Kitabın 89. sayfasından tanıtım amaçlı alıntı yapılmıştır.
Üniforma içerisindeki kapıcı döner kapıyı itiverince kendini içeride, başkentin en güzel otellerinden biri olan George-V'in muhteşem holünde buldum.
Kırmızı Alicante mermeri bütün zemini kaplıyor ve yüksek, epeyce yüksek tavana uzanan, görkemli sütunları sarıyordu.
Resepsiyonun tezgâhı parlak ahşap kaplamaydı. Atmosfer, gayet klas bir hava ile sessiz bir etkileyiciliğin karışımıydı. Uşaklar, çoğu deri kaplı ve üzerine prestijli markaların damgası vurulmuş sandık ve valizlerle dolu yaldızlı arabaları dolaştırarak koşturup duruyordu. Güler yüzlü ve eli çabuk resepsiyonistler kâh anahtarları kâh Paris haritalarını teslim ediyor, müşkülpesent oldukları belli insanları bilgilendiriyorlardı. Şortlu ve Nike ayakkabılı bir müşteri -bir senfoni orkestrası sahnesinde dolaşan rapçi kadar uyumsuz bir halde- bu tür yerlerin müdavimi olan birinin rahatlığı içinde holden geçti. Benim memleketimden biriydi kuşkusuz...
Kapıcıya doğru ilerledim.
"İyi günler, barı arıyorum."
Bana burada bir odam olup olmadığını sormasından çekinmiştim. Islanmış saçlarımla, zaman zaman yüzüme damlayan suyla, basit bir görünümüm olmalıydı. Neyse ki, şortlu turistin hali beni biraz rahatlatmıştı.
kitap

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder