Uğur Mumcu Kitapları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Uğur Mumcu Kitapları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Ağustos 2014 Pazar

Alaturka Kapitalizm

Alaturka Kapitalizm, Uğur Mumcu tarafından yazılmıştır. http://kitapgalerisi.com'da %20 İndirim ve aynı gün kargoya teslim avantajıyla alabilirsiniz. | Umag Yayınları, Siyaset, 9789758084487, 308 Sayfa, Aralık/2010
Kitabın 220. ve 221. sayfalarından tanıtım amaçlı alıntı yapılmıştır.

PAMELA VE KAŞIKÇI...
Günümüzün en önemli konusu Dallas dizisinde "Pame-la" rolünde izlediğimiz Victoria Principal ile ünlü silah tüccarı Adnan Kaşıkçı arasındaki temiz aşk hikayesidir.
Suudi Arabistanlı bir doktorun oğlu olan Kaşıkçı, ticaret yaşamına Rolls-Royce ve Marconi adlı İngiliz şirketlerinin temsilcisi olarak atıldı. Babası saray doktoruydu; bu yüzden Kaşıkçı sırtını saray bürokrasisine dayayarak güçlenmeye başladı. Yemen iç savaşında silah ticareti yaparak palazlanan Kaşıkçı, -1964 yılında, son yıllarda ülkemizde de adını duyuran çokuluslu uçak yapım şirketi Lockheed'in temsilciliğini de aldı.
ABD eski başkanlarından Nixon'un, argo deyişi ile "ruh gibi adamı" olan Kaşıkçı, başkanlık seçimlerinde arkadaşı Nixon'a on iki milyon dolar kadar "mütevazi" bir yardımda bulundu...
Kaşıkçı üstadımız, yalnızca Lockheed ile yetinmedi, bir başka ünlü uçak şirketi olan Northrop şirketinin temsilciliğini de üstlendi...
Kaşıkçı'nın dünyanın her yerinde otelleri, bankaları ve sanayi tesisleri bulunmaktadır. Dillere destan özel uçağı ile dolaşan Kaşıkçı, günümüzün en zengin adamlarından biridir.
Pamela'nın yeni sevgilisi Kaşıkçı, işte öyle bir Kaşıkçı'dır ve bu sevimli film yıldızının Kaşıkçı'nın servetinin bir kısmını kaşıklamak niyetinde olduğu anlaşılmaktadır.
Eee, Pamela Türkiye'ye gelip "ödeme güçlüğü içinde bulunan bankerlerle" ilişki kuracak değil ki, elbette gidecek Kaşıkçı'yı ayarlayacaktır. Çünkü bilindiği gibