Kitabın 190. ve 191. sayfalarından tanıtım amaçlı alıntı yapılmıştır.
"Benimle Kimse İlgilenmedi, Babam Bile!"
Sabah uyandığımda dışarıdaki lapa lapa kar geceden beri yağıyor olmalıydı ki yollar kapanmış görünüyordu. Yılın ilk karlı sabahına uyandığınızda etrafta tertemiz, mis gibi koku olur ve huzur veren bir sessizlik hüküm sürer.
Tabii bu sessizlik çok uzun sürmez. İşlerine gitmek için yola çıkmaya çalışanlar, okul servisleri derken patinaj ve korna gürültüleriyle sessizlik bozuluverir.
Karlı günlerde İstanbul'da trafik ayrı bir karmaşaya dönüşürken, Ankara'da da durum çok farklı olmaz.
Ofise biraz gecikmeli de olsa gidebilmiştim. Arzu'nun benden önce geldiği, bekleme odasından gelen telefon konuşmasından anlaşılıyordu. Biriyle kavga ettiği belliydi. Oldukça yüksek bir sesle karşı tarafa bağırıyordu.
Seans odasına geldiğinde yüzü sinirden kıpkırmızı kesilmişti.
"Ah kusura bakmayın lütfen. Erkeklerin bu densiz davranışları beni çılgına çevirmeye yetiyor."
"Tatsız bir durum var sanırım."
"Hem de nasıl? Adam kendini ne sanıyorsa bana sürekli emirler verip duruyor. Yani patronumdan söz ediyorum. Aynı zamanda sevgilim de oluyor kendileri."
"Evet, anlıyorum. Sorun nedir?"
"Bu hafta sonu için iki günlüğüne şehir dışına gidecektik ama yurtdışından iş için misafirleri geliyormuş. Bana hiç sormadan tatili iptal etmiş. Bu ne terbiyesizliktir. Bir de bana diyor ki: 'Sen istersen bir arkadaşınla git.' Görüyorsunuz değil mi, beni dışarıya itiyor. Sonra da hayatıma başka biri girince kahırlarından ölüyorlar. Neyse, aslında saçma sapan konular işte."
"İlk görüşmemizden sonra kendini nasıl hissettin?"
Arzu kahverengi üzerine yılan derisi yamalarla süslenmiş çantasını açarak içinden mendilini çıkarmış ve şöyle demişti:
"Sanırım soğuk algınlığına tutuldum. Sürekli burnum akıyor. Ne sormuştunuz? Ah evet geçen seansın ardından kendimi rahatlamış hissettim. Aramızda sağlam bir iletişim kuruldu gibi geldi bana. Size güvendiğimi fark ettim. Daha önce gittiğim uzmana karşı böyle bir duygu hissetmemiştim, zaten o yüzden de onunla devam etmedim. Adını söylememe gerek var mı?"
"Yok hayır, hiç gerek yok."
"Zaten sonradan öğrendim ki psikolog da değilmiş. Şu şimdilerin modası olan yaşam koçu, iletişim danışmanı adı altında çalışan ne olduğu belirsiz biriymiş.
Belki dedikoduya girecek ama kadın o kadar çok konuşuyordu ki onun terapist olduğundan şüphe etmeye başlamıştım. Hem çok konuşuyordu hem de saçmalıyordu. Onun beni dinleyip çözmesi gerekirken ben onu dinliyordum.
Düşünsenize hem onca para veriyorum hem de karşımda uzman sandığım kişinin saçmalıklarını dinliyorum.
Ah bir de parayı peşin alıyor. Hani sizin gibi seansa bağlı değil. Demiştim ki: 'Ya beni iyileştiremezseniz, param ne olacak?'
Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.
kitap

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder