sinema kitapları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sinema kitapları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Temmuz 2013 Perşembe

Ahsen Yalvaç - Türk Sineması ve Arabesk

# Ahsen Yalvaç - Türk Sineması ve Arabesk #

Ahsen Yalvaç - Türk Sineması ve Arabesk | Agora Kitaplığı, Sinema Kitapları, 176 sayfa, Temmuz 2013.

Ahsen Yalvaç yenilikçi Türk sinemasınınTabutta Röveşata’, ‘Kasaba’, ‘Güneşe Yolculuk’ filmleri üzerine yoğunlaşarak, bir şehir sanatı olan ‘sinema’da, yine şehrin doğurduğu bir popüler kültür olarak ‘arabesk’in nasıl işlendiğini ve günümüz toplumunun kültürel dokusunda bu öğelerin nasıl yer ettiğini ortaya koymaktadır.


Sinema bir şehir sanatıdır. Türk sineması bütün versiyonlarında şehirleri ilginç bir biçimde temsil etmiş ve yorumlamıştır. Yönetmenlerimizin sinemada şehir hayatına ilişkin getirdiği dolaylı yorumlar, Cumhuriyet sonrası yeni başlangıçları ve kültürlerin yeniden inşa edilebilirliğini simgeleyen Ankara ile, modern şehir algısını güçlü bir biçimde pekiştiren ve Osmanlı geçmişiyle kozmopolit yapısı vurgulanan, aynı zamanda özgürlüğe ve mutluluğa fırsat tanıyan bir şehir olarak İstanbul karşılaştırmasından kaynaklanmıştır.

“Benim sinema, toplum ve şehir arasındaki karşılıklı ilişkiyi ve etkileşimi yorumlarken başvuracağım anahtar kavram ‘arabesk’ olacaktır. Arabesk de sinema gibi bir şehir olgusudur, şehirlerde ortaya çıkmış bir popüler kültürdür.

“1990’larda başlayan ve benim ‘yenilikçi’ olarak adlandırdığım sinemamızın modern yönetmenleri, örneğin Tabutta Röveşata, Kasaba, Güneşe Yolculuk gibi filmlerde ‘arabesk’i ustaca kullanarak modern imgeler yaratmış ve Türk sinemasının modernleşme deneyimine ivme kazandırmışlardır.”

Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.

kitap

KitapGalerisi Facebook / KitapGalerisi Twitter

28 Haziran 2013 Cuma

Douglas Kellner - Sinema Savaşları

# Douglas Kellner - Sinema Savaşları #

Douglas Kellner'i biz özellikle Politik Kamera kitabıyla tanıyoruz. Sinema Savaşları da yakında Metis Yayınları'ndan çıkacak.


"Dolayısıyla günümüz bağlamında manyak katil Jigsaw, Dick Cheney ile emrinde çalışanları işkence ve cinayeti savunan, işkence ve cinayetlerinin kötüleri cezalandırdığı için iyi olduğuna inanan fanatikler, sapkınlar, kötülük timsalleri olarak sunan bir metafor gibi okunabilir. Saw (Testere) filmlerindeki intikam motifi, suçlular ile düşmanları acımasızca cezalandırıp yok eden muhafazakâr zihniyeti, Eski Ahit’teki 'göze göz, dişe diş' zihniyetini ifade eder. Bu ak-karacı zihniyet, kendi şiddet dolu ve saldırgan eğilimlerini reddederek kötüyü kendi 'öteki'sine yansıtır."

22 Mayıs 2013 Çarşamba

Dina Iordanova - Balkan Sineması

# Dina Iordanova - Balkan Sineması #


Yugoslavya’nın dağılması, uluslararası çapta bir film selinin ortaya çıkmasına vesile oldu. Yeraltı, Ulysses’in Bakışı, Yağmurdan Önce, Saraybosna’ya Hoşgeldiniz ve Pretty Village, Pretty Flame, barış özlemi arttıkça sayıları çoğalan ve hem Balkanlar’ın kendisinde, hem de Batı Avrupa’da ve dünyada tartışmalara yol açan filmlerin bazılarıydı.

İç savaşın patlak vermesi, Balkanlar’ı bir süreliğine Batı’nın bilincinin odağına yerleştirdi. Batı medyası, özellikle Batı sineması, dünyanın ilgisini bu bölgeye ve vahşi savaşa çekmekte öncü fakat mesajları karışık bir rol oynadı. Yine aynı dönemde Balkanlar’da çekilen oldukça nitelikli, konulu ve belgesel sinema ve televizyon çalışmaları da Batı’daki izleyicilere pek ulaşamadı ve ulaştırılmadı.

