Epsilon Yayınları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Epsilon Yayınları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Mart 2014 Pazartesi

Yenilmez Savaşçı

Yenilmez Savaşçı, Karen Marie Moning tarafından yazılmıştır. http://kitapgalerisi.com'da %20 İndirim ve aynı gün kargoya teslim avantajıyla alabilirsiniz. |  Epsilon Yayınları, Roman, 9789944827591, 441 Sayfa, Ocak/2014

Kitabın 234. ve 235. sayfalarından tanıtım amaçlı alıntı yapılmıştır.

Şafağın ilk saatlerini Quinn ve Ramsay ile geçiren Grimm, Jillian'ın ne durumda olduğuna bakmaya gitti. Jillian bıraktığı gibiydi, yatağında kıvrılmış, bir yığın battaniyenin altına girmiş mışıl mışıl uyuyordu. Yatağa, onun yanına sokulmayı arzuladı. Onu kollarında tutarak uyanmanın nasıl bir duygu olduğunu hissetmek istiyordu ama şato ahalisi uyanmak üzereydi ve Jillian'ın odasından çıkarken görünme riskini alamazdı.
Caithness'ın üzerinde gün doğmak üzereyken, merdivenlerden tökezleye tökezleye inerek yemek aramaya koyulan Ramsay'e başıyla selam verdi. Sonra bir ıslık çalarak Occam'ı çağırdı ve atın çıplak sırtına atladı. Göle gidip, fazlasıyla hararetlenmiş olan bedenini buz gibi suya atma niyetindeydi. Jillian'la yaşadıkları, ona olan iştahını daha da artırmıştı. Kız ona gülümseyecek olsa bile, aç bir kurdun doyumsuzluğuyla onun üzerine saldırmaktan korkuyordu. Yıllar yılı inkâr edilen tutku serbest kalmıştı ve Grimm ona olan açlığını hiçbir zaman doyuramayacağını fark etti.
Occam'ı bir ağaçlığın etrafından döndürdü ve biraz dinlenerek sabahın güzelliğini içine çekti. Göl dalgalıydı, pembeye çalan göğün altında dev bir gümüş ayna gibiydi. Azametle yükselen meşe ağaçları göğe doğru siyah dallarını sallıyorlardı.
Rüzgâr acı verecek denli kötü söylenen bir ezginin parçalarını taşımıştı. Grimm gölün çevresini dikkatle kolaçan etti. Atını çukurların ve taşlık alanların arasından geçirerek sesi takip etti, ta ki bir yükseltinin üstüne çıkıp suya eğilmiş olan Zeke'yi görene dek. Oğlan bacaklarını birleştirip kendine doğru çekmişti. Kollan dizlerinin üzerindeydi ve elleriyle gözlerini ovuşturuyordu.
Grimm Occam'ı durdurdu. Zeke, yarı ağlamaklı, eski bir ninninin sözlerim yarım yamalak mırıldanıyordu. Grimm sabahın bu saatinde onun duygularını kimin bu kadar incittiğini merak etti. Oğlanı izlerken bir yandan da onun gururunu kırmadan ona doğru yaklaşmanın en doğru yolunu arıyordu. Grimm gölgeler içinde kararsızlıkla beklerken, kırılan çalı çırpı sesi davetsiz bir misafirleri olduğunu haber verdi. Grimm etraflarını çevreleyen ormanı gözleriyle taradı. O daha sesin kaynağını çözemeden, hırıltılar çıkaran bir hayvan Zeke'nin birkaç adım arkasındaki ağaçlıktan fırladı. Muazzam büyüklükteki, kudurmuş gibi gözüken bir yaban kedisi gölün kenarına doğru sıçradı. Beyaz köpüklerle bezeli ağzından salyalar akıyordu. Hırladı ve ölümcül sivri dişlerini meydana çıkardı. Zeke başını çevirdi ve sesi titreyerek şarkı söylemeyi bıraktı. Gözleri korku içinde açılmıştı.
Grimm hemen Occam'ın sırtından aşağı fırladı.
Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.

kitap

26 Şubat 2014 Çarşamba

Behemnoth Denizden Gelen Güç

Behemnoth Denizden Gelen Güç, Scott Westerfeld  tarafından yazılmıştır. http://kitapgalerisi.com'da %20 İndirim ve aynı gün kargoya teslim avantajıyla alabilirsiniz. | Epsilon Yayınları, Roman, 9789944827805, 428 Sayfa, Ocak/2014

Kitabın 246. ve 247. sayfalarından tanıtım amaçlı alıntı yapılmıştır.

"Onu öldürmeme izin vermeliydin," dedi Zaven'ın kızı deponun içindeki geniş basamaklı merdivenden çıkarlarken.
Kafesteki yaratık kıkırdadı ve Alek hayvana neler olduğunu merak etti.
"Ah Lilit... Tam annenin kızısın..." dedi Zaven üzgün bir sesle.
"Bir muhabirle konuşuyordu!"
Alek Lilit'in anlaşılmak için kasıtlı olarak Almanca konuştuğunu fark etti. Bir kız tarafından tehdit ediliyor olması oldukça tuhaftı. Aynı zamanda onu bir erkek sandığı için utanç duyuyordu.
"Nene benimle aynı fikirde olacak," diyen kız Alek'e soğuk bir bakış attı. "O zaman avantajın kimde olduğunu göreceğiz."
Alek gözlerini devirdi. Bir kız tek başına onu yenebilirdi sanki. Bu tamamen dikkatini dağıtan yaratığın suçuydu. Sonsuzluğa uzanırmış gibi görünen basamakları çıkarken kafes giderek ağırlaşıyordu. Daha ne kadar yukarı çıkacaklardı?
"Bay Malone bana bir mesaj getirmişti," diye açıkladı Alek. ''Leviathan'ın güvertesindeki bir arkadaşımdan. Ona cemiyetiniz hakkında herhangi bir şey anlatmadım!"
"Belki de," dedi Lilit. "Ama seni bir saattir takip ediyorum. Aptallık da en az ihanet kadar ölümcüldür."
Alek yüzüncü kez Volger'ın burada olmasını dileyerek derin bir nefes aldı.
Zaven ise gülümsedi. "Ah kızım tarafından takip edilmiş olmanda utanılacak hiçbir şey yok Alek. O gölgelerin efendisidir." Göğsüne vurarak ekledi: "En iyisi tarafından eğitildi!"
"Bu doğru, seni hiç görmedim," dedi Alek Lilit'e dönerek. "Peki peşimde başkaları da var mıydı?"
"Hayır, olsaydı onları görürdüm."
"Peki o halde. Sizi sultanın gizli polisine vermedim, öyle değil mi?"
Lilit ofladı ve basamakları çıkmaya devam etti. "Nene'nin ne karar vereceğini göreceğiz."
"Ne olursa olsun..." diyerek arkasından seslendi Alek. "Almanlar beni bulduklarında beni takip etmekle uğraşmayacak-lardır. Yalnızca ortadan kaybolacağım."
Lilit yüzünü ona dönmeksizin homurdandı. "Bunu bildiğim iyi oldu."
Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.

kitap

17 Ocak 2014 Cuma

Yenilmez Savaşçı

Yenilmez Savaşçı, Karen Marie Moning tarafından yazılmıştır. http://kitapgalerisi.com'da %20 İndirim ve aynı gün kargoya teslim avantajıyla alabilirsiniz. |  Epsilon Yayınları, Roman, 9789944827591, 441 Sayfa, Ocak/2014

Kitabın 239. sayfasından tanıtım amaçlı alıntı yapılmıştır.

"Onun hayvanı parçalara ayırdığına pek inanmıyorum Zeke, abartmak hiç de doğru bir şey değildir," diye azarladı onu Jillian. Oğlanın duygularını incitmemek için gül-memeye çalışıyordu.
"Abartmıyorum," dedi Zeke coşkuyla. "Doğruyu söylüyorum! Gölün oradaydım, bir yaban kedisi bana saldırdı, Grimm beni atının sırtına attı ve sıçrayan hayvanı havada yakalayarak bileğinin tek hareketiyle onu öldürdü. O bir Berserker! Öyle! Onun özel birisi olduğunu biliyor-duml" Sonra homurdanarak devam etti oğlan: "O çelimsiz bir lord değil... O savaşçıların kralı! O bir efsane!"
Hatchard, Zeke'yi sıkıca tutarak kollarına aldı ve onu Jillian'dan uzaklaştırdı. "Hadi git anneni bul evlat, hemen şimdi." Hadi bir lafımı dinleme de göreyim bakalım, der gibi ters ters baktı ona. Sonra çocuk odadan fırlayıp gidince homurdandı.

Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.

kitap

16 Ocak 2014 Perşembe

Ruhun Ateşi

Ruhun Ateşi, Rita Hunter  tarafından yazılmıştır. http://kitapgalerisi.com'da %20 İndirim ve aynı gün kargoya teslim avantajıyla alabilirsiniz. |  Epsilon Yayınları, Roman, 9789944827003, 496 Sayfa, Ocak/2013



Kitabın 392. ve 393. sayfalarından tanıtım amaçlı alıntı yapılmıştır.
Sophie avını izleyen yırtıcı hayvanlar gibi gece boyunca dikkatini Lily üzerinden hiç çekmedi. Dük sürekli yanındaydı ve itiraf etmeliydi ki şüphe çekici tek bir şey yapmamıştı. Ta ki o ana dek...
Oluşabilecek gerilimi böylesine tetikte beklemeseydi tartıştıklarını anlamayabilirdi ama Sophie kuzeninin belli belirsiz çarpılan yüzünden canının yandığını ya da en iyi ihtimalle sıkıldığını söyleyebilirdi. Sonra adamın pençe şeklindeki elinin Lily'nin kolunu tuhaf bir açıyla büktüğünü ve onu yavaşça çıkışa doğru sürüklediğini fark etti.
Başkalarının da dikkatini çekip çekmediğini anlamak için etrafına bakındı. Herkes kendi halinde sohbet ediyor ya da ilginç balonun tadını çıkarıyordu. Dükün nişanlısına nasıl davrandığından ziyade yarı çıplak kızların salınışı daha çok ilgilerini çekmiş görünüyordu. Muhtemelen akıllarındaki tek şey yarın anlatacakları hikâye için yeterince malzeme toplamaktı. Brendan da ortalarda yoktu. Lanet olsun!
Sophie babasından yardım istemeyi düşündü önce. Ama hayır... Yanılıyorsa sonradan bir açıklama yapması gerekecekti ve ne diyeceğini gerçekten bilmiyordu. Onları izlemeye devam ederken boşa vakit kaybediyor olabilirdi. Son kez etrafına bakındı ve hata ettiğini bile bile çift salondan henüz çıkmışken peşlerine takıldı.
iki dakika kadar onları takip etti. Ne yazık ki ev labirent gibiydi, yanı Lily'nin beyaz eteğinin döndüğü köşeleri gözden kaçırırsa kaybolması işten bile değildi. Son köşeyi döndükten sonra ikisinin bir kapının önünde durduğunu gördü, adam kapıyı cebinden çıkardığı bir anahtarla açmaya çalışıyordu.
Lily'nin sesi endişeli ve çatlaktı.
"Charles lütfen, yokluğumuzu fark ederlerse rezil olurum. Amcam ne düşünür? Artık istemiyorum lütfen."
Adanı cevap vermek yerine kızı açtığı kapıdan içeri itekledi. Sophie hemen sonra kilitte dönen anahtar sesini duydu. Şimdi ne yapacaktı? Geri dönüp yardım isteyebilirdi, fakat olayın büyüyüp Lily'nin de dediği gibi rezalete dönmesini göze alamazdı. Nereden bakarsa baksın fazla seçeneğinin olmadığı ortadaydı.
Kararlılıkla derin bir nefes alıp kapıya doğru yürüdü ve kulağını kapıya dayadı. Çıt bile çıkmaması duymayı beklediği çığlıklardan bile daha çok kanını donduruyordu.
Tokmağa hızla asılıp seslendi. "Lily iyi misin?"
Cevap alamayınca daha yüksek sesle bağırdı. "Lily aç kapıyı"
"Sophie... Sophie sen misin?"
"Evet benim... Hemen yardım çağırıyorum."
İçeride bir hareketlilik oldu ve hemen ardından kapıya yaklaşan ayak seslerini duydu Sophie. Soluk alıp vermesine fırsat bile kalmadan büyük kapı açılınca istemeden bir adım geriledi.
"İyi geceler güzel leydim," dedi dük insanı huzursuz eden bir gülüşle.
Sophie çenesini havaya dikerek otoriter bir tavırla, "Lily'yi gönderin lütfen," dedi. Öleceğini bilse yapacağı son şey korkusunu belli etmekti.
Dük tembelce başını çevirip odaya doğru baktığı sırada Sophie'nin ciddiye alınmadığına dair güçlü hisleri vardı.
Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.

kitap

12 Ocak 2014 Pazar

Çöl Mızrağı

Çöl Mızrağı, Peter V. Brett tarafından yazılmıştır. http://kitapgalerisi.com'da %20 İndirim ve aynı gün kargoya teslim avantajıyla alabilirsiniz. |  Epsilon Yayınları, Roman, 9789944827478, 783 Sayfa, Ocak/2014

Kitabın 428. ve 429. sayfalarından tanıtım amaçlı alıntı yapılmıştır.
Janson onları tekrar salona götürüp Leesha ile Wonda'yı beklemeleri için yalnız bıraktıktan sonra, Rojer sessizce, "Neden gitmeyi kabul ettin?" diye sordu. "Rhinebeck kendi insanları senin peşine takılacak diye korktuğu için seni göndermeye çalışıyor."
"İnsanların peşime takılmasını ben de istemiyorum," dedi Dövmeli Adam. "İnsanların beni bir çeşit kahraman olarak görmeye başlamalarını istemiyorum. Hem, Miln'i ziyaret etmek konusunda kendi nedenlerim var ve Rhinebeck'in mührüyle gidebilmek, kaçıramayacağım kadar iyi bir fırsat."
"Onlara savaş muhafazalarını vereceksin," dedi Rojer.
Dövmeli Adam başıyla onayladı. "Başka şeylerin yanında, evet."
"Pekâlâ," dedi Rojer. "Ne zaman gidiyoruz?" Dövmeli Adam ona döndü. "Burada 'biz' yok, Rojer. Miln'e yalnız gideceğim. Gece vakti hızla yol alarak seyahat edeceğim ve beni yavaşlatmanı istemiyorum. Ayrıca, senin eğiteceğin çırakların var."
"Neye yarar ki?" diye sordu Rojer. "Nüveliklere her ne yapıyorsam, bu öğretebileceğim bir şey değil."
"İblis tezeği," diye çıkıştı Dövmeli Adam. "Bırak şu yenilgiyi kabul eden konuşmaları. Çıraklarını daha sadece birkaç aydır eğitiyorsun. O keman büyücülerine ihtiyacımız var, Rojer. Onları bir şekilde hazır etmenin yolunu bulmalısın." Rojer'in omuzlarını tutup gözlerine bakınca, Rojer, Dövmeli Adam'ın içinde yanan sonsuz kararlılığı ve daha çok da, Dövmeli Adam'ın ona olan güvenini gördü. "Bu işi yapabilirsin," dedi Dövmeli Adam onun omuzlarını sıkarak. Sonra başka yöne doğru döndü, ancak o bakışı Rojer'le birlikte kaldı. Sanki Arlen'ın kararlılığı ona bulaşmıştı. Eğer çırakları eğitemezse, bunu yapabilecek olan kişiyi tanıyordu. Yapması gereken tek şey, korkusunu yenip ona gitmekti.
Gared, Dövmeli Adam'ın yanına gelip diz çöktü. "Seninle gelmeme izin ver," diye yalvardı. "Gece vakti dörtnala gitmekten korkmuyorum, seni yavaşlatmam."
"Kalk," diye çıkıştı Dövmeli Adam, Gared'ın büktüğü dize tekme atarak. Dev Cutter çabucak ayağa kalktı ancak gözlerini aşağıda tuttu. Dövmeli Adam onun bir omzuna elini uzattı.
"Beni yavaşlatmayacağını biliyorum Gared," dedi. "Ama sen de gelmiyorsun. Miln'e tek başıma gidiyorum."
"Ama seni koruyacak birine ihtiyacın var," dedi Gared. "Dünyanın sana ihtiyacı var."
"Dünya benden fazla senin gibi adamlara ihtiyaç duyuyor," dedi Dövmeli Adam, Gared'a, "ve benim korumaya ihtiyacım yok. Sana vereceğim başka bir görev var."
"Ne olursa," diye karşılık verdi Gared.
"Benim korumaya ihtiyacım yok, ama Rojer'in var," dedi Dövmeli Adam. Rojer ona keskin bir bakış attı ama Arlen onu umursamadı. "Wonda nasıl Leesha'yı koruyorsa, senin de Ro-jer'e göz kulak olmanı istiyorum. Onun keman sihri benzersiz ve yeri doldurulamaz. Eğer o gücü kullanabilirsek, savaşın gidişatı değişebilir."
Gared yerlere kadar eğildi ve sonra pencerelerden birinden süzülen güneş ışığının altına doğru yürüdü. "Güneşe yeminim olsun." Rojer'e baktı. "Onu gözümün önünden ayırmayacağım."
Rojer dev adama baktı. Rahatlaması mı yoksa dehşete mi düşmesi gerektiğini bilemiyordu. "En azından tuvalete huzur içinde gitmeme izin verirsin herhalde."
Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.

kitap

10 Ocak 2014 Cuma

Ne Yaptım Ben Sana ?

Ne Yaptım Ben Sana ? , Amanda Prowse tarafından yazılmıştır. http://kitapgalerisi.com'da %20 İndirim ve aynı gün kargoya teslim avantajıyla alabilirsiniz. |  Epsilon Yayınları, Roman, 9789944827669, 373 Sayfa, Ocak/2014
Kitabın 52. ve 53. sayfalarından tanıtım amaçlı alıntı yapılmıştır.

Jancece'i okuma alışkanlığı ile tanıştırdığı günü hatırlamak Kate'e her zaman gurur verirdi. Evet, buradaydı ve cildi her geçen gün temiz hava ve iyi sebzelerden yoksun olduğu için grileşiyordu ama büyük resme bakıldığında bunun o kadar da önemi yoktu. Önemli olan, başka birilerinin hayatında yapabileceği ufak değişikliklerdi.
Hücre kapısı aralıktı, Kate kapıda duran birisini fark etti. İriyarı vücuduyla ışığı kapatan Jancece, elinde bir A4 kâğıt tutuyordu.
"Her şey yolunda mı canım?"
Kızın Kate'in hücresine gelmesi pek rastlanır bir şey değildi; ikisi genellikle okuma odasında ya da sınıfta buluşurlardı. Kate kızın suratındaki ifadeyi çözemedi.
"Basardım Kate. Sonunda başardım!"
Janeece'in burnu ve boğazı gözyaşlarıyla tıkanmıştı; senelerdir ağlamamıştı. Çocukluğu ona ağlamanın yararsız olduğunu öğretmişti ama bu sefer farklıydı, bunlar sevinç gözyaşlarıydı.
Kate onun neden bahsettiğini anlayarak hemen yerinden fırladı.
"Alı hayatım! Peki, ne aldın?"
İçini bir heyecan sarmıştı.
"İngilizceden yıldızlı A, Fransızcadarı A ve matematik-ten B aldım. Yaptım Kate! İnanamıyorum ama sonunda başardım!"
Kate öne fırladı ve kızı kollarının arasına alıp becerebil-diği kadarıyla hantal gövdesini kucakladı. Sonra da kafasının üzerinden konuşmaya başladı.
"Seninle gurur duyuyorum Janeece! Gerçekten duyuyorum!"
"Zorlanıyorum ama bu bana engel olamayacak. Kolay olmasa da elimden gelenin en iyisini yapacağım."
"Sahip olmaya değer hiçbir şey kolay değildir hayatım. Buradan çıkınca, önünde parlak bir gelecek olacak Janeece. Senin de dediğin gibi, eğer denersen, istediğin her şey olabilirsin. Artık her şey sana bağlı. Çalıştığın bütün saatlere değecek. En zor kısmı başardın zaten, yani kendine inanmayı! Ne kadar değiştiğine, ne kadar geliştiğine bir baksana. Gerisi çocuk oyuncağı, ayrıca bu yolda yalnız da olmayacaksın. Ben de yanında olacağım."
"Her şey senin sayende Kate. Benim hayatımı değiştirdim ve her şey senin sayende. Eskiden hiçbir şeyim yoktu, fakat artık bir şeyim var. Üniversiteye gidip birisi olacağım ve hepsi senin sayende."

Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.

kitap

23 Ağustos 2013 Cuma

Hovarda

Hovarda

Hovarda, aşk romanları yazarı Katharine Ashe'in Türkçedeki son romanı. http://kitapgalerisi.com'da %20 indirim ve aynı gün kargoya teslim | Epsilon Yayınları, Roman / Aşk, Çeviren Banu Belgi, 389 sayfa, 9789944827072, Ağustos 2013.

"Hovarda, çok katmanlı, zengin karakterlere sahip bir tutku ve macera romanı." - Romance Reviewers Today

"Aşk romanı severlerinin kaçırmaması gereken bir kitap." - The Season

                   

- Birinci Bölüm -

Şehirlerini gördüğü, akıllarını öğrendiği birçok insan vardı, denizin ortasında hayatını kazanmak için uğraşırken elemle doluydu yüreği. -Homeros, Odysseia

"Tanrı aşkına Kaptan Kızıltaş! Kes kafasını da bitir şunun işini."

Güvertenin katran sıvanmış zemininde, deri kaplı uzun bacaklarından destek alarak dikilen Alexander 'Kızıltaş' Savege, yerdeki büzülmüş ve sinmiş surete bakarken şapkasının geniş siperi çocuğun üstünde gölge oluşturuyordu. Oğlan zayıf kollarını, buz gibi kıyı sularının uçuk bir gri-mavi karşımı renge bürüdüğü başına sarmıştı. On dört yaşından bir gün bile büyük olamazdı. Böylesi sefil bir hayatı yaşamak için çok küçüktü henüz.

Nasırlaşmış avucuyla yüzünü sıvazlayan Alex'in gri gözlerindeki bakış, yaklaşan yağmurun kokusunu taşıyan tuzlu havayı içine çekince gölgelendi. Gemisi Şövalye'nin iki yanında sıralanmış, her an savaşa hazır hale getirilebilecek on tane demir top ve bir çift çevik mil vardı. Kabzasını kavradığı palası neredeyse kolu uzunluğundaydı.

Vahşet; bir korsanın cehenneme giriş biletidir. Bir zamanlar Alex için anne sütü kadar doğal, şimdiyse kendi lanetiydi.

Bakışlarını teni kestane renginde olan, kesik kulaklı, pis pis sırıtan insan azmanı dümencisine çevirdi. Koca Mattie her zaman kan dökme taraftarıydı. Etraflarına toplanmış beş düzine denizcinin de yüzlerinden aynı keyifli beklenti okunuyordu.

Alex içini çekti. Onların bu durumda olmalarının sebebi kendisiydi. Ne de olsa çoğu, geçmişte kaptanlarının bıçağını nasıl bir büyük hızla ve kolaylıkla fırlatabildiğine tanık olmuştu.

Altmışlı yaşlarda yanakları buruş buruş bir denizci, "Kopar kafasını kaptan!" diye bağırdı. "Ya da burnuyla kulaklarını kes!"

Abanoz renkli bir denizci söz karıştı. "Kaburgalarından şişle kaptan, '13'te batırdığımız yirmi toplu yelkenlideki Fransıza yaptığın gibi."

Eliyle kılıcının kabzasını sert bir şekilde kavrayan Alex suratını ekşitti. Sert bakışları salmastraya kenetlendi.

"İşlediğin suç yüzünden ölmeye hazır mısın Billy?" Derinden gelen haşin sesi, St. James erkekler kulübünde veya güzel bir leydinin yatak odasında o güne kadar hiç duyulmamış bir tonlamadaydı. Hatta bu sesi çıkartabildiğini bilseler; annesi, kız kardeşi ve pek çok tanıdığı şoka girerdi.

---

Bu alıntı tanıtım amaçlı yapılmıştır.

Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.

kitap

KitapGalerisi Facebook / KitapGalerisi Twitter

20 Ağustos 2013 Salı

Aradığım Sensin

Aradığım Sensin

Aradığım Sensin, ülkemizde de çok sevilen Stephanie Laurens'in yeni romanı. http://kitapgalerisi.com'da %20 indirim ve aynı gün kargoya teslim avantajıyla... | Epsilon Yayınları, Roman / Aşk, Çeviren Kübra Tekneci, 300 sayfa, 9789944827089, Ağustos 2013.

Aradığım Sensin, Şeytanın Gelini, Uygun Bir Eş, Doludizgin gibi çok beğenilen aşk romanları yazarı Stephanie Laurens'in Türkçede yayımlanan son romanı. Kübra Tekneci'nin çevirdiği kitap yazarın sadık okur kitlesini yine çok mutlu edecek...


Aradığım Sensin, sayfa 7:

Sıcak örtülerin arasında yüzükoyun yatan, kirli sakallı yanağı hâlâ yumuşak yastığın üstünde olan Max uyuyormuş gibi yapmayı düşündü. Ama Masterton onun uyanık olduğunun farkındaydı. Ve Max da onun bunu bildiğinin farkındaydı. Bazen bu lanet olası adam, Max'ın aklından geçen düşünceleri bile ondan önce bilirdi ve Max teslim olup onun odadaki varlığını tanıyana kadar vazgeçmeyecekti.

Aradığım Sensin, sayfa 13:

Caroline şaşkınlığını gizleyemiyordu. Onca adam dururken nasıl olur da bu adam dük olurdu? Babasının ahbabı olamayacak kadar genç olması gerçeği dışında, karşısındaki centilmen hiç şüphesiz bir zamparaydı. Hem de birinci sınıf bir zampara. Kara kaşlı, sert hatlı yüzünün, katı dudakları ve çenesinin mi, yoksa odaya girerken etrafına yaydığı miskin özgüvenin mi böyle düşünmesine neden olduğunu bilmiyordu Caroline. Ama adamın sakin bir küstahlık takınıp mavi gözleriyle saçlarından ayaklarına kadar onu süzmüş olması ve sanki hiçbir şeyi es geçmediğinden emin olmak istercesine aynı yolu izleyerek bakışlarını yukarı çıkarması ne tür bir adamla karşı karşıya olduğu konusunda hiçbir şüphe bırakmamıştı. Vasisinin çatısı altında olduğunu bildiği için de, adamın mavi gözlerinde beliren ve gördüklerinden hoşlandığını belirten ışıltıyı fark edince gülümsemesini gizlememişti. Şu anda, oldukça kavrayışlı görünen o mavi gözler hâlâ üzerindeyken, zemindeki halı ayaklarının altından çekilmiş gibi hissediyordu.

Aradığım Sensin, sayfa 23:

Max da daha önce böylesine çekici bir kadınla tanışmadığını düşündü. Öyle ya da böyle, vesayetin kurallarını bozacaktı. Odaya çöken küçük sessizliği köşedeki büyük duvar saatinin tıkırtısı bölüyordu. Bayan Twinning onun arkasındaki deri ciltli kitaplara ilgiyle bakarken, Max da bu fırsattan istifade ederek genç kadının yüzünü dikkatle incelemeye koyuldu. Bayan Twinning canlı bir espri anlayaşının ve Max'ın kadınlarla olan deneyimlerinde nadiren rastladığı bir soğukkanlılığın hâkim olduğu taze bir yüze sahipti. Hiç şüphesiz karakterli bir kadındı.

---

Bu alıntı tanıtım amaçlı yapılmıştır.

Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.

kitap

KitapGalerisi Facebook / KitapGalerisi Twitter

1 Ağustos 2013 Perşembe

Ejderhaların Dansı - Kısım 2

Ejderhaların Dansı - Kısım 2

Ejderhaların Dansı - Kısım 2, George R. R. Martin | Epsilon Yayınları, Fantastik Roman, Çeviren Sibel Alaş, 624 sayfa, 9789944826983, Haziran 2013.

Ejderhaların Dansı - Kısım 2'de macera soluk soluğa devam ediyor. Aynı zamanda Akılçelen Kitaplar'ın bastığı Taht Oyunları çizgi romanlarının da ikinci kitabı çıktı, yeri gelmişken duyuralım.


Ejderhaların Dansı - Kısım 2'de kötülüğün yükseldiği bir vakitte olaylar; kanunsuzların, rahiplerin, askerlerin, derideğiştirenlerin, asillerin ve kölelerin büyük roller oynadığı bir sahnede geçmektedir. En zorlu dans, Ejderhaların Dansı başlamaktadır.

Daenerys Targaryen, toz ve ölüm dolu topraklar üzerinde hüküm sürmektedir. Tyrion Lannister, yeni müttefikler edinmiş, bilinmezlerle dolu bir serüvene çıkmıştır. Donmuş kuzeyde Jon Kar, Sur’un ötesinden gelen buzdan düşmanlarla ve en yakınları arasından hasımlarla karşı karşıyadır.

Yedi Krallık’ın akıbeti, uçurumların kenarındadır…

- BRAN -

Ay hilâldi, bir bıçağın ağzı kadar ince ve keskindi. Solgun bir güneş doğdu, battı ve tekrar doğdu. Kırmızı yapraklar rüzgârda fısıldadı. Kara bulutlar gökyüzünü doldurdu ve fırtınalara dönüştü. Şimşekler çaktı, gök gürlemeleri haykırdı. Siyah elli ve mavi gözlü ölü adamlar yamaçtaki yarığın etrafında dolaştılar ama içeri giremediler. Kırık çocuk tepenin altında, büvet ağacından yapılmış tahtta oturuyordu, kollarında kuzgunlar dolaşırken karanlıktaki fısıltıları dinliyordu.

