kişisel gelişim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kişisel gelişim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Ağustos 2014 Çarşamba

Menekşe Kokulu Hikayeler

Menekşe Kokulu Hikayeler, Haluk Derince tarafından hazırlanmıştır. http://kitapgalerisi.com'da % 20 İndirim ve aynı gün kargoya teslim avantajıyla alabilirsiniz. | Yakamoz Yayınları, Kişisel Gelişim, 9786053846796, 391 Sayfa, Ağustos/2014
Kitabın 234. ve 235. sayfalarından  tanıtım amaçlı alıntı yapılmıştır.

"Ve hiç evlenmedim. Michael gibi birisini bulamadım ki!" Hannah'ya teşekkür edip odadan çıktım.
Binadan çıkarken danışmada beni karşılayan kız, "Han-nah Hanım yardımcı olabildi mi size?" dedi.
Cüzdanı elimde sallayarak, "Hiç değilse bunun sahibinin soyadını öğrendim," dedim.
O sırada yanımda dikilip duran hademe bağırdı:
"Hey baksana... Bu Bay Michael'ın cüzdanı. Üzerindeki bu kırmızı şeritten onu nerede görsem tanırım. Cüzdanını hep kaybederdi zaten. Üç kere ben buldum, koridorlarda."
Şaşkınlıkla öğrendim ki Michael sekizinci katta yaşıyordu. Ok gibi fırladım tekrar asansöre. Michael yatmamıştı. Okuma odasında kitap okuyordu. Hemşire beni ve elimdeki cüzdanı gösterdi.
Michael elini arka cebine attı hızla, sonra sevinçle, "Evet, bu benim cüzdanım," dedi. "Öğleden sonraki yürüyüş sırasında kaybetmiş olmalıyım. Size teşekkür borçluyum."
"Hiçbir şey borçlu değilsiniz," dedim. "Ama özür dilerim. İpucu bulmak için açtım ve içindeki mektubu okudum."
"Mektubu okudun mu?"
"Sadece okumakla kalmadım, Hannah'yı da buldum." "Buldun mu? Nerede? İyi mi? Hâlâ eskisi gibi güzel mi? Söyle, lütfen söyle!"
"Çok İyi, hem de harika," dedim yavaşça. "Bana onun telefon numarasını ver. Yarın onu hemen arayacağım."
Elime sımsıkı sarıldı.
"O benim tek aşkımdı. Onu öyle sevdim ki asla evlenmedim. Çünkü bu mektup geldiğinde hayatımın bir anlamı kalmamıştı artık."
"Bay Goldstein," dedim. "Gelin benimle." Asansörle üçüncü katta indik. Yaşlı kadının bakımıyla ilgilenen hemşireye hemen durumu anlatıp bizimle birlikte gelmesini rica ettim. Odasının kapısı açıktı. Hannah sırtı kapıya dönük televizyon izliyordu. Hemşire ona yaklaştı, omzuna dokundu. "Hannah," dedi. "Bu adamı tanıyor musun?" Gözlüklerini ayarladı, tek kelime etmeden uzun uzun baktı. Heyecanlandığı her hâlinden belliydi. Fısıldar gibi, kekeleyerek, "Mich-ael," dedi.
Michael, kapıda kısık sesle, "Hannah, ben Michael, beni tanıdın mı?"
Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.

kitap

17 Haziran 2014 Salı

Vermek Ve Almak

Vermek Ve Almak, Adam Grant  tarafından yazılmıştır. http://kitapgalerisi.com'da % 20 İndirim ve aynı gün kargoya teslim avantajıyla alabilirsiniz. |  Modus Kitap, Kişisel Gelişim, 9786058651876, 348 Sayfa, Haziran/2014

Kitabın 250. ve 251. sayfalarından  tanıtım amaçlı alıntı yapılmıştır.

Fedakârlığı Öğrenmek

Bir Futbol Takımı, Bir Parmak İzi ve Bir İsim, Yönümüzü Nasıl Değiştirebilir

İnsanın bencil olduğu varsayılır. Ayna onun doğasında, başkalarının iyiliğini düşünmesini ve onların mutlu olmasını kendisi için bir ihtiyaç olarak görmesini sağlayan bazı prensipler mevcuttur Her ne kadar buna şahit olmanın getireceği memnuniyet dışında bir kazancı olmasa da...
-Adam Smith, iktisadın babası


Craig Newmark adında bir adam, 1993 yılında, San Francisco'daki Charles Schwab firmasında bilgisayar güvenliği pozisyonunda işe başlamak üzere, on yedi yıl çalıştığı IBM'den ayrıldı. San Francisco Körfez Bölgesi'ne yeni gelmiş yalnız bir adam olarak sosyal hayatını hareketlendirme yolları arıyordu. 1995 yılı başlarında, yerel sanat ve teknoloji etkinlikleriyle ilgili bilgi paylaşmak üzere arkadaşlarına e-postalar göndermeye başladı. Bu daha sonra kulaktan kulağa yayıldı ve insanlar paylaşımları genişleterek işin içine iş ilanlarını, kiralık daireleri ve satışa çıkardıkları çeşitli eşyaları da yazmaya başladılar. Haziran ayı geldiğinde, e-posta listesi 240 kişiye ulaşmıştı. Liste, artık doğrudan e-posta göndermek için fazla büyüktü. Bunun üzerine Craig listeyi ayrı bir sunucuya taşıdı. 1996 yılındaysa Craigslist (Craig'in Listesi) adlı bir internet sitesi haline geldi. 2011 yılına gelindiğinde, dünyanın yedi yüz farklı köşesinde Craigslist siteleri kurulmuştu. Sadece ABD'de, kabaca ayda 50 milyon insan Craigslist'i ziyaret ediyordu. Ülkedeki en popüler on internet sitesinden biri olmuştu; dünyada da en çok ziyaret edilen kırk siteden biriydi.
Craigslist en temel dengeleyici içgüdülerimize hitap ederek başarılı oldu. Alıcıların ve satıcıların uygun bir fiyatta anlaşabilmelerini sağlayarak alışverişi kolaylaştırdı. Bu sayede mal ve hizmetler gerçek değerlerinde alıcı buldular. Craigslist bir anlamda, insanlar arasında doğrudan etkileşimlerle değer alışverişi yapılması üzerine kurulmuştu. Vermek ve almak arasında, bir dengeleyicinin tercih edeceği denkliği yaratıyordu. Newmark: "Biz fedakâr insanlar değiliz" diye yazıyordu. "Aslında biraz bitpazarına benziyoruz."
Sizce böyle bir sistem, dengeleyicilik yerine tamamen vericilik üzerinden yürütülebilir mi?
Ohio'dan Deron Beal adında bir adam, 2003 yılında bunu denemeye karar verdi. Tıpkı Craig Newmark gibi, Beal da yeni bir şehre gelmişti ve bilgiye ihtiyacı vardı. Bunun üzerine arkadaşlarının bulunduğu bir e-posta listesi oluşturdu. Craigslist'in izinden giden Beal, internet üzerinde herkese açık yerel paylaşım platformları kurmayı ve bazı eşyalara ihtiyacı olan insanlarla, verecek eşyası olan insanlan bir araya getirmeyi hedefliyordu. Ancak Craigslist'in tipik alışveriş anlayışından radikal bir şekilde ayrılan Beal, alışılmadık bir temel kural koydu: Hiçbir şekilde değiştokuş ya da para alışverişi yapılamayacaktı. Bu iletişim ağının adı Freecycle'dı ve içerisinde alınıp verilen her şey bedava olmak zorundaydı.
Freecycle fikri, Beal'in Arizona'nın Tucson şehrinde faaliyet gösteren Rise adlı bir hayır kurumunda işletmeler için geliştirip yürüttüğü bir geri dönüşüm programı sırasında ortaya çıktı. Yerel işletmeler, Beal'a bilgisayar ve masa gibi aslında iyi durumda olan ancak geri dönüşümü mümkün olmayan kullanılmış eşyaları vermeye başladılar. Beal, bu eşyaları ihtiyaç sahiplerine ulaştırma umuduyla, çeşitli hayır kurumlarıyla saatler süren telefon görüşmeleri yaptı ama çok az ilerleme kaydedebildi. Bir yandan da artık kullanmak istemediği bir yatağı vardı ama kullanılmış eşya satan mağazalar onu almak istememişti. Bunun üzerine Beal, iki sorunu da ihtiyaç sahipleriyle bağışçıları bir araya getirecek çevrim içi bir platformla çözebileceğini fark etti.
Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.

kitap

14 Mayıs 2014 Çarşamba

Küçük İyilik Fikirleri

Küçük İyilik Fikirleri, Selin Alemdar, Ahmet Şerif İzgören, Rabia Kaya, Gökhan Okçu, Murat Üke tarafından yazılmıştır. http://kitapgalerisi.com'da % 20 İndirim ve aynı gün kargoya teslim avantajıyla alabilirsiniz. | Elma Yayınları, Kişisel Gelişim, 9786055286194, 316 Sayfa, Aralık/2013
Kitabın 168. ve 169. sayfalarından tanıtım amaçlı alıntı yapılmıştır.

Hayata Bir Armağan
Türkiye Uğur Böcekleri Programı, bazı insanların duyduklarında, "A, uğur böceklerini mi koruyorsunuz?" dedikleri, içinde bulunduğum -şimdiye kadar insanlık adına yapmış olduğum- en değerli program. Proje kapsamında kazanılan dostluklar da sunulan en büyük ve değerli armağan.
İnsanlara bildikleri, bazen inandıkları, ancak çoğu zaman uygulamakta erteledikleri en temel değerleri hatırlatmak, o değerleri gözler önüne sermek ve bir uyanışı sağlamak... Bu zaman diliminde, insanlık adına küçük ama çok önemli şeyler yaptığını düşünmek, o insanların birinin bile değişebileceği umudu, bizi paha biçilmez mutluluklara götüren duygular oldu hep. Bunun yanında katıldığımız eğitimler, eğitimlerin içerisindeki düşündürücü, bazen duygusal, çoğu zaman da eğlenceli dakikalar bize yeni şeyler öğrendiğimizi hissettirirken, olaylar içerisinde kendimizi bulmak, hayatta kalma savaşında diğer insanlardan bir adım önde olmamızı sağladı. Burada kazanılan bilgiler, daha duyarlı, düşünceli, sosyal, kendine güvenen bireyler olmamızı sağladı. Çoğu zaman da istediğimiz, inandığımız hedefleri gerçekleştirebilmemiz adına bize destek verdi ve biz de bu bilgileri diğer insanlarla paylaşabilirle ayrıcalığına sahip olduk.
Yeni bir uyanış umudu ile yeteneklerimizin farkına varmak, kişiler arası uyumu daha kolay sağlamak, iletişim becerilerini uygulayabilmek, en önemlisi kendin olabilmek gibi birçok değeri öğrenmemizi sağladı.
Şu an etkin olarak seminer vermiyor olsam da, bu proje kapsamında öğrenmiş olduğum çoğu şeyi hayata uygulayabiliyor olduğumu görmek ve bunları yaşarken "Evet, biz bunu projede öğrenmiştik" diyebilmek paha biçilemez.
Teknoloji çağını yaşayan dünyamızda, doğru iletişim adına; insanları anlayabilmek adına; yeteneklerimizin farkına varabilmek, bir fark yaratmak, en önemlisi kendini gerçekleştirebilmek adına kocaman bir proje TUP. Her daim projede ve proje ekibi ile unutulmaz anlar paylasabilme umuduyla...
Yaşasın böcük gücü!

Yasemin Güzeloğlu Ankara

 TUP'la Gelişen Değerler

En son Malazgirt İlköğretim Okulu 4. sınıf öğrencilerine seminer verdim. Okul yolunu bulmak biraz zaman aldı, ama yolda heyecan ve sabırla koşturmaya devam ettik. Otobüsü kaçırmıştık
ama kendi yöntemlerimizle bulduk sonunda. Dört arkadaş sınıfları paylaştık. Ben minikleri seçtim, ilk bakış... Harika bir duygu. O an düşüncelerini okumayı ne çok isterdim.
Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.

kitap

24 Mart 2014 Pazartesi

Kabile

Kabile, Eddi Anter  tarafından yazılmıştır. http://kitapgalerisi.com'da %20 İndirim ve aynı gün kargoya teslim avantajıyla alabilirsiniz. |  Destek Yayınları, Kişisel Gelişim, 9786054994205, 231 Sayfa, Mart/2014


Kitabın 124. ve 125. sayfalarından tanıtım amaçlı alıntı yapılmıştır.

Maddi imkânı iyi olan, meşhur, sevilen, popüler artist, sanatçı ve işadamlarının hayatlarına baktığımda birçoğu yaşlanınca inzivaya çekilmiş, bazısı bilgeleştikçe, hayatlarını, tanımadığı fakir, aç veya hastalara ayırmaya adamıştı. Kendine dönüş, uyanış veya aydınlanma diye bahsi geçen şey neydi tam olarak? Neden uyanan birine uyanmamış kişinin yaptıkları saçma sapan ve boş geliyordu? Uyanan biri niçin bildiklerini bir başkasına aktarıp onu da uyandıramıyordu? Saat kimin için kaçta çalıyordu? Bu sorulara cevaplar aramam gerektiğini biliyordum.
Bir kitap yazıp on binlere ulaşmak yerine, teker teker insanlarla yazışıp onların ruhuna ulaşmak, yüz binleri hayran bırakmak uğruna sinema artisti veya model olmaktansa, yaptıklarınızla yanınızdaki bir tek kişiye örnek olmak, sesinizle milyonlara ulaşmak yerine yanınızdaki bir kişiyle birlikte saçma sapan sözleri olan keyif şarkıları söylemek daha cazip değil midir? "Çok"a ulaşmak değil "öz"e ulaşmaktır hedef. Az kişi hatta bir tek kişinin ruhuna dokunmak bile dünyayı değiştirmektir... Dünyayı kurtaracak olan kahramanın sen olduğunu düşünüyorsan eğer, işe kendi evinden başlamalısın. Dünya da seni bekliyor olacak nasılsa.
Paranın satın alabileceği tüm hızlı araba, kocaman ev, lezzet dolu yemek, marka marka kıyafetlerden gına gelmişti. Açmıyor, doyurmuyordu beni. İçimde olan boşluk gittikçe derinleşiyor ve onu dolduracak bir şeyler bulmak için yanıp tutuşuyordum. İçsel boşluğun gözü doymak bilmez. Karar verip bir yola çıktım. Olduğum yerde kafamın içinde sınırları zorlayarak nereye varabileceğimi düşünmeye başladım. Saatlerce aynı noktaya bakakaldım. Korktum. Yalnızlık ve huzursuzluk bilinmeyeninden korktum. Ben kim oluyordum ki? Ben kendimi ne sanıyordum ki bu yola çıkacaktım? Yol dediğim neydi? Tam olarak ondan da emin değildim. Kafamdan geçenleri birine anlatmak zaten zordu ancak yapmak istediğimi birlikte paylaşacağım kafa dengi birini bulmak daha da güçtü. Yine de kararlıydım. Ben sürüye ait değildim. Olmayacaktım... Geriye baktığımda, hayatımın anlamını bulmaya niyetliydim. Ot gibi yaşamak veya hayvandan öte bir şeyler deneyimlemeliydim. Ne de olsa ben Homo sapiens'tim. Hemcinslerim gibi, bilenlerden, düşünenlerdendim. O zaman cevaplarını alıp, soruları azalan diğer insanlar gibi benim de cevaplarımı bulup hayatı öğrenmem gerekiyordu.
Hayat yolumun neredeyse yarısını geride bırakmıştım. Yaşıma göre çok genç görünüyor olmam aldanmaydı. Bundan sonra kendimi aldatmaya hiç mi hiç niyetim yoktu. Kalan ömrümü bir hedef uğruna adamalıydım ve bu bahsi geçen maneviyatın maddiyat âlemine nasıl indirileceğiyle alakalıydı. Ben bir şekilde manevi dünyaları maddi dünyaya indirmeliydim... Işık buraya geri gelmeliydi.
Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.

kitap

21 Mart 2014 Cuma

Nefs-i Terapi

Nefs-i Terapi, Tuba Kaytaş tarafından yazılmıştır.http://kitapgalerisi.com'da % 20 İndirim ve aynı gün kargoya teslim avantajıyla alabilirsiniz. |  Arş Yayınları, Kişisel Gelişim, 9786054819003, 300 Sayfa, Eylül/2013

Kitabın 14. ve 15. sayfalarından tanıtım amaçlı alıntı yapılmıştır.


NEFS-İ TERAPİ YÖNTEMİ
Nefs-i Terapi, arzu edenler ve çalışmayı daha ayrıntılı bir şekilde uzman eşliğinde yapmak isteyenler için bireysel bir çalışmadır. Nefs-i Terapi 3 ay 9 haftadan oluşan bir süreçtir.
İLKAY
1.  Hafta: Nefesi ve nefesin gitmediği yerleri açmaya programlanmıştır. Çünkü nefes hayattır, candır. Bizler 'nasıl nefes alıyorsak o şekilde yaşıyoruz.' Bu nedenle kaliteli yaşam bilinçli nefes farkındalığıyla başlar. Nefes ve düşünce birbiriyle bağlantılıdır. Kaliteli nefes, kişiyi yapıcı düşünmeye ve güzel bir hayat yaşamaya davet eder.
2. Hafta: Kişinin kendini tanıması ve yeteneklerini keşfetmesi üzerine geliştirilmiştir. Burada Human Design gibi çok değerli çalışmalardan destek alır. Bütünlemeye ilk adımı attığımız yerdir. Bizi "değersizim" inancından, "değerliyim" inancına götürür. Yaşam sorumluluğumuzu elimize almamıza aracı olur. Bizi uyum sürecine sokar. Geçmişte yaşadığımız deneyimleri bir basamak olarak görmemize vesile olur. Böylece oradan almamız gerekeni alır ve önümüze bakarız. Bizi kurban rolünden çıkartır ve yaşamımızın kahramanı olmamaya davet eder.
3. Hafta: Bize cesur olmanın kapılarını açan bir haftadır. Bizi zihnimizin, duygularımızın, inançlarımızın, yüklediğimiz anlamlarımızın yönetmesine izin vermez. Bize onların ötesinde başka bir olasılık sunar. Bizi içimizdeki güçle ve yaratıcılıkla birleştirir.
4. Hafta: Nadas dinlenme ve teslimiyet süreci.

İKİNCİ AY
1. Hafta: Sevgiye giden yoldur. Doyurulmamış ihtiyaçlarımızı kendimizin nasıl karşılayacağını gösteren bir süreçtir. Bu ihtiyacı fark etmek ve bu ihtiyacın fakında olmak bile açlığımızı kendimizin nasıl doyuracağını bize öğretir. Bize bütünlüğümüzü ve tamlığımızı hatırlatan bir süreçtir.
2. Hafta: Bizi Tibet'in Gençlik Pınarı ile tanıştıran bir süreçtir. 5 tane mucizevi hareketten oluşan bu çalışma, tüm enerji merkezlerini harekete geçiren, gençleştiren, her anlamda yenileyen bir mucizedir. Aynı zamanda bu hafta, bizi iletişimde farklı bir boyuta taşıyacak bir haftadır. Hayata, kendimize, ilişkilerimize ve var olan her şeye görünenin ötesinden bakmamızı sağlar.
3. Hafta: Aşkı temel alır. "Aşkı engelleyen tek şey ona yüklediğimiz anlamlardır." ilkesinden yola çıkarak bizi çok güzel bir yolculuğa çıkartır. Bu süreçte kendimize ve karşımızdaki kişiye nasıl davranmamız gerektiğinin çözümü bizdedir. Bu aşamada Byron Katie'nin 'The work' çalışmasından destek alır.
4. Hafta: Nadas dinlenme ve teslimiyet süreci.

Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.

kitap

10 Şubat 2014 Pazartesi

The Magic

The Magic, Rhonda Byrne  tarafından yazılmıştır.http://kitapgalerisi.com'da % 30 İndirim ve aynı gün kargoya teslim avantajıyla alabilirsiniz. |   Artemis Yayınları, Kişisel Gelişim, 9786051423852, 254 Sayfa, Ocak/2014


Kitabın 98. ve 99. sayfalarından tanıtım amaçlı alıntı yapılmıştır.


Sonra, geçmişte ödediğiniz on fatura bulun ve her birinin üzerine " Teşekkür ederim - Ödendi" yazın. Her ödenmiş faturanın üzerine bu sihirli sözcükleri yazarken faturayı ödemek için kullandığınız paraya elinizden geldiğince minnet duyun. Ödediğiniz faturalar için ne kadar çok minnet duyarsanız, tıpkı bir mıknatıs gibi, daha çok parayı kendinize çekeceksiniz!
Bugünden itibaren, her fatura ödeyişinizde kısaca ne kadar iyi bir hizmet aldığınızı düşünmeyi alışkanlık hâline getirin ve faturanın ön yüzüne sihirli kelimeleri, "Teşekkür ederim - Ödendi" yazın. Ve eğer bir faturayı ödeyecek paranız yoksa minnetin sihirli gücünü kullanırı ve "Para için teşekkür ederim." yazıp sanki o faturayı ödeyecek paranız varmış da onun için teşekkür ediyormuşsunuz gibi hissedin!
Ödediğiniz para için minnet duymak daha çoğunu almanızı garantiler. Minnet sizi paraya bağlayan manyetik bir altın iplik gibidir. Para ödediğinizde, o para her zaman size geri döner. Bazen eşit. bazen iki katı, bazen yüzlerce katı olarak. Karşılığında elde ettiğiniz bolluk bereket ne kadar para verdiğinize değil, ne kadar minnet verdiğinize bağlıdır. Az bir miktarlık ödeme için o kadar çok minnet duyabilirsiniz ki, bazen karşılığında onlarca katını geri alabilirsiniz.


SİHİR ALIŞTIRMASI NUMARA 9
Para Mıknatısı


Nimetlerinizi Savın; On nimetten oluşan bir liste yapın. Neden minnettar olduğunuzu yazın. Listenizi tekrar okuyun ve her bir nimetin sonunda teşekkür ederim, teşekkür ederim, teşekkür ederim,, deyin ve o nimet için elinizden geldiğince minnet hissedin.
Ödenmemiş faturalarınızı alıp üzerlerine "Para için teşekkür ederim" yazarak minnetin sihirli gücünü kullanın ve faturayı ödeyecek paranız olsa da olmasa da varmış gibi minnet duyun.
Geçmişte ödediğiniz on fatura bulun ve her birinin üzerine   Teşekkür ederim - Ödendi" yazın. Her ödenmiş faturanın üzerine bu sihirli sözcükleri yazarken faturayı ödemek için kullandığınız paraya elinizden geldiğince minnet duyun!
Uyumadan önce Sihir Taşınızı elinize alıp o gün olan en iyi şey için sihirli kelimeleri, teşekkür ederim, kullanarak teşekkür edin.

Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.

kitap

30 Kasım 2013 Cumartesi

Aynı Yatakta Üçümüz

Aynı Yatakta Üçümüz, İlkim Öz tarafından yazılmıştır.http://kitapgalerisi.com'da %20 İndirim ve aynı gün kargoya teslim avantajıyla alabilirsiniz. | Destek Yayınları, Kişisel Gelişim, 9786054771875, 254 Sayfa, Kasım/2013

Kitabın 190. ve 191. sayfalarından tanıtım amaçlı alıntı yapılmıştır.

"Benimle Kimse İlgilenmedi, Babam Bile!"
Sabah uyandığımda dışarıdaki lapa lapa kar geceden beri yağıyor olmalıydı ki yollar kapanmış görünüyordu. Yılın ilk karlı sabahına uyandığınızda etrafta tertemiz, mis gibi koku olur ve huzur veren bir sessizlik hüküm sürer.
Tabii bu sessizlik çok uzun sürmez. İşlerine gitmek için yola çıkmaya çalışanlar, okul servisleri derken patinaj ve korna gürültüleriyle sessizlik bozuluverir.
Karlı günlerde İstanbul'da trafik ayrı bir karmaşaya dönüşürken, Ankara'da da durum çok farklı olmaz.
Ofise biraz gecikmeli de olsa gidebilmiştim. Arzu'nun benden önce geldiği, bekleme odasından gelen telefon konuşmasından anlaşılıyordu. Biriyle kavga ettiği belliydi. Oldukça yüksek bir sesle karşı tarafa bağırıyordu.
Seans odasına geldiğinde yüzü sinirden kıpkırmızı kesilmişti.
"Ah kusura bakmayın lütfen. Erkeklerin bu densiz davranışları beni çılgına çevirmeye yetiyor."
"Tatsız bir durum var sanırım."
"Hem de nasıl? Adam kendini ne sanıyorsa bana sürekli emirler verip duruyor. Yani patronumdan söz ediyorum. Aynı zamanda sevgilim de oluyor kendileri."
"Evet, anlıyorum. Sorun nedir?"
"Bu hafta sonu için iki günlüğüne şehir dışına gidecektik ama yurtdışından iş için misafirleri geliyormuş. Bana hiç sormadan tatili iptal etmiş. Bu ne terbiyesizliktir. Bir de bana diyor ki: 'Sen istersen bir arkadaşınla git.' Görüyorsunuz değil mi, beni dışarıya itiyor. Sonra da hayatıma başka biri girince kahırlarından ölüyorlar. Neyse, aslında saçma sapan konular işte."
"İlk görüşmemizden sonra kendini nasıl hissettin?"
Arzu kahverengi üzerine yılan derisi yamalarla süslenmiş çantasını açarak içinden mendilini çıkarmış ve şöyle demişti:
"Sanırım soğuk algınlığına tutuldum. Sürekli burnum akıyor. Ne sormuştunuz? Ah evet geçen seansın ardından kendimi rahatlamış hissettim. Aramızda sağlam bir iletişim kuruldu gibi geldi bana. Size güvendiğimi fark ettim. Daha önce gittiğim uzmana karşı böyle bir duygu hissetmemiştim, zaten o yüzden de onunla devam etmedim. Adını söylememe gerek var mı?"
"Yok hayır, hiç gerek yok."
"Zaten sonradan öğrendim ki psikolog da değilmiş. Şu şimdilerin modası olan yaşam koçu, iletişim danışmanı adı altında çalışan ne olduğu belirsiz biriymiş.
Belki dedikoduya girecek ama kadın o kadar çok konuşuyordu ki onun terapist olduğundan şüphe etmeye başlamıştım. Hem çok konuşuyordu hem de saçmalıyordu. Onun beni dinleyip çözmesi gerekirken ben onu dinliyordum.
Düşünsenize hem onca para veriyorum hem de karşımda uzman sandığım kişinin saçmalıklarını dinliyorum.
Ah bir de parayı peşin alıyor. Hani sizin gibi seansa bağlı değil. Demiştim ki: 'Ya beni iyileştiremezseniz, param ne olacak?' 

Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.

kitap

4 Ekim 2013 Cuma

Hatasız Düşünme Sanatı

Hatasız Düşünme Sanatı, Rolf Dobelli tarafından yazılmıştır. http://kitapgalerisi.com'da %20 İndirim ve aynı gün kargoya teslim avantajıyla alabilirsiniz. | NTV Yayınları, Kişisel Gelişim, 9786055443870, 196 Sayfa, Mayıs/2013



Kitabın 1. 2. ve 3. sayfalarından tanıtım amaçlı alıntı yapılmıştır.

HAYATTA KALANA BAĞLILIK
Mezarlıkları neden ziyaret etmelisiniz?
Reto nereye baksa rock müziği yıldızları görüyor. Televizyonda, dergilerin kapaklarında, konser programlarında ve internetteki hayran sitelerinde; her yerde onlar var. Şarkılarını duymamak mümkün değil -alışveriş merkezlerinde, bilgisayarının şarkı listesinde, spor salonunda onlar çalıyor. Rock müziği yıldızları etrafımızda. Sayıları çok. Ve başarılılar. Sayısız gitar kahramanının başarısından yola çıkan Reto bir müzik grubu kuruyor. Er ya da geç başarılı olabilecek mi? Bunun olasılığı sıfırın kılpayı üzerinde. Birçokları gibi, büyük ihtimalle o da başarısız müzisyenler mezarlığına düşecek. Bu mezarlıkta şov sahnesine kıyasla 10.000 kat fazla müzisyen var. Ama hiçbir haberci bu başarısızların hikayeleriyle ilgilenmiyor-bir zamanlar şöhret olup da varını yoğunu kaybedenler bir istisna. Bu da mezarlığı dışarıdakiler için görünmez kılıyor.
Hayatta kalana bağlılık şu anlama gelir: Günlük hayatta başarılar başarısızlıklardan daha fazla görünürlüğe sahip olduğu için, başarı olasılığını, gerçekte olduğundan daha yüksekmiş gibi algılarsınız. Dışarıdan bakan olarak (Reto gibi) bir hayale kapılırsınız. Başarı olasılığının ne kadar küçük olduğunu görmezsiniz. Her başarılı yazarın arkasında kitapları satmayan 100 yazar gizlidir. Onların her birinin arkasında da kitaplarını basacak bir yayınevi bulamamış.
100 yazar daha vardır. Bunların her birinin arkasında ise başlayıp da bitiremedikleri kitaplarını çekmecede saklayan 100 kişi daha bulunur. Ama biz sadece başarılı olanları duyarız ve yazarlıkla başarıya ulaşmanın ne kadar küçük bir olasılık olduğunu göremeyiz. Aynı şey fotoğrafçılar, işletmeciler, sanatçılar, sporcular, mimarlar, Nobel Ödülü sahipleri, televizyon sunucuları ve güzellik kraliçeleri için de geçerlidir. Medyanın başarısızlar mezarlığını kazmak gibi bir niyeti yoktur. Zaten bu onların görevi de değildir. Yani, hayatta kalana bağlılıktan kurtulmak istiyorsanız, bu düşünce işi size düşer.
Er ya da geç, konu paraya geldiğinde, hayatta kalana bağlılık sizi tuzağına düşürecektir: Bir arkadaşınız yeni bir şirket kuruyor. Potansiyel yatırımcılardan biri de sizsiniz. Orada bir fırsat görüyorsunuz; bu şirket belki de yeni Microsoft olacak. Belki de şansınız yaver gider. Peki, hakikat nasıl görünüyor? En olası senaryo, o şirketin kurulum aşamasından bile ileriye gidememesi. İkinci büyük olasılık, şirketin üç yıl sonra iflas etmesi, ilk üç yılı çıkarabilmeyi başaran şirketlerin çoğu, 10 kişiden az çalıştıran orta boy işletmelere küçülür. Sonuç: Başarılı şirketlerin medyada varlığının gözünüzü boyamasına izin verdiniz. O halde doğrusu hiç riske girmemek mi? Hayır. Ama bunu, hayatta kalana bağlılık adlı küçük şeytanın olasılıkları kesme cam gibi çarpık gösterdiği bilinciyle yapın.
Dow Jones'u alalım. O hayatta kalanlarla dolu. Zira başarısız olmuş ya da büyüyememiş şirketler —yani çoğunluk- hisse senedi endeksinde yer almaz. Hisse senedi endeksi bir ülkenin ekonomisini temsil etmez. Aynı şekilde, basın bütün müzisyenleri temsilen haber yapmaz. Kişisel gelişim kitapları ve yaşam koçları furyası da sizde şüphe uyandırmalı: Başarısız olanlar kitaplar yazmaz, nasıl battıkları hakkında konferanslar vermez.