Elinizdeki kitap, Balkanlar’ın Avrupa’nın kültürel alanından dışlanması ve bunun anlatı stratejilerine etkisi, Saraybosna’nın kozmopolit imgesi, diasporalar, Balkanlar’a dair filmlerde keskin nişancılar, hainler, kurbanlar, kadınlar ve etnik azınlıkların yeri gibi konulara el atarak, Balkan kimliği ve temsili konusunda bir başucu kitabı olmuştur…

Dina Iordanova - Balkan Sineması | Agora Kitaplığı, Çev. Burcu Erdoğan, 432 sayfa, Mayıs 2013.

Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.

kitap

21 Şubat 2013 Perşembe

Filmozofi

# Filmozofi - Daniel Frampton #

Filmozofi, organik bir film felsefesi olarak tasarlanmıştır. Film-zihin, seyircinin filmi kendi başına meydana gelen bir olaylar dizisi olarak deneyimlemesini mümkün kılar ve seyirciyi bu deneyimin dışında başka bir yere, yazarların, yönetmenlerin veya görünmez anlatıcıların eylemlerine sevk etmez. Film-zihin, aynı zamanda tüm filmin kasıtlı olduğunu, belli bir maksatla tasarlanmış olduğunu gösterir; tüm biçimsel hamleleri önemli kılar, büyük bir olasılıkla da anlamlı hale getirir, film deneyimini zenginleştirir ve seyircinin filmin biçimsel kıvrılmalarını ve sapmalarını birbirleriyle ilişkilendirmesine yardımcı olur.

                                                 

Film-düşünme ayrıca iki bakımdan, biçimi içeriğe bağlaması ve film-betimleme diline kolayca geçiyor olması bakımından organiktir (bu ikincisi, seyircinin deneyimini kesinlikle etkilemektedir). Kavram ile film, film ile dil, dil ile deneyim (deneyim ile felsefe) arasında organik bir ilişki vardır. Film-düşünme, üslubu eylemin parçası haline getirerek içeriği biçime bağlar: Film deneyimi bir anlamda "organik" hale gelir çünkü üslup öyküye, film biçimlerini teknik olmaktan ziyade dramatik hale getiren doğal, düşünülmüş, insanca maksatlarla bağlanmıştır. Filmozofide biçim, içeriğin bir eki veya uzantısı değildir, daha ziyade içeriktir (sadece doğası farklıdır, o kadar).

Filmozofi, Daniel Frampton, Çev. Cem Soydemir, Sinema Kitapları, Ocak 2013, Metis Yayınları.

Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.

kitap

7 Şubat 2013 Perşembe

Film Dilinde Mahrem

# Serazer Pekerman - Film Dilinde Mahrem #


Film Dilinde Mahrem'de İspanya, İran, Danimarka ve Türkiye'nin öne çıkan yaratıcı-yönetmenleri (auteur) tarafından üretilmiş kadın merkezli bazı filmleri inceledim. Bu filmleri bir araya getiren en önemli ortak özellikler kadın karakterler ve mekân kurgusudur. Ben bu çalışmada hikâyelerin merkezinde yer alan kadınlara odaklanıyor ve bu karakterlerin film mekânıyla kurduğu bağlara bakıyorum. Bu hikâyelerdeki kadınlar kendine ait huzurlu bir evi olmayan; ya yaşanmaz bir evden nasıl çıkacağını bilemeyen ya da erkek egemen kamusal alanda bir köşeye kıstırılmış kadınlardır. Film mekânıyla kurduğu bir tür bağ kadına içinde bulunduğu (ya da zorla tutulduğu) alanda var olabilecek ve kendisine uygulanan baskılara direnebilecek bir yer açar.

Bu filmlerde bağımsızlık uğruna rahatlarını bozmayı, evlerinden çıkmayı ve yollara düşmeyi göze almış kadınlar izleriz. Hikâyelerde ana akım medyada kadın için en ideal yer olarak sunulan huzurlu evlere ve sonsuza dek mutlu olacak ailelere rastlamayız. Bu yüzden de bir seyirci olarak kadından beklentilerimiz ana akım filmlerden farklı şekillenir. Doğru bir erkek ya da doğru bir ev arzusu yerini kadının farklı isteklerine bırakır. Bu hikâyelerde beklenti kadının kurtarılması değil aksine artık rahat bırakılması ve ne istediğine kendi başına karar verebilme özgürlüğüne kavuşmasıdır. Seyirci bu filmi izlerken kendine ideal bir yuva kuramayan ya da kurmak istemeyen kadının nerelerde hata yaptığına odaklanmak yerine ataerkil düzenin ondan ne istediğini ve neden bunları istediğini anlamaya çalışır daha ziyade. Bu filmlerdeki evsiz kadınların kendine mekân açmaya çalışması aynı zamanda benzer şekilde özellikle düşünsel anlamda ülkesindeki çoğunluktan bir sebeple ayrı düşmüş ve sanat filmi çevrelerinde kendine yer açmak isteyen bağımsız yaratıcı-yönetmenin durumunu da temsil ediyor olması bu çalışmaya ilginç bir katman daha eklemektedir.


Burada söz edeceğim yaratıcı-yönetmenlerin pek çoğu seyirciyi, kazara ya da bilerek, çatışan kamplara böler. Kimi izleyiciler bu filmlerde kadınların çektikleri eziyetlerin dile getirildiğine, kimileriyse yaratıcı-yönetmenin kendi hedeflerine varmak için bu kadınlara bilfiil eziyet ettiğine inanır. Ben bu noktada feminizmin anlamını ve hedefini yeniden düşünmek için karşımıza çıkan bu fırsatı iyi değerlendirmek gerektiğine inanıyorum. Bu sebeple bu kitapta kadın karakter ve mekân ilişkisine bakarken hedefi benim için feminizmin çekirdeğiyle birebir örtüşen taze, esnek ve yaşayan bir çerçeve oluşturdum. Deleuze ve Guattari'nin göçebe biliminin temelini oluşturan bazı şizoanaliz kavramlarıyla şekillenen bu çerçeve, film teorisinde ilksel olan feminist bakış açıları ve güncel ulusötesi tartışmalar arasında diyalog kurmaktadır.

Bu kitap St Andrews Üniversitesi Sinema Araştırmaları Bölümü'nde 2006-2011 yılları arasında tamamladığım doktora tezinin İngilizceden dilimize çevrilmesi ve büyük ölçüde yeniden yazılması ile oluşmuştur. Bu kitapta yanıtlamaya çalıştığım sorular kafamda neredeyse on yıl önce İstanbul'da sinema yüksek lisansı yaparken belirmeye başladı. Konuya girmeden önce aklımı kurcalayan bu soru ve sorunlardan söz etmemek haksızlık olur. Özellikle de beni aklımdaki soruları sorabilir hale getiren Bir Tuğra Kaftancıoğlu Filmi (Emre Akay ve Hasan Yalaz, 2003 !f İstanbul Film Festivali / 2008 Vizyon) ve filmin yönetmenlerinden Emre Akay'la yaptığım söyleşiye değinmeliyim.

Bir Tuğra Kaftancıoğlu Filmi (BTKF) olay yaratacak bir film çekmek ve birdenbire çok meşhur olmak isteyen bir grup tutkulu sinemacının hikâyesini anlatır. Hikâyedeki yönetmen Tuğra (Tuğra Kaftancıoğlu) "kadın düşmanı yaratıcı-yönetmenin" başarılı, tutarlı ve oldukça karanlık bir karikatürüdür. Filmde çekilmekte olan film de aynen BTKF gibi Tuğra'nın ilk filmidir. Gerçek ve film pek çok açıdan en baştan birbirinden ayrılamaz olur. BTKF yaratıcı ve özgün diliyle gelecek vaat eden ve özellikle bütçesinin düşüklüğü ve olanakların kısıtlılığı göz önüne alındığında (1000 ABD Doları, sağdan soldan ödünç alınmış üç adet dijital ve bir Super 8 film kamerası) hem teknik hem estetik açıdan çok başarılı bir ilk filmdir. Yurt içinde ve dışında film festivallerinde gösterilmiş, sayıları çok kabarık olmamakla beraber kendine bir hayran kitlesi yaratmayı da başarmıştır. Film hem festival izleyicisine bağımsız bir filmden beklediklerini verir hem de yaratıcı-yönetmen kavramından yapım sürecine dek bizzat içinde bulunduğu ortamı farklı taraflarıyla zekice tiye alır ve eleştirir. Bu cesaretiyle aslında bağımsız film yapım, dağıtım ve izlenme kanallarıyla ilgili pek çok tartışmaya konu olabilecek bir film olmasına rağmen maalesef ihmal edilmiş ve hak ettiği ilgiyi görmemiştir.

---------

Serazer Pekerman, Film Dilinde Mahrem

Metis Yayınları, Sinema / İnceleme - Araştırma kitapları, Aralık 2012, Önsözden.

Bu alıntı tanıtım amacıyla yapılmıştır.

Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.

kitap

11 Eylül 2012 Salı

Sinema - Tiyatro!


Sinema ve Tiyatro öğrencileri, Sinema ve Tiyatro tutkunları, Sinema - Tiyatro kategorisine bakmadan karar vermeyin. KitapGalerisi'nde;

Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.

kitap