kılıç yarası gibi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kılıç yarası gibi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Aralık 2013 Pazartesi

Kılıç Yarası Gibi

Kılıç Yarası Gibi, Ahmet Altan tarafından yazılmıştır. http://kitapgalerisi.com'da %30 İndirim ve aynı gün kargoya teslim avantajıyla alabilirsiniz. | Everest Yayınları, Roman, 9786051416182, 345 Sayfa, Mart/2013

Kitabın 246. ve 247. sayfalarından  tanıtım amaçlı alıntı yapılmıştır.
 Arabanın satılacağını duyunca çıldıracak gibi oldu Mehpare Hanını; ilk düşüncesi Hikmet Bey'in parasının bittiği ve arabanın parasına muhtaç hale geldiğiydi, bu öylesine büyük bir felaketti ki Mehpare Hanım için, kapıldığı dehşetle titrerken Reşit Paşa Via Mihrişah Sultan'ın, bu iki büyük servetin tek mirasçısı durumunda olan Hikmet Bey'in bir para sorunu olmasının manasızlığını kavrayamadı. Servete ve servetin getirdiği rahatlığa çok çabuk ve çok fazla alışmıştı; kıt kanaat geçinen bir ailenin çocuğu olarak doğmuştu. Bu yüzden yaşadığı refahtan eski hayatına geri dönmek, onu, servet içinde doğmuş birini korkutacağından daha fazla korkutuyordu; ilk aklına gelen kaçmak oldu, kocasını ve çocuklarını bırakıp kaçmak.
Hikmet Bey'le evlenmeden önce böyle bir para tutkusu yoktu, aslında hiçbir tutkusu yoktu; paranın ve şehvetin kapılarını Hikmet Bey açmıştı onun hayatında ve o kapılardan kendisini de şaşırtan bir süratle, hep o günü bekliyormuşça-sına rahatlıkla geçmişti. Hikmet Bey'le yaşamaya başladıktan sonra hayat onun için "etinin" arzuladığı zevkleri keşfetmek ve bunların peşinde koşmak macerasına dönmüştü. Yeni hayatında gördüğü her şeyi, istiridyeyi de, şampanyayı da, sevişmeyi de aynı coşkuyla seviyordu ve bunların hepsi de "neûzübillah" cehennemlik günahlardı; binlerce ermişin cenazesini bağrında barındıran diyar-ı Rum'da bu günahların cezası mahşer gününe bırakılmaz, bu günahları işleyen kadınlar meydanlarda kırbaçlanarak, taşa tutularak, dövülerek bu dünyada cezalandırılırdı.
Cezadan kurtulabilmek için bu günahları saklayabilecek kadar "büyük" bahçelerin içine kurulmuş, şehirden kalın ve yüksek duvarlarla ayrılmış konaklarda, köşklerde, yalılarda yaşamak gerekiyordu; hayatı boyunca günahın da cezanın da "küçük" bahçeli küçük evlerde yaşayanlara ait olduğunu görmüştü ve günahlarını sürdürebilmek için her şeyi yapabileceğini, arabanın satılacağını öğrendiğinde yaşadığı dehşetli korkuyla açıkça anlamıştı.
Çocukken oturdukları Yeşiltulumba'da bir gece, mahalle halkının, önlerinde uzun beyaz sakallı imam olduğu halde, komşu evin kapısını nasıl kırdıklarını, yağmurun altında yarı çıplak bir kadınla, bir erkeği, "Dinsizler, işret yapıyorlar!" diye bağırarak nasıl döve döve sürüklediklerini, kadınla erkeğin çamurlu sokağın ortasında nasıl acıyla ve korkuyla haykırdıklarını, kimsenin onlara yardım etmediğini, aksine kırk yıllık komşularının pencerelerden kadına nasıl tükürdüklerini, "Rezil orospu, Müslüman mahallesinde salyangoz satılmaz, fahişe!" diye nasıl bağırdıklarını çok iyi hatırlıyordu. Fakirlerin fakirlere vahşice davrandıklarını çocukken öğrenmişti ve o vahşetin ortasına dönmeye hiç niyeti yoktu.
Hikmet Bey'in geldiğini duyunca, sanki onu hemen Yeşiltulumba'daki eski evlerine atacaklarmış gibi heyecanla koşmuştu.
"Neden arabayı satıyorsunuz Hikmet Bey, paraya mı sıkıştınız?"
Hikmet Bey, karısının telaşını anlayamamış, gülmüştü.
"Bunu da nereden çıkardınız Mehpare Hanım, Allah'a şükür bir para sıkıntımız yok, nereden aklınıza geldi şimdi bu?"

Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.

kitap

26 Nisan 2013 Cuma

Ahmet Altan - Kılıç Yarası Gibi

# Ahmet Altan - Kılıç Yarası Gibi #

Ahmet Altan'ın kitapları bilindiği gibi Mart 2013'ten beri Everest Yayınları tarafından yayımlanmaktadır. Altan'ın son romanı "Son Oyun"un ilk 100.000 adetlik baskısının 2 saat içinde tükenmiş olması edebiyat piyasasını epey hareketlendirmişti. Biz de Son Oyun dışında, önceki kitaplarından biri olan Kılıç Yarası Gibi'den bir alıntı yapalım dedik...

                                              

                                                                    - 1 -

Bütün o eski ve unutulmuş eşyalar; kesme kristalden hokka takımı, sülüs yazıların ölmekte olan canlılar gibi üstünde kıvrandığı sararmış kağıtlar, yer yer çatlamış deri koltuk, duvara dayalı bir teli kopuk tambur, çekmeceleri kaybolmuş ceviz masa, çatlak bir porselen tabağın içinde duran, sabundan yapılmış, boyaları dökük meyveler, ortasından geçen ince demir çubuğu paslı, bir yanı göçmüş teneke atlas, duvara yan yana asılmış gümüş kılıçla fildişi baston, odanın bir köşesine yığılmış eski dergiler, maroken ciltli kitaplar; bütün bunlar, bütün oda, bütün ev, hatta belki bütün kent toz içindeydi; incecik bir toz her şeyin üstüne yayılmış, içine sinmiş, eskitip öldürmüştü.

Kendisine bütün anlatılanları hatırlıyordu, hiçbirini atlamadan hepsinin teker teker hafızasına yerleştirmişti; her birinin anlattığı öbüründen değişikti: Kristal hokka takımı bazılarının anlattığına göre Şeyh Efendi'nin sünnetinde gelmiş, bazılarının söylediğine göre ise Ragıp Paşa'ya düğün armağanı getirilmişti; duvardaki fildişi baston bazılarına göre Reşit Paşa'nındı, bazılarına göre ise Hikmet Bey, Selanik'te bir eskiciden almıştı. Bu kentin, bu evin, bu odanın, bu eşyaların tarihi, her anlatana göre değişiyor, her seferinde bir başka hikâyenin, bir başka mevsimin, bir başka zamanın sahibi oluyor ve her seferinde tarihini kaybedip biraz daha yokluğa gömülüyordu.

Her şeyi hatırlıyordu ama ölülerle ne zaman konuşmaya başladığını kestiremiyordu; bu eve geldikten sonra mı konuşmaya başlamıştı, yoksa konuştuğu ölüler mi onu bu eve getirmişlerdi; zamanın billur küresi belirsiz bir anda çatlayarak o kürenin dışında kalan ölülerle içinde kalan canlıların birbirine karışmasına neden olmuştu. İlk başlarda incecik bir çizgiye benzeyen çatlak, kendi içinden yürüyerek kalınlaşıp bütün küreyi parçalamak için dağılırken, Osman da ölümle hayatın akılla deliliğin iç içe geçtiği ve küre iyice parçalanıp yok oluncaya kadar sürecek olan netameli yolculuğuna çıkmıştı.

Ona anlatıyorlardı; şehirlerden, saraylardan, köşklerden, yalılardan, tekkelerden, savaşlardan, çatışmalardan, cinayetlerden, aşklardan, kıskançlıklardan, öfkelerden, ihanetlerden, dostluklardan, insanlık hallerinden bahsediyorlardı ve hikâyeleri Şeyh Efendi'nin düğünün yapıldığı o tuhaf günden başlıyordu:

Tüylü bir hayvan gibi kabaran gökyüzünün derinliklerinde kükürt sarısı bulutlar kaynaşıyordu, tekkenin yanındaki mezarlığın kıyısına kadar uzanan Haliç, şehrin içinden sızna ölüm kokusunu emerek şişmiş; Eyüp sıtlarındaki servi ağaçları kararmıştı. Bir zamanlar, kalın kabuklarının üstüne dikilmiş mumların alevlerini titreterek yürüyen iri kaplumbağaların yarıştığı Sadabad, yosunlu çamur yığınları halinde kayıyordu Haliç'e doğru.

Düğün için hiç de uygun bir gün değildi.

----

Ahmet Altan, Kılıç Yarası Gibi, Roman, Mart 2013, Everest Yayınları.

Bu alıntı tanıtım amacıyla yapılmıştır.

Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.

kitap

15 Mart 2013 Cuma

KitapGalerisi'nde geçen hafta en çok satan kitaplar (7-14 Mart 2013)

# KitapGalerisi'nde geçen hafta en çok satan kitaplar (7-14 Mart 2013) #

1-7 Mart 2013 tarihleri arasında iyi bir rüzgâr yakalayan kitaplar, yerlerini başka kitaplara bırakmadan yine listemize girdiler. Son günlerde Sana Soyundum, Düğümlere Üfleyen Kadınlar, Şahika ve Feraye, Mel'un en güzel günlerini yaşayan kitaplardır. Düğümlere Üfleyen Kadınlar'ın ülke çapında satışı 60.000'e ulaşırken, Mel'un 3. baskısını yaptı. Şahika ve Feraye'nin ilk baskısı 20.000 adet yapılmıştı, Sinan Akyüz'ün sadık okurları yazarlarını yalnız bırakmıyorlar. Sana Soyundum ise yoğun tanıtım kampanyasıyla adından sıkça söz ettirirken, serisinin 2. kitabı ve 3. kitabının da yolda olduğunu haber verelim. Anlaşılan daha aylarca Sana Soyundum serisi çok satan kitaplarda kendine yer bulacak.

Everest Yayınları Ahmet Altan'ın bütün kitaplarını külliyat olarak basmaya başladı. Türkiye'de bir ilki gerçekleştirerek hem normal boyutlarda hem de cep boylarda Ahmet Altan kitapları şu günlerde rafları renklendirmekte. Kılıç Yarası Gibi'ye bir ilgi var şu sıralar, yakında bu ilginin diğer kitaplarına da sıçramasını bekliyoruz. Diğer taraftan Doğan Kitap, Harry Potter serisiyle tüm dünyada olay yaratan J. K. Rowling'in yetişkinler için kaleme aldığı The Casual Vacancy'nin Türkçe edisyonunu (Boş Koltuk) 21 Mart 2013'de çıkarıyor. Bu edisyonun karton kapaklı hali 90.000 adet basılırken, ciltli versiyonu 10.000 adet basıldı.

                              

Bazı ders kitaplarının satışlarında yine artışın olduğu bir dönemdeyiz. Mimari, mühendislik gibi kitaplarda toplu satışlar aldığımız şu günlerde Yüksekokullar Tıbbi Terminoloji Ders Kitabı yine arayı açarak en çok satan ders kitabı oldu.

Kelebeğin Rüyası filminin etkileri devam ediyor. Yapı Kredi Yayınları Muzaffer Tayyip Uslu'nun ilk ve tek şiir kitabı "Şimdilik"i basarak alkış topladı, Sel Yayıncılık Salah Birsel'in külliyatını yıllardan beri basıyordu zaten, Birsel'in Rüştü Onur kitabı da bu sayede ilgi görmeye başladı. Ne güzel...

Lafı daha fazla uzatmadan buyurun 7-14 Mart 2013 arasında en çok sattığımız kitapların listesine...


1) Ece Temelkuran - Düğümlere Üfleyen Kadınlar

2) Sinan Akyüz - Şahika ve Feraye

3) İskender Pala - Efsane

4) Selim İleri - Mel'un

5) Howard Zinn - Hareket Halindeki Bir Trende Tarafsız Olamazsınız

6) Mehmet Gündem - Lüzumlu Adam İshak Alaton

7) Muzaffer Tayyip Uslu - Şimdilik

8) Aimee Bender - Limonlu Pastanın Sıradışı Hüznü

9) Sylvia Day - Sana Soyundum

10) Ahmet Altan - Kılıç Yarası Gibi

11) Salah Birsel - Rüştü Onur

12) Küçük İnsanlardan Büyük Sorular Hayli Mühim İnsanlardan Basit Cevaplar

13) Mertol Tulum - Osmanlı Türkçesi Büyük El Sözlüğü

14) Yılmaz Aysan - Afişe Çıkmak

15) Gary Small - Bir Psikiyatristin Gizli Defteri

16) Virginia Woolf - Bir Okur Olarak

17) Baki Can Ediboğlu - Karaköy'de Günbatımı

18) Beşir Ayvazoğlu - Geceleyin Dersaadet

19) Yüksekokullar Tıbbi Terminoloji Ders Kitabı

20) İpek Ongun - Yoksa Hayat Gençken Daha mı Zor?

4 Mart 2013 Pazartesi

Ahmet Altan - Kılıç Yarası Gibi

# Ahmet Altan - Kılıç Yarası Gibi #

                                            

Osmanlı İmparatorluğu... İmparatorluğun son günlerinin yaşandığı 19. yüzyılın da son zamanları... Feodal beyler, rüşvet skandallarıyla gündeme gelip imparatorluğa zarar verirken, Sultan onları birbirine düşürerek ayakta kalabilir... Şehirde endişe ve panik kol geziyor, muhbirler duydukları, gördükleri her şeyi saraya iletiyor. Böylesine tekinsiz günlerin yaşandığı bir ortamda cazibeli iki kadının yolları bir daha akıllardan çıkmamak üzere birleşiyor...

"Eğer seversen, hissediyorsun," demişti Osman'a, bunu öyle bir söylemişti ki, Osman anlamıştı ne demek istediğini; gerçek bir sevginin hiç bitmediğini, hiç ölmediğini, azalsa da hiç yok olmadığını Osman bu tuhaf, bu manasız cümleden öğrenmişti. Aynı acıyı babasından bir miras gibi tevarüs eden Hikmet Bey ise, ölmeden önce, hatıratına, biraz da edip arkadaşlarının etkisiyle daha edebi yazmıştı bu konudaki duygusunu: 'Hakiki aşk kılıç yarası gibidir, yara kapansa da izi mutlaka kalır.'"

Ahmet Altan, Kılıç Yarası Gibi, Edebiyat / Roman, Mart 2013, Everest Yayınları.

Bu kitap Mart 2013 içinde Everest Yayınları tarafından yayımlanacaktır. Yayımlandığında aşağıdaki linkten satın alabilirsiniz.

Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.

kitap