alfa yayınları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
alfa yayınları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Eylül 2014 Çarşamba

Türkiye'de Ordu Ve Siyaset

Türkiye'de Ordu Ve Siyaset, William Hale tarafından yazılmıştır. http://kitapgalerisi.com'da % 30 İndirim ve aynı gün kargoya teslim avantajıyla alabilirsiniz. |  Alfa yayınları, Tarih, 9786051068602, 411 Sayfa, Eylül/2014
Kitabın 228. ve 229. sayfalarından  tanıtım amaçlı alıntı yapılmıştır.

12 MART REJİMİ, 1971-1973
Mart 1971'de Türk Silahlı Kuvvetleri seçilmiş bir hükümeti devirmesinden 11 yıl sonra ikinci kez müdahalede bulundu. Ne var ki, eylemleri bu kez 1960'takinden çok daha az kararlıydı. Doğrudan yönetimi devralmak yerine ordu komutanları Cumhurbaşkanı Sunay'a ve Meclis ve Senato Başkanlarına sundukları bir muhtıra verdiler. Muhtıra 12 Mart 1971 günü saat 13: OO'te Türkiye radyolarında yayınlandı. Şöyle diyordu:
(1)  Parlamento ve hükümet süregelen tutum, görüş ve icraatı ile yurdumuzu anarşi, kardeş kavgası, sosyal ve ekonomik huzursuzluklar içine sokmuş, Atatürk'ün bize hedef verdiği çağdaş uygarlık seviyesine ulaşmak ümidini kamuoyunda yitirmiş ve Anayasanın öngördüğü reformları tahakkuk ettirememiş olup, Türkiye Cumhuriyeti'nin geleceği ağır bir tehlike içine düşürülmüştür.
(2)  Türk milletinin ve sinesinden çıkan Silahlı Kuvvetlerinin bu vahim ortam hakkında duyduğu üzüntü ve ümitsizliği giderecek çarelerin partiler üstü bir anlayışla meclislerimizce değerlendirilerek mevcut. anarşik durumu giderecek ve Anayasanın öngördüğü reformları Atatürkçü bir görüşle ele alacak ve inkılap kanunlarını uygulayacak ve inandırıcı bir hükümetin demokratik kurallar içinde teşkili zaruri görülmektedir.
(3) Bu husus süratle tahakkuk ettirilmediği takdirde, Türk Silahlı Kuvvetleri kanunların kendisine vermiş olduğu Türkiye Cumhuriyeti'ni korumak ve kollamak görevini yerine getirerek idareyi doğrudan doğruya almaya kararlıdır.
Bilgilerinize...
Muhtıranın radyodan yayınlanmasından sonra Başbakan Demirel, kabineyi olağanüstü toplantıya çağırdı. Öğleden sonra saat 5:00'te, "muhtırayla Anayasa ve hukuk devleti anlayışını bağdaştırmak mümkün değildir" deyip protestoda bulunduğu istifa mektubunu Cumhurbaşkanı'na gönderdi. Yine de, açıkça bu yeni ve belirsiz evrede siyasi durumunu düzeltebileceğini umarak fırtınadan önce sinmeyi kararlaştırdı.

MUHTIRANIN ARKA PLANI
Olaydan 18 yıl sonra 12 Mart ordu müdahalesinin kesin nedenleri önemli ölçüde hâlâ karanlıkta ve tartışmalıdır. Gazeteci Nazlı Ilıcak'ın belirttiği gibi:
Türkiye'de Cumhuriyet döneminde üç askeri müdahale gördük. Bunlardan 12 Mart, muhakkak ki en karışık ve içinden çıkılması en güç olanıydı. Çünkü, 12 Martta çeşitli cuntalar, iççe bazen de birbirinden ayrı müstakil gruplar olarak çalışmıştı.
Ilıcak'ın açıklaması öykünün önemli bir bölümünü ima yollu anlatır. Sorunu daha geniş ele aldığımızda, 12 Mart muhtırası için üç öğenin bir araya geldiği söylenebilir. Birincisi, Demirel'in iktidarını yitirdiğine ve hükümetin bozulan kamu düzeninin ve siyasi terörizmdeki artışın üstesinden gelemeyeceğine üst düzey komutanların inanmasıydı.
Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.

kitap

3 Eylül 2014 Çarşamba

Beni Asıl Hayat Aldattı

Beni Asıl Hayat Aldattı, Cezmi Ersöz tarafından yazılmıştır. http://kitapgalerisi.com'da % 30 İndirim ve aynı gün kargoya teslim avantajıyla alabilirsiniz. |  Alfa Yayınları, Öykü, 9786051069210, 194 Sayfa, Eylül/2014
Kitabın 108. ve 109. sayfalarından  tanıtım amaçlı alıntı yapılmıştır.

 Garip bir pırıltı yayar etrafa. Bu pırıltının nereden geldiğini anlayamazsınız. Baştan aşağı sarar sizi... Bir masaldan yapılmış gibidir sanki. Hiçbir şeye hayır demez... Her şey kabulüdür... Sizinle bütün uzak yollara çıkmaya hazırdır. Öyle yorgun düşmüşsünüzdür ki, önünüze çıkarılan engellerden tutarsınız hemen size uzattığı elini ve hiç bırakmak istemezsiniz... O el ki o güne dek yaşadığınız tüm hasretlerden yapılmış gibidir... Öyle güzel gülümser ki, bu gülümseyiş çocukluğunuzdan o güne dek içinizde taşıdığınız bütün mahrumiyetleri bir anda ışığa boğar... Öyle bir ışıktır ki, bu kalbinizde gizli bir ölüm gibi sakladığınız o uçurumu bir anda görünmez kılar...
Sizi tutan elini hiç bırakmayacağına inanarak bu uçurumun üzerine usulca bırakırsınız kendinizi... Bir anda dünyanın iyi ve yaşanılır bir yer olduğunu düşünmeye başlarsınız. Siz yıllardır kendinizi dört bir duvarın içinde tutsak hissederken sihirli bir el duvarlarınızın içindeki kapıları birer birer açmaya başlar... Dünyanın ne kadar büyük, gökyüzünün ne kadar geniş olduğunu görüp şaşarsınız buna. Ve hiç hayıflanmazsınız neden onca yıl bunu fark edemediğinize... Geç de olsa gelmiştir ya o ışık, tutmuştur ya o el elinizden, bir anda silinir o çileli geçmişiniz... Kötü, acı, ürkütücü ne yaşamışsanız o şefkat dolu tebessüm tarafından bir bir temize çekilir... O hayat hikâyeniz bir bir temize çekilir... Üzerinizden korkunç bir yük kalkmıştır sanki... Birisi hayatınıza girmiş, sizin yerinize acılarınızı, unutmak istediklerinizi, pişmanlıklarınızı alıp sizden uzaklara, bilinmezliklere götürmüştür... Çocuklaştırmıştır sizi adeta... Sizi zırhlarınızdan, korkularınızdan soymuştur... Sizi aslında neyseniz o hale getirmiştir... Uzun yıllar önce, belki de bu dünyada hiç var olmadan önce ait olduğunuz yere göndermiştir... Varlığınızın öbür parçasıyla buluşturmuştur sizi... Daha doğmadan önce nereden ve nasıl koptuğunuzu göstermiştir size... Bu yüzdendir işte onunla sevişirken kendinizi tutamayıp ağlayışınız... Kopuk, köksüz bir parça değilsinizdir artık bu dünyada... Bir yer vardır size ait, onu yıllardır bu kadar de-rinden özlemeniz boşuna değildir... işte o bunu kanıtlamıştır size... Belki de ilk kez ölümden hiç korkmadığınızı hissedersiniz... Çünkü artık ölünce nereye gideceğinizi iyi bilirsiniz:
Varlığınızın o koptuğu yere...
Artık her yer size aittir. Gitmediğiniz, görmediğiniz yerler bile... Öldükten sonra binlerce kez yeniden doğacağınızı hissedersiniz. Sonsuz bir döngüdür zaman. Nereye gitseniz hep elinizden tutacak olan... Hiç beklemediğiniz anlarda sizi düşlere boğacak olan.
Gördüğünüz her insan sizden bir parçadır. Dokunduğunuz her şey kaderinizi taşır... Dünya avcuna alıp sıktığınız sıcacık bir taştır. O taşta yaşamın nabzı atar... Masumiyetiniz hayatın en çocuk halidir. Avcunuzda sıktığınız o taş soğumasın diye masumiyetinizi hayatın ayakları altına serersiniz...
Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.

kitap

2 Eylül 2014 Salı

Lüzumsuz Adam İshak Alaton

Lüzumsuz Adam İshak Alaton, Mehmet Gündem tarafından yazılmıştır. http://kitapgalerisi.com'da % 30 İndirim ve aynı gün kargoya teslim avantajıyla alabilirsiniz. |  Alfa Yayınları, Otobiyografi, 9786051066653, 491 Sayfa, Ağustos/2014
Kitabın 262. ve 263. sayfalarından  tanıtım amaçlı alıntı yapılmıştır.

YALNIZIM AMA YALNIZLIK HİSSETMEM
Kendimi hiçbir zaman yalnız hissetmedim. Üzeyir'le çok yakın bir kardeşliğim vardı ama yalnızlığımı hissedeceğime, sorumluluğumu daha çok idrak etmeye başladım. Çünkü iki liderden biri gitti. Öbürü "iki misli yük altında şimdi" diye kendi kendimi şartlandırdım. Zaten olması gereken de buydu.
Kendime dedim ki:
Hayat zannedildiği kadar uzun değil.
iyi ki vaktinde işi profesyonellere bıraktım.
İyi ki lüzumsuz olabilme yoluna girdim.
İyi ki özgürleşip ağırlıklarımdan kurtuldum.
iyi ki tek bir kimlikle, işadamı kimliği ile kendimi sınırlamadım.
iyi ki toplumsal sorumluluklara yöneldim.
iyi ki yalnızlığı keşfettim.
Bu yalnızlık, sokaktaki insanın kendini yalnız hissetmesi yalnızlığı değil. Kendini bulma, kendine ulaşma yalnızlığı. Felsefî anlam-da yalnızlık, müthiş bir zenginliktir. O bakımdan yalnızlığı bir içe
dönüş olarak görüyorum.
Bu benim hayat boyu tatbik ettiğim bir metodolojidir.
Bütün sıfatlardan arınarak kendine dönmek, kendi vicdanınla baş başa kalmak ve kendine hesap vermek.
Amerikalı bir felsefeci var, Abraham Maslow.
Bu adam insanı motive eden dinamikleri analiz ediyor ve bunları beş kademeye bölüyor.
Birinci kademe, en basit ihtiyaçlar.
İkinci kademe, biraz daha gelişmiş ihtiyaçlar, güven arayışı.
Üçüncü kademe, sosyal ve toplumsal arayışlar.
Dördüncü kademe, bir yarışa giriş, toplumda liderlik arayışı ve daha iyi olmak.
Beşinci kademe ise müthiş bir şey, insan yalnızlığa terfi ediyor. Sadece kendisi ile yarışır hale geliyor insan.
Artık tek hedefin var, sadece daha iyi insan olmaya uğraşıyorum.
Ben o faza girdim uzun yıllardan beri.
ÖLÜME GİDİYORUZ...
Ölümden korkmuyorum, basit bir inancım ve mantığım var;
Diyorum ki: Allah beni seviyor ve çektirmeden davet edecek. Beni süründürmeyecek, diyorum. O gün gelince, beni çağıracak ve diyecek ki: Tamam, gel.
Bir anda olacak her şey.
Bu, bir inançtır.
Böyle düşünmek bilinçli bir beyin yıkamadır.
Böylece beni bir anda çağıracağını bildiğime inanarak diyorum ki:
O an ben öldüğümü de bilmeyeceğim. Öldüğümü bilmediğimde benim için acı da yok. Haaa, kalanların bazısı, az veya çok üzülecek ve ağlayacak.
O yüzden ben ölüm denilince, eyvah öleceğim diye üzülmüyorum.
Dünyaya gelmek aynı zamanda ölüme yürümek demek...
Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.

kitap

1 Eylül 2014 Pazartesi

Osmanlı İmparatorluğu Ansiklopedisi

Osmanlı İmparatorluğu Ansiklopedisi, Selçuk Akşin Somel tarafından yazılmıştır. http://kitapgalerisi.com'da % 30 İndirim ve aynı gün kargoya teslim avantajıyla alabilirsiniz. |  Alfa Yayınları, Tarih, 9786051069043, 704 Sayfa, Eylül/2014
Kitabın 334. ve 335. sayfalarından  tanıtım amaçlı alıntı yapılmıştır.

KABAKÇI VAKASI. III. Selim'in tahttan indirilmesiyle sonuçlanan isyan (25-29 Mayıs 1807). Hükümetin yeni kurulan Nizâm-ı Cedîd'in asker sayısını artırma tasarısı ve Yeniçeri Ocağı'nı dağıtacağı söylentisi, Şehzade Mustafa'nın, şeyhülislamın ve sadrazam kaymakamının da içinde yer aldığı muhafazakâr siyasi çevrelerde bir tepki yarattı. Yeni ordunun kuvvetlenmesi padişahın siyasi gücünü artıracağından, bu tür bir iktidar odaklanmasından ilmiye ve bürokrasi rahatsızlık duydu. Bunların yanı sıra Rumeli ayanları Nizâm-ı Cedîd birliklerinin kendi aleyhlerine kullanılacağı endişesiyle söz konusu ordunun Trakya'dan batıya ilerlemesine izin vermedi (İkinci Edirne Vak'ası, 1806). İstanbul halkı ise artan yüksek fiyatlar ve Nizâm-ı Cedîd taraftarlarının göze batan lüks yaşantısı dolayısıyla reformlara tepkiliydi.
Bu sırada Osmanlı Devleti Fransa'nın kışkırtmasıyla Rusya'ya savaş açmıştı (1806). Napoleon Savaşları'nın hüküm sürdüğü bu devirde Rusya'nın müttefiki olan İngiltere III. Selim'in Fransız yanlısı politikasına izin veremezdi.
Tüm bu sayılan etkenler birleşerek her türlü askeri yeniliğin kâfir bir devlet yaratacağı fikri halk arasında yayıldı. Bunun etkisiyle, İstanbul Boğazı'nda konuşlanmış acemi askerlerden oluşan birlikler hükümete başkaldırmaları için kışkırtıldı. Kabakçı Mustafa adlı bir çavuşun başına geçtiği asiler, diğer yeniçerilerden ve reformlara tepkili geniş halk kitlelerinden destek alarak padişahı baskı altına almayı başardı. III. Selim'in asilere teslim ettiği reformcu devlet yetkilileri öldürüldü. Daha da cesaretlenen asiler, şeyhülislamdan III. Selim'in tahttan indirilmesini uygun gören bir fetva elde etti. Tahta çıkan yeğeni IV. Mustafa, III. Selim tarafından başlatılmış olan kurumsal ve askeri reformları ortadan kaldırdı; ancak payitahta egemen olamadı. Kabakçı Mustafa ve avenesi şehirde fiilen egemenlik kurdu. Söz konusu anarşi devri Alemdar Mustafa Paşa'nın İstanbul'u işgal ederek II. Mahmud'u tahta çıkarmasıyla son buldu. Ayrıca bkz. BATILILAŞMA; MUHALEFET.
KADI. Hem şeriatı hem de seküler kanunları uygulayan İslami yargıç. Merkezi otoritenin atadığı bir yetkiliydi; görev yaptığı kazanın ve kaza merkezi olan şehrinin idaresinden de sorumluydu. İlmiye sınıfına mensup olan ve İslami gelenekçiliği temsil eden kadılar Osmanlı Müslüman toplumunda büyük itibar görürdü. Alt kademedeki medreselerin mezunları daha küçük şehirlerin bağlı olduğu kazalara atanırken, İstanbul, Edirne ve Bursa'daki medreselerden mezun olanlar adli ve idari kariyer bakımından daha büyük bir avantaja sahipti.
Kadılar yerel idareci sıfatıyla çarşı fiyatlarının belirlenmesi, şehirdeki temel hizmetlerin sürdürülmesi gibi belediye işlevlerinin yanı sıra, haberleşme hatlarının idamesinden, askerlerin toplanmasından ve merkezi otoritenin isteği üzerine işçi ve hayvan naklinden de sorumluydu. Bütün adli, idari ve beledi hükümleri ve kararları bir sicile işlemeleri gerekirdi. İdari işlevleri 1839'da ilmiye sınıfından olmayan kaymakamlara devredilen kadılar sadece İslami yargıçlar olarak görev yapmaya devam etti. Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulmasından sonra kadılık makamı kaldırıldı. Ayrıca bkz. HUKUK; İSLAM; KAZASKER; ŞEYHÜLİSLAM.
Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.

kitap

21 Ağustos 2014 Perşembe

Baba

Baba, Jon Lewis tarafından yazılmıştır. http://kitapgalerisi.com'da % 30 İndirim ve aynı gün kargoya teslim avantajıyla alabilirsiniz. | Alfa Yayınları, Sinema, 9786051068862, 134 Sayfa, Ağustos/2014
Kitabın 87. ve 88. sayfalarından  tanıtım amaçlı alıntı yapılmıştır.

[Kesik] at başı hikayesi, doğrudan Sicilya halk geleneğinden alınmadır. Fark şundan ibarettir: Onlar, parayı ödemezseniz, ilk uyan olarak sevdiğiniz köpeğin başını kapınıza çiviliyorlardı.
National Public Radio'nun Fresh Air programında Terry Gross'un Mario Puzo ile bir söyleşisinden
[Baha'dan] şaşkın ayrıldım, demek istediğim, sinemadan su akıntısına kapılmış gibi çıktım. Belki de film hayal ürünüydü, ama benim için, o zamanlar, hayatımızdı bu ... Yalnızca mafya kısmı değil, yalnızca gangsterler, adam öldürmeler ve bütün o saçmalıklar değil, başlangıçtaki o düğün, müzik ve
dans da, o bizdik, İtalyan halkı.
"Boğa Sammy" lakaplı Salvatore Gravano,
Gambino ailesinin iki numaralı adamı
28 Haziran 1971'de, Baha'nın önceden planlanan tatil sezonu galasından altı ay önce, mafya patronu Joe Colombo, Jerome Johnson adlı Afrika kökenli bir Amerikalı tetikçi tarafından vuruldu: Olay, Colombo, New York'taki İtalyan Birlik Günü toplantısında kürsüye yaklaşırken olmuştu. (iddia o ki), bu silahlı saldırı emrini, patronların patronu Carlo Gambino ile yeni bir ittifaktan aldığı cesaretle "Deli Joe" lakaplı gangster Gallo vermişti. Afrika kökenli Amerikalı bir tetikçinin seçilmesi -ki bu, mafya için sıradışı bir hareketti- bir tür Deli Joe'nun tuhaf imzası gibi görünüyordu, çünkü iki adam arasındaki kan davasını başlatan şey, Gallo'nun uyuşturucu ticaretinde Harlem gangsterleri ile iş yapmak istemesi olmuştur.
Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.

kitap

9 Temmuz 2014 Çarşamba

Zihnin Sihirbazlığı

Zihnin Sihirbazlığı, Stephen L. Macknik, Susana Martinez - Conde  tarafından yazılmıştır. http://kitapgalerisi.com'da % 30 İndirim ve aynı gün kargoya teslim avantajıyla alabilirsiniz. |  Alfa Yayınları, Bilim, 9786051069012, 334 Sayfa, Temmuz/2014
Kitabın 144. ve 145. sayfalarından  tanıtım amaçlı alıntı yapılmıştır.

HİNT KEMENT NUMARASI
Hafıza İllüzyonları

Buhar çağı mühendislerinin uçak, otomobil ve sinemanın ilk örneklerini geliştirdikleri 1890'lar icatların bereketli çağı olarak anılır. Wilhelm Roentgen röntgen ışınlarını buldu, Marie ve Pierre Curie radyoaktiviteyi keşfetti ve William James psikolojinin ilkelerini tanımladı. Okuyucuların Sherlock Holmes, Drakula ve Rudyard Kipling'in Orman Kitabı'yla akılları başlarından gitmişti. Ancak ruh çağırma seansları, psişik ışıklar, ölülerden gelen sesler ve Doğu'nun karanlık gizleriyle dolu modern spiritüalizme dalmış milyonlarca kişi için en iyi yenilik nefes kesen sihir gösterisi Hint Kement Numarası olmuş olabilir.
Chicago Tribune 8 Ağustos 1890'da bu numaranın ilk resmi kaydını yayımladı. İki Yale öğrencisi, bir sanatçı ve bir fotoğrafçı bir Hint fakirinin gri bir kement topunu dizlerinin arkasından çıkarıp, serbest ucunu dişleri arasında tutup, topu gökyüzüne doğru fırlattığını gördüklerinde Hindistan'da seyahatteydiler. Kement topu diğer ucu görüş alanından çıkana kadar açılmaya devam etti. 'Yaklaşık altı yaşında' küçük bir çocuk kemende tırmandı. Çocuk 10-12 metre tırmandıktan sonra ortadan kayboldu. Puf. Bu olay gün ışığında açık alanda gerçekleşmişti, gizli teller ya da destekleyen aletler saklanamazdı. Sanatçı olayın resmini çizdi. Fotoğrafçı fotoğraflar çekti. Ancak fotoğraflar tab edilince, ortada ne kement vardı ne de çocuk. Sadece ortada bir Hint fakiri yerde oturuyordu. Meçhul yazar bu olaya bir açıklama önerdi. Hint fakiri bütün kalabalığı hipnotize etmiş olmalıydı, ama fotoğraf makinesini hipnotize edememişti.
Bu numara üzerinde birkaç yıl önce bir yazı yazmış olan Teller'e göre bu hikayenin dahiyane tarafı birçok okuyucunun modernizm pozlarını bozmadan oryantal gizem içinde yuvarlanmalarını sağlaması idi.1 Yeni Çağ için karşılıklı enerji ne ise Viktorya Çağı için de hipnotizma oydu: uçuk kaçık inançların geniş kapsamlı açıklaması. Yerçekimine karşı gelen nefes kesici bir mucizeyi tasvir edip sonra da bu mucizenin aynı ölçüde gizemli ancak Batı bilimsel çerçevesine sahip hipnotizma sonucu olduğunun açıklanmasıyla gözden düşürülmeye çalışılması, Tribune okurlarının hem gizeme inanıp hem de maskesini, düşürmelerine olanak sağladı.
Makalenin yayımlanmasından dört ay sonra İngiliz haftalık dergilerinden birinin editörü Tribune'den Yale öğrencilerinden biriyle konuşabilmek için izin istedi. Makalenin yazarından bir özür cevabı geldi: "Bana söylendiğine göre kısa öyküm hayal ettiğimden de yoğun ilgi gördü ve birçok kişi mükemmel bir şekilde doğru olduğunu kabul etti. Özür dilerim, yalnız bazı kişiler yanılmış olmalı."
Başka bir deyişle hikaye uydurmaydı. Bu imkânsız bir numara. Ne şimdi yapılabilir ne de daha önce yapılabilirdi. Sihirbazlık tarihçileri makalenin yazarının sonradan United States Secret Service'in [ABD Gizli Servisi] ilk yöneticisi olarak çevirdiği entrikalar ve Makyavelci planlarıyla ünlü yetenekli yalancı John Elbert Wîlke olduğu görüşünde. Bu hikayeyi gazetenin tirajını artırmak için yazmıştı. Daha sonra Wilke hikayenin 'bir teoriyi eğlendirici bir şekilde sunmak için yazılmış' olduğunu belirten bir geri çekme yazısı yayımladı. Geri çekme köşe yazısının künyesi Fred S. Ellmore idi (daha çok makale satmak gibi).
Ancak Wilke'nin geri çekme yazısı çok geç gelmişti. Hikaye çoktan virüs gibi yayılmıştı. İnternetin bilgilerin anında yayılmasını sağlamaya başlamasından çok önce, Hint kement numarası haberleri tüm dünyaya yayılmıştı, ancak bu yayılma sadece birkaç dakika yerine birkaç ay almıştı.
Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.

kitap

9 Haziran 2014 Pazartesi

Beyin Nasıl Okur

Beyin Nasıl Okur, Stanislas Dehaene tarafından yazılmıştır. http://kitapgalerisi.com'da % 20 İndirim ve aynı gün kargoya teslim avantajıyla alabilirsiniz. |  Alfa Yayınları, Bilim, 9786051068916, 480 Sayfa, Haziran/2014
Kitabın 256. ve 257. sayfalarından  tanıtım amaçlı alıntı yapılmıştır.

Yalnızca okuduğunuz şeyden değil,
onun okunabilir oluşu mucizesinden de
büyülenmenizi istiyorum.
-Vladimir Nabokov, Solgun Ateş

Her ne kadar günümüz yazı sistemlerine ulaşmak için birçok katip neslinin geçmesi gerekmiş olsa da çocuklarımız bu sistemler üzerinde birkaç yıl içinde uzmanlaşmak zorundadır, îster İngilizce, Fransızca, Çince ister İbranice konuşuyor olsunlar iki veya üç yıllık bir eğitim onların sözcükleri çözümlemeye başlamasını sağlamaktadır. Hayati öneme sahip bu yıllarda yalnızca kâğıt üzerinde bir işaretler kargaşası olan yazı birdenbire anlam kazanmaktadır. Bu öğrenme sürecinin dahili mekanizmaları üzerine psikolojiden beyin seviyesinde olanlara dek yapılan araştırmalar geçtiğimiz on yıl içinde oldukça büyük ilerlemeler kaydetmiştir. Okuma mekanizmalarına dair bu yenilenmiş anlayışın bir sonraki bölümde inceleyeceğimiz öğretimin geliştirilmesine dair önemli çıkarımları vardır.
Nöron geri dönüşümü hipotezi, okumanın çocuğun beynine aşamalı bir biçimde demir atmasının sebebinin halihazırda işlevsel ve yalnızca asgari miktarda düzenleme gerektiren devrelerin içinde kendisine uygun bir niş bulması olduğunu  öne sürmektedir. Çocuğun  beynindeki  görsel ve dilsel devreler içerisinde yazının evrimi sırasında oluşan kültürel deneylemeye benzer bir biçimde deneme ve yanılmayı içeren beyinsel bir süreç gerçekleşmelidir. Okumanın aşamalı olarak sol oksipitotemporal posta kutusu alanı üzerine yaklaştığı şeklinde merkezi bir öngörü vardır. Çocuk deneyimli bir okuyucu haline geldikçe beynin bu bölgesi de yazıya aşamalı bir biçimde özelleşmelidir. Aynı zamanda bu bölgenin etraftaki temporal, yan ve frontal dil alanlarıyla olan iletişimi de artmalıdır. Gelişimsel psikoloji ve daha yakın zamanda beyin görüntüleme bu süreci işaretleyen aşamalar üzerine ışık tutmaya başlamıştır.
Nöron geri dönüşümü hipotezi ilginç bir biçimde bizi hayatın ilk yılına, yani okumanın daha gündeme bile gelmediği bir zamana odaklanmaya itmektedir. Eğer geri dönüşüm modeli doğruysa çocukların okumayı öğrenebilmesinin tek sebebi, ya evrim ya da erken öğrenme sayesinde, beyinlerinin gerekli mimariyi halihazırda barındırıyor oluşudur. Çocuklar ilk okuma derslerini almadan önce beyinlerinin bu yeni kültürel çalışmaya hazırlanmasında önceki dilsel ve görsel gelişimleri önemli bir rol oynamaktadır.

Geleceğin Okuyucusunun Doğuşu
Bir zamanlar yeni doğan bir bebeğin dünya algısının "parıldayan ve uğuldayan dev bir kafa karışıklığı" olduğu düşünülürdü. Bebeğin beyninin bir hayli ham ve çok az düzenli olduğu düşünülür, yapılandırılması için muazzam girdilerin ve yıllar süren istatistiksel öğrenmenin gerektiği öne sürülürdü. Ancak yapılan son araştırmalar bu basit "yapılandır-macı" kuramın aksini göstermektedir. Gerçekten de beyin ergenliğe kadar oldukça esnek kalmakta ve böylece öğrenme ve eğitim için bir fırsat penceresi açmaktadır. Ancak hayatın ilk yıllarında bile okuma için daha sonra geri dönüştürülecek olan iki ana yeti halihazırda yerli yerindedir: konuşmayı kavrama ve sabit görsel tanıma.
Bebekler yaşamlarının ilk birkaç ayında şaşırtıcı dil yeterlikleri göstermektedir.
Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.

kitap

Milli Görüşten Muhafazakar Demokrasiye

Milli Görüşten Muhafazakar Demokrasiye, Nureddin Nebati  tarafından yazılmıştır. http://kitapgalerisi.com'da % 30 İndirim ve aynı gün kargoya teslim avantajıyla alabilirsiniz. |  Alfa Yayınları, Siyaset, 9786051068732, 366 Sayfa, Hazinra/2014
Kitabın 184. ve 185. sayfalarından  tanıtım amaçlı alıntı yapılmıştır.
2.3. 28 ŞUBAT SÜRECİ
RP, 24 Aralık 1995 Genel Seçimlerinde, % 21 oy alarak birinci parti olmasına rağmen, sistem onu merkeze yaklaştırmamak için şiddetli bir direniş gösterir. Hükümet kurmada öncelikle Refahsız seçenek değerlendirilerek, (Bayramoğlu, 2001: 39) Refah Partisi'nin hükümete dahil edilmemesi için pek çok manevra ve baskı yöntemi kullanılır. Ana-Yol hükümetinin yolsuzluk iddiaları sonucu bozulmasının ardından DYP ile Refah Partisi bir koalisyon anlaşması yaparak Refah-Yol olarak adlandırılan 54. hükümet kurmuştur.
Hükümet kurulduğu günden itibaren adeta ateşten bir çemberin içine girer. Genelkurmay Başkanı Orgeneral İsmail Hakkı Karadayı üst üste köşke çıkarak ordunun rahatsızlığını belli eder (Kazan, 2003; 15). Üst düzey bir askeri yetkilinin ağzından gazetelere fakslar çekilerek, RP çevrelerine ağır eleştiriler, hatta uyarılar yapılır. Genelkurmay'dan altı ayrı metin fakslanarak "Ordu'nun rahatsızlığı" manşetlere çıkarılır. Askerlerden hiçbir yalanlama gelmeyen bu ifadeler "neredeyse üstü kapalı muhtıra" görüntüsü vermektedir (Kazan, 2003(c): 15). Yine bu dönemde, Devlet Bakanı Abdullah Gül'ün protokolde Orgeneral İsmail Hakkı Karadayı önünde durması büyük bir kriz olarak yansıtılır. Aynı şekilde, Süleyman Demirel'i karşılamak üzere Erbakan'ı temsilen Devlet Bakanı Sabri Tekir'in Kara Kuvvetleri Komutanı Hikmet Köksal'ın önünde durması ayrı bir kriz şeklinde gazetelerde "Paşa'dan Bakan'a Hizaya Gel Uyarısı" başlığıyla yer bulur (Milliyet, 06.06.1997). Tüm bu ayrıntılar, medya tarafından, hükümeti yıpratmak için ağır ve aşağılayıcı söylemlerle dolu haberlerle mevcut atmosferi besler. Hükümeti hedef alan bu sindirme atmosferinin içinde muhalefet partileri de yer almıştır. Mesut Yılmaz ve Deniz Baykal laikliğin tehlikede olduğu söylemini kullanmış, darbe ihtimalleri üzerine her gün yeni bir iddiada bulunarak karalama kampanyasına katkı sunmuştur. Bu düşmanca atmosfer RP'yi bazen savunmacı bazen de agresif bir çizgiye iter.
Türkiye modernleşmesi imparatorluktan Cumhuriyete geçiş sürecini bir çeşit kopuş ekseninde tanımlamakta, geleneğe ve geçmişe ait tüm semboller reddiyeci bir mantıkla mahkûm edilmektedir:   "Gelenek-modernlik",  "geçmiş-ilerleme",  "din-sekülerlik", "Batı-Doğu" mutlak bir ayrım içinde konumlandırılmakta ve bir çeşit düalite kurulmaktadır. Dolayısıyla Cumhuriyet tarihinin çatışma ve kopuşlar ekseninde inşa edildiği söylenebilir. Hasan Bülent Kahraman şöyle demektedir: "Dünün yadsınmasıyla başlayan kopuş olgusu ve süreci zaman içinde ulusal kültür, evrensel kültür, dün-bugün, seçkinci kültür-kitle kültürü vb sorunsallar etrafında gelişmiş giderek tepeden inmeci, dayatmacı, merkezi otoritenin mantık ve muhakemesiyle özdeşleşen bir nitelik kazanmıştır" (Kahraman, 1999: 135-136). Batıcı,   modernleşmeci,   seçkinci   damarın   "kitleyi   ıslah etme" yönelimi Cumhuriyet tarihi boyunca ordunun vesayeti altında gerçekleştirilmeye çalışılmıştır. "Cumhuriyet modernleşmesinin ve Batılılaşmasının kurucu, taşıyıcı ve kollayıcı ajanı" olarak TSK'nın "toplum mühendisliği" eğilimlerinin ağırlığı Türk siyasal yaşamını belirleyen önemli bir motiftir (Gökmen, 2009: 348). 1961 Anayasasıyla Milli Güvenlik Kurulu anayasal geleneğimize dahil olmuş ve siyaset içindeki ağırlığı her askeri müdahale sonrasında artmış, 1990'lardan sonra ise bu kurum siyaseti belirleyen temel merciye dönüşmüş, eğitim, ekonomi, politika gibi tüm sivil alanlarda belirleyici bir unsur olmuştur (Gürses, 2012: 159). 1961 öncesinde "Milli Savunma Yüksek Kurulu" adı altında varlığını sürdürmekteydi (Öcal, 2009: 6). 1961 Anayasasında MGK'nın görevi "milli güvenlikle ilgili kararların alınmasında ve koordinasyonun sağlanmasında Bakanlar Kuruluna yardımcılık etmek" olarak tanımlanmıştır. 1971 muhtırası ile MGK'nın görevi Bakanlar Kuruluna "tavsiyede bulunmak" olarak genişletilmiştir. 1982 Anayasasına göre, Bakanlar Kurulu "Milli Güvenlik Kurulunun devletin varlığı ve bağımsızlığı ülkenin bölünmez bütünlüğü ve toplumun huzur ve güvenliğinin korunması için gerekli önlemlerin alınmasına dair kararlarını öncelikle" değerlendirmek zorundaydı (Heper, 2006: 218). Böylece askerin toplum ve siyaset üzerindeki etkisi arttırılarak vesayet sistemi güçlendirilmiştir. 28 Şubat sürecinde MGK Genel Sekreterliğine bağlı Başbakanlık Kriz Yönetim Merkezi siyasal iktidarı ordudan icazetli bir hale getirmiştir.
Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.

kitap

22 Mayıs 2014 Perşembe

Evreni Yöneten Dört Yasa

Evreni Yöneten Dört Yasa, Peter Atkins tarafından yazılmıştır. http://kitapgalerisi.com'da % 20 İndirim ve aynı gün kargoya teslim avantajıyla alabilirsiniz. |  Alfa Yayınları, Bilim, 9786051068787, 120 Sayfa, Mayıs/2014
Kitabın 80. ve 81. sayfalarından  tanıtım amaçlı alıntı yapılmıştır.
Şimdi sorulacak soru, sistemin iş üretmek için çevreye bir vergi ödemesinin gerekip gerekmediğidir. îç enerjideki tüm değişimi iş olarak çıkarabilir miyiz veya bu değişimin bir kısmının, bundan daha azını da iş yapmak için kullanılmak üzere geride bırakarak, çevreye ısı olarak aktarılması zorunlu mudur? Sistemin iş yapmak için ödemesi gereken ısı formunda bir vergi olması şart mıdır? Hatta, iç enerjideki değişimin beklediğimizden daha fazla iş çıkartabileceğimiz anlamında bir vergi iadesi mümkün müdür? Kısacası, entalpinin rolüyle kıyaslarsak, bir sürecin salabileceği net ısı üzerine odaklanmak yerine, net işin üzerine odaklanan bir termodinamik özellik var mıdır?
Birinci yasayı düşünerek ısı için uygun özelliği bulduk, entalpi. ikinci yasa ve entropiyi ele alarak da iş için uygun özelliği bulacağız çünkü bir süreç ancak kendiliğindense iş yapabilir: kendiliğinden olmayan süreçlerin iş yaparak yönetilmesi gerekir, bu nedenle iş üretimi için yararsızdan da kötüdürler.
Kendiliğinden olan süreçleri belirlemek için ikinci yasanın son derece önemli olan evrenin entropisinden -sistemin ve çevresindekilerin entropilerinin toplamından- söz ettiği yönüne dikkat etmemiz gerekir. İkinci yasaya göre, kendiliğinden bir değişime evrenin entropisindeki bir artış eşlik eder. Evren üzerindeki bu vurgunun önemli bir özelliği de, çevrede daha büyük bir artışın olması ile toplam entropide artışın olması kaydıyla sürece eşlik eden sistemin entropisindeki bir azalmaya rağmen sürecin kendiliğinden olabileceği, iş üretebileceğidir. Her ne zaman açıkça kendiliğinden olan entropi azalması görürsek, bir yapı ortaya çıktığında, bir kristal şekil aldığında, bir bitki büyüdüğünde veya bir fikir oluştuğundaki gibi- başka bir yerde entropide her zaman, sistemin entropisindeki azalmaya eşlik edenden daha büyük bir artış olur.
Bir sürecin kendiliğinden olup olmadığını dolayısıyla iş üretmeye uygun olup olmadığını değerlendirmek için, hem söz konusu sistemde hem de çevrede olan beraberindeki entropi değişimlerini değerlendirmemiz gerekir. Biri sistem için biri de çevre için olmak üzere iki ayrı hesap yapmak zorunluluğu gereksizdir. İlgimizi belirli değişim türleriyle kısıtlı tutmaya hazır olmak kaydıyla, iki hesabı tek bir hesapta birleştirmenin bir yolu ve yalnızca sistemin özelliklerine odaklanarak bir hesaplama yürütmenin bir yolu vardır. Bu şekilde ilerleyerek, 'ısı vergisini' ayrı şekilde hesaplamaya gerek olmaksızın bir süreçten çıkartılabilecek işi değerlendirmek için kullanabileceğimiz termodinamik özelliği belirleyebiliyor olacağız.
Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.

kitap

14 Mayıs 2014 Çarşamba

İncir Kuşları (Cep Boy)

İncir Kuşları (Cep Boy), Sinan Akyüz tarafından yazılmıştır. http://kitapgalerisi.com'da %30 İndirim ve aynı gün kargoya teslim avantajıyla alabilirsiniz. | Alfa Yayınları, Roman, 9786051067483, 340 Sayfa, Ağustos/2013
Kitabın 102. ve 103. sayfalarından  tanıtım amaçlı alıntı yapılmıştır.

Karlı, buz gibi bir havanın hüküm sürdüğü ocak ayıydı. Günlerden çarşambaydı. Bütün gün evde oturmuş, yakında başlayacak sınavlara hazırlık yapı-yordum. O sırada kapı zili çaldı. Elimdeki ders notlarını sehpaya bırakıp kapıyı açtım. "Hoş geldin teyze," dedim.
Teyzem ellerini yumruk yapmış, avuçlarına sıcak nefesini üflüyordu. "Çabuk kapıyı kapat, ev soğumasın. Dışarısı çok soğuk."
Hemen kapıyı kapattım. Siyah paltosunu çıkartıp portmantoya astı. "Tarhana çorbası yaptım. Sıcak sı-cak bir kâse içmek ister misin?" diye sordum,
"İçerim," dedi. "Zaten bugün sinirden boğazımdan tek lokma geçmedi."
"N'oldu teyze? Yoksa hastanede tatsız bir şey mi oldu?"
Teyzem acı acı güldü. "Her gün tadı tuzu olmayan bir ortamda çalışıyorum Suada. Hasta insanların ortamında bulunmaktan benim de ruhum hastalandı artık. Bazen bu mesleği seçtiğim güne lanetler okuyorum. Keşke zamanında imkânım varken tarihçi olsaydım. Neyse, şimdi yine eski meseleleri deşmeyelim. Benim bugün asıl kızgınlığım Aliya'ya"
"Aliya İzzetbegoviç'e mi?
"Evet. Bu adam bir gün beni delirtecek."
"İzzetbegoviç'e çok haksızlık etmiyor musun teyze? Adamcağızdan alıp veremediğin ne senin?"
"Bence iyi bir siyasetçi değil o. Boşnakların, masaya yumruğunu vuran güçlü bir lidere ihtiyaçları var. Bugünlerde her türlü çirkinliğin kaynadığı bir kazandayız. Kazan fokur fokur kaynıyor. Neredeyse taşmak üzere Suada, Boşnakların bu dünyada var olabilmesi için silaha ihtiyaçları var. Peki, bu adam ne yapıyor? Yerel güçlerin sahip olduğu üç-beş tane silahı da onların ellerinden alıp Sırpların kontrolündeki orduya teslim ediyor."
"Savaş artık bitti teyze. Bugün televizyon kanalları izlemedin mi yoksa? Hırvatistan ve Slovenya'nın bağımsızlıkları Avrupa Topluluğu tarafından resmen tanındı. Barıştan yana olmak, bir lideri kötü kılmaz. Bence Aliya İzzetbegoviç de iyi bir lider."
Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.

kitap

25 Nisan 2014 Cuma

Osmanlılar Ve Haçlılar

Osmanlılar Ve Haçlılar, Halil İnalcık tarafından yazılmıştır. http://kitapgalerisi.com'da %30 İndirim ve aynı gün kargoya teslim avantajıyla alabilirsiniz. |  Alfa Yayınları, Tarih, 9786051067803, 188 Sayfa, Nisan/2014
Kitabın 75. sayfasından tanıtım amaçlı alıntı yapılmıştır.

C. Balkanlar için Mücadele
1421-1451

Fakat iç savaş esnasında Bizans Osmanlı saldırganlığını durdurmanın ve onlardan yeni çıkarlar elde etmenin en etkili yolunu öğrenmişti. II. Manuel, L Mehmed'in Bursa'da on yedi yaşında sultan ilan edilen oğlu II. Murad'ın 25 Haziran 1421'de tahta çıkması üzerine Murad'ın amcası Mustafa'yı Balkanlarda serbest bıraktı, bölgedeki Osmanlı kuvvetlerinin aralarında güçlü uc beylerinin de bulunduğu birçok lideri Mustafa'yı destekledi.
Mustafa, imparatora Gelibolu'yu, Trakya'nın bereketli sahil ovalarını, Tesalya'yı ve Karadeniz sahillerini geri vermeyi kabul etmişti. Böylece Bizans İmparatorluğu, I. Bayezid'in fetihlerinden önceki hudutlarına tekrar kavuşuyordu. Timur'un beyliklerini iade ettiği Anadolu'daki hanedanlar da II. Murad'a başkaldırmışlardı. Genç sultan, Hamideli'nin Karamanlılar tarafından işgalini kabul etmek zorunda kalmıştı. İzmir Beyliği üstünde hak iddia eden Cüneyd, Rumeli'de Mustafa'ya katılmıştı.
Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.

kitap

17 Nisan 2014 Perşembe

Yürüyüş Diyeti

Yürüyüş Diyeti, Joanna Hall tarafından yazılmıştır. http://kitapgalerisi.com'da % 30 İndirim ve aynı gün kargoya teslim avantajıyla alabilirsiniz. |  Alfa Yayınları, Beslenme, 9786051068558, 158 Sayfa, Nisan/2014
Kitabın 106. ve 107. sayfalarından tanıtım amaçlı alıntı yapılmıştır.
SAĞLIK İÇİN WALKACTIVE: NE YAPMALISINIZ?
Çok basit - yalnızca Sağlık İçin Walkactive Kurallarına uyun:
•  Her gün 5000 Walkactive adımı yürüyün.
Evet, her gün, haftanın yedi günü. En önemli şey budur.
•  Tutarlı olun. Bunu ne kadar vurgulasam azdır. Haftada 5000 adım yürümediğiniz bir ya da iki gün olabilir, ama her gün yapmaya çalışın.
•  Tekniğinize odaklanın. Daha yüksek hız iyidir, evet öyle, yapabildiğiniz zaman Optimum Yürüme Hızınızla (OYH)
yürümeye çalışın, ama bazı adımlarınız duruş hızında olacaktır ve bu iyidir. Walkactive tekniğini iyice öğrenmek ve tutarlı bir biçimde kullanmakla, dakikada 115 adım kritik eşiğini aşarsınız. Önemli olan budur. Duruşunuz, devingenliğiniz ve endamınız, OYH'nizde olmadığınız zaman bile değişecektir.
Sağlık için Walkactive'in olurları ve olmazları
•  Olur; az ve sık yapmak - önemli olan budur.
•  Olmaz; pazar, salı ve çarşamba günleri hiçbir şey yapmayıp haftanın diğer günlerinde
çok yapıp telafi edebileceğinizi düşünmek -bu tamamen sahte bir ekonomidir.
•  Olur; adımlarınızı arttırmak için günlük rutininiz içinde fırsatlar kollamak.
•  Olmaz; günde bir tek büyük yürüyüşle hepsini yapmaya çalışmak. Bunu sürdürmeyi zor bulmanız olasıdır. İyileştikçe, yürüdüğünüz dakikaların sayısını sürekli bir blok halinde (belki on dakikalık üç öbek ya da beş dakikalık altı öbek deneyebilirsiniz) yükseltebilirsiniz. Ama günde 5000 adımınızı bir denemede yapmayı düşünürseniz, size çok ağır gelebilir.
•  Olur; bazı adımlarınızı günün olabildiğince erken bir saatinde atmak - hedefinizin çok daha fazla yönetilebilir hissedilmesini sağlayacaktır.
•  Olmaz; gün içinde sürekli sonraya bırakmak: Kendinizi baskı altında hissetmeye baslarsınız ve bu da isi zorlaştırabilir.
•  Olmaz; meşgul olduğunuz için aktif olduğunuzu düşünme tuzağına düşmek.
•  Olur; adımları kaydetmek için pedomet-re takmak. Algı ile gerçeklik çok farklı olabilir! Taban adım sayınızı oluşturmayı önceliğiniz yapın.
•  Olmaz; tekniği kullanmayı unutmak,
•  Olur; önemli olanın nitelik olduğunu unutmamak - Walkactive tekniğime güvenin: İşe yarar.
•  Olmaz; yararların çoğu açıkça görülmediği için (örneğin tansiyon ve kolesterol düzeyi ya da kanser üzerindeki etkileri)olmadığını sanmak. Walkactive nedeniyle vücudunuzda devam eden en Önemli değişikliklerden bazıları görünmeyebilir, ama gerçekleşir. Ve önemlidir - hem de çok. • Olur; her gün yürümenin şaşırtıcı, bilimsel olarak belgelenmiş önleyici ve şifa verici yararlarını [bkz. s. 99-102) hatırlamak.
"Yaklaşık bir yıldır Walkactive yapıyorum ve kendimi tanımakta zorlanıyorum. Anti-dep-resanları bıraktım, doktorum kötü kolesterol düzeyimin düştüğünü söylüyor ve neredeyse 12,6 kilo daha hafifim. Walkactive'i günlük trafiğimle bütünleştirdim, her öğle yemeği saatinde yürüyorum, her akşam yemeğinden sonra yürüyorum. Neredeyse hiç hasta olmuyorum, yüzde yüz daha fazla enerjim var ve uzun süredir olduğumdan daha mutluyum. Walkactive hap biçiminde olsaydı, herkes ağzına atardı,"

JİM, 49, BİR GÜNLÜK WALKACTİVE ATÖLYESİNE KATILDI
24 SAATİ YÖNETMEK

Walkactive'e zaman bulma düşüncesiyle boğuşuyorsanız ve ana hatlarını çizdiğim sağlık yararları sizi motive etmeye yetmiyorsa, zamanınıza farklı bir şekilde bakmaya çalışın.

Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.

kitap

11 Nisan 2014 Cuma

Ortaçağ Dünyası

Ortaçağ Dünyası, Susan Wise Bauer tarafından yazılmıştır. http://kitapgalerisi.com'da % 30 İndirim ve aynı gün kargoya teslim avantajıyla alabilirsiniz. |  Alfa Yayınları, Tarih, 9786051068572, 790 Sayfa, Nisan/2014
Kitabın 376. ve 377. sayfalarından tanıtım amaçlı alıntı yapılmıştır.

Ama İustinianos'u küçümsemişti. Karısı tarafından bir şeyler döndü ğü yolunda uyarılan İustinianos, iki askeri, herhalde onları muhafız olarak tutmak istediği bahanesiyle, evine davet etti, sonra da savunmaların düşürdükleri bir anda bir iple ikisini de boğdu. Daha sonra, bu kez bir balıkçı kayığıyla, yeniden kaçtı ve Hazar topraklarından uzaklaştı.
Kayığı kuzeye, Dinyester Nehri'ne götürmeyi başardı ve böylece Birinci Bulgar İmparatorluğu'na girmiş oldu. Bulgarların hükümdarı artık Asparukh'un oğlu Tervel'di ve daha doğudaki Bulgar anayurdunu ele geçirdikleri için Hazarların düşmanıydı. İustinianos ittifak, nakit ve sonradan kızıyla evlendirme sözüyle Tervel'i ikna etti ve 705'te, İustinianos Bulgar ordularının başında Konstantinopolis kapılarına dayandı.
Kente girmek için üç gün süren müzakerelerden sonra eski imparatorun sabrı taştı. Konstantinopolis'in atık su sistemine aşinaydı, ordusunu bir su kanalından içeri soktu. Saraya daldılar ve Tiberios'u ele geçirdiler. İustinianos tahtı ele geçirdi ve Tiberios'u öldürttü. Daha sonra, sakatlanmasının öcünü almak üzere Tiberios'un hükümdarlığını destekleyen patriğin gözlerini kör etti.
İustinianos'un ikinci hükümdarlığı altı yıl sürdü (705-711). Sakatlandıktan sonra tahtta oturan tek imparatordu; burnunun olduğu yerdeki deliği kapatmak için gümüşten bir burun takıyordu ve Konstantinopolis halkının da, orada bir burun olduğunu farz etmek işine geliyordu.
Ama bu ikinci hükümdarlık dönemi, ilk seferinde ona ihanet edenlerin peşinde geçirilmiş sabit fikirli bir dönemden başka bir şey olmadı. Altı yıl bir terör dönemiydi, düşmanlarının ve düşman olduğundan kuşkulandıklarının duvarlara asılmasını, arenada atlar tarafından sürüklenmesini, çuvallara konup denize atılmalarını, zehirlenmelerini ve kafalarının kesilmesini emretti. 711'de ordu ayaklanıp onu öldürdü.3 İktidarın dizginlerini alacak doğal bir ardıl ya da güçlü bir general yoktu. 711-717 arasında, çok kısa süreli üç imparator Konstantinopolis tahtını ele geçirip, kaybetti.
Ama başka yerlerde meşgul olan İslam orduları bu zayıflıktan hemen yararlanamadı. Halife Abdülmelik 705'te öldü ve oğlu I. Velid onun yerine geçti. I. Velid başa geçince, Arap orduları Kuzey Afrika sahillerinde ilerlemeye başladı.
Vali Musa bin Nusayr Kuzey Afrika'daki İslam eyaleti İfrikiyye'ye atanmıştı. O da askeri komutanı olarak, bir zamanlar köle olan ama askerlik hizmeti sırasında özgürlüğünü elde eden Tarık bin Ziyad adlı Berberi askeri atadı. Vali ve yeni komutan kıyı kenti Tanca'ya birlikte bir saldırı düzenlediler Tanca'nın, Arap ordularının Akdeniz'in ağzını aşıp Hispania'daki Vizigot Krallığı'na bir saldırı düzenlemek için bir hazırlık noktası olacağını umuyorlardı.
Vizigot ülkesi düşmeye hazırdı.
Yaklaşık bir yüzyıldır, Vizigotlar krallıklarını tek parça halinde tutma-ya çalışıyordu. Karşılaştıkları zorlukların ilk ipucu 636'da, ülkenin yasalarını düzenleyen rahipler, bilim adamları ve memurlardan oluşan Beşinci Toledo Konsili yalnızca Got kanı taşıyan bir Got soylusunun kral olabileceğine karar verdiğinde ortaya çıkmıştı. 653'te, Sekizinci Toledo Konsili bir kural daha ekledi: Kral yalnızca Got olmakla kalmayacak, güçlü ailelere mensup Gotlardan oluşan "büyük soylular" tarafından seçilecekti.
Bu, Germenlerin eski, savaşçıları kral seçme âdetinin kâğıda dökül-mesiydi ama bu âdet diğer Germen krallıkları tarafından terk edilmişti. Hareket halindeki bir halkın işine yarayan dinamik bir süreçti ama usulleri ve yasaları olan yerleşik bir ülkede, seçim ile krallığın imtiyazlarının bileşimi uçucu bir şeydi. Seçilmiş bir başkan iktidarının kısıtlı, zamanının kısa olduğunu bilerek göreve gelir ve yeni görevine dikkatlice başlar; seçilmiş bir kral, sürekliliği olmayan bir yönetimin başına geçip mutlak bir güce sahip olur. Düşman edinme olasılığı sonsuzdur.
Toledo kararları istikrar -yönetimler arasında belli bir süreklilik, ortak hedeflerin sürekli kovalanması- umudunun yasalarda, anayasada ya da bir kraliyet ailesinde değil, yalnızca kralın Got kanına sahip olmasında yattığı bir ülkeye işaret eder. Ama Arap orduları yaklaşırken, bu istikrarın bir yanılsama olduğu kendini gösteriyordu.
694'te Vizigotların kralı Egica, ortak hükümdar olarak 8 yaşındaki oğlu Wittiza'yı atamıştı ve bunu 700 dolaylarında, Wittiza (14 yaşı civarında) ergenliğe eriştiğinde bir taç giyme töreniyle sürdürdü. Egica krala ayrılan bir kısım toprağı kendi kişisel toprağı ilan ettiği için -bu kralın hükümdarlık ve kişisel hakları arasındaki çizgiyi ortadan kaldıran bir eylemdi-zaten popülerliğini yitirmişti. Egica'nın küçük oğlunun taç giymesi, Vizigot taht silsilesine hanedan hakları getirme yolunda açık bir girişimdi. Bu hem kral seçme haklarına değer veren soyluları hem de seçilme şansı olduğunu düşünen soyluları kızdıran bir eylem oldu. Ama Egica'nın cüretine karşı isyan etme arzusu bir salgın nedeniyle frenlendi, bu o kadar ciddi bir salgındı ki, kaçabilen herkes başkenti boşalttı. Egica ve Wittiza Toledo'yu 701'de terk ettiler ve hemen sonra Egica, herhalde hastalıktan, öldü.
Wittiza'nm tek başına hükümdarlığı hakkında her ne kadar pek bir şey bilmiyorsak da, o günlerin bir vakanüvisi, babasının el koyduğu toprağı "kraliyet mülküne" geri verdiğini ve kendi kişisel mülkiyetinden çıkarıp tahtın hizmetine iade ettiğini yazar. Gençti ama herhalde babasının yeniliklerine gösterilen direnci görmüştü.
Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.

kitap

9 Nisan 2014 Çarşamba

Bilimsel Araştırma Programlarının Metodolojisi

Bilimsel Araştırma Programlarının Metodolojisi, Imre Lakatos tarafından yazılmıştır. http://kitapgalerisi.com'da %30 İndirim ve aynı gün kargoya teslim avantajıyla alabilirsiniz. | Alfa Yayınları, Bilim, 9786051068596, 386 Sayfa, Nisan/2014
Kitabın 92. ve 93. sayfalarından tanıtım amaçlı alıntı yapılmıştır.

(b) Olumlu höristik: "koruyucu kuşağın" inşası ve kuramsal bilimin görece özerkliği

Araştırma programları, olumsuz höristiklerinin yanında, olumlu höristikleriyle de karakterize edilirler.
En hızlı ve kesintisiz olarak ilerletici olan araştırma programları bile "karşı kanıt"ı parça parça sindirebilirler: aykırılıklar hiçbir zaman tamamen tükenmezler. Fakat henüz açıklanmamış aykırılıkların (Kuhn'un deyimiyle "bulmacalar"ın) rastgele alındığı ve koruyucu kuşağın seç-meci bir biçimde, önceden tasarlanmış bir düzenden yoksun kurulduğu düşünülmesin. Düzenin nasıl olacağına genelde kuramcı bilim insanının odasında, bilinen aykırılıklardan bağımsız olarak karar verilir. Bir araştırma programına bağlanan kuramsal oryantasyonlu çok az bilim insanı "çürüt-melere" zamansız bir ilgi gösterir. Bu bilim insanlarının, bu çürütmeleri öngören uzun soluklu bir araştırma politikaları vardır. Bu araştırma politikası ya da araştırma düzeni (az ya da çok ayrıntıyla) araştırma programının olumlu höristiği içinde düzenlenmiştir. Olumsuz höristik programın, onu savunanların metodolojik kararıyla "çürütülemez" olan "çekirdeğini" belirler. Olumlu höristik ise, araştırma programının "çürütülebilir olan değişik biçimleri"nin nasıl değiştirileceği, geliştirileceği ve "çürütülebilir" koruyucu kuşağın nasıl düzeltilip sofistike hale getirileceği konusunda kısmen dillendirilmiş bir öneriler ve ipuçları kümesinden oluşun
Programın bu olumlu höristiği bilim insanını aykırılıklar okyanusunun yaratacağı kafa karışıklığından korur. Olumlu höristik, gerçeği simüle eden hep daha karmaşık modeller zinciri listeleyen bir program ortaya koyar: Bilim insanının dikkati programının olumlu kısmında ortaya konan yönergeleri takip ederek modellerini inşa etmeye yoğunlaşmıştır.
Gerçek olan karşı örnekleri, mevcut "veriler"i gözardı eder. Newton programını ilk olarak, güneş gibi sabit bir nokta ile gezegen gibi tek bir noktadan oluşan bir gezegen sistemi üzerinde çalışarak düzenledi. Kepler'in elipsi için kendi ters kare yasasını çıkardığı model buydu. Ne var ki, bu model bizzat Newton'm dinamiğinin üçüncü yasası tarafından yasaklanmıştı; dolayısıyla model, hem güneşin hem de gezegenin kendi ortak kütleçekim merkezleri etrafında döndükleri bir modelle değiştirilmek zorundaydı. Bu değişikliği gerektiren herhangi bir gözlem değil (veriler burada bir "aykırılığa" işaret etmiyordu), programın geliştirilmesi sırasında karşılaşılan kuramsal bir zorluktu. Durum üzerinde çalışarak, sanki hiçbir gezegenler arası kuvvet yokmuş, varolan kuvvetler yalnızca güneş-merkezli olanlarmış gibi programı daha çok gezegen içerecek şekilde düzenledi. Sonra çalışmasını sürdürerek güneşin ve gezegenlerin kütle-noktaları değil de kütle-topları olduğu bir durum tasarladı. Yine, bu değişim için bir aykırılık gözlemine gerek duymadı) sonsuz özkütle (dillendirilmemiş) mihenk taşı bir kuram tarafından yasaklandığından gezegenlerin yer kaplaması zorunluydu. Bu değişiklik Newton'ın çalışmalarını engelleyen önemli matematiksel zorluklar içeriyordu ve Principia'nın basımını on yıldan fazla geciktirdi. Bu "bulmaca"yı çözdükten sonra dönen toplar ve onların sa-lınımları üzerine çalışmaya başladı. Daha sonra gezegenler arası kuvvetleri kabul etti ve yörünge sapmaları üzerine çalışmaya başladı. Bu noktada olgulara daha bir endişeyle yaklaşmaya başladı. Bu model (niteliksel açıdan) olguların pek çoğunu çok güzel bir biçimde açıklarken birçoğunu da açıklamıyordu. Küre biçimli gezegenler yerine yanal genişlemiş gezegenler üzerinde çalışmaya o zaman başladı, vb.
Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.

kitap

8 Nisan 2014 Salı

Eyvah ! Yeni Kuşak Geliyor

Eyvah ! Yeni Kuşak Geliyor, İlhami Fındıkçı tarafından yazılmıştır.http://kitapgalerisi.com'da % 20 İndirim ve aynı gün kargoya teslim avantajıyla alabilirsiniz. |  Alfa Yayınları, Kişisel Gelişim, 9786051068404, 328 Sayfa, Nisan/2014

Kitabın 214. ve 215. sayfalarından tanıtım amaçlı alıntı yapılmıştır.


6. "BEN" MERKEZCİ AİLE ÜYELERİ


Her anlaşmazlık yeni bir uzlaşmanın ve sinerjinin habercisidir. Benliklerin öne çıkması, anlaşmazlığı potansiyel bir uzlaşma kaynağı olmaktan çıkarır, sinerjiyi ve bereketi yok eder.



Okurlarımız bilir, hemen her kitabımızda " ben "merkezci kişiliklere değinmeye çalışırız. Konu aile şirketi olunca bu kişilikleri göz ardı etmemiz mümkün değil. Zira aile şirketlerinde "ben"merkezci profillerin zararları büyük olabiliyor.


"Ben" Merkezci Kişilikler Kimlerdir?

Öncelikle temel bir kişilik yatkınlığı olarak benmerkezci eğilimden ne anlamamız gerektiğine bakalım:
Bilindiği üzere her insanın kendisine has kişilik özellikleri vardır. Bir insanı, o insan yapan kendisine has ve diğerlerinden farklı kılan Özelliklerin tamamı o bireyin kişilik özelliklerini oluşturur. Bu temel kişilik yatkınlıkları, ham potansiyel olarak doğuştan gelir. Yaşamın ilk yıllarındaki aile içi etkileşim yoluyla yerleşir, şekillenir. Böylece doğuştan getirilen kişilik özellikleri, potansiyeli yaşam deneyimleriyle performansa, yeni davranışlara dönüşür.
Temel kişilik yatkınlıklarından birisi de bireyin kendisini olması gerekenden daha fazla önemsemesi, sevmesi, hemen her olayın merkezine yerleştirmesidir. İşte bu duruma benmerkezci kişilik eğilimi (ego centric) diyoruz. Bazen kişiliğin temel boyutlarının yerleştiği hayatın ilk 7-8 yılında çocuklar, tipik benmerkezci duruşu sergilerler. Yani ailede her şeyin kendilerine endekslenmesini, kendilerinin merkez alınmasını ister ve beklerler. Ailenin genel gündemi, başkalarının istekleri, beklentileri önemli değildir. Asıl olan çocuğun merkezde yer alan istekleridir. Çocuk, tüm ailenin kendi isteklerine göre hareket etmesini bekler. Diğer bir ifadeyle çocuk kendi " ben "liğini merkez, çevredeki diğer benlikleri de birer uydu gibi görür. Araştırmaların tespit ettiği ilginç bir veri şudur: Benmerkezci kişilik tipine sahip bireyler, genellikle ortalama insana göre daha zeki, disiplinli ve sistematik kişilerdir.
Çocukluk dönemindeki bu benmerkezci eğilim, ergenlik yıllarıyla birlikte kaybolur. Çocuk sosyal öğrenme yoluyla, hayatı diğer insanlarla paylaşması gerektiğini gördükçe ve yaşadıkça kendi benliğinin sınırsız isteklerini ve yaptırımlarını terk etmeye başlar. Kendi istekleri kadar başkalarının isteklerini de önemser ve kendince bir denge geliştirir. Bir benzetme yapmak gerekirse sadece kendi isteklerine odaklanan çocuk, zamanla bir ucunda tamamen kendi istekleri, diğer ucunda tamamen başkalarının isteklerinin yer aldığı bir çubuk üzerinde kendisine has davranış dengesini sağlar.
"Ben" Merkezci Aile Üyeleri
Maalesef çocukluk döneminden sonra kaybolması gereken benmerkezci düşünce, tutum ve davranış sarmalı, bazı insanlarda hayat boyunca devam eder. Hatta gelişerek devam eder. Aile içinde benmerkezci duruşunu sürdüren yetişkinler az değildir. Bazılarında biraz daha gizli seyretse de kimi insanlarda açıkça bellidir.
Bu bireylerin düşünce dünyalarının tipik özelliğiyle kendilerine yönelmiş olmalarıdır. Çok basite indirgersek, düşünce dünyalarında kendilerini o kadar büyütürler, kendilerine o kadar yoğunla-şırlar ki başkalarına ve başka şeylere yer ve zaman kalmaz. Nasıl para kazanacak, nasıl diğerlerini geçecek, nasıl ünlü olacak, nasıl daha tepeye çıkacak ve benzeri düşünceler onu adeta kendi denizinin dışına çıkaramaz. Başka insanların denizleriyle buluşamaz. Kendinde takılır, kendini aşamaz, kalır.
Benmerkezci aile bireyinin yaşamına yön veren temel tutumları da kendisine dönüktür. Herhangi bir olgu, olay ve kişiye yönelik tutumlarının odağında kişinin kendi şahsi beklenti ve çıkarları başrol oynar.
Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.

kitap

10 Mart 2014 Pazartesi

Piruze Şam'da Bir Türk Gelin (Cep Boy)

Piruze Şam'da Bir Türk Gelin (Cep Boy), Sinan Akyüz tarafından yazılmıştır. http://kitapgalerisi.com'da %30 İndirim ve aynı gün kargoya teslim avantajıyla alabilirsiniz. | Alfa Yayınları, Roman, 9786051064802, 464 Sayfa, Eylül/2013

Kitabın 187. sayfasından  tanıtım amaçlı alıntı yapılmıştır.

Kayınvalidem Afaf'ın evine taşındığımız gün, şunu çok iyi biliyordum ki, evliliğim er ya da geç sararıp solacak, git gide bir felaket halini alacaktı. Güya sevenle sevilenin arasına hiç kimse giremezmiş. Külliyen yalan! Çünkü evli bir erkeğin arkasında mutlaka başka bir gölge kadın vardır. Benim arkamda da bir değil, birden fazla kadın vardı. Bu gölge kadınlardan ilki, ne yazık ki kayınvalidem Afaf'tı.
Afaf, elli yaşlarında, esmer tenli, kısa boylu ve siyah, uzun saçlıydı. Şam'ın en pahalı semtlerinden biri olan Aburamaneh Caddesi'nde oturuyordu. Taşlarla döşeli olan bu evin tavanları oldukça yüksekti. Yerlerde delikli ızgaralar vardı. Yazın yerler bol suyla yıkanıyor, evin içi serinletiliyordu. Ayrıca avluda fıskiyeli bir havuz vardı. Bu fıskiyenin sularının sesi, her gün âdeta neşeden çağıldar gibi duyuluyordu. Evin çok hoş bir terası vardı. Bu terasa güzelliğini veren de büyük saksılar içindeki acımsı bir tada sahip küçük portakal ağaçlarıydı.
O gün kayınvalidem bizi kapıda karşıladı. "Hoş geldiniz," dedi.

Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.

kitap

27 Şubat 2014 Perşembe

Bir Diyetisyenin Hamilelik Günlüğü

Bir Diyetisyenin Hamilelik Günlüğü, Müge Özyurt Şafak  tarafından yazılmıştır. http://kitapgalerisi.com'da % 30 İndirim ve aynı gün kargoya teslim avantajıyla alabilirsiniz. |   Alfa Yayınları, Sağlık, 978605106838, 133 Sayfa, Şubat/2014
Kitabın 62. ve 63. sayfalarından tanıtım amaçlı alıntı yapılmıştır.


HAMİLELİKTE RAHAT BİR SİNDİRİM SİSTEMİ İÇİN
Hamileilik süresince başınızın dertte olacağı ve size bu hamileliği dar edecek sistem sindirim sistemidir. Mide bulantısı, gaz ve şişkinlik, hazımsızlık, kabızlık hepsi keyfinizi kaçırmak için sırada bekliyor. Mide bulantısıyla nasıl baş edebileceğinizi anlatmıştım, şimdi sıra diğerlerinde...

Gaz ve Şişkinlik
Hamile olduğunuzu öğrenir öğrenmez göbeğiniz çıkmış gibi gelebilir size. Bu aslında bağırsaklarınızdaki gerginlik nedeniyle oluşan gazdır. Endişelenmeyin, şişkinlik ve gaz sadece size zarar verir. Bebeğinizi etkilemez.
Bunun önüne geçmek için; yemek yerken acele etmeyin: Hızlı yemek yemek, ayaküstü atıştırmak, yemek yerken konuşmak ve yemek sırasında stresli bir şekilde iş halletmeye çalışmak hava yutmanıza neden olur. Yutulan hava bağırsaklarda basınç yapar ve rahatsızlık verir. Yemek yerken konuşmamaya ve yemeğinizi iyice çiğneyip yavaş yemeye dikkat edin.
Daha sık aralıklarla beslenin: Bir seferde aşırı miktarda besin tüketimi hazımsızlık ve şişkinlik yakınmalarını artırır. Uzun süreli açlıktan sonra boş mideye birden yüklenmek sizi hamilelik döneminde oldukça rahatsız eder. Günlük beslenmenizi kahvaltı, öğle ve akşam yemeği ile bunu destekleyen bir-iki ara öğünü olarak planlamak sindirim sisteminizi dinlendirir ve hazımsızlık-şişkinlik şikâyetlerinizi azaltır.
Gaz yapan yiyeceklerden uzak  durun: Hamilelikte hem gaz ve şişkinlikten şikâyet edip hem de gaz yapan besinleri tüketiyorsanız diyecek sözüm yok. Sizinki bile bile lades olur. Gaz yapan yiyecekler herkes için aynı olmasa da temelde kuru baklagiller, lahana, karnabahar, brokoli, bezelye, kereviz gibi sebzeler ve portakal, greyfurt, limon, kavun, karpuz, erik gibi meyvelerdir.
Kızartma ve hamurlu tatlılara veda edin: Kızartmalar ve hamur-lu-şerbetli tatlıların sindirimi zordur. Karbonhidratlı besinlerin aşın tüketimi gaz şikâyetinizi artırır. Bu nedenle mümkün olduğunca size faydası olmayan basit karbonhidrat dediğimiz şekerleme, bal, tatlı ve hamur işlerinden uzak durun.
Bağırsaklarınızın düzenli çalışmasını destekleyin: Kabızlık ve dışkılama sıklığının düzensizliği nedeniyle vücutta biriken, atılamayan yiyecekler gaz ve şişkinliğe neden olur. Kabız olmamak için beslenmenizde posalı besinlere yer verin ve bol su tüketin.

23 Mart
Hamileliğimin 11. haftasındayım. Bebeğimizin boyu 42,2 mm, yani bir madlen çikolata kadar! Bu haftadan itibaren yavaş yavaş kilo almaya başladığınızı gözlemleyebilirsiniz. Ben henüz kilo almadım. Bebeğinizin kas ve iskeletinin kalsifikasyonu (kemiğe mineral eklenmesi) bu haftalarda başlayacak ve yaklaşık 25-30 yıl devam edecek. Kemik ve diş gelişimi için başta kalsiyum ve D vitamini olmak üzere, C vitamini, magnezyum, fosfor ve antioksidanlardan zengin sebze ve meyve tüketimine günlük beslenmede dikkat edilmelidir.
D vitamini vücutta kalsiyum ve fosfatın tutulmasını terek bunların kandan kemiğe geçmelerini sağlar. Böylece kemiklerin mineralizasyonu gerçekleşmiş olur.  D vitamini süt ve süt ürünleri, balık ve balık yağı ile yumurtada bulunur. Ancak D vitamini ihtiyacını karşılamak için beslenme tek başına yeterli değildir. İnsan vücudundaki D vitamininin büyük kısmı güneş ışınlarının etkisiyle deriden sentezlenir. Günde 10-15 dakika güneş ışığı almak D vitamini sentezi için yeterlidir. Cam arkasından güneş ışığına maruz kalmanın doğrudan güneş ışığına çıkmak kadar etkili olmadığını da unutmamak gerekir.
Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.

kitap

11 Şubat 2014 Salı

Piruze Ve Oğulları

Piruze Ve Oğulları, Sinan Akyüz  tarafından yazılmıştır. http://kitapgalerisi.com'da % 30 İndirim ve aynı gün kargoya teslim avantajıyla alabilirsiniz. |  Alfa Yayınları, Roman, 9786051068435, 415 Sayfa, Şubat/2014


Kitabın 204. ve 205. sayfalarından tanıtım amaçlı alıntı yapılmıştır.

