utku lomlu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
utku lomlu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Şubat 2013 Perşembe

Yeniden Sherlock Holmes!

# Yeniden Sherlock Holmes! #

Sherlock Holmes hepimizin hayran olduğu bir kurgusal kahraman.

Arthur Conan Doyle'un kaleminden çıkıp okurlarla buluştuğu günden beri Sherlock'un yıldızı hiç sönmedi. Geçen sezon İngiliz yapımı bir prodüksiyonla Sherlock'un ve Dr. Watson'ın maceralarını yeni teknolojiyle birleştirilen günümüz İngilteresi'ndeki halini de izleyebilmiştik.

                                               

Belirtmekte fayda var; Javier Marias'ın dünyada büyük yankı uyandıran, yazarların kısa kısa biyografilerine yer verdiği kitabı "Yazınsal Yaşamlar"da Arthur Conan Doyle'un biyografisini okurken şunu da öğrenmiştik: Sherlock çıktıktan sonra o kadar çok okur kazanmış ve okurlar Sherlock'un gerçek hayatta kim olduğunu o kadar çok merak etmiş ki, en sonunda Arthur Conan Doyle'un Sherlock olduğunu iddia etmişler. Hatta polis departmanı birkaç cinayeti aydınlatması için Arthur Conan Doyle'dan yardım istemiş ve Doyle, dedektif olmamasına rağmen o olayları kısa zamanda Sherlock gibi gerçekten de çözmüş.

Sherlock Holmes'ün şimdi açıklamalı notlarıyla en kapsamlı hikâyeleri Everest Yayınları tarafından seri halinde yayımlanacak. Bu seri ciltli özel baskı şeklinde raflarda yer alacak. Kitabın çevirisi yazar ve çevirmen Kaya Genç, editör ve çevirmen Berrak Göçer tarafından gerçekleştirildi. Kitabın muhteşem kapak tasarımı ise Everest Yayınları'nın Sanat Yönetmeni Utku Lomlu'ya ait.

Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.

kitap

18 Ocak 2013 Cuma

"Feyza Hepçilingirler'in yeni kitabından bir bölüm..."


- Hayatınız Anlatılmayı Bekler -

Roman yazın

Herkesin popüler olmak istediği bir ortamda, yazarak popüler olmak sanıldığı kadar zor değildir. Yeter ki yolu bilinsin. Aşağıda sıralayacağım koşullara uyulduğunda bu şans, %87,73 oranında yakalanabilir. (Oranın düşük ve küsuratlı tutulması, umarım önerilerin ne kadar ince hesaplar üzerine oturtulduğunu kanıtlamaya yeter.)

Sizi popüler bir yazar durumuna getirecek en kısa yolun roman yazmak olduğu sanılır. Biz de herkes gibi, öyle olduğunu varsayalım. Demek ki önce roman yazarak popüler olmanın kolay yollarını araştıracağız. Sonra neler yazabileceğinize sırasıyla bakarız.

Başınızdan geçen en acıklı olayları anlatırken belki siz bile, "Benim hayatım roman!" demişsinizdir. Nedense insanlara yalnız acıklı olaylar, hayat ile roman arasında ilişki kurma ilhamını verir. Şimdiye kadar hiç kimsenin kahkahalar atarken, "Benim hayatım roman!" dediğine tanıklık edilmemiştir. Oysa en kötü hayatta bile gülüp eğlenilen zamanlar olmuştur. Bunlar anlatılmaya değer bulunmaz da anlatmak için ille acıklı olay aranır. Hayatın roman olduğu yalan mıdır? Değildir. Yazılmış ve yazılacak olan bütün romanlar hayattan yola çıkar, döner hayatı anlatır. Öyleyse herkesin hayatı romandır; yeter ki nasıl anlatılacağı bilinsin.

Yaşamınızdan bir dilim seçin

Önce yaşamınızın hangi bölümünü anlatacağınızı belirleyin. Bütün hayatınızı anlatmaya kalkmayın. Bir hayattan birçok roman çıkar. Hayatınızı tasarruflu kullanın. Bir romanla yetinmeyecek, birkaç roman yazacaksanız elinizde malzeme bulunsun. İlk önerim, size, "Hayatım roman!" dedirten o acıklı zamanları atlayın. Kimse sizin sıkıntılı dönemlerinizi öğrenmeye bayılmıyordur. Sizin dünyanız karardı diye okurunuzun da içini karartmaya hakkınız yok. Anlatmak için seçeceğiniz yaşam diliminde mutlaka bir aşk bulunsun. Bu, masum bir aşk olabilir, yalnız platonik seyredebilir ya da yatıp kalkmalı, öpüşüp koklaşmalı, cinsellik eksenli bir ilişki olabilir. Ben masum bir aşkı anlatacağınızı varsayacağım. Başlangıç olarak iyidir. Ötekine, cinsellik ağırlıklı olana, kitabımızın sonraki bölümlerinde değinebiliriz. Şimdiden söz vermiş olmayayım. Değinmeyebiliriz de...

Temiz bir aşkı anlatın

Hani yıllarca sürse de kızla erkeğin el ele tutuşmaktan öteye geçmeyen ilişkileri vardır ya, sinemamızdaki Türkân Şoray Kanunlarının romana uyarlanmış biçimi... Anlatacağınız böyle bir "temiz" ilişki olsun. En sıcak temas, delikanlının iki elini genç kızın kulaklarına bastırıp alnına bir öpücük kondurmasından ibaret olsun. Bu devirde böyle bir aşkın yaşanabileceğine inanmıyor olabilirsiniz. Haksız da sayılmazsınız; yaşanmaz gerçekten. İlk cinsel deneyimlerin ilköğretimde yaşanmaya başlandığı günümüzde dokunmatik aşklar nerede, nasıl yer bulsun kendine; ama okurunuz inanır, tasalanmayın. Yaşadığınız aşklardan, varsa, yanağa bir öpücük kondurmalı, çocuksu sahneler, bunları romanın çeşitli bölümlerinde kullanabilirsiniz. Böyle sahneleri görmüşlüğünüz de yaşamışlığınız da yoksa... Daha neler... Aşk filmleri, pembe diziler de mi izlemediniz? Siz nerede yaşıyorsunuz kuzum? Yoksa şimdiye kadar âşık da mı olmadınız? O zaman uydurmaktan başka çareniz yok. Cesurca uydurun. Arkadaşlarınızdan duyduğunuz, anne - babanızın, hatta büyükanne ve büyükbabanızın gençlik anıları arasında anlatmaktan zevk aldıkları ilk aşklarından bir şeyler devşirin; oradan buradan aklınızda kalanların birine bin katarak anlatın. Bütün duyduklarınıza, gördüklerinize sahip çıkabilirsiniz. Bunu nereden aldın, diye soran olmaz. Canınızın çektiği, özendiğiniz aşklar varsa bunları da kendiniz yaşamış gibi anlatabilirsiniz. Kimse doğru olup olmadığını denetlemeyecektir, içiniz rahat olsun.

Feyza Hepçilingirler

Nasıl "Pop-Yazar" Olunur?, Türk Edebiyatı / Deneme Kitapları, Ocak 2013

Everest Yayınları

Alıntının yapıldığı sayfalar: 3, 4, 5.

Kapak tasarımı: Utku Lomlu

Kitabın içindeki çizimler: Oğuz Demir

Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.

kitap

11 Ocak 2013 Cuma

"İskender Pala'nın Efsane romanından bir bölüm..."


Günlerden birinde, iki bin nüfuslu Midilli, Oruç'un denize gemi indirdiği, bir barça edinip ticarete başladığı haberiyle çalkalandı. Ballandırarak anlatanlara göre yanında 8 levend çalışıyor, 24 forsa tayın yiyor, adına da artık "reis" deniyordu. En imrenilerek dillendirilen kısmı ise artık gemici dili biliyor olmasıydı. Çünkü delikanlılar arasında ada halkının en seçkinleri denizciler, denizcilerin en seçkinleri de gemici dilini bilenler idi.

Bir yıl bile geçmemişti, Oruç, babasına rağmen bu işte parmakla gösterilir bir reis oluverdi. Konuşulanlara bakılırsa barçalarının sayısını üçe çıkarmış ve yedi düvele hükmeden hükümdarımız Sultan bin Sultan Bayezid Han hazretlerinin -ömrü uzun olsun- ülkesi açıklarına sanki birer nakış diye serpiştirilmiş şu Akdeniz adalarını avucunun içi gibi öğrenmişti. Arada bir Midilli'ye geliyor, barçalarını limana kıçtankara edip çarşının taşlık yolundan reis gibi geçerek annesinin elini öpmeye varıyordu. Elbette öfkeli babasına hiç görünmeden; yahut öyle zannederek...

Onun eve geldiği günün akşamında diğer üç kardeş için bir şölen başlıyor, getirdiği hediyelerin sevincine anlatacağı hikâyelerin heyecanı karışıyor, hatta dolunayda gizlice kardeşlerini barçalarına götürüp gezdirdiği bile oluyordu.

Öyle gecelerden birinde, küçük kardeşini, kardeşlerden üçüncüsünü, Hızır'ı yanına aldı, gemisinin serdümen mahalline oturttu ve o güne kadar hiç dillendirmediği, babasının anlattıklarına hiç benzemeyen bir masal anlattı. Deniz tanrısı Poseidon'un oğlu Tesos'un hikâyesiydi bu. 26 yaşındayken babasına ait Egesos Denizi'ne hâkim oluyor ve Girit'i mekân tutup cengâverliğiyle bütün Akdeniz'i kuşatıyordu. Hızır, masalı dinlerken ağabeyinin de tam 26 yaşında olduğunu fark etti ve aslında adalarda, İskenderiye ve Suriye limanlarında dolaşırken sadece zeytin veya sabun, ahşap veya kayış ticareti yapmadığını, gittiği yerlerde kahramanlık hikâyeleri alıp sattığını hissetti. İçindeki kıpırtının o gece uykularını kaçıracağını bilemedi. Bütün gece Girit'te, o masalın içinde olmayı hayal edip durdu. Tabii ki masalın büyücüsü yenilmez Media'dan korkarak.

Hızır, ertesi sabahın ilk ışıklarında kendini Girit'e doğru bakarken buldu. Oruç ağası gözünde Tesos idi artık ve Akdeniz'in doğu kıyılarına uzanan dalgaları arasında sanki hızla akıp gidecek yıllarını görüyordu. Bir gün onun gemisinde bir reis olup bahçeliklerde, güvertelerde kendini puntellere dokunur, zincir bosalar, barbarişka düğümler atarken hayal etti. Efsaneler yaşatan Akdeniz'de kendi hikâyelerinin de anlatılacağı zamanları düşlemeye ilk o sabah başladı. O, Yenicevardarlı sipahi Yakup Ağa'nın Midilli'de doğan oğlu Hızır idi ve Akdeniz'de efsaneler alıp satmaya başlayınca rüzgâr ekenlere kadırgalarından fırtınalar gönderecek, zulümlere kılıcıyla son verecek ve bütün dünyada adını Reis diye andıracaktı, Barba Rossa Hızır Hayreddin Reis.

İskender Pala, Efsane - Bir "Barbaros" Romanı, Ocak 2013, Kapı Yayınları. (Sayfalar 3, 4, 5)

Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.

kitap

20 Eylül 2012 Perşembe

Juan Gabriel Vasquez - Düşen Şeylerin Gürültüsü


Juan Gabriel Vasquez - Düşen Şeylerin Gürültüsü


"Her şey bir anı; daha yeni yazdığım bu cümle bile çoktan bir anı oldu; sizin, sayın okur, daha yeni okuduğunuz şu sözcük da artık bir anı."

"Deneyim ya da deneyim diye adlandırdığımız şey, çektiğimiz acıların envanteri değil, başkalarının acılarına karşı öğrendiğimiz empatidir."

Vasquez, ona 2011 yılında İspanya'nın en prestijli edebiyat ödüllerinden; Alfaguara Ödülü'nü kazandıran bu etkileyici romanında hafızanın peşine düşüyor.

Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.

kitap