşı yakadaki o verimli ülkeyi, o güzel dağlık bölgeyi ve Lübnan'ı göreyim. Ama RAM sizin yüzünüzden bana öfkelendi, yalvarışlarıma kulak asmadı. Bana'Yeter artık!' dedi,"Bir daha bu konudan söz etme bana. Pisga Dağı'na çık. Batıya, kuzeye, güneye, doğuya bak. Gözlerinle gör. Çünkü Şeria Irmağı'ndan geçmeyeceksin."
kitap

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder