5 Şubat 2014 Çarşamba

İsrail'i Kur

İsrail'i Kur, Wladimir Jabotinsky tarafından yazılmıştır. http://kitapgalerisi.com'da %20 İndirim ve aynı gün kargoya teslim avantajıyla alabilirsiniz. |  Yeditepe Yayınları, Siyaset, 9786055200374, 224 Sayfa, Ocak/2014


Kitabın 140. ve 141. sayfalarından tanıtım amaçlı alıntı yapılmıştır.

Başka bir mektup:
"Malaryayı yendik. Size, krallığımda kimse yok diye yazdığımda, ben sadece insanları anlatmak istedim. Abuein'de yaşayan başka bir tür daha vardı. Hem de milyonlarca. Dünyada bu kadar çok sivrisinek olabileceğini tasavvur edemezdim. Hava kararmadan önce, açık dizlerimizi sarıyor, elimize, yüzümüze ve ensemize yağlı bir krem sürüyorduk. Ama bu haşereler bizim krem lezzetli bir şeymiş gibi saldırıp bizi ısınyorlardı. Bizi büyük bir keyifle sokuyorlardı, biz de kaşınmaktan bitap düşüyorduk. Sonuç: İki asker malaryaya yakalandı. Çavuşumla bir savaş şurası yaptık ve bu uçan ahaliyi köyden kovmaya karar verdik. Telefoncular vasıtasıyla tabur komutanlığından iki büyük teneke mazot istedim. Sonradan Yahudi olan onbaşıya, Strukalin'e ve inzibatlarla kavga ettiği için iki haftalık cezadan geri dönen onbaşı Jisrael'e evden eve, kulübeden kulübeye giderek, sivrisineklerin yuvalanabileceği rutubetli yerleri bulmalarını emrettim. Her ne kadar bizim "terzilere" güvenim sonsuz ve onlara saygı duyuyorsam da, işin ehemmiyeti açısından bu işi ancak Siyon Katır Birliği'nden gençlerimize verebilirdim. Akşamın geç vakti, yerde sürünmekten tepeden tırnağa toz-toprak içersinde görevlerinden geri döndüler. Güvenlik açısından ayakta yürümek yasaktı. Bize sivrisineklerin yuvalandığı üç adres verdiler. Bir kuyu, bir rutubetli mağara ve harabe bir hamam. Gece, tabur katırlarımız da mazotu getirdi. Bir mucize eseri bizim telefoncu Genel Karargah'a derdini anlatabilmişti. Büyük bir zevkle düşman kamplarını zehirlemeye giriştik. Düşman da korkunç bir karşı atağa geçti. Bugün, aradan üç gün geçtiği halde her tarafım sokulmaktan yara içersinde. Ama bu gece ortalıkta değil kanımıza, sürdüğümüz merheme bile iştahı kalmayan birkaç tane sivriseinek kalmıştı. Onlar da oradan oraya sessizce uçuşuyorlardı."
Başka bir mektup:
"Terzileri her gün daha fazla seviyorum. Size bir episod anlatmalıyım: Dün büyük bir gündü. Rischon'un yerleşimcileri iki eşek dolusu hediye getirdi - üzüm, incir, hurmalı pasta... Hediyelerin arasında şarap da olduğu konusunda çekincelerim var. Ama Tabur Komutanlığı'ndaki İrlandalı "element" sanırım, "kimseye ait olmayan alanda " yaşayanlara şarap verilmemesini emret-miş. Öğlen saat 12'de, müfreze, gece nöbeti sonrası dinlenmesini bitirdikten sonra çavuş şekerlemeleri dağıttı. Önceden şunu söylemeliyim; hepimiz aynı evde kalıyorduk. Çavuş ve ben ikinci katta, askerler de, avlunun çevresindeki üç büyük odada kalıyordu. Türkler'in kaldığı yerden evimizin çatısı görünüyordu. O yüzden askerlere avluda oturma izni verdim. Çoğunlukla iskambil oynuyorlar; umarım parasına değil, çünkü yasak. Bugün de, her zamanki gibi bir gölge köşede oturuyorlar, üzümlerini yiyor ve bir oyun oynuyorlar. Ta ki, Türkler birdenbire, üzerimizden bir top senfonisine başlayıncaya kadar... Gündüzleri pek nadir de olsa -genelde onların topçuluğunu öğrendik - attıkları mermiler hep kampın sağındaki kimsenin yaşamadığı o dağa isabet ediyordu. Ben kitabımı okumaya devam ettim, avludaki askerler de istiflerini bozmadılar. Fakat beş dakika sonra çavuş odama geldi ve: "Sir, korkarım bu kez bizi hedef aldılar. Patlama sesleri değişik geliyor. Bu sefer Abuein'e ateş ediyorlar."
Gerçekten de, ikinci mermi köyün yakınlarına düştü. Pencereden sarkarak avludaki askerlere bağırdım: "Korunun". Onlar da duymuşlardı, ama kim oyunu gönüllü biralar ve havasız bir Arap köyü odasına sığınırdı ki?
Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.

kitap

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder