13 Mayıs 2014 Salı

Böğürtlen Kışı

Böğürtlen Kışı, Sarah Jio tarafından yazılmıştır.http://kitapgalerisi.com'da % 20 İndirim ve aynı gün kargoya teslim avantajıyla alabilirsiniz. |  Arkadya Yayınları, Roman, 9789759997199, 353 Sayfa, Şubat/2014
Kitabın 194. ve 195.sayfalarından tanıtım amaçlı alıntı yapılmıştır.

Charles gaz pedalına basarak arabayı hareket ettirdi. Tanıdığım kimsenin arabası yoktu. Motorun sesi ve radyoda çalan caz müzik hoşuma gidiyordu. "Neden Çabana Kulüp'e gitmiyoruz? Akşam yemeği yer, belki sonra da tekrar dans etmek için şansımızı deneriz."
"Çok isterim," dedim, yanağımı omzuna dayayarak.
Seattle, Buick'in içinden muhteşem görünüyordu. Arabanın ön camı, dünyayı daha güzel gösteren pembe gözlükler gibiydi. Rahat koltuğumda otururken, tanıdığım düzinelerce yoksul ailenin, akşam yemeğinde bayat ekmek yedikleri karanlık apartman binalarını görmüyordum. Ya da anneleri benim annem gibi geç saatlere kadar çalışan çocukların başıboş bir şekilde beştaş oynadıkları çöp dolu ara sokakları fark etmiyordum. Onun yerine, Charles'ın dünyasında, hayatın önünüze bir tabakta sunulduğu o dünyada yaşamanın nasıl bir şey olduğunu hayal ediyordum.
Charles arabayı yol kenarına çekerek, benim tarafımdaki pencereden dışarı bakmak için üzerime doğru eğildi. Bana bu kadar yaklaşmasına aldırış etmedim.
Kulübün kapısında 'Kapalı' yazan bir levha asılıydı. "Hay aksi," dedi Charles. "Pekâlâ, bunun yerine doğruca otele gitmeye ne dersin? Bu gece hava çok güzel. Annemle babamın süitinin balkonunda akşam yemeği yiyebiliriz."
"Anne ve babanın süiti mi?"
"Evet," dedi Charles. "Misafirlerinin çoğunu orada ağırlarlar. Babam geç saatlere kadar çalışacağı ve sessizliğe ihtiyacı olduğu zamanlar, haftada birkaç gece orayı kullanır. Ya da annemle aralarındaki bir anlaşmazlığı çözüme kavuşturmak için oraya çekilirler ki bugünlerde bunu daha sık yapar oldular."
"Sanırım olabilir," dedim utangaç bir şekilde.
Charles arabayı sokağın yalnızca birkaç blok aşağısında-ki otelin girişine sürdü. Anahtarları valeye uzatarak kapıdaki görevliyi başıyla selamladı. Ardından doğruca asansöre yöneldik. Charles, on yedi numaralı düğmeye bastı.
Yutkundum.
"Asansöre ilk binişin mi?"
"Evet," diye itiraf ettim, asansörün aniden yukarı çıkmaya başlamasıyla kendimi bir tuhaf hissetmiştim.
"Korkma," dedi Charles, iki eliyle belimden tutup, beni kendine çekerek.
Gözlerinin içine baktım. "Peki, ya... düşerse?" "Düşmeyecek," diyerek bana sıkıca sarıldı. "Söz veriyorum."
Asansör durup kapılar açıldığında, beyaz takım elbiseli bir adam bizi bekliyordu. "İyi akşamlar, efendim," dedi Charles'a. Ardından başıyla beni selamladı. "Süitiniz hazır. Bu gece yemeğinizi içeride mi, yoksa dışarıda mı yemek istersiniz?"
Charles bana baktı. "Balkonda yesek olur mu?" Evet dercesine başımı salladım. Anın büyüsüne ve ihtişamına öylesine kapılmıştım ki bir sesim olduğunu bile unutmuştum.
Otel görevlisi, anahtarı kilidine yerleştirdikten sonra kapıyı bizim için açtı. Charles'm peşinden içeri girdiğimde, gördüğüm manzara karşısında nefesim kesildi. İpek kanepeler, şark halıları ve yakut rengi, kadife perdeleriyle, burası bir saraya benziyordu. En azından hayallerimdeki sarayların görüntüsü böyleydi.
Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.

kitap

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder