turgut özakman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
turgut özakman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Ekim 2013 Cuma

Diriliş Çanakkale 1915

Diriliş Çanakkale 1915, Turgut Özakman  tarafından yazılmıştır. http://kitapgalerisi.com'da %20 İndirim ve aynı gün kargoya teslim avantajıyla alabilirsiniz. | Bilgi Yayınevi, Tarihi Roman, 9789752202474, 688 Sayfa, Ocak/2012



Kitabın 57. 58. ve 59 sayfalarından tanıtım amaçlı alıntı yapılmıştır.

Birinci Bölüm
Rus Ruleti
28 Ekim 1914-18 Şubat 1915
28 EKİM günü yolda geçmişti. 29 Ekim Perşembe günü beş grup da hedefine ulaştı. Türk denizciler ambarlarda topluca namaz kılıp helalleştiler.
Her grup hedefi olan limana hücuma geçti. Yavuz'un hedefi Sivastopol'du.
Sivastopol'dan başka Odesa, Kerç, Yalta, Kefe ve Novorosiski üs ve limanları bombardıman edildi.
Toplam üç gambot, bir mayın gemisi, bir topçeker, 20 ticaret gemisini hatırdılar, 50'den fazla petrol ve buğday deposuyla bir telsiz istasyonunu tahrip ettiler, 3 subay, 72 eri esir aldılar.
Amiral Souchon olayı İstanbul'a şöyle bildirdi:
"Çatışmayı Rus filosu başlatmıştır."
Birkaç kişi dışında herkes, Padişah, Sadrazam, Nazırlar, subaylar, aydınlar, yazarlar, tarihçiler, Osmanlılar ve genel olarak Almanlar uzun zaman gerçeğin böyle olduğunu sanacaklardı.
Sonuç fiyaskoydu. Rus donanması bir kayba uğramamış, Karadeniz'deki üstünlüğünü korumuştu.
Enver Paşa Rus ruleti oynamış ve kaybetmişti.
Devlet hazır olmadan savaşa girdiğiyle kalacaktır.
Haber İstanbul'u sarstı. Olayı bir Alman oldubittisi sanan bazı Nazırlar istifa etti. Sadrazam da istifa etmişti, Padişahın ricası üzerine istifasını geri aldı. Savaşı önlemek için çok çabaladı. Ama altı limanı birden bombalanan Rusya'yı yatıştırmak mümkün değildi. Rus Büyükelçisi İstanbul'u terk etti. Onu İngiliz ve Fransız Büyükelçileri izledi.
Rus ordusu bu olaya 1 Kasımda Doğu sınırını geçip saldırarak karşılık verdi. İngiltere de fırsatı kaçırmadı. Bir İngiliz savaş gemisi İzmir körfezine girerek iki gemiyi batırdı.

O kadar korkulan savaş başlamıştı.
4 uzun yıl sürecekti.
Gazeteler olayı büyük başlıklarla verdiler. En etkili başlığı İkdam gazetesi atmıştı:
"Silah başına!"
Savaşı o güne kadar bir alaya bile komuta etmemiş bir Başkomutan (Enver Paşa) ile hiç savaş görmemiş Prusyalı bir süvari tümeni komutanı (Liman Paşa) yönetecekti.
RUS ÇARI II. Nicola savaşın başlaması dolayısıyla bir bildiri yayımlayarak Çarlık Rusyasının değişmez amacını ilan etti;
"Bu savaşın ecdadımız tarafından bize vasiyet edilen tarihi emellerin gerçekleşmesine imkân vereceğine inanıyorum."
Başbakan Trepov, Rus Meclisinde yaptığı konuşma ile bu bildiriye açıklık getirecektir:
"İstanbul ve Çanakkale Boğazları ile İstanbul şehri, Rus milletinin yüzyıllar görmüş samimi amaçlarıdır. Bütün tarihi boyunca beslemiş olduğu bu emeller şimdi gerçekleşmek üzere. İngiltere ve Fransa ile yaptığımız anlaşma ile Boğazlar ve İstanbul üzerindeki hakkımız tanınmıştır. Rus milleti ne için kanını döktüğünü bilsin!"2
İstanbul'u işgal için Odesa'da bir kolordu oluşturmaya başlayacaklardı.
Enver ve Bronsard Paşalar ejderhayı azdırmışlardı.
İNGİLTERE Başbakanı Asquit savaşa giren Osmanlı Devleti'ni çok
I   sert bir üslupla suçladı:
"Osmanlı Devleti'ni çok ağır biçimde cezalandıracağız."
Birkaç gün  önce  Malta  Tersanesi   Komutanlığına  atanan  Amiral Limpus, bu sırada daha Londra'daydı. Donanma Bakanlığında göreviyle İl-gili  temaslar   yapıyordu.   Çanakkale Boğazı girişindeki tabyaların ertesi gün bombardıman edileceğini öğrenince şaşırdı, bir İngilizin sinirlenebileceği kadar sinirlendi.
İki yıla yakın Türkiye'de kalmış, ayrılalı iki ay olmuştu. Çanakkale Boğazı'nı iyi bilirdi. Savunma düzeni çok zayıftı. Tabyalardaki bütün toplar eski, çağı geçmiş toplardı. Bir gün Boğazı zorlamak gerekirse geçmek için güçlük çekilmeyecekti.
Ama böyle hesapsız bir hareket uyuyan Türkleri uyandırır, savunmayı güçlendirirlerdi. Bu tehlikeyi belirterek bombardımandan cayılması için ilgilileri uyardı:
"Bu çok yanlış olur. Yapmayınız!"
Donanma Bakanı Winston Churchill'in Çanakkale Boğazı'nın savunması hakkında bilgisi vardı. Sanayisiz bir devletin gücü kadardı. Kuvvetlice bir filo bu savunmayı yıkıp Marmara'ya geçebilirdi. Biraz güçlendirilmesi bir sorun yaratmazdı.
Verdiği emri geri almadı.
Bir İngiliz-Fransız filosu, ertesi gün Boğaz girişindeki dört tabyayı3 bombardıman ederek bir gövde gösterisinde bulunacak, böylece Türk savunmasını da yoklamış olacaktı.
3 KASIM 1914 Salı sabahı Seddülbahir tabyasmdaki gözcü ufukta belirmeye başlayan savaş gemisini izliyordu.
Saat 05.28'di.
Yaklaşık 3 aydır, sayıları gittikçe artan İngiliz ve Fransız savaş gemileri, Çanakkale Boğazı'nı sıkı denetim altında tutuyorlardı. Nöbette kalan gemiler Boğaz'a girişin uzağında aç köpekbalıkları gibi dolaşıp durmaktaydılar.
Sabah pusu ağır ağır açılıyordu. Gözcü ilk geminin arkasından bir başka geminin daha geldiğini fark etti. Sonra da öteki gemileri.
Ooof!
Hemen nöbetçi subayı uyandırdı.
"Komutanım, gemiler!.."
Nöbetçi subay Müstahkem Mevki Komutanlığını arayarak durumu bildirdi. Beş dakika geçmeden tabyalar silah başı yaptı.
Önde birbirinin dümen suyunda ilerleyen dört büyük savaş gemisi vardı. Bunları irili ufaklı 14 savaş gemisi izliyordu. Kıyılara 15 kilometre kala yavaşladılar.

Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.

kitap

2 Ekim 2013 Çarşamba

Şu Çılgın Türkler

Şu Çılgın Türkler, Turgut Özakman tarafından yazılmıştır. http://kitapgalerisi.com'da %20 İndirim ve aynı gün kargoya teslim avantajıyla alabilirsiniz. | Bilgi Yayınevi, Tarihi Roman, 9789752201279, 747 Sayfa, Ekim/2007

Kitabın 31. 32. ve 33. sayfalarından tanıtım amaçlı alıntı yapılmıştır.

Birinci Bölüm
Kütahya-Eskişehir Savaşına Hazırlık
1 Nisan 1921 - 9 Temmuz 1921
1 NİSAN 1921 Cuma günü, Keçiören'de, şimdi Meteoroloji Genel Müdürlüğü olan eski Ziraat Okulu binasına yerleşmiş Genelkurmay karargâhının İkinci katındaki genişçe odada, harita serili bir masanın başında, M. Kemal ve Fevzi Çakmak Paşalar, konuşmadan oturuyorlardı. Yalnız M. Kemal Paşa'nm iri taneli kehribar tespihinin tekdüze şaklaması duyulmaktaydı.
Saat 17.00'ydi.
Sağ kanadını taarruza kaldıracağını bildirmiş olan İsmet Paşa ile öğleden beri bağlantı kurulamıyordu.
'ANADOLU AJANSI, camilere, kahvelere her gün tek sayfalık bültenler asarak olup bitenleri halka duyurmaktaydı. O gün hiçbir bülten asılmayınca, meraklanan Ankaralı esnaf ve zanaatkarlar, dükkânlarını, küçük atölyelerini erkenden kapatıp bugünkü Ulus meydanındaki küçük Meclis binasının önünde toplandılar. Gittikçe çoğalıyor ve sessizce cepheden haber bekliyorlardı. Adana Milletvekili Zamir [Damar] Arıkoğlu, kalabalığı telaş içinde yararak Meclise girdi.

KOMİSYON odaları ve koridor, kalpaklı, fesli, sarıklı milletvekilleri ile doluydu. Zamir Bey ilk rastladığına sordu:
"Hâlâ bir haber yok mu?"
"Yok."
Antalya Milletvekili Rasih Kaplan Hoca, "Konferans sona ermemişti ki birader, ara verilmişti.." diye söyleniyordu, "..bu Yunan taarruzunun anlamı neydi?"
Siyah kalpaklı, avcı ceketli, iri kıyım bir genç, Manisa Milletvekili Mustafa Necati Bey, "Ne olacak.." dedi, "..bizi konferansla uyutup gafil avlamak istediler."
"Ama buna diplomasi değil, sahtekârlık derler!"
Konya Milletvekili Musa Kâzım Efendi, beyaz sakalını sıvazladı:
"Ordumuz direnebiliyorsa, mesele yok. Batının bu oyununu da boşa çıkarırız."
BU SIRADA görevden dönen çift kanatlı bir keşif uçağı, Eskişehir/ Muttalip havaalanına yaklaşmaktaydı. Alan, uçak hangarları, pilot okulu ve geniş tamirhanesiyle birinci sınıf bir havaalamydı.
Uçak Bölüğü Komutanı Yüzbaşı Fazıl, makinist Eşref Koşman ve görevliler, yaklaşan uçağı içleri giderek izliyorlardı. Çünkü ellerindeki son işe yarar uçak buydu. Eşref İnledi:
"Eyvah, bu da arızalanmış."
Uçak arkasında siyah bir duman bırakarak toprak piste indi, sıçrayarak ilerleyip durdu. Koştular. Pilot Vecihi Hürkuş ve gözlemci Basri, yıldırım gibi uçaktan aşağı atladılar. İkisi de savaş heyecanı içindeydi. Vecihi, "Uçağı çabuk hazırlayın." diye haykırdı, "..bomba yükleyin, tüfeğe şerit takın! Çabuk, çabuk, çabuk."
Fazıl'a döndü:
"..Hava kararmadan bir çıkış daha yapsak iyi olacak."
"Durum nasıl?"
Vecihi tam savaşın gidişi hakkında bilgi verecekti ki uçağı kontrol eden makinist acıyla, "Vecihi Bey.." diye seslendi, baktılar, makinistin eli yağ içindeydi, "..bunun yağ deposu delinmiş."
"Değiştirin! Ama çok çabuk olun!"

"Yedek depo yok ki."
"Öyleyse bunu tamir edin! Bir şey yapın! Haydi!" Makinist kıvrandı:
"Sökmesi, tamiri, yerine takması saatler alır." Vecihi, gözlerinden yaş fışkırarak, başlığını ve rüzgâr gözlüğünü yere çarptı:
"Lanet olsun yoksulluğa!"
BİR YUNAN avcı uçağı ilerleyen Türk birliklerinin üzerine makineli tüfeğiyle ateş yağdırmaya başlamıştı. Hücuma kalkmış bir takımın önünde koşan teğmen, birden sendeleyip düştü. Teğmenin düştüğünü gören erler hemen yere yattılar. Takım çavuşu sürünerek sokuldu:
"Komutanım?"
Teğmen boynundan vurulmuştu. Zorlukla, "Durma." diye fısıldadı, "takımı hücuma kaldır. Hemen! Haydi!"
Her kelimede yarasından yeni bir kan dalgası boşanıyordu. Çavuş, gözlerinden yaş akarak ayağa fırladı. Olanca sesiyle haykırarak, takımı yeniden hücuma kaldırdı. Erler doğruldular ve koşarak savaş sisine karıştılar. Taşlı arazi çarıklarının altını erittiği için çoğu yalınayaktı.
Bir top mermisi patladı. Fışkıran gevrek bahar toprağı, sönen Teğmen'in üzerini örttü.
ANKARA'da, Genelkurmay'ın telgraf odasındaki tıraşı uzamış subaylar, kan oturmuş gözlerini Batı Cephesi karargâhına bağlı manipleye dikmiş bekliyorlardı. Derin sessizlik İçinde birinin ayak sesleri duyuldu, kapı yavaşça aralandı. İsteksizce başlarını çevirdiler. Gelen Meclis Başkanlığı Yaveri Yüzbaşı Salih Bozok'tu.
"Paşalar merakta. Hâlâ bağlantı yok mu?"
Maniple başındaki astsubay başını ümitsizce iki yana salladı. Salih Bey kapıyı yavaşça kapatıp çekildi.


Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.

kitap