Kitabın 158. ve 159. sayfalarından tanıtım amaçlı alıntı yapılmıştır.
"Tam olarak Ağustos'un on ikisiydi..." dedi Beyaz Hala.
"12 Ağustos 1915'de hani o Gelibolu'nun meşhur bulutu vardır ya, hah işte bir tabur asker onun içinde kayboldu."
Viki, Beyaz Hala'nın evine taşınmış ve tamamen iyileşmişti. Çocukluğundan beri yakasını bırakmayan ve üzerine kara bir lanet, tedavisi olanaksız bir illet gibi yapışan o kâbus nihayet bu evde uykularından taşınıp gitmişti. İlk defa burada, Beyaz Hala'nın evinde doktorların 'kaliteli uyku' dedikleri sağlıklı uykulara kavuşmuştu. Hiçbir terapinin kurtaramadığı rüyalarını parçalayarak geceleri ona yakaran büyük dedesi bir haftadır onu rahat bırakmıştı. Yıllardır sık sık rüyasına giren büyük dedesi, Gelibolu sahillerinde kanlar içinde kıvranırken elini uzatıp Viki'ye yalvarırdı: "Beni sen bulacaksın Viki, beni aramaya sen geleceksin Viki..," Bu kâbustan kan ter içinde uyanmaya, bir hastalıkla beraber yaşamak kadar alışan Viki, bir haftadır rahat uyuduğunun ayırdındaydı. Sanki yüzündeki uykusuzluk gerilimi yumuşamış, sağlıklı uyuyanların huzurlu cildiyle güzelleşmişti.
Organik besinlerle hazırlandığı için çok değer verdiği, peynir, ev ekmeği, reçeli, serbest gezinen tavukların yumurtaları, sütlü tarhana ve tadına doyamadığı sebzeli bulgurla beslenmiş, şekersiz olduğu sürece içebildiği Türk çayından tıpkı Türkler gibi bir oturuşta onlarca bardak tüketerek ortama uyum sağlamış görünüyordu. Çok rahat ve estetik bulduğu Be-yaz Hala'nın şalvarlarından birini giymişti. Üzerinde kendine bir bermuda kadar kısa gelen bu şalvara büyük bir zıtlıkla sırıtan bir tişörtle geziyordu. Bu tişört Eceabat'a ilk geldiği gün turizm acentasının bir armağanı olarak ona verilmişti. Tişörtün göğsünde Lest We Forget-AnzacDoy-Gallipoli 2000 yazıyordu. Elinde artık parmaklarını yakmadan tutmayı öğrendiği bilmem kaçıncı çayın bardağı, başında bir kurşun kalemi toka yaparak ensesinde topladığı uzun saçları, yüzünde ev içi hallerin rehaveti ve kaliteli uykuların yarattığı huzurla kanepeye bağdaş kurmuş oturuyordu. Onu tanımayanlar, rahatlıkla Eceyaylası Köyü'nden okumak için çıkıp, büyük şehirdeki okulu bitince evine dönmüş bir köylü kızı sanabilirdi. Rahatlıkla sanabilirdi.
"12 Ağustos 1915 sabahı Suvla Koyu'nda ekmek somununa benzeyen ha şööle yedi sekiz tane bulut vardı," dedi Beyaz Hala.
Sesinde 12 Ağustos 1915 günü bizzat kendisi oradaymış ve bahsettiği bulutları gözleriyle görmüş bir şahidin güveni vardı. Bulutları tarif ederken evin tavanına bakıyor, sanki tavan gökyüzüymüş de, şimdi bile o bulutları orada görüyormuş gibi tek tek yerlerini arıyordu.
Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.
kitap
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder