Bir öğle vaktiydi. Ada vapurunda. Etrafta genç âşıklar, çoluk çocuk aileler, münzevi tipler, meraklı turistler, bavullarında taşıdıkları malları satmaya çabalarken sesleri kısılmış ama gene de bağırmaktan geri durmayan satıcılar... her telden her demden insan nasıl olduysa buluşmuş dünya üzerinde bu mini minnacık ceviz kabuğunun içinde, sallana sallana gidiyoruz. Sıkışmışını bir köşeye. Sağımdaki şişmanca kadının süpermarket torbaları, solumdaki kerliferli adamın deri çantaları arasında oturuyorum, kucağımda kitaplarla. Bir edebiyat programının çekimini Heybeliada'da yapmışız. Oradan dönüyorum şehr-i şehire. Tek başıma.
Vapur denize açıldıktan beş altı dakika sonra not defterimi çekimi yaptığımız yerde unuttuğumu fark ediyorum. Canım sıkılıyor birden. Bıktım dalgınlığımdan. Sürekli bir şeylerimi bir yerlerde unuta unuta dolaşıyorum. Sayısız defter, şemsiye, cep telefonu, rimel, ruj, saç tokası, hırka, eşarp, sandviç, kepekli bisküvi, hediye paketi... hatta bir keresinde, yuvarlak akvaryum içinde iki adet su kaplumbağası unutmuşluğum var orda burda, bir zaman bir yerlerde.
Uzak Asya'da, mesela Burma'nın balta girmemiş ormanlarında yaşasaydım, örnek vatandaş sayılabilirdim belki de.
Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.kitap
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder