aspendos yayınları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
aspendos yayınları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Eylül 2013 Pazartesi

Seraphina

Seraphina, Rachel Hartman tarafından yazılmıştır. http://kitapgalerisi.com'da %20 İndirim ve aynı gün kargoya teslim avantajıyla alabilirsiniz. | Aspendos Yayınları, Fantastik Roman, 9786055175337, 463 Sayfa, Eylül/2013


Kitabın 56. ve 57. sayfalarından tanıtım amaçlı alıntı yapılmıştır.

Sonraki beş yıl boyunca Orma benim öğretmenim ve tek dostumdu. Benim dayım olduğunu ilan etmeyi asla düşünmemiş birine göre Orma dayılık görevlerini ciddiye almıştı. Bana sadece müzik değil, ejderhalk hakkında bilmem gerektiğini düşündüğü her şeyi öğretti: tarih, felsefe, fizyoloji, yüksek matematik (dine en çok yaklaştıkları branştı). En küstah sorularımı bile cevaplıyordu. Evet, doğru şartlar altında ejderhalar renklerin kokusunu alıyorlardı. Evet, yaban öküzü yedikten sonra sa-arantrasa dönüşmek korkunç bir fikirdi. Hayır, imgelemlerimin nereden geldiğini tam olarak anlamıyordu ama bana yardım etmenin yolunu bulduğuna inanıyordu.
Ejderhalar insanlık hâllerini kafa karıştırıcı ve bunaltıcı buluyorlardı ve yıllar geçtikçe insan formunu aldıklarında akıllarını "ardda" tutabilmek için çeşitli stratejiler geliştirmişlerdi. Ard ejderha felsefenin ana konseptiydi. Kelimenin kendisi kabaca tercüme edildiğinde "düzen" ya da "doğruluk" anlamına geliyordu. Goreddliler bu kelimeyi bir ejder taburunu tanımlamak için kullanıyorlardı ve bu da anlamlarından biriydi. Ama ejderhalar için, fikir daha derindi. Ard dünyanın olması gerektiği hal, düzenin kaosa hâkimiyeti, etik ve fiziksel hakkaniyetti. Karmaşık ve beklenmedik olmalarından dolayı insan duyguları arda aykırıydı. Ejderhalar akıllarını farklı alanlara ayırabilmek için meditasyon ya da Orma'mn deyimiyle bilişsel mimariyi kullanıyorlardı. Mesela anneden gelen anılarını ayrı bir odada tutuyorlardı, çünkü rahatsız edici derecede yoğunlardı; tecrübe ettiğim tek bir anne anısı bile beni yere sermişti. Saarların rahatsız edici ve zapt edilemeyen bulduğu duygular güvenli bir şekilde uzağa kilitlenir ve dışarı sızmasına asla izin verilmezdi.
Orma benimki gibi imgelemleri daha önce hiç duymamıştı ve neyin sebep olduğunu bilmiyordu. Ama bilişsel mimarili bir sistemin bu imgelemlerin beni bayıltmasını engelleyeceğine inanıyordu. Orma'nınkendi anneden gelen anılar odasının varyasyonlarını denedik, imgelemleri (yani bu imgelemleri temsil eden hayali bir kitabı) bir sandığa, mezara ve en sonunda da denizin dibindeki bir zindana kilitledik. Birkaç günlüğüne işe yarardı, derken bir gün Azize Ida'dan eve dönerken yere yığı-lırdım ve baştan başlamak zorunda kalırdık.
İmgelemlerim aynı kişileri tekrar ve tekrar gösterip durdu. O kadar tanıdık olmuşlardı ki hepsine isim takmıştım. On yedi tanelerdi. Güzel bir asal sayıydı ve bu da Orma'nın aşırı derecede ilgisini çekiyordu. Nihayet imgelemleri değil de kişileri kontrol altına alma fikri geldi aklına. "Her kişiye ait kafanda bir simge, hayali bir resim ve her birinin kalmak isteyebileceği bir mekân yaratmaya çalış," dedi Orma.

Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.

kitap

26 Eylül 2013 Perşembe

Boleyn Kralı

Boleyn Kralı

Boleyn Kralı, Laura Andersen tarafından yazılmıştır.http://kitapgalerisi.com'da %20 İndirim ve aynı gün kargoya teslim avantajıyla alabilirsiniz. | Aspendos Yayınları, Roman, 360 Sayfa, 9786055175320, Eylül/2013



Kitabın 238. ve 239. sayfalarından tanıtım amaçlı alıntı yapılmıştır.

Calais'ten planlı olarak çekilmelerinin ardından, İngiliz orduları Le Havre ve Harfleur'ü limanla birlikte ele geçirmişler ve Rouen'i kuşatmışlardı. Güneşli Temmuz yerini hem erkekleri hem de atlan perişan eden Ağustos yağmurlarına bırakıyordu. Yağmurlar savunmaları yıkmaya çalışmak kadar sıkıcı ve uzundu. Rouen'de ihtiyaçlar doğru dürüst bir şekilde karşılanmıştı. Bir günlük gecikme bile kasaba için olduğu kadar İngilizler için de tehlikeliydi.  Savaşın bir mevsimi vardı ve Dominic eğer harekete geçmezlerse kışı da savaşarak geçirmek zorunda kalacaklarını biliyordu. Şimdiden hastalık kampta görülmeye başlanmıştı.
Ele geçirdiklerini tutmaları gerektiğini düşünenler vardı, uzun dönem için Le Havre ve Harfleur'ü ve çürümesi için belayı Henri'nin tarafına bırakılması gerektiğini savunuyorlardı. Diğerleri ise yüzyıldır ele geçiremedikleri avantajla hızla ilerlemek istiyorlardı. Ve tartışma devam ederken, Rouen'in içindeki Renaud LeClerc'e daha iyi plan yapması ve her türlü olasılık için hazırlanması için verdikleri her gün bir hediyeydi. Harekete geçmemeleri Dominic'i çok kızdırıyordu.
Ama artık değil. Northumberland'ın bile ikna edilebileceği bir planı vardı en sonunda. Dominic için Kont Marshal'ı ikna etmek Wiliiam'ı ikna etmek kadar önemli değildi kuşkusuz. Savaş alanında olduğu müddetçe, kararlar krala aitti.
Northumberland ve Sussex'in günlük raporlarla uğraştığı çadıra daldı. William masada oturmuş mektupları okumakla ve imzalamakla meşguldü, dinlemiyor gibi görünüyordu ama Dominic bunun bir yanılgı olduğunu biliyordu. William aynı anda on işi yapabilir ve duyduklarını kelimesi kelimesine hatırlayabilirdi.
Diğerleri tedarik yollan üzerine tartışmaya devam ederken Dominic'e yaklaştı, üzerindeki çamur sıçramış altın sarısı sivil ceketine bakarak, "Seni neden marki yapmakla uğraştığımı bana tekrar söylesene. Başka bir adam olsa yeni unvanı ve renkleri ile böbürlenerek dolaşırdı," dedi.
Calais'ten ayrıldıkları ve William'ın Dominic'i her zamanki altın sarısı sivil ceketinin içinde gördüğü ilk günden beri, iki haftadır William alay etmekten kendini alamıyordu.
Dominic yeni renklerini denizde giymek istemediği üzerine beceriksiz cevaplar verirken nedenin, açıkça ifade edememişti. Gerçek daha da belirsizdi. Exeter renklerini üzerinde taşımak için zamanının henüz gelmediğini hissediyordu. Her gün düzgün bir şekilde çadırında asıl duran cekete ve flamaya bakıyor ve onunla konuştuklarım hissediyordu: Henüz değil.


Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.

kitap

25 Eylül 2013 Çarşamba

Banyan Ağacının Gölgesinde

Banyan Ağacının Gölgesinde

Banyan Ağacının Gölgesinde, Vaddey Ratner tarafından yazılmıştır. http://kitapgalerisi.com'da %20 İndirim ve aynı gün kargoya teslim avantajıyla alabilirsiniz. | Aspendos Yayıncılık, Roman, 502 Sayfa, 9786055175313, Eylül/2013





Kitabın 7. ve 8. sayfalarından tanıtım amaçlı alıntı yapılmıştır.

Savaş çocukluğuma bomba ve roket patlamaları ile değil, odasına gitmek için odamın önünden geçen babamın koridordaki ayak sesleriyle girdi. Kapının açıldığını ve yumuşak bir tıkırtıyla kapatıldığını duydum. Beşiğinde uyuyan Radana'yı uyandırmamaya çalışarak yatağımdan aşağı kaydım ve odamdan gizlice çıktım. Kulağımı kapıya dayayıp dinledim.
"İyi misin?" Annemin sesi endişeli geliyordu. Babam her gün şafak sökmeden önce askeri bir gezintiye çıkıyor ve yaklaşık bir saat içinde geri dönüyordu. Yanında, bana yüksek sesle okuduğu şiirleri yarattığı şehir manzarasını ve seslerini de getiriyordu. Fakat bu sabah dışarı adımını atmasıyla dönmesi bir olmuş gibiydi, şafak yeni sökmeye başlamış, gece henüz dağılmamıştı. Sessizlik, etkisi uyandıktan uzun süre sonra hâlâ devam eden bir rüyanın kalıntısı gibi her adımını izliyordu. Şu anda kendi düşüncelerinin yarattığı patırtıların ortasında onun sesini dinlemenin rahatlığıyla gözlerini kapatarak, annemin yanına uzandığını hayal ettim.
"Ne oldu?"
Babam, "Hiçbir şey hayatım," dedi.
Annem, "Neyin var?" diye ısrar etti.
Derin, uzun bir iç çekişin ardından sonunda, "Yollar insanlarla dolu, Aaana. Evsiz, aç, umutsuz insanlarla..." dedi. Durdu, yatak gıcırdadı ve yüzünü anneme çevirdiğini, hep gördüğüm gibi, yanaklarının aynı uzun yastıkta olduğunu hayal ettim. "Sefalet.."
"Dışarısı ne kadar korkunç olursa olsun," diye annem kibarca sözünü kesti, "senin bize göz kulak olacağını biliyorum."
Korkutucu bir sessizlik. Dudaklarım onunkilere bastırdığım hayal ettim. Kızardım.
Annem, "İşte!" diye bağırdı, geri dönen sesi kaygısız ve ahenkliydi. Soma serbest bırakılıp aniden uçmaya başlayan ahşap kuşlar gibi açılan panjurların sesi geldi. "Güneş ne kadar parlak!" diye coşkuyla bağırdı ve bu kolay kelimeler sabahın ağırlığını kovup yolunu pençesiyle babamın omuzlarının üzerine atan bir sokak kedisi gibi, "hiçbir şeyi" kapıların arkasına attı.



Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.

kitap