Kitabın 186. ve 187. sayfalarından tanıtım amaçlı alıntı yapılmıştır.
Bugün memleketimizde, maalesef geçmiş yılların biriktirdiği bir netice olarak milyonlarca işsiz kardeşimiz vardır. Her yıl takriben yarım milyona yakın yeni memleket evladına iş sahası açmak mecburiyetindeyiz. Artan nüfusumuza yeni iş yerleri bulmak için sanayileşme zaruridir. "Efendim, sanayiden başka geçim vasıtaları var." diyemeyiz. Evet vardır, fakat o geçim sahalarının durumu şöyledir: Bizim bugünkü tarım üretimimizi başka ülkeler onda bir kadar insanla elde etmektedir. Tarımda makinalaşma, tarıma yeni insanları koymak neticesini değil, bilakis tarım sahasından dışarıya insanlarımızı almak sonucunu doğuracaktır. Tarım sahasından gelecek nüfusun iş yeri, yine sanayi olacaktır. Bütün ekonomik sektörler birbiriyle bağlantılıdır. Örneğin, elbette hizmet sektöründe insana ihtiyaç vardır. Ancak, hizmet sektöründe mesela ulaştırmada, tarımda veya ziraatta ürününüz varsa, onu taşıyacak bir ulaştırma sektörünün manası vardır. Yani sanayide ve ziraatta gelişmeden, ulaştırmayı arttırmaya kalkmak abes bir tutum olur. Sanayileşmenin bir ikinci zarureti de bugün yeryüzünde geçerli olan milletlerarası mübadele sistemlerinden ileri gelmektedir. Batı ülkelerinde bir işçinin bir saat çalışarak meydana getirdiği netice, ağır şartlarda, karda, kışta, sıcakta, tarlada yorucu bir şekilde 10 saat çalışan bir işçinin emeğiyle değiştirilmektedir. Bugün yeryüzündeki düzen, bu esasa göre kurulmuş bulunuyor.
Sanayileşmek demek, bir ülkenin kendi insanlarının mesai saatini kıymetlendirmesi demektir. Bundan dolayı, ilerlemek isteyen ülkeler, sanayileşmeye büyük ağırlık vermek mecburiyetindedir. Sanayileşmemiş bir ülke güçlü olamaz. Milletimizin yeniden yeryüzünde güçlü bir ülke olması için, mutlaka sanayileşmiş bir ülke olması mecburiyeti vardır.
Bir örnek vermek gerekirse, Almanya'daki Solingen çelik şehrine, yüzyıllar önce Haçlı Seferleri sırasında memleketimize gelmiş "Solingen" adlı bir Alman'ın adı verilmiştir. Bu Alman Müslümanlardan öğrendiğiyle memleketinde çelik sanayisini kurmuş, üne kavuşmuştur. Ben Almanya'dayken duymuştum. Şehrin adının Haçlı Seferleri'ne iştirak etmiş bir ustaya ait olduğunu söylemişlerdi. Haçlı Seferleri'ne katılmış, Müslüman ülkelerden "çeliğe nasıl su verildiği"ni öğrenmiş Solingen adlı usta... Döndükten sonra, Almanya'daki bu köyde bir demirci dükkânı açmış ve Müslümanlardan öğrendiği sanatı orada icra etmeye başlamıştır. İşte bugün o köy, Almanya'nın en büyük sanayi merkezlerinden birisi hâline gelmiştir. Ancak, tarih karıştırıldığı zaman görülüyor ki bugün hayret verecek derecede gelişmiş olan böyle bir çelik merkezinin hocası bizleriz. Bizim mensup olduğumuz İslam medeniyetidir.
Biraz daha yakın tarihe geldiğimiz zaman gördüğümüz hakikat şudur; Sultan Fatih İstanbul'u fethetti, bir çağı kapattı, bir çağı açtı. Bu büyük hadise, elbette Sultan Fatih'in manevî üstünlüğünden ileri geliyor.
kitap

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder