Kitabın 158. ve 159. sayfalarından tanıtım amaçlı alıntı yapılmıştır.
Hemen her toplumsal kesitte sıklıkla gözlemleriz. 'Ötekiler' yapınca ahlaksızlıktır. 'Bizimkiler' yapmışsa göz ardı edilir. Üstelik bunu ekseri olarak 'karşı'dakiler-de görür ve ikiyüzlülüklerini onların başlarına kakarız. Aynı konudaki kendi ikiyüzlülüğümüzü onlarmkinin gölgesinde aklarız. Zira mücadelelerimizi ilkesel zeminlere çekmek yerine ısrarla 'kadro' farklılıkları üzerinden tanımlıyoruz. Bu durumun elbette şuursal yansımaları da var. Ahlaksızlığı paylaştığımız rakiplerimizin veya düşmanlarımızın aklediş şekillerini de inceden inceye kopyalıyoruz, hem de farkına bile varmaksızın...
Bu bahsi tamamen unutup bambaşka bir konuya açılalım şimdilik. İlk romanım 2010 kışında çıkmıştı. Ülkenin ana gündemleri arasında Ergenekon davası ve yükselen Ulusalcı söylemler vardı. Böylesi bir süreçte hikâyesi 3000 yıl evvelinin Ortaasya'sında geçen kurgu bir roman yazmıştım. Bozkırın Sırrı - Türk Peygamber...
Röportajlarda, imza günlerinde sıklıkla aynı soru geliyordu.
"Türk Peygamber olabilir mi?.."
- Neden olmasın?..
"Ama bu ırkçı bir tabir değil mi?"
- Niye?..
"Nebilere kavim atfetmek ırkçılık değil midir? Türk Peygamber deyince övünmüş olmuyor muyuz?"
Aynı günlerde birkaç kalem erbabı konuyu köşelerine de taşımışlardı. Hiç ummadığım bir şekilde ırkçılıkla itham edilmiştim. Yazılardan birinin "Kabe Arabın olsun, bize Çankaya yeter" mısrasıyla sonlanması ve güya bu romanın böylesi bir algı oluşturmak için 'yazdırıldı-ğının' iddia edilmesi hepten incitmişti beni. Okumadıkları bir kitabı sırf ismindeki iki kelime yüzünden 'haram' addedenler olduğu gibi sadece bu iki kelime yüzünden kitaba ilgi gösterdiklerini söyleyen kişiler de vardı. O
da ayrı bir dert...
Söz savunma makamının olunca her defasında muhatapları akletmeye çağırıyordum. Ama zihinlerdeki önyargıları kırmaya bazen Kuranı Kerîm bile yetmiyordu. Yineliyordum.
"İbrahim Sûresi 4. Ayet: Biz Resullerimizi gönderildikleri toplumların dili ile konuşturduk, diyor. Dil etni-sitenin en temel unsuru değil mi?"
- Olabilir. Ama yine de Türk Peygamber olmaz. "Başka bir ayette tüm kavimlerin uyarıldığı58 ve uyarı
yapılmadan hesabın sorulamayacağı söyleniyor. İsla-miyetle müşerref olmazdan evvelki Türkler de Ahiret Günü Rabbe hesap vereceklerse evvelen uyarılmış olmaları gerekmiyor mu? Hem de öz dilimiz ile..."
- Gerekir. Tabii ki, Türklere de peygamberler gelmiştir vaktiyle. Ama yine de Türk Peygamber denilmesi hoş değil. Nebiler kavim üzerinden anılmamalı...
"Resûlullah (sav) diyor ki: Ümmetimin velileri, İsra-iloğullarının Nebileri gibidir. Kavim ve Nebi yan yana zikredilmekte..."
- Olsun, yine de böyle söyleyemeyiz, ırkçılık olur. Evet, sonunda anahtar kelimeyi yakalayabilmiştim.
Dini bir refleksle "Türk Peygamber" ismine tepki gösteren ve kendisini dindar gören muarızlar bile Nübuvvetin fonksiyonuna vakıf değiller.
Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.Bu bahsi tamamen unutup bambaşka bir konuya açılalım şimdilik. İlk romanım 2010 kışında çıkmıştı. Ülkenin ana gündemleri arasında Ergenekon davası ve yükselen Ulusalcı söylemler vardı. Böylesi bir süreçte hikâyesi 3000 yıl evvelinin Ortaasya'sında geçen kurgu bir roman yazmıştım. Bozkırın Sırrı - Türk Peygamber...
Röportajlarda, imza günlerinde sıklıkla aynı soru geliyordu.
"Türk Peygamber olabilir mi?.."
- Neden olmasın?..
"Ama bu ırkçı bir tabir değil mi?"
- Niye?..
"Nebilere kavim atfetmek ırkçılık değil midir? Türk Peygamber deyince övünmüş olmuyor muyuz?"
Aynı günlerde birkaç kalem erbabı konuyu köşelerine de taşımışlardı. Hiç ummadığım bir şekilde ırkçılıkla itham edilmiştim. Yazılardan birinin "Kabe Arabın olsun, bize Çankaya yeter" mısrasıyla sonlanması ve güya bu romanın böylesi bir algı oluşturmak için 'yazdırıldı-ğının' iddia edilmesi hepten incitmişti beni. Okumadıkları bir kitabı sırf ismindeki iki kelime yüzünden 'haram' addedenler olduğu gibi sadece bu iki kelime yüzünden kitaba ilgi gösterdiklerini söyleyen kişiler de vardı. O
da ayrı bir dert...
Söz savunma makamının olunca her defasında muhatapları akletmeye çağırıyordum. Ama zihinlerdeki önyargıları kırmaya bazen Kuranı Kerîm bile yetmiyordu. Yineliyordum.
"İbrahim Sûresi 4. Ayet: Biz Resullerimizi gönderildikleri toplumların dili ile konuşturduk, diyor. Dil etni-sitenin en temel unsuru değil mi?"
- Olabilir. Ama yine de Türk Peygamber olmaz. "Başka bir ayette tüm kavimlerin uyarıldığı58 ve uyarı
yapılmadan hesabın sorulamayacağı söyleniyor. İsla-miyetle müşerref olmazdan evvelki Türkler de Ahiret Günü Rabbe hesap vereceklerse evvelen uyarılmış olmaları gerekmiyor mu? Hem de öz dilimiz ile..."
- Gerekir. Tabii ki, Türklere de peygamberler gelmiştir vaktiyle. Ama yine de Türk Peygamber denilmesi hoş değil. Nebiler kavim üzerinden anılmamalı...
"Resûlullah (sav) diyor ki: Ümmetimin velileri, İsra-iloğullarının Nebileri gibidir. Kavim ve Nebi yan yana zikredilmekte..."
- Olsun, yine de böyle söyleyemeyiz, ırkçılık olur. Evet, sonunda anahtar kelimeyi yakalayabilmiştim.
Dini bir refleksle "Türk Peygamber" ismine tepki gösteren ve kendisini dindar gören muarızlar bile Nübuvvetin fonksiyonuna vakıf değiller.
kitap