"Hayatta kalan"lardan biriyseniz hayatta kalana bağlılık iyice netameli hale gelir. Başarınız sadece ve sadece şanstan ibaret olsa bile diğer başarılılarla ortak noktalar keşfedip bunları "başarı unsurları" olarak gösterirsiniz. Başarısızlar (insanlar, şirketler vs.) mezarlığını ziyaretinizde onların da bu sözde "başarı unsurlarını" uyguladığını fark edersiniz.
Yeterince çok sayıda bilimci bir olguyu incelemeye girişirse, bu araştırmalardan birkaçı tamamen tesadüf eseri istatistiksel anlamda önemli sonuçlara ulaşacaktır-örneğin, kırmızı şarap tüketimi ile yüksek yaşam beklentisi arasındaki bağlantı hakkında. Böylece bu (yanlış) araştırmalar hemen büyük bir popülerlik kazanır. Bu da hayatta kalana bağlılıktır.
Yeterince felsefe yaptık. Hayatta kalana bağlılık şu anlama gelir: Başarı olasılıklarını, gerçekte olduklarından daha yüksekmiş gibi algılarsınız. Buna karşı koymak için bir zamanlar umut vaad eden projelerin, yatırımların ve kariyerlerin mezarlıklarını olabildiğince sık ziyaret edin. Hüzünlü bir ziyaret olur, ama sağlıklıdır.


Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.

kitap

27 Eylül 2013 Cuma

Gerçekten Yaşıyor Musun?

Gerçekten Yaşıyor Musun?

Gerçekten Yaşıyor Musun?, Aret Vartanyan tarafından yazılmıştır. http://kitapgalerisi.com'da %20 İndirim ve aynı gün kargoya teslim avantajıyla alabilirsiniz. | Destek Yayınevi, Kişisel Gelişim, 9786054771318, 348 Sayfa, Eylül/2013


Kitabın 9. ve  10. sayfalarından tanıtım amaçlı alıntı yapılmıştır.

Kendimizi Bilerek Yaşamadıkça Yaşadığını Sananlarız...

Senden bir fısıltı geldiğinde yelkenleri dolduran rüzgâr gibi yüreğimi dolduruyorsun. Elimizde oyuncak' larımız,
yüreğimizde umutlarımız, ruhlarımızda yaralarımızla yaşıyoruz. Hayallerimizden vazgeçmekle vazgeçmemek arasında gelgitlerdeyiz. Ben de yazıyorum, yaşıyorum, paylaşıyorum. Yazdıklarım, cümlelerim, sesim sana ulaştığında senin söylediklerin bana güç veriyor.

Sana bu sohbetimiz boyunca uzun uzun ağdalı cümleler kurmayacağım... Kuantum, anda yaşa, çekim yasası gibi popüler yaklaşımları da kaynatıp sana sunmayacağım. Bunu yapan çok zaten. Zaten neyi keşfediyoruz ki... Mevlana yüzyıllar önce, filozoflar, ilim adamları binlerce yıl önce her şeyi söylemediler mi? Ne yapmamız, nasıl yaşamamız gerektiğini biliyoruz. Ancak, yaşama geçiremiyoruz. Cümlelerimde sana ders vermeyeceğim ben. Hayatında bir sürü insan bunu yapmaya çalışıyor zaten. Kıssadan hisse gideceğim, dolandırmadan. Sen de almak istediklerini alacak, atmak istediklerini atacaksın. Sohbetin tadını hiç bozmayacağım, her sayfada yeniden buluşur gibi. Bazen de bazı şeyleri tekrar edeceğim sana. Onlar en çok sende kalmasını istediklerim. Sonuçta ben de seninle paylaşmak istiyorum: Beni ve ötesini. Ben de sende kendimi bulmak istiyorum.

Bazen de hayalimdeki sahnelere gideceğiz. Seninle bazen deniz kenarında, bazen bulutların üzerinde, bazen de boşlukta buluşacağız. Çoğu zaman odamda olacağız. Sen nasıl hayal edersen öyle döşenecek odamın kendisi de...Sana akıl hocalığı da yapmayacağım... Sana yanlış ya da doğru da demeyeceğim... Sadece kendi yaşamımda, kendi bulduklarımı, bana yaşattıklarını önüne sereceğim. Bana göre, benim için evrensel anahtarı dizlerinin dibine bırakacağım. Çırılçıplak, kurgusuz, plansız, her anımı katarak...

İnsanlar yaşamaktan korkuyor, yaşamaktan kaçıyor. Kendini yaşamaktan uzaklaşıyor. Kendimizi bize verilenlerle, dışarıdan yapılanlarla tanımlıyoruz, oysa çok daha fazlasıyız.

Aslında konuştuğumuz her şey yaşamak üzerine, yaşamın bir parçası... Ben de yaşamak istiyorum. Öyle bir yaşamak ki, geçmişe baktığımda pişman olmak istemediğim. Sen gibi ben de istediğim gibi yaşamamış olmaktan korkuyorum hâlâ... Her gün güneş doğuyor, sonra batıyor, takvim yaprakları kopup gidiyor. Hâlâ korkuyorum.

Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.

kitap