6 Şubat 2014 Perşembe

Galiz Kahraman

Galiz Kahraman, İhsan Oktay Anar  tarafından yazılmıştır. http://kitapgalerisi.com'da %20 İndirim ve aynı gün kargoya teslim avantajıyla alabilirsiniz. |  İletişim Yayınları, Roman, 9789750514180, 181 Sayfa, Ocak/2014 


Kitabın 80. ve 81. sayfalarından tanıtım amaçlı alıntı yapılmıştır.


Otomobile binip epey bir gittikten sonra İstiklâl Caddesi’ne çıktılar. Nihayet ekstra ekstra lüks bir apartmanın önünde durdular. Yağmur sürüyor ve arada bir gök gürlüyordu. Efendimiz’e şemsiyesiyle refâkat eden şoför, kapıyı açıp apartmana girdi. Hidrolik asansörle beşinci kata çıktılar. Şoför düğmeyi çevirip elektrik ampulünü yakınca, tepesinde ağaç oyma koskoca bir arslan kafası olan bir kapı göründü. O kadar muhteşemdi ki, üstüne üstlük bir de geyik derisiyle kaplanmasına aslında hiç de gerek yoktu. Şoför kapıyı açtı ve içeri ayak bastılar. Parıl parıl yanan bir kristal avizenin aydınlattığı salona girdiklerinde İdris Âmil Hazretleri, melek motifli kâğıtla kaplı duvarlarda, eski zaman insanlarının, altın yaldızlı çerçeveler içerisindeki yağlıboya tablolarını gördü. Salonun ortasındaki abanoz sehpanın ve her dört duvardaki On altıncı Lui, Bidermayer, rejans tarzındaki konsolların üstünde, gümüş vazolar, biblolar ve şamdanlar ışıl ışıl parlıyordu. Şoför, Efendimiz’e eliyle ‘Gel’ işareti yaptı ve zaten açık olan kapıdan yatak odasına girdiler. Gösterişli bir yatakta yaşlı bir karı koca horul horul uyumaktaydı. İşte bu yatağın hemen yanı başında, mobilyada Gotik uyanışın bir eseri olan koltukta, elinde konyak kadehi ile huysuz biri yan gelip yatmıştı. Diğer üç kişi ise, yatak odasındaki şömineyi yakmaya çalışıyorlar, ancak alevi, ciğerlerinin bütün gücüyle ne kadar üfleseler de, odunlar pek kuru olmadığından mıdır, bu işi başaramıyorlardı. Koltuktaki şahıs onları, “Beceriksizler sizi!” diye azarladığında, yatağında karısıyla yatan adam uyanır gibi olmuştu ama yine aynı şahıs, konyağından bir yudum daha aldıktan sonra, “Pış! Pış! Pış! Pışşş!” diye onu uyuttu. Kadehini yine doldurup şişeyi beceriksizlere uzattı. Beş yıldızlı konyaktan biraz dökülünce odunlar tutuşturulabilmişti. Artık duvara gömülü çelik kasa açılabilirdi. Bu iş için üç değil, aslında bir kişi bile yeterdi. Hattâ aşağıda otomobilin arka kol tuğunda uyuyan çocuk bile kasayı pekâlâ açabilirdi. Ama diğer iki kişi, koltukta konyağını yudumlayan şahsın, hususî hizmetkârlarıydı. Bu şahıs, adının verilmesi pek münasip olmayacak o sokakta yaşayan hırsız kolonisinin reisi, hattâ ve hattâ meşrû bir seçimle başlarına gelmiş muhtarlarıydı. Kadehinden bir yudum daha aldıktan sonra Efendimiz’e şöyle bir baktı ve âdeta onun ruhunu beynini okudu. Nedendir bilinmez, fakat galiba inisiyasyon niyetiyle yerinden Vaftizci Yahya gibi doğrulup İdris Âmil Hazretleri’nin ayağına, âdeta piyanonun sağ pedalıymış gibi basıverdi! Efendimiz’in kulağı acıdan Sanctum İohannes’in inisiyaliyle çınlamaya başlamış, duvar saatinin sarkacı ise sanki puandorg ile zaten duruvermişti! Öyle ki, kulağındaki ses, sanki Fingal’de çınlayan bitmeyecek bir senfoniydi. Adam var gücüyle basmayı sürdürüyor ve İdris Âmil Hazretleri’nin kulağındaki çınlama da kesilmek bilmiyordu. İşte belki de, bu mühim Hırsızbaşı’na bir corona koymak icap ederdi.
Ama kral tâcı yahut aziz hâlesi yerine, başında mütevâzı bir fötür şapka, üzerinde ise, sol dirseği yırtılmış bir boz takım elbise vardı. Upuzun ve ağarmış kaşlarına, kırış kırış esmer suratına bakılırsa altmışını çoktan geride bırakmıştı. Ama gözlerindeki pırıltı, ihtirastan değil, şöminedeki ateşin yansımasından ileri geliyor olsa gerekti. İki numara büyük olduğu ve maharetli bir İtalyan kundura üstâdı tarafından yapıldığı nazar-ı dikkate alındığında, çalıntı olduğu âşikâr ayakkabılarında da vardı o parıltı. Unvanı ise hem lâkabı ve hem de ismi olageldiğinden, ona ‘Muhtar’ diye hitap etmemek ayıp kaçardı. Şehirdeki hırsızlık camiasının yegâne reisi olması yanı sıra, aynı zamanda bilinen en iyi çilingirdi!

Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.

kitap

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder