4 Temmuz 2013 Perşembe

Enver Aysever - Edebiyat Ölmelidir | Kitaptan okuma parçası

# Enver Aysever - Edebiyat Ölmelidir | Kitaptan okuma parçası #

Enver Aysever - Edebiyat Ölmelidir | Remzi Kitabevi, Edebiyat / Deneme, 248 sayfa, Temmuz 2013.

Enver Aysever'den okuma eylemi ve yazınsal serüven üstüne bir kitap: Edebiyat Ölmelidir!

                 

   Edebiyat Ölmelidir - 1

  Kimi zaman romancılar kendilerini yok etmek ister. Bu, bedenin ortadan kaldırılması türünden bir intihar değildir elbet. İçinde bulunduğu dünyanın kirini pasını bilen, sezen, yazan kişi; hele bir de büyük ülkülerden, yeniden bir dünya kurma olanağının yoksunluğundan eminse; edebiyatın / romanın işlevini yitirdiğini düşünür. Yapıt vermek istemez. Eli kaleme gitmez. Sancısını, sızısını, gördüklerini kendiyle birlikte yok etmek ister. Anlamak gerekiyor bu durumu...

   Edebiyat Ölmelidir - 2

   Jean-Paul Sartre biricik sevgilisi Simone de Beauvoir'nın yaşamında kapladığı yerden söz ederken, yazarlığı üzerindeki etkisinden örnekler verir. Bir dargın bir barışık süren aşklarının temelinde siyasi mücadele dayanışması ve yazarlığın getirdiği ortak anlam dünyası, ruh yapısı vardır. Yazarın ne denli bencil bir varlık olduğunu bilenler için, iki yazardan oluşan bir evrenin nasıl yıkıcı ve dahası yıpratıcı olduğunu kavramak güç değil. Bu çatışma ortamı, esasen aşkın tarifine de uygun... İçinizde dingin bir aşk yaşamış, görmüş olan var mı?

   Edebiyat Ölmelidir - 3

   Albert Camus zorlu geçen yaşamının son döneminde Nobel'i almış ve törende etkili bir konuşma yapmıştı. Yazarlığı üstüne söyleyecekleri merakla bekleniyor, inişli çıkışlı yaşamının bir özeti olacağı önceden biliniyordu sanki. Yazarlık ilkesi yalındı; gerçek ve özgürlüğe hizmet etmek istiyor ve ekliyordu: "Bildiklerimiz hakkında yalan söylemeyi reddetmek ve baskıya direnmek!"

   Edebiyat Ölmelidir - 4

   Romancının kurgu yaparken kendini nerede gördüğünden öte, kahramanını nasıl konumlandırdığı önemlidir. Eski tartışmadır; romancı kendini Tanrı gibi görür, her şeyi bilen adam halinde yapıtını kurarsa, bu okurla yazar arasında haksız bir ilişkiyi, astlık-üstlük sorunsalını doğurur. Değişen düşünme biçimleri, yazarı Tanrı'nın yanından alıp, daha eşitlikçi bir düzeye taşımıştır. Bu romanın varlığı açısından da önemlidir elbet...

---

Bu alıntılar tanıtım amaçlı yapılmıştır.

Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.

kitap

KitapGalerisi Facebook / KitapGalerisi Twitter

Ahsen Yalvaç - Türk Sineması ve Arabesk

# Ahsen Yalvaç - Türk Sineması ve Arabesk #

Ahsen Yalvaç - Türk Sineması ve Arabesk | Agora Kitaplığı, Sinema Kitapları, 176 sayfa, Temmuz 2013.

Ahsen Yalvaç yenilikçi Türk sinemasınınTabutta Röveşata’, ‘Kasaba’, ‘Güneşe Yolculuk’ filmleri üzerine yoğunlaşarak, bir şehir sanatı olan ‘sinema’da, yine şehrin doğurduğu bir popüler kültür olarak ‘arabesk’in nasıl işlendiğini ve günümüz toplumunun kültürel dokusunda bu öğelerin nasıl yer ettiğini ortaya koymaktadır.


Sinema bir şehir sanatıdır. Türk sineması bütün versiyonlarında şehirleri ilginç bir biçimde temsil etmiş ve yorumlamıştır. Yönetmenlerimizin sinemada şehir hayatına ilişkin getirdiği dolaylı yorumlar, Cumhuriyet sonrası yeni başlangıçları ve kültürlerin yeniden inşa edilebilirliğini simgeleyen Ankara ile, modern şehir algısını güçlü bir biçimde pekiştiren ve Osmanlı geçmişiyle kozmopolit yapısı vurgulanan, aynı zamanda özgürlüğe ve mutluluğa fırsat tanıyan bir şehir olarak İstanbul karşılaştırmasından kaynaklanmıştır.

“Benim sinema, toplum ve şehir arasındaki karşılıklı ilişkiyi ve etkileşimi yorumlarken başvuracağım anahtar kavram ‘arabesk’ olacaktır. Arabesk de sinema gibi bir şehir olgusudur, şehirlerde ortaya çıkmış bir popüler kültürdür.

“1990’larda başlayan ve benim ‘yenilikçi’ olarak adlandırdığım sinemamızın modern yönetmenleri, örneğin Tabutta Röveşata, Kasaba, Güneşe Yolculuk gibi filmlerde ‘arabesk’i ustaca kullanarak modern imgeler yaratmış ve Türk sinemasının modernleşme deneyimine ivme kazandırmışlardır.”

Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.

kitap

KitapGalerisi Facebook / KitapGalerisi Twitter

Ercan Kesal - Peri Gazozu | Kitaptan okuma parçası

# Ercan Kesal - Peri Gazozu | Kitaptan okuma parçası #

Ercan Kesal - Peri Gazozu | İletişim Yayınları, Öykü, 180 sayfa, Temmuz 2013.

"... bütün sanat eserleri belleğe dayanır. Belleği billursu hale getirmenin, somutlaştırmanın araçlarıdır. Bir ağacın üzerindeki bir böcek gibi, sanatçı da asalak gibi çocukluğundan beslenir. Sonra biriktirdiklerini harcar, yetişkin olur ve olgunluğu da son noktadır..." diyor Bergman... Katılıyorum.

Ne kadar becerebildim bilmiyorum. Ama, bildiğim, yapabildiğim, elimden gelen bu. Ümitlendirense, bazen bir dostun ilettiği küçücük bir not:

"... kıymetli kardeşim, yazını seyrettim bugün."

Ercan Kesal’dan, aynanın kenarındaki fotoğraflar misali hayat parçaları, sohbet makamında insan hikâyeleri.


Kurban

"... İbrahim sabah erkenden kalktı. Eşeğine palan vurdu. Yanına oğlu İshak'ı da alarak, Tanrının kendisine bildirdiği yere doğru yola çıktı. Üçüncü günün sonunda gideceği yeri gördü. Adak için hazırladığı odunları oğlu İshak'ın sırtına yükledi. Ateşi ve bıçağı kendisi aldı. Biraz yürüdüler. İshak sırtında odunlar, etrafına bakındı ve:

'Baba,' dedi.

'Evet oğlum,' diye cevap verdi İbrahim.

'Ateş burada. Odun da sırtımda. Ama, adaklık kuzu yok. Keseceğimiz kuzu nerede baba?'

İbrahim sustu..."

Babam ilk gazozhaneyi, arkadaşı Hafi'nin Orta Mahalle'deki kahvesinin yanına açmış. Hafi Abi bir gün kahvede kalp krizi geçirip babamın kucağında ölünce de, Aşağı Mahalle'deki çeşmenin yanına taşımış dükkânı. Babam sonradan bıraktı gazozculuğu. Ama, arkadaşının ölümünden, ona bir ömür boyu taşıyacağı korku ve evhamlar kaldı. Gece yarısı, yorganın içine kıvrılmış, gözlerim sımsıkı kapalı, babamın biraz öfkeli, ama çoğunlukla çaresiz bitmeyen yakınmalarını dinlerdim. Annem elinde sıcak su torbası, mutfakla yattıkları odanın arasında gidip gelirken bir yandan da usul usul ikna etmeye çalışırdı babamı:

"Bi şeyin yok Mevlüt... Geçen sefer de böyle oldun, bi şey çıktı mı? Çıkmadı... Üşüttün sen..."

Babamın yakınmaları bir süre daha devam eder, sonra da kesilirdi. Annem, yatağın ucunda biraz daha bekledikten sonra, artık uyumaz, sırtına aldığı eski kazağına sarınarak, halı tezgâhının başına otururdu.

Hafif karanlık, serin ve esans kokulu bir dükkândı gazozhane. Hemen girişte şişelerin yıkandığı küçük bir havuz, kenarda gizlice ağzımı dayadığım şerbetlik ve arkada küre biçiminde bakırdan bir kazan. Abim, baş aşağı çevirip havuzun içindeki suya daldırırdı beni. Boğulacağımı zannedip, bileklerini tutmaya çalışırdım.

İşçimiz Dursun Abi, çeşme başındaki kadınlarla kavga ederdi hep. Depoya su doldurmak için geceden çeşmenin ağzına bağladığı hortumu yine çıkartmış kadınlar.

"Çeşmenin suyunu gazoz diye içiriyorsunuz bize," diyorlar.

Çok da haksız değiller.

Hikmet'in ailesi gazozhanenin üstündeki tek göz odada yaşardı ve benim en iyi arkadaşımdı. Babası Şerafettin amca bir ayağı topal, yoksul bir çiftçi. Durgun, sessiz bir çocuktu Hikmet. Matematiği çok iyiydi ama. Kupon keserdi gazetelerden ve eksik kuponlarını en çok ben tamamlardım.

Okullar tatil olmuş. Çok sıcak bir gün. Hikmet ve bir arkadaşımız daha yüzmeye gideceğiz. Her zaman yüzdüğümüz yere değil de, Kızılöz tarafına gideceğiz bu sefer.

Kızılırmağın dibinde dışarıdan hiç fark edilmeyen derin boşluklar vardır. Avanoslular "cumbak" der ona ve çok tehlikelidir. Epeyce yüzdük ırmakta. Çıkmaya yakın, Hikmet "cumbak"lardan birine düşmüş olmalı ki, batıp çıkmaya başladı. Elini uzatıyor ve bileğimizi tutmaya çalışıyordu. Çekmeye çalışsak da çekemedik. Gözümüzün içine bakarak, kayboldu gitti Hikmet.

Annesinin, saçları dağılmış, deli gibi, ırmak boyunca koşturmasını hiç unutmadım. Beş gün boyunca bulamadılar Hikmet'i. Annesi beş gün beş gece ırmağın etrafından ayrılmadı, ağıtlar yakarak dolandı durdu...

O günlerin birinde sabah erken saatlerde babamla çarşıya gidiyordum. Bizi görünce yanımıza geldi. Yüzü kararmıştı acıdan.

"Mevlüt, Mevlüt... Irmak vermiyor yavrumu... Bak, senin guzun yanında... İyi de benim guzum nerede?"

Babamın hiç konuşmadan, öylece durduğunu hatırlıyorum.

---

Bu alıntı tanıtım amaçlı yapılmıştır.

Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.

kitap

Gary Small - Bir Psikiyatristin Gizli Defteri | Kitaptan okuma parçası

# Gary Small - Bir Psikiyatristin Gizli Defteri | Kitaptan okuma parçası #

Gary Small - Bir Psikiyatristin Gizli Defteri | NTV Yayınları, Anlatı, Çeviren Duygu Akıni 336 sayfa, 6. Baskı Haziran 2013.

"Ah şu modern psikanalistler yok mu! Dünyanın parasını alıyorlar insandan! Benim zamanımda beş Mark'a Freud'un kendisi tedavi ederdi sizi. On Mark'a hem tedavi eder hem de pantolonunuzu ütülerdi. On beş Mark'a Freud kendisini tedavi etmenize izin verirdi... ki buna istediğiniz iki çeşit sebze de dâhil olurdu."