Firuze gülümsedi.
"Bırak şimdi zevzekliği. Sabah sabah kumaşçıdan geliyorum. Hadi, ofisime geçelim. Çay mı, kahve mi içersin?"
"Çay olsun bari," dedi nazlanarak.
Piruze mağazada çalışan elemanlarından birine, "Günaydın," dedi içten bir sesle. "Bize iki demli çay söyler misin?"
Sıska yapılı eleman gülümseyerek başını salladı, yanlarından hızla uzaklaştı. Piruze Volkan'ın koluna girip çekiştirdi.
"Sen gel bakalım benimle doğum günü çocuğu," dedi ciddi bir tavır takınmaya çalışarak, "Seninle konuşacaklarım var."
Volkan ofise girdiğinde kıkırdadı, sonra da çantasından Cha-nel şişesini çıkarttı. Göğsüne, boynuna ve biraz da saçlarının üzerine sıktı. Piruze onun bu haline, güldü.
"Sen, ne süslü bir şeysin böyle. Allah seni kız yaratacağına erkek yaratmış."
Piruze'nin bu sözleri birdenbire onu kederlendirdi.
"Biliyor musun?" dedi ağlamaklı bir sesle. "Bin dokuz yüz kırk dört senesiymiş... Eğrikapı'da doğup büyümüş anacığım, yoksul ailesine katkı sağlamak İçin ahbapları Hamdullah Bey'in konfeksiyon atölyesinde çalışmaya başladığı sıralarda, henüz on beş yaşındaymış.
"Bîr gün koluna taktığı Nacar marka saati bozulunca, Hamdullah Bey'e, 'Ağabey, bu saati bir tanıdığa tamir ettirebilir miyiz?' diye sormuş. Hamdoş Amca da düşünüp taşındıktan sonra, 'Bize Mahmutpaşa'dan mal getiren bir delikanlı var. Ondan rica ederiz, tanıdığı bir saatçiye gösterir. Bir dahaki gelişinde de getirir,' demiş.
"Bu konuşmadan tam iki gün sonra Ekrem adlı bir genç, yani  . babam çıkagelmiş. Hem yakışıklı hem de babayiğit bir delikanlıya benziyormuş. Rahmetli anacığım ölmeden önce hep söylerdi:
'Babanız gençlik zamanlarında taşı sıksa suyunu çıkartırdı. Öyle heybetli görünürdü ki, hükümet sonradan onu alıp kolluk görevlisi yaptı.'
"Neyse... O gün Hamdoş Amca bu genç adama, 'Bir tanecik bozuk saatimiz var. Parasını verelim de bu saati sevabına götürüp bir yaptırıver oğlum,' diye rica etmiş. Genç adam, 'Lafı mı olur? Sizin bir sözünüz benim için emirdir. Saat nerede? Verin bana, giderken yanımda götüreyim,' diye cevap vermiş. Hamdoş Amca bunun üzerine, atölyede kızlı erkekli çalışanlar arasından anacığıma seslenmiş: 'Yıldız! Yıldız!.. Ekrem oğlum geldi. Tamire gidecek saatini çabuk getir.'
"Anacığım kolundan bozuk saatini çıkarmış, büyük bir sevinçle koşup yanlarına gelmiş. Başını kaldırıp da babama bakınca açık mavi gözlerine vuruluvermiş. Yalnız kalbinden vurulan bir tek anacığım mı? Babam da onun için aynı şeyleri hissetmiş, o da yüreğini çoktan kaptırmış. Gençlik işte!.. O anda ne anacığım saati ona verebilmiş, ne de babam saati onun elinden alabilmiş. O kısacık anda saat anacığımın kalem gibi ince parmaklarının arasından kayıp yere düşüvermiş, paramparça olmuş. Tıpkı o anda ikisinin de yüreklerinin paramparça olması gibi.
"Hamdoş Amca onların bu hallerine bakıp gülmüş. Eski tüfek insanlar tilki gibi kurnazlarmış. Hemen anlarlarmış sevdanın nasıl apansız çiçekler açtığını gönüllerde. Sonra, babam özür üzerine özürler dilemiş. Zavallı anacığım da, 'Zaten bozuktu,' demiş.
"Bu olaydan tam bir hafta sonra, babam elinde güzel mi güzel bir saatle çıkagelmiş. O gün anacığımı zor bela İkna ederek saati ona hediye etmiş. Zaten bir sene içinde nişanlanıp evlenmişler...
"Bense bu hikâyenin üçüncü meyvesi olarak, otuz yıl önce tam da bugün, bu saatlerde doğmuşum.
Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.

kitap

4 Şubat 2014 Salı

Darwin'in Tehlikeli Fikri

Darwin'in Tehlikeli Fikri, Daniel C. Dennett  tarafından yazılmıştır.http://kitapgalerisi.com'da % 30 İndirim ve aynı gün kargoya teslim avantajıyla alabilirsiniz. |   Alfa Yayınları, Bilim, 9786051068343, 683 Sayfa, Ocak/2014



Kitabın 348. ve 349. sayfalarından tanıtım amaçlı alıntı yapılmıştır.

Böylesi iddiaların yarattığı, etkisi günümüzde de devam eden sonuçlardan birisi, sabit hızcılığı Darwin'e veya geleneksel yeni-Dar-wincilere atfetme alışkanlığıdır. Örneğin iyi bir bilim habercisi olan Colin Tudge, Elizabeth Vrba'mn evrimin nabzıyla ilgili güncel iddialarından bahsederken; antilop ve leoparların evrimine yönelik son araştırmaların, geleneksel görüşü temsil ettiği varsayılan çıkarımlarına işaret eder:
Geleneksel Darwinizm antilopların üç milyon yıl içinde herhangi bir iklimsel değişiklik olmasa bile sabit bir değişim geçireceğini öngörürdü, çünkü antilopların her halükârda leoparlardan korunmak için hızlı koşmaları gerekecekti. Fakat görünen o ki, geçen bu süre içinde ne antiloplar ne de leoparlar büyük bir değişikliğe uğramamıştır. Her ikisi de iklim değişikliğinden etkilenmeyecek kadar beceriklidir ve Darwin'in tahmin ettiğinin aksine, ne kendi türdeşleri ne de diğer türün bireyleri arasındaki rekabet, değişmelerine yetecek kadar seçilim baskısı meydana getirmez. [Tudge 1993, s. 35]
Tudge'ın, antilop ve leoparların üç milyon yıldır stasis döneminde bulunduklarına ilişkin keşfin Darwin'i şaşırtacağını düşünmesi alışıldık bir yanılgıdır; ama bu düşünce tarzı Darwin'in grafiklerinde (ve diğer geleneksel grafiklerde) yer alan "rampaların" kaçınılmaz yorumlanma biçiminin doğrudan veya dolaylı yoldan yarattığı bir yan üründür.
Gould aşamalı değişim ilkesinin ölümünü ilan etti, ama bütün bu olup bitenlerin ışığında acaba kendisi de zaten bir aşamalı değişim yanlısı (fakat sabit hızcı olmayan) değil miydi? Kuramının herhangi bir "şiddetli düzenek" gerektirmediğini belirttiğine göre öyle olmalı; ama bundan emin olmak zor. Çünkü aynı sayfada şunları da söylüyor;
Kesintili denge kuramına göre, değişiklikler genellikle türün tamamının belirsiz bir şekilde aşamalı değişime uğramasıyla değil; daha ziyade yalıtılmış haldeki küçük popülasyonların jeolojik açıdan ani bir biçimde yeni türlere dönüşmesiyle meydana gelir. [Gould 1992a, s. 12] Bu paragraf insanı, evrimsel değişimin hem "jeolojik açıdan ani" hem de "belirsiz bir şekilde aşamalı" olamayacağı yanılgısına düşürür. Ama sıçramaların olmadığı durumlarda evrimsel değişimin zaten böyle gerçekleşmesi gerekir. Dawkins bir denemesinde, evrimci G. Ledyard Stebbins'in ufuk açıcı bir düşünsel deneyini anlatır. Stebbins bu deneyde, fare büyüklüğündeki bir memeli hayvanın vücut büyüklüğünde artış olmasını sağlayacak küçük bir seçilim baskısını varsayar. Ancak bu baskı o kadar küçük olmalıdır ki, hayvanı inceleyen biyologların meydana gelen boyut farkını Ölçüm yoluyla fark etmesi mümkün olmamalıdır:
Karasal evrimi inceleyen bir bilim insanına göre bu hayvanlar hiç evrimleşmiyor gibi görünür; fakat aslında çok yavaş bir biçimde ve Stebbins'in matematiksel varsayımlarının ortaya koyduğu bir hızda evrimleşmektedirler. Üstelik bu yavaşlığa rağmen sonunda bir fil büyüklüğüne erişebilirler. Bu ne kadar sürer?... Stebbins varsaymış olduğu çok yavaş hız çerçevesinde bunun 12.000 nesil süreceğini hesaplar... Bir nesil ömrünü farelere göre uzun, fillere göre de kısa sayılabilecek olan beş sene olarak varsayarsak, 12.000 nesil 60.000 yıllık bir zaman dilimini kapsayacaktır. 60.000 yıl fosil kayıtlarının tarihlendirilmesi yoluyla uygulanan sıradan jeolojik yöntemler ile ölçülemeyecek kadar kısa bir zamandır. Stebbins'in de belirttiği üzere, 100.000 yıl ve ondan daha kısa bir zaman diliminde yeni bir canlı türünün ortaya çıkması, paleontologlar açısından "ani" veya "anlık" bir oluşum olarak nitelendirilir. [Dawkins 1986a, s. 242]

Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.

kitap

15 Ocak 2014 Çarşamba

Birlikte Büyütelim Çocuk Ruh Sağlığı (Cep Boy)

Birlikte Büyütelim Çocuk Ruh Sağlığı (Cep Boy), Z. Bengi Semerci tarafından yazılmıştır. http://kitapgalerisi.com'da %30 İndirim ve aynı gün kargoya teslim avantajıyla alabilirsiniz. | Alfa Yayınları, Psikoloji, 9786051061771, 363 Sayfa, Kasım/2009


Kitabın 282. ve 283. sayfalarından  tanıtım amaçlı alıntı yapılmıştır.

Sınav kaygısı sadece büyük sınavlara özgü değildir. Bazı çocuklar için her sınav bir kaygı kaynağıdır. Bu kaygı çalışmasıyla bağlantılı değildir. Sınavla ilgili yarattığı olumsuz düşünceler, sınavın kötü geçeceğine ilişkin inanışlar bu kaygının kaynağıdır. Kaygı  belirtileri  sınav performansında  gerçekten düşüşe neden olur. Bu kaygılar başarılı olamama korkusu olan ve bu korkunun aileler tarafından desteklendiği çocuklarda daha sık görülür. Eğer çocuk ailesinin başarıyı çok istediğini hissederse, bu şekilde büyütülmüşse "ailesinin sevgisinin başarısına bağlı olduğunu, başarısız olduğunda sevilmeyeceğini" düşünür. Bu durum kaygıyı arttırır. Günlük sınavların dışında, liselere ve üniversiteye giriş sınavı öncesi, aileler bir yandan çocuklarına "sınavın önemli olmadığını, elinden geleni yapmasını söyler", bir yandan çok çalışmasını ister ve bir yandan da konuşmaların içinde "Bu sınavı kazandığında her şeyin daha iyi olacağı, yaşamını değiştireceğini" sıkıştırır. Sonra çocuğun kaygısına şaşırır ve baş etmesini bekler. Bunun dışında, kendine güvensizlik, karamsarlık, daha önceki başarısızlıklar, beklentilerin gerçeğe uygunsuzluğu ve bilgisiz olmak kaygı nedenleridir. Ayrıca plansız, programsız olmak, hedef belirleyememek, arkadaşların olumsuz etkileri kaygıyı arttırır. Kaygı sırasında sıkıntı, terleme, titreme gibi fizyolojik belirtilerin yanı sıra, olumsuz düşünceler gelir. "Kazanamazsam benim sonum olur, ailem çok fedakarlık yaptı, onların yüzüne bakamam, kazanamazsam rezil olurum, arkadaşlarım ne düşünür" gibi düşünceleri olumlu hale çevirmek, kaygıyı azaltmak için önemlidir.
Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.

kitap