Kayınvalidem Afaf'ın evine taşındığımız gün, şunu çok iyi biliyordum ki, evliliğim er ya da geç sararıp solacak, git gide bir felaket halini alacaktı. Güya sevenle sevilenin arasına hiç kimse giremezmiş. Külliyen yalan! Çünkü evli bir erkeğin arkasında mutlaka başka bir gölge kadın vardır. Benim arkamda da bir değil, birden fazla kadın vardı. Bu gölge kadınlardan ilki, ne yazık ki kayınvalidem Afaf'tı.
Afaf, elli yaşlarında, esmer tenli, kısa boylu ve siyah, uzun saçlıydı. Şam'ın en pahalı semtlerinden biri olan Aburamaneh Caddesi'nde oturuyordu. Taşlarla döşeli olan bu evin tavanları oldukça yüksekti. Yerlerde delikli ızgaralar vardı. Yazın yerler bol suyla yıkanıyor, evin içi serinletiliyordu. Ayrıca avluda fıskiyeli bir havuz vardı. Bu fıskiyenin sularının sesi, her gün âdeta neşeden çağıldar gibi duyuluyordu. Evin çok hoş bir terası vardı. Bu terasa güzelliğini veren de büyük saksılar içindeki acımsı bir tada sahip küçük portakal ağaçlarıydı.
O gün kayınvalidem bizi kapıda karşıladı. "Hoş geldiniz," dedi.
kitap

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder