nemesis kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
nemesis kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Ekim 2013 Pazartesi

Sol Ayağım

Sol Ayağım, Christy Brown tarafından yazılmıştır. http://kitapgalerisi.com'da %20 İndirim ve aynı gün kargoya teslim avantajıyla alabilirsiniz. | Nemesis Kitap, Roman, 9786055913229, 190 Sayfa, Ağustos/2009


Kitabın 9. 10. ve 11. sayfalarından tanıtım amaçlı alıntı yapılmıştır.

BİRİNCİ     BÖLÜM '"A" HARFİ

5 Haziran 1932'de, Rotunda Hastanesi'nde doğmuşum. Benden önce dokuz, benden sonra ise on iki çocuk vardı, yani ben ortanca gruptan biriydim. Toplam yirmi iki çocuğun on yedisi yaşadı, dördü bebekken öldü. Geriye kalan on üç çocuk halen ailenin devamını sağlıyor.
Bana anlatıldığı kadarıyla, zor bir doğum olmuş benimki. Neredeyse hem anne hem de oğlu ölüyormuş. Akrabalardan oluşan bir ordu kapının önüne dizilmiş, sabahın ilk saatlerine kadar haber beklemiş ve her şeyin yoluna girmesi için dua etmişler.
Doğumdan sonra annemi, iyileşsin diye birkaç haftalığına eve göndermişler. Bu arada beni hastanede tutmuşlar. Annem yeterince iyileşip beni kiliseye götürünceye kadar, orada vaftiz edilmeden isimsiz olarak kalmışım.
Benimle ilgili bir sorun olduğunu ilk gören annemmiş. O zamanlar yaklaşık dört aylıkmışım. Ne zaman beni beslemeye çalışsa, başımın arkaya doğru düştüğünü fark etmiş. Boynumu sabit tutmak için eliyle enseme destek yaparak bunu düzeltmeye çalışıyormuş. Ancak elini çekince başım yine düşüyormuş. Bu ilk uyarı işaretiymiş. Sonra ben büyüdükçe annem başka kusurlarımı görmeye başlamış. Ellerimin neredeyse sürekli sıkılı ve arkaya doğru bükülmüş olduğunu görmüş. Ağzım biberonun memesini kavrayamıyormuş, çünkü o küçük yaşta bile çenem sımsıkı birbirine kilitlendiğinden, annemin ağzımı açmamı sağlaması mümkün olmuyormuş.
Ya da çenem birden çözülüp gevşiyor ve bütün ağzım bir tarafa çekiliyormuş. Altı aylıkken etrafıma yığılan yastıklardan bir dağ olmadan oturamıyormuşum; on iki aylık olduğumda da durum değişmemiş.
Bu yüzden çok endişelenen annem, endişelerini babama anlatmış ve bunu daha fazla ertelemeden bir an önce tıbbi tavsiye almaya karar vermişler. Beni hastanelere ve kliniklere götürmeye başladıklarında, bir yaşımı biraz geçmişim, Bende kesinlikle anlayamadıkları ve adını koyamadıkları, ancak son derece gerçek ve rahatsız edici bir soran olduğuna dair ikna olmuşlar.
Beni gören ve muayene eden doktorların hemen hepsi, çok ilginç ancak aynı zamanda ümitsiz bir vaka olarak değerlendirmiş. Birçoğu anneme yumuşak bir tavırla benim zihinsel özürlü olduğumu ve böyle kalacağımı söylemiş. Daha önce sağlıklı beş çocuk yetiştiren genç bir anne için bu ağır bir darbe olmuş. Doktorlar kendilerinden o kadar eminlermiş ki; annemin bana dair inancını neredeyse küstahlık olarak görüyorlarmış. Onu, benim için hiçbir şey yapılamayacağı konusunda ikna etmişler.
Annem bu gerçeği, o zamanlar kaçınılmaz görünen benim kurtarılamayacağım, iyileştirilemeyeceğim, bana dair hiçbir umudun olmadığı gerçeğini, kabul etmeyi reddetmiş. Doktorların ona söylediği gibi bir embesil olduğuma inanamazmış ve inanmayacakmış. Ancak onun tutunabileceği, vücudum sakat olsa da zihinsel özürlüğü olmadığıma dair inancını destekleyecek tek bir kanıt parçası bile yokmuş.
Yine de bütün doktorların ve uzmanların söylediklerine rağmen, kabullenmemiş. Bunun nedenini bildiğine inanmıyorum. İçinde en küçük bir şüphe olmaksızın, biliyordu o kadar.
Doktorların benden umudu kesmesini, başka bir deyişle benim bir insan olduğumu unutmasını, hatta yalnızca karnı doyurulacak, yıkanacak ve sonra bir kenara bırakılacak bir şey olduğumu söylemenin dışında hiçbir şekilde yardım edemeyeceklerini gören annem o anda meseleyi bizzat ele almaya karar vermiş.
Ben, onun çocuğu ve dolayısıyla bu ailenin bir par-çasıydım. Büyüdüğümde ne kadar anlayışı kıt ve aciz olsam da, bana da diğerlerine davrandığı gibi davranma ve misafirlerin önünde kendisinden asla söz edilmeyen arka odadaki "yaratık" olmayacağım konusunda kararlıydı.
Bu, gelecekteki hayatımla ilgili çok önemli bir karardı.


Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.

kitap

30 Eylül 2013 Pazartesi

Kayıp Prens


Kayıp Prens, Jennifer A. Nielsen tarafından yazılmıştır. http://kitapgalerisi.com'da %20 İndirim ve aynı gün kargoya teslim avantajıyla alabilirsiniz. | Nemesis Kitap, Roman, 9786055092122, 331 Sayfa, Eylül/2013



Kitabın 130. ve 131. sayfalarından tanıtım amaçlı alıntı yapılmıştır.

Zindanı kesif bir idrar kokusu kaplamıştı. Buraya benden başka kimlerin, ne kadar zaman önce getirildiklerini merak ettim. Zindan, yontulmamış taşlar ve paslı parmaklıklarla çevrili bir odadan ibaretti. Ne pencere ne de ışık vardı. Parmaklıkların dışındaki duvarların üzerindeki birkaç mumun yaydığı ışıktan başka bir şey yoktu. İçerisi oldukça rutubetliydi ve o kadar soğuk olmamasına rağmen hissettiğim soğukluk beni ürpertti. Korkmuştum.
Cregan, parmaklıklı kapıyı açmak için elini uzatıp tek kolumu serbest bıraktığı anda ensesine sağlam bir yumruk indirdim. Mott kolumu yakaladı ve onu kıvırarak diğeriyle birlikte sıkı sıkı tuttu.
Cregan "Bunu sana ödeteceğim," diye tısladı. İçeri girince gömleğimi lime lime etti ve tavandan sarkan bir zincir ile el bileklerimi bağladı. Zinciri yukarı çektiği anda neredeyse ellerimle tavana değebilecek kadar yukarı gittim.
Mott, ilk başta odanın uzak köşesine gitmişti ama şimdi bana yaklaşıyordu. Elinde kamçıya benzer bir şey vardı. Uzun bir sapı ve ucunda da kalın deri bir kayış vardı.
"Conner yara izi bırakmamanızı söyledi." Konuşurken sesimin titremesini engellemem mümkün değildi.
Cregan o kamçının bedenime inişini sabırsızlıkla bekleyerek sırıtıyordu. "Çürüklerle ilgili bir şey söylemedi. Sana kamçının kalın tarafıyla vurduğu sürece acıyı hissedersin ama herhangi bir kesik oluşmaz."
"Lütfen bunu yapma, Mott," diye yalvardım. "Bu senin seçimin!" diye bağırdı Mott. "Seni önceden uyarmadım mı?"
Cregan "Taşla ilgili bu kadar önemli olan şey ne?" diye sordu.
Mott "Bu taşla ilgili değil," dedi. "Çocuğun tek istediği kazanmak. Conner'ın ona sahip olmadığını bu şekilde ispatlayacak."
"Bana sahip değil," dedim.
Bu cevabım ilk kamçı darbesinin sırtıma inmesine neden oldu. Kendimi acıya hazırlamıştım ama bu kadar acıyacağını tahmin etmemiştim. Öyle bir çığlık attım ki sanki çıkan ses benim sesim değildi. Mott bir kez daha vurdu ve sonra kırbacı üçüncü defa indirdi. Bacaklarım boşandı ve omuzlarım beni taşıyamayacak hâle geldi. Mott "Taş nerede?" diye sordu.
Cevabımı beklemeden kırbacı bir kez daha indirdi. Sanki bir parçam ayrılmış ve olanları uzaktan seyrediyormuş gibi hissettim. O parçam kamçının etime vurdukça çıkardığı sesten ötürü korkudan siniverdi. Diğer parçam ise acıdan çığlık atmaya devam etti.
"Bana sahip değil," diye fısıldadım. "O benim altınım." Kamçı bir kez daha indi. Sanki tenim tırnak ile kesilmişti. Sonra Mott kaşlarını çatarak "Bir havlu getir," dedi. Cregan "Conner kan akıtmamamızı söyledi!" dedi. "Yara izi bırakmamamızı söyledi. Bana biraz bandaj getir ve sonra onu rahat bırakacağız. Bir sonraki cevabını düşünmesi için o zaman vereceğiz."


Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.

kitap

25 Eylül 2013 Çarşamba

İntikam Ateşi

İntikam Ateşi

İntikam Ateşi
, Sarah Maclean tarafından yazılmıştır. http://kitapgalerisi.com'da %20 İndirim ve aynı gün kargoya teslim avantajıyla alabilirsiniz. | Nemesis Kitap, Roman, 410 Sayfa, 9786055092146, Eylül/2013



Kitabın 7. 8. ve 9. sayfalarından tanıtım amaçlı alıntı yapılmıştır.


Londra, 1821 Kışı
Onu karo sekizli mahvetti.
Altılı olsaydı, kurtulabilirdi. Yedili olsaydı, elindekinin üç katı parayla kalkacaktı masadan. Ama sekizli geldi.
Genç Bourne Markisi, kartın onunla dalga geçercesine yeşil çuha üzerinde uçup masanın üzerinde açık duran sinek yedilinin yanına konmasını izledi. Gözleri kapanmaya başlamıştı bile, içerideki hava bir anda dayanılmaz bir hızla odayı terk etmişti.
Vingt et deux.
Onun parasını yatırdığı vingt et  un'dan bir fazla.
Bütün parasını yatırdığı...
O, kartın hareketini parmağının ucuyla durdururken herkes soluğunu tutmuş bakıyordu. İzleyenler, yaşanan dehşeti, felaketten kıl payı kurtulmuş kişilerin zevkiyle seyrediyorlardı.
Sonra konuşmalar başladı.
"Bütün parasını mı yatırdı?"
"Kendisine miras kalan her şeyi."
"Aklı bundan iyisine ermeyecek kadar genç."
"Artık büyümüştür, hiçbir şey insanı bundan hızlı olgunlaştıramaz."
"Gerçekten hepsini kayıp mı etti?"

"Her şeyini."
Gözlerini açtı ve masanın karşısında oturan adama dikti. Bakışları, kendini bildi bileli tanıdığı soğuk, gri bakışlarla buluştu. Vikont Langford babasının dostu ve komşusuydu. Eski Bourne Markisi tarafından tek oğlu ve varisini koruması için seçilmişti. Bourne'un anne babasının ölümünden sonra Bourne Markiliğini Langford korumuş, markiliğin mal varlıklarını on katma çıkarmış, refahını güvence altına almıştı.
Sonra da orayı ele geçirmişti.
Komşu olabilirdi ama asla dost olmamıştı.
İhanet, genç markinin içini dağlıyordu. "Bunu bilerek yaptın." Yirmi bir yıllık ömründe ilk kez kendi sesindeki toyluğu duydu ve bundan nefret etti.
Masanın ortasında duran bahis kâğıdını alırken rakibinin yüzünde en küçük bir duygu belirtisi yoktu. Bourne, her şeyi kaybettiğinin kanıtı olan beyaz sayfanın üzerine kibirli bir karalamayla atılmış imza karşısında geri dönüp kaçmamak için kendini zor tuttu.
"Senin tercihindi. Kaybetmeye razı olduğundan daha fazlasını ortaya koymayı sen tercih ettin."
Resmen soyulmuştu. Langford ona baskı yapmış, onu zorlamış; kaybedebileceğim hayal bile edemeyecek kadar kazanmasına izin vermişti. Çok eski bir numaraydı bu, Bourne da bunu anlayamayacak kadar toydu. Ayrıca fazla hevesliydi. Bourne bakışlarını kaldırdı, sözleri öfke ve hayal kırıklığı doluydu.
"Kazanmak da senin seçimindi."
"Ben olmasaydım, kazanacak hiçbir şey olmazdı," dedi daha yaşlı olan adam.
"Baba." Vikontun oğlu ve Bourne'un en yakın arkadaşı olan Thomas Alles bir adım öne çıktı, sesi titriyordu. "Bunu yapma."
Langford oğlunu duymazdan geldi ve kâğıdı katlayarak ağır ağır masadan kalktı. Yüzünde buz gibi bir ifadeyle Bourne ile göz göze geldi. "Bu genç yaşında sana böyle bir ders verdiğim için bana teşekkür etmen gerek. Ne yazık ki artık üzerindeki kıyafetlerinden ve bomboş, eski bir evden başka hiçbir şeyin yok."


Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.

kitap