                     

Elimi tut lütfen, 1980 kışı

Nöbet odasında uyuyordum ki telefonun sesine uyandım. Saat sabahın 2'siydi ve ortopedik cerrahi bölümünün asistan doktoru acil servise inmemi, bileği kırılmış 28 yaşında bir adamla görüşmemi istiyordu. Sürünerek yataktan kalktım, merdivenleri indim.

Acil servis odası her zamanki gibi kaza geçiren hastalarla, kaygılı anne babalarla, ağır hastalarla ve bir Tylenol alıp evde otursa çok daha iyi edecek kişilerle tıka basa doluydu. Ortopedik cerrahi asistanı Dr. Neil Cooper'ın hemşire köşesinde bir dosyaya bir şeyler yazdığını gördüm. Eski tenis oyuncusu, yanık tenli, iri yarı, kendini beğenmiş Cooper, adeta cerrah olmak için doğmuştu. Kral olmak güzel bir şey olmalı.

"Söylesene Neil, ne zamandan beri kırık bileği sarmak için akıl doktorundan yardım istiyorsun?"

Neil başını kaldırıp "Gary, senden tavsiye isityorum. Bir gariplik var bu hastada" dedi.


Cooper fena adam değildi aslında. Bazen birlikte takılırdık. Dış dünyaya karşı bir doktor için fazla seksiyim tavrını takınırdı ama aslında iç dünyasında güvensiz, hepimiz gibi zorluklar karşısında bocalayan biriydi. Tahminimce cerrahlardan çok akıl doktorlarıyla takılmasının nedeni annesini pskiyatrist olmasıydı. Ona göre psikiyatri ve cerrahi en müdahaleci uzmanlık alanlarıydı -o insanları keserken ben zihinlerinin içine bakıyordum- ve hem korku hem de saygı uyandırmamız bu yüzdendi.

"Nesi garipmiş?"dedim.

"Üçüncü defadır sol üst ekstremite yaralanmasından geliyor buraya."

Esnedim. "Sakardır belki."

"Yok, hayır, adam cidden bir garip. Sürekli ameliyat gerekip gerekmediğini soruyor. İstiyor sanki ameliyat olmayı. Tüylerimi diken diken ediyor resmen." Neil tanıdığım cerrahlar içinde psikolojik kavrayışı yüksek olanlardan biriydi. Bu hastada tehlikeli olabilecek bir şeyler sezmiş olmalıydı.

Acil serviste bir dâhiliyeci veya cerrah psikiyatrik danışma istiyorsa bu genelde olası bir intihar riskinden veya tıp ekibinin telaşlı ritmini etkileyen, sekteye uğratan ajite davranışlardan dolayıdır. Sürekli meşgul acil doktorlarının genelde hastanın zihinsel rahatsızlığa veya duygusal sorunlara işaret edebilecek ilk bakışt anlaşılamayan, karmaşık veya tuhaf davranışlarını doğru biçimde değerlendirecek vakti yoktur.

Kendi tıp hekimliği stajım sırasında ben de aynı anda neredeyse 20 hastayla ilgilenirken, herhangi bir gariplik veya duygusal sorun sezdiğimde acilen psikiyatriye çağrı gönderirdim. Psikiyatriye daima ilgi duyduğum halde zihnin inceliklerini araştırma olasılığını aklımda bloke ediyordum. Diğer intörnlerle konuştuğumda onların da aynı şekilde davrandıklarını öğrendim.

---

Bu alıntı tanıtım amaçlı yapılmıştır.

Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.

kitap

Debbie Macomber - İyi ki Geldin | Kitaptan okuma parçası

# Debbie Macomber - İyi ki Geldin | Kitaptan okuma parçası #

Debbie Macomber - İyi ki Geldin | Epsilon Yayınları, Roman, Çeviren Nil Bosna, 440 sayfa, Haziran 2013.

Sımsıcak bir anlatımı ve zengin dokunmuş bir kumaşı olan İyi ki Geldin, yeni başlangıçların vaadi ve dostluğun ve aşkın sonsuz keyifleriyle dolu bir roman.

                


- Bölüm 1 -

Önemli an gelip çatmıştı. Kesinlikle öyle olmalıydı.

Libby Morgan asistanının, "Hershel seni ofisinde görmek istiyor," dediğini duyduğu anda bunu anlamıştı. Ah, ofiste işten çıkarmalar ve erken emeklilikler hakkında söylentiler dolaşıp duruyordu elbette. Ama bu dedikodular, içten içe, Hershel'ın kendisine söyleyeceğinden emin olduğu şeyi doğrulamaya yarıyordu sadece. Bu anı altı yıllık çok uzun bir zamandan beri bekliyordu.

Libby sonunda haberi aldığı zaman ne hissedeceğini hep merak etmişti. Bu mutlu beklenti duygusuna mümkün olduğunca uzun bir süre tutunabilmeyi istiyordu. Şimdi geriye dönüp baktığında, bir şeylerin olacağını mutlaka sezmiş olmalıydı, çünkü bugün en iyi ince çizgili takımını giymiş, normal dikimli pantolonu yerine kalem etek seçmişti. Ve şükürler olsun ki daha bir gün önce kuaför randevusu vardı. Saç kesiminin zamanı çoktan gelip geçmişti, ancak şimdi ne kadar iyi göründüğünü görünce Jacques'ın aldığı yüz doların her kuruşuna değdiğini hissediyordu. İyi bir kesim, dış görünümünde harikalar yaratmıştı. Ortadan ayrılarak küt kesilen koyu kahverengi saçları çene çizgisinin etrafında kıvrılarak yüzünü çevreliyordu. Jacques birçok kez böyle gür saçları olduğu için ne kadar şanslı olduğunu söylemişti. Kaşlarını aldırması için ısrar ettiğinde ise Libby o kadar şanslı hissetmemişti kendini. Ama Jacques haklıydı; çok iyi görünüyordu. Bakımlı. Profesyonel. Kuaför randevularının arasını bu kadar uzatmamak konusundan kendi kendine söz verdi.

Aslında kendini çok güzel bulmuyordu. Fazlasıyla gerçekçi ve mantıklıydı, fiziksel eksikliklerinin pekâla farkındaydı. Olsa olsa sevimli sayılırdı, en azından eski kocası Joe öyle olduğunu söylemişti. Muhtemelen ortalamadan daha hallica olmadığını biliyordu. Ortalama boy, ortalama kilo, kahverengi saçlar, kahverengi gözler, hiçbir olağanüstü özelliği olmayan yüz hatları... Ama Libby içten bakıldığında tam bir dinamoydu. Kendini işine adamış, çalışkan, hedef odaklı. Şirkete ortak olmak için mükemmel bir aday.

Uzanıp sarı bloknotunu alarak yönetici ortağın gösterişli ofisine yöneldi. Dıştan bakıldığında ağırbaşlı ve sakin bir görüntüsü vardı, ama içinde kalbi deli gibi çarpıyor ve başı dönüyordu. 

Nihayet. Nihayet yaptığı zor seçimler ve fedakârlıklar için ödüllendirilmek üzereydi.

Sekiz yıllık ortaklık yolunun altıncı yılındaydı. Seattle merkezli üst düzey bir hukuk firması olan Burkhart, Smith & Crandall'ın Ortaklıklar ve Gayrimenkuller Departmanı'na kabul edildiği anda baş koyduğu hedefe ulaşmak üzereydi. Beklenenden de önce ortak yapılmak üzereydi.

---

Bu alıntı tanıtım amaçlı yapılmıştır.

Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.

kitap

Küçük İskender - Ali | Kitaptan iki şiir

# Küçük İskender - Ali | Kitaptan iki şiir #

Küçük İskender - Ali | Sel Yayıncılık, Şiir, 133 sayfa, Temmuz 2013.

küçük İskender, Ali ile şiirde inatlaştığı, direndiği şeyleri bir kez daha gözden geçiriyor; yeniden deniyor ve ulaştığı yalanları, yanlışları şuursuzca paylaşıyor. Çünkü şuurun da sistemin öngördüğü bir disiplin ve baskı olduğunu kanıtlayacak ipuçlarına ulaştı.

                  

ali

Öyleyse ben size hep Ali diyeceğim
Aşk bazen çok Ali

Mehmetler ölüyor, Aliler öldürülüyor çünkü
ayşelerse doğuştan ya dul ya evli
Ayşe bazen çok Ali

İçimizdeki isimlere yeni bir şans vermeli,
Gidenin peşine düşmeden
Ölenin duasını etmeden
Mümkünse sade, mümkünse seviyeli

Yalnızlık unutuluyor, ayrılıklar unutturuluyor çünkü
Kalanlarsa bile bile ya sessiz ya deli

Öyleyse ben size hep Ali diyeceğim
Hikâyenin gerisi zaten çok belli
Dertler zarifse vakit almaz teselli
Hoş geldin esvabımın cevabı, aklımın zamanı
Aşk bazen insandan çok evveli

Öyleyse ben size hep Ali diyeceğim
Aşk bazen çok Ali

---

plaj

Plaj. Plajda bir staj gibi başladı bitti yaz
Güzel kadınlar gördüm hepsi de üç metre kumaş ve bikini
Soyunmuştu kimi, kimi tamamen örtünmüştü
Bana uzaktan yaz sadece ağustosmuş gibi görünmüştü

Ah birinin sutyeni açıldı, doğaya ve süt ve çocuk karıştı
Alışkanlıktan olsa gerek üç gözlerimi kapadım, evet üç
Gözlerim suyla, bu çırpınışla kamaştı
Gözlerimi kapadım ve bir kapıyı açtım kumlar arasında
Dişi aşk için yaşar, erkek sevişmek için ve
Birini seçmem gerekiyordu, yüzdüm, boyumu geçtim

Boğulduğum gece vurmadım kumsala ve bile bile
Fırsat bu fırsat dedim, üç kulaç daha, ah işte şimdi gençtim

Çıktım kıyıya taze midyeler içinden bir şişe buz rakı içtim

---

Bu alıntılar tanıtım amaçlı yapılmıştır.

Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.

kitap

İletişim Yayınları'ndan yeni kitaplar, Temmuz 2013

# İletişim Yayınları'ndan yeni kitaplar, Temmuz 2013 #

İletişim Yayınları, dağıtımını 11 Temmuz'da yapacağı kitapları açıkladı. Ercan Kesal'ın Peri Gazozu, Ethem Baran'ın Emanet Gölgeler Defteri, Jacques Coenen Huther'ın Durkheim'ı Anlamak kitapları okurlarla buluşacak...

1) Ercan Kesal - Peri Gazozu

Taşranın sıcak kucağı ve serin kasveti üzerine… Orayı hem içinden hem dışından bilen bir evladının gözüyle. Türkiye’nin ipin ucundaki yakın tarihinin gölgesi… Kalbi avucunda birinin gözüyle.

Ercan Kesal’dan, aynanın kenarındaki fotoğraflar misali hayat parçaları, sohbet makamında insan hikâyeleri.


Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.

2) Ethem Baran - Emanet Gölgeler Defteri

Ethem Baran, 12 Eylül arifesinde, taşradan büyük şehre okumaya gelmiş bir delikanlının hikâyesini anlatıyor.

Emanet Gölgeler Defteri, yalpalayan, rüyasını arayan genç bir yazarın buruk ve hüzünlü dünyasını resmediyor.


Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.

3) Jacques Coenen Huther - Durkheim'ı Anlamak

Durkheim’ın toplumsal farklılaşmanın önemi, modern bireyciliğin anlamı, sosyalleşmenin temel rolü ve anomi halinin etkileri gibi temel görüşleri günümüz sosyolojisi için hâlâ verimli bir varsayım kaynağı teşkil ediyor. Durkheim’ın çalışmalarını Birinci Dünya Savaşı öncesinin toplumsal ve siyasal çerçevesinde inceleyen Jacques Coenen-Huther, modernliğe geçiş sancıları çeken bir dünyayı, değişimin etkisini derinden hisseden bir aydının gözünden yansıtıyor.


Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.

kitap