"Bir daha asla yürüyemeyeceksin," demişti üç gözlü karga, "ama uçacaksın." Ara sıra, epey aşağıdan bir yerden şarkı sesi geliyordu. Yaşlı Dadı şarkıcılara ormanın çocukları, derdi ama onların adı, hiçbir insanın konuşamadığı Hakiki Dil'de, toprağın şarkısını söyleyenler idi. Ama kuzgunlar o dili konuşabiliyordu. Küçük siyah gözleri sırlarla doluydu. Şarkıları duyduklarında, kırık çocuğa gaklıyor ve onun derisini gagalıyorlardı.


Ay şişman ve yuvarlaktı. Yıldızlar siyah gökyüzünde dolaştı. Yağmur düştü, dondu, ağaç dalları buzun ağırlığıyla kırıldı. Bran ve Meera, toprağın şarkısını söyleyenler için isimler uydurdu: Kül, Yaprak, Terazi, Siyah Bıçak, Karlı Pelerin ve Kara Elmas. Yaprak, şarkıcıların gerçek isimlerinin insan dili için çok uzun olduğunu söyledi. Ortak Dil'i sadece o konuşabiliyordu. Bu yüzden Bran, diğer şarkıcıların yeni isimleriyle ilgili ne düşündüklerini hiç öğrenemedi.

Sur'un ötesindeki toprakların kemik dondurucu soğuğundan sonra mağaralar kutsal bir surette sıcaktı ve kayaların içine ayaz girdiğinde şarkıcılar ateş yakıp soğuğu tekrar geri gönderiyorlardı. Aşağıda rüzgâr yoktu, kar yoktu, buz yoktu, seni tutmak için ellerini uzatan ölü yaratıklar yoktu. Sadece rüyalar, kuru sazdan yapılmış mumların ışığı ve kuzgunların öpücükleri vardı. Ve karanlıkta fısıldayan adam.

Şarkıcılar ona son yeşilgören diyordu ama Bran'ın rüyalarında o hâlâ üç gözlü kargaydı. Meera Reed ona gerçek adını sorduğunda, adam kahkaha sayılabilecek korkunç bir ses çıkardı. "İçimde hayat varken pek çok ismim oldu, hatta bir vakitler bir annem bile vardı ve onun bana verdiği isim Brynden idi."

"Brynden isimli bir amcam var," dedi Bran. "Aslında annemin amcası. Ona Brynden Karabalık derler."

"Amcan bana ithafen isimlendirilmiş olabilir. Kimilerine hâlâ benim ismim verilir. Eskisi kadar çok değil. İnsanlar unutur. Sadece ağaçlar hatırlar." Adamın sesi o kadar hafifti ki Bran duymakta zorlanıyordu.

Meera'nın Yaprak adını verdiği şarkıcı, "Son yeşilgörenin bedeninin büyük bölümü ağacın içine karıştı," diye açıkladı. "Fani hayatının ötesinde yaşadı ama hâlâ burada. Bizim için, sizin için, diyarların insanları için. Etinde sadece azıcık kuvvet kaldı. Bin bir göze sahip ama izlenecek çok şey var. Bir gün anlayacaksın."

---

Bu alıntı tanıtım amaçlı yapılmıştır.

Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.

kitap

KitapGalerisi Facebook / KitapGalerisi Twitter

27 Temmuz 2013 Cumartesi

Son Sevgili

Son Sevgili

Son Sevgili, New York Times Bestseller yazarı Nora Roberts'in yeni kitabı. Son Sevgili'de serinin ilk kitabı Yarın ve Daima'dan devam ediyor Roberts. Epsilon Yayınları'ndan...

Son Sevgili'de ilk kitaptaki Elizabeth'i daha çok göreceğiz... Bu sefer kasabalarına şık ve sempatik bir otel inşa etmeye başlayan Montgomery kardeşlerle tanıştırıyor bizi Roberts...

                 

Son Sevgili'de öne çıkan karakter Montgomery kardeşlerinden Owen olacaktır. Owen, ailenin organizatörüdür. Hesap kitap işlerinde kardeşleri ondan sıkılsalar da yine de şikayet etmezler. Çünkü BoonsBoro Oteli, Owen'in planlaması sayesinde zamanında açılacaktır.

Son Sevgili'de otelin karşısında bulunan meşhur pizza dükkânının sahibi ise Avery'dir. Owen ve Avery çocukluktan birbirlerinin ilk sevgilileridir. Bu otel inşası sayesinde Avery, Owen'la içten içe gurur duymaktadır. Artık işyerleri karşılıklı olduğundan tekrar görüşmeye başlarlar ve bu görüşmeler karşılıklı bir tutkuya dönüşür..

Son Sevgili'de kişisel yaşamlarımızın içine iş yaşamı katılsa da bazı şeylerin hiç unutulamadığı sıcacık bir hikâyede anlatılıyor. Nora Roberts, akıl dolu olay örgüsüyle okurlarını bir kez daha kalplerinden vuruyor. Çünkü, Owen bütün bu yoğunluğunda Avery'ye tekrar yakınlaşmanın kolay olmayacağını anlar, Avery de onu unutamamıştır; ancak duvarlarını yıkmak da çok zordur. Tabii bu arada yine de Avery bu ilk sevgilisinin son sevgilisi olacağını da anlayacaktır.

Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.

kitap

KitapGalerisi Facebook / KitapGalerisi Twitter

20 Temmuz 2013 Cumartesi

Kendine Yalan Söyleme

Kendine Yalan Söyleme

Kendine Yalan Söyleme, Jane Feather. 9789944827027, Epsilon Yayınları, Roman / Aşk, Çeviren Tuğçe Ağca, 392 sayfa, Temmuz 2013.

Kendine Yalan Söyleme, New York Yimes çoksatan yazarlarından biri olan Jane Feather'ın, "Blackwater Gelinleri" kitap serisinin ilk kitabıdır. Bu kitap Georgian zamanında yaşanan ateşli bir öyküye sahip.

Kendine Yalan Söyleme'de, Jasper Sullivan'ın, yani Blackwater Kontu'nun bir hayat kadınına ihtiyacı vardır. Ancak bu sefer başka bir amaca hizmet için...


Kendine Yalan Söyleme'de, Blackwater Kontu ve iki diğer kuzeninin amcaları mirasını bu üç yeğenine bir şartla bırakacağını açıklamıştır: Her birinin bir hayat kadının hayatını kurtarmasını istemektedir. Yani buldukları hayat kadınlarıyla evlenmelerini...

Blackwater Kontu Jasper Sullivan'ın bu mirasa çok ihtiyacı vardır, çünkü borca batmıştır. Jasper'ın böyle bir kadını arayıp tam teklifte bulunacakken başka bir hayat kadını, genç ve güzel, onu soymaya kalkışır.

Kont Jasper, Clarissa Astley'i bulur, tam da amacına hizmet edecek bir kadındır bu. Ancak Kont'un bilmediği şey bu genç kadının amacının bambaşka olduğudur. Clarissa ise Kont'u kandırdığı gibi davranmaya devam edecektir, çünkü Londra sokaklarında küçük erkek kardeşini aramaktadır ve büyük bir desteğe ihtiyacı vardır. Bu yüzden de Kont Jasper'ın beklediği gibi hareket eder.

Kendine Yalan Söyleme, yalanlar üzerine kurulmuş olsa da tutkulu bir aşkın bütün engelleri aşıp aşamayacağını sorgulayan alabildiğine romantik bir roman.

Jane Feather çok başarılı bir öykücü… Nadir bulunan türde ve muhteşem.” - Daily News

“Yepyeni bir seriye eğlenceli ve harika bir başlagıç…” - Fresh Fiction

“Etkileyici ve unutulmaz karakterler.” - Booklist

Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.

kitap

KitapGalerisi Facebook / KitapGalerisi Twitter

15 Temmuz 2013 Pazartesi

George R. R. Martin - Ejderhaların Dansı Kısım 1 | Kitaptan okuma parçası

# George R. R. Martin - Ejderhaların Dansı Kısım 1 | Kitaptan okuma parçası #

George R. R. Martin - Ejderhaların Dansı Kısım 1 | Epsilon Yayınları, Fantastik Roman, Çeviren Sibel Alaş, 608 sayfa, Temmuz 2013.

Kötülüğün yükseldiği bir vakitte olaylar; kanunsuzların, rahiplerin, askerlerin, derideğiştirenlerin, asillerin ve kölelerin büyük roller oynadığı bir sahnede geçmektedir. En zorlu dans, Ejderhaların Dansı başlamaktadır.

Daenerys Targaryen, toz ve ölüm dolu topraklar üzerinde hüküm sürmektedir. Tyrion Lannister, yeni müttefikler edinmiş, bilinmezlerle dolu bir serüvene çıkmıştır. Donmuş kuzeyde Jon Kar, Sur’un ötesinden gelen buzdan düşmanlarla ve en yakınları arasından hasımlarla karşı karşıyadır.

Yedi Krallık’ın akıbeti, uçurumların kenarındadır…

                   

- Giriş -

Gece, insan kokusuyla ağırlaşmıştı.

Varg, bir ağacın altında durdu, etrafı kokladı, gri kahverengi kürkü gölgelerle beneklendi. Çamla rüzgârın iç çekişi, ona insan rayihasını getirdi. Tilkiden ve tavşandan, foktan ve geyikten, hatta kurttan bahseden daha belirsiz kokular da vardı. Bunlar da insan kokularıydı, varg biliyordu; dumanın, kanın ve çürümüşlüğün keskin aromasının altında hemen hemen boğulmuş olan ölü, ekşi, eski deri ufuneti. Sadece insanlar, diğer hayvanların derilerini yüzer ve postlarıyla kürklerini giyerdi.

Varglar, kurtların aksine, insanlardan korkmazdı. Midesine nefret ve açlık çöreklendi; varg pes bir kükreme koyuverdi, tek gözlü erkek kardeşine ve kurnaz kız kardeşine seslendi. Hızla ağaçların arasına daldı, sürü arkadaşları onun peşinden gitti. Kokuyu onlar da yakalamıştı. Varg koşarken kardeşlerinin gözlerinden de baktı ve ileride kendi cismini gördü. Sürünün nefesi, uzun ve gri çenelerden, ılık ve beyaz bir buhar hâlinde tütüyordu. Kurtların pençelerinin arasında tutmuş buzlar, taş kadar sertti ama av başlamıştı ve kurban ilerideydi. Et, diye düşündü varg, deri.

İnsan tek başına zayıf bir yaratıktı. İri ve güçlüydü, keskin gözleri vardı ama kulakları kördü ve burnu kokulara karşı sağırdı. Geyikler, karacalar ve hatta tavşanlar daha hızlıydı. Ayılar ve yaban domuzları kavgada daha amansızdı. Fakat sürüler hâlinde gezen insanlar tehlikeliydi. Kurtlar avın etrafını sararken, varg bir yavrunun ağlamasını, dün gece yağan karın donmuş yüzeyinin hantal insan patileri altında kırılışını, sert derilerin gıcırtısını ve insanları taşıdığı gri uzun pençelerin şıngırtısını duydu.

Kılıçlar, diye fısıldadı vargın içindeki bir ses, mızraklar.

Ağaçlar, çıplak ve kahverengi dallardan hırlayan buzlu dişler çıkarmıştı. Tek Göz, ağaçların altındaki çalıları yardı ve karları savurarak koşmaya başladı. Sürü arkadaşları onu takip etti. Bir tepeyi tırmandılar, ilerideki bayırdan aşağı indiler; sonra orman önlerinde açıldı ve insanlar oradaydı. İçlerinden biri dişiydi, kucağındaki küçük bohçanın içinde yavrusu vardı. Onu en sona bırak, diye fısıldadı ses, asıl tehlike erkekler. İnsanlar, birbirlerine, insanların yaptığı şekilde kükrüyordu ama varg onların korkusunu alabiliyordu. İçlerinden birinin kendi boyu kadar uzun, tahta bir dişi vardı. Eli titreyen adamın fırlattığı diş, yükseğe uçtu.

Sonra sürü, insanların üstündeydi.

---

Bu alıntı tanıtım amaçlı yapılmıştır.

Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.

kitap

KitapGalerisi Facebook / KitapGalerisi Twitter

4 Temmuz 2013 Perşembe

Debbie Macomber - İyi ki Geldin | Kitaptan okuma parçası

# Debbie Macomber - İyi ki Geldin | Kitaptan okuma parçası #

Debbie Macomber - İyi ki Geldin | Epsilon Yayınları, Roman, Çeviren Nil Bosna, 440 sayfa, Haziran 2013.

Sımsıcak bir anlatımı ve zengin dokunmuş bir kumaşı olan İyi ki Geldin, yeni başlangıçların vaadi ve dostluğun ve aşkın sonsuz keyifleriyle dolu bir roman.

                


- Bölüm 1 -

Önemli an gelip çatmıştı. Kesinlikle öyle olmalıydı.

Libby Morgan asistanının, "Hershel seni ofisinde görmek istiyor," dediğini duyduğu anda bunu anlamıştı. Ah, ofiste işten çıkarmalar ve erken emeklilikler hakkında söylentiler dolaşıp duruyordu elbette. Ama bu dedikodular, içten içe, Hershel'ın kendisine söyleyeceğinden emin olduğu şeyi doğrulamaya yarıyordu sadece. Bu anı altı yıllık çok uzun bir zamandan beri bekliyordu.

Libby sonunda haberi aldığı zaman ne hissedeceğini hep merak etmişti. Bu mutlu beklenti duygusuna mümkün olduğunca uzun bir süre tutunabilmeyi istiyordu. Şimdi geriye dönüp baktığında, bir şeylerin olacağını mutlaka sezmiş olmalıydı, çünkü bugün en iyi ince çizgili takımını giymiş, normal dikimli pantolonu yerine kalem etek seçmişti. Ve şükürler olsun ki daha bir gün önce kuaför randevusu vardı. Saç kesiminin zamanı çoktan gelip geçmişti, ancak şimdi ne kadar iyi göründüğünü görünce Jacques'ın aldığı yüz doların her kuruşuna değdiğini hissediyordu. İyi bir kesim, dış görünümünde harikalar yaratmıştı. Ortadan ayrılarak küt kesilen koyu kahverengi saçları çene çizgisinin etrafında kıvrılarak yüzünü çevreliyordu. Jacques birçok kez böyle gür saçları olduğu için ne kadar şanslı olduğunu söylemişti. Kaşlarını aldırması için ısrar ettiğinde ise Libby o kadar şanslı hissetmemişti kendini. Ama Jacques haklıydı; çok iyi görünüyordu. Bakımlı. Profesyonel. Kuaför randevularının arasını bu kadar uzatmamak konusundan kendi kendine söz verdi.

Aslında kendini çok güzel bulmuyordu. Fazlasıyla gerçekçi ve mantıklıydı, fiziksel eksikliklerinin pekâla farkındaydı. Olsa olsa sevimli sayılırdı, en azından eski kocası Joe öyle olduğunu söylemişti. Muhtemelen ortalamadan daha hallica olmadığını biliyordu. Ortalama boy, ortalama kilo, kahverengi saçlar, kahverengi gözler, hiçbir olağanüstü özelliği olmayan yüz hatları... Ama Libby içten bakıldığında tam bir dinamoydu. Kendini işine adamış, çalışkan, hedef odaklı. Şirkete ortak olmak için mükemmel bir aday.

Uzanıp sarı bloknotunu alarak yönetici ortağın gösterişli ofisine yöneldi. Dıştan bakıldığında ağırbaşlı ve sakin bir görüntüsü vardı, ama içinde kalbi deli gibi çarpıyor ve başı dönüyordu. 

Nihayet. Nihayet yaptığı zor seçimler ve fedakârlıklar için ödüllendirilmek üzereydi.

Sekiz yıllık ortaklık yolunun altıncı yılındaydı. Seattle merkezli üst düzey bir hukuk firması olan Burkhart, Smith & Crandall'ın Ortaklıklar ve Gayrimenkuller Departmanı'na kabul edildiği anda baş koyduğu hedefe ulaşmak üzereydi. Beklenenden de önce ortak yapılmak üzereydi.

---

Bu alıntı tanıtım amaçlı yapılmıştır.

Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.

kitap

18 Aralık 2012 Salı

“Ormana kaçma hayaliyle yaşayan herkesin bayılacağı bir kitap”


“Ormana kaçma hayaliyle yaşayan herkesin bayılacağı bir kitap

GENÇLER İÇİN BİR DOĞAYA KAÇIŞ ROMANI

Sam Gribley New York’taki ailesinin yanında son derece mutsuzdur, bu yüzden ormanda yaşamak için şehrin yakınındaki Catskill Dağları’na kaçar; hem de tek başına. Yanında sadece bir çakı, bir yumak ip, kırk dolar ve ateş yakmak için bir parça çakmaktaşıyla çelik vardır.

Sam dağlarda geçirdiği bir yıl içinde cesaret, tehlike ve bağımsızlığın gerçek anlamlarını öğrenecektir. Ev olarak kullandığı ağacı, birlikte avlandığı şahini Dehşet ve karşılaştığı daha nice yaratıkla Sam, hayatta kalmak için bulabildiği kaynaklara ve kendi hünerlerine güvenmek zorundadır. Doğada geçirdiği bir yıl onun hayatını sonsuza kadar değiştirecektir.

“Yıllar geçse de eskimeyecek, olağanüstü bir roman.” The Horn Book

Jean Craighead George, Dağın Bu Yüzü, Çev. Başak Kıran, Epsilon Yayınları, Aralık 2012.

Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.

kitap