Kitabın 196. ve 197. sayfalarından tanıtım amaçlı alıntı yapılmıştır.
"Hiç de değil. 'G' ve 't' Almanca'da 'şirket' anlamına gelen 'Gesellschaft'ın kısaltması.
Bizdeki 'Co.' gibi. 'P' tabiki, 'Papier', yani 'kâğıt'. Şimdi de 'Eg' için uluslararası atlasımıza bakalım." Kitaplıktan kalın, kahverengi, ağır bir kitap indirdi. "Eglow, Eglonitz -hah! İşte buldum: Egria. Carlsbad yakınlarında Almanca konuşulan bir ülkede, Bohemya'da bir yer. Wallenstein'in burada ölmesi nedeniyle meşhur olmuş bir şehir; ayrıca çok sayıda cam ve kâğıt fabrikalarıyla da ün yapmış. Aha, dostum buna ne diyorsun?"
Gözleri parıldadı ve sigarasından derin bir nefes çekerek koca mavi dumanını zaferini ilan edercesine havaya üfledi.
"Kâğıt Bohemya'da imal edilmiş," dedim.
"Kesinlikle. Ve mektubu yazan adam bir Alman. Garip cümle yapısına baksana: 'Her kesimden sizinle ilgili edindiğimiz bilgiler.' Bir Fransız ya da Rus bunu bu şekilde yaz-mazdı. Sadece Almanlar fiilleri böyle kaba kullanır. Öyleyse yapılacak tek birşey kalıyor; Bohemya malı kâğıdına yazan ve yüzünü göstermemek için maske takan bu Alman'ın ne istediğini bulmak. Ve yanılmıyorsam, kendisi bütün şüphelerimizi gidermek üzere şimdi buraya geliyor."
Sözünü henüz bitirmişti ki sokaktaki kaldırıma sürtünen tekerlek gürültüsüyle at nalı sesi duyuldu, hemen ardından da zil aniden çaldı. Holmes ıslık çaldı.
"Seslere bakılırsa bir fayton bu," dedi. "Evet," diye devam etti, pencereden dışarı bakarak, "küçük şirin bir fayton. Güzel bir çift at tarafından çekilmekte. Her biri üç bin şilin eder. Bu işte para var, Watson; bakalım işin içinden neler çıkacak!"
"Ben artık gitsem iyi olur, Holmes," dedim.
"Sakın ha doktor. Olduğun yerde kal. Ben sensiz ne yaparım? Hem, bu iş çok ilginç olacak gibi. Kaçırırsan yazık olur."
"Ama senin müşterin..."
"Onu kafana takma. Yardımına ihtiyacım olabilir. İşte geliyor. Şu koltuğa otur doktor ve gözlerini dört aç."
Merdivenleri çıkan ve koridora kadar gelen yavaş ve ağır ayak sesleri, oda kapımızın önünde kesildi. Ve sert bir şekilde kapıya vuruldu.
"Giriniz!" dedi Holmes.
İçeriye, en az 1.90 boyunda, Herkül gibi kolları, bacakları ve göğsü olan bir adam girdi. Kıyafeti, İngilizlere göre zevksiz sayılacak derecede gösterişliydi. Kruvaze paltosunun kol yenleri ile yakası, kalın ve geniş astragan kürklüydü; omuzlarında taşıdığı koyu mavi rengindeki pelerin, ateş kırmızısı rengi ipek bir kumaşla astarlanmış ve zümrüt bir broşla boynuna tutturulmuştu. Baldırlarına kadar çıkan çizmelerini süsleyen kahverengi kürk, giysileriyle uyandırdığı barbar zenginliği tamamlıyordu. Bir eliyle geniş kenarlı bir şapka tutuyor, diğer eliyle ise, yanaklarından başlayarak yüzünün üst kısmını örten siyah bir büyücü maskesini oturtmaya çalışıyordu. Yüzünün görünen alt kısmından güçlü bir karaktere sahip olduğu anlaşılıyordu; inatçılık raddesine varan bir kararlılığı gösteren; kalın, sarkık bir dudak ve uzun, düz bir çene.
"Mektubumu aldınız mı?" diye sordu, kalın, sert bir ses tonu ve belirgin bir Alman aksanıyla. "Size geleceğimi söylemiştim." Kime hitap edeceğine karar verememiş gibi bir bana bir Holmes'a baktı.
"Lütfen oturunuz," dedi Holmes. "Sizi dostum ve meslektaşım Dr.Watson'la tanıştırayım.
kitap

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder