Kitabın 128. ve 129. sayfasından tanıtım amaçlı alıntı yapılmıştır.
30 Aralık 2007
19:49 (Yargı Gecesi'ne 28 saat, 11 dakika kala)
Karanlık konser salonuna bakan Winter hüzünle gülümsedi. O gece çalmayı kabul etmemeliydi. Tüm düşünceleri annesine odaklanmıştı. On yaşından beri neredeyse her konserinde olduğu gibi o gece de yanında olmasını öyle çok istiyordu ki. Artık hiçbir konserden zevk alamayacağını düşündü.19:49 (Yargı Gecesi'ne 28 saat, 11 dakika kala)
Derin bir soluk alıp üzüntüsünü bir kenara itmeye çalıştı. O anda önemli olan tek şey müzikti. Boş bakışlarını kalabalık dinleyici kitlesinin üzerinde dolaştırdı ve en ön sıradaki bir şey dikkatini çekti. Gözünü alan projektör ışıklarının altında bir silüetten fazlasını seçmek mümkün değildi, ama gölgeyi andıran şekil yine de kanını dondurmaya yetti: Kocaman bir köpek.
Kör adamın orada olduğuna emindi. Onun, beyninin içine baktığını düşündü. Zorlukla yutkunup, soluklarını kontrol altına almaya çalıştı. Saçmalıyordu. Yalnızca sinirliydi; hayal gücü fazla çalışıyordu. Köpek de orada değildi, sahibi de.
Sadece çal. O zaman yeniden hissetmeye başlayabilirsin.
Winter giriş yapacağı zamanı gösteren işareti bekledi. Orkestra Jean Sibelius'un Re-minor keman konçertosunu çalıyordu. Finli bestecinin başyapıtı temaların birbiriyle iç içe gireceği şekilde dokunmuş zengin armonisiyle olduğu kadar, keman solosunun inanılmaz imgelemesinden ötürü de onun favorisiydi.
Sonunda zaman geldi. Winter kemanını yerleştirdi ve müziğin içinden geçip akmasına izin verdi. Kırk üç dakikalık konçerto süresince daha önce hiç çalmadığı gibi çaldı, içsel hüznü ve yeni bulduğu özgürlüğü salonda bir kuşun dokunaklı ötüşleri gibi süzülüp yankılandı. Görkemli kreşendoya doğru arşesini hızla Stradiva-rius'unun telleri üzerinde kaydırırken, gözlerinden artık yaşlar süzülüyordu.
Görüşü bulanıklaştı, ama önemli değildi. Ezberden çalarak orkestrayı ardında sürüklerken, şef de onu izliyordu. Diğer müzisyenler onun kemanının boş bıraktığı her perdeyi doldurup yalnızca müzik olmanın ötesinde, müzikten bir duvar yaratarak sel gibi arkasından geliyordu. Cisimleşmiş bir duygu yumağıydı yaşanan.
Winter'in ruhundan saf, yoğun, özürsüz duygular fışkırdı. Hayır, sadece onun değil, hepsinin ruhundan. Aslında o duygu selini yönlendiren solistti belki, ama yalnız değildi. Hüzün, umut ve arzu ondan değil, onun vasıtasıyla tüm orkestradan geliyordu. Artık sadece enstrümanlarını çalmıyor, aynı zamanda kalplerini şakıyorlardı.
Orkestra son notayı da çaldığında Winter arkasındaki herkesin tüketici ve özgürleştirici bir deneyimden geçmişçesine aynı anda iç geçirdiğini hissetti. Arşesini kaldırmasıyla dinleyicilerin tepkisi arasındaki o çok kısa anda dönüp arkasına baktı.
Önce müzisyenlerinin yüzlerinin neden o kadar parlak göründüğüne anlam veremedi, ama sonra kavradı. Çalarken ağlayan sadece kendisi değildi. Onlarca ıslak yanak ve kırmızı göze bakılırsa, orkestranın neredeyse tamamı gözyaşı dökmüştü.
Ne olduğunu sorgulamasına fırsat kalmadan dinleyiciler ayağa fırladı. Gök gürültüsünü andıran bir alkış koptu, duvarlardan yansıdı ve fiziki bir güç gibi geri tepti. Winter elinin tersiyle yanaklarını sildi, gülümseyerek alkışların kendisini sarmalamasına izin verdi. Dinleyicilerden gelen övgü ve hayranlık dalgasının keyfini çıkartarak eğildi ve uzun bir selam verdi. Salonun ışıkları yanarken çenesini kaldırıp bakışlarını balkona çevirdi.
Ve bir anda yüzü karardı.
Michael orada, otuz metre ilerisindeki bir locanın ön sırasında ayakta duruyordu.
kitap

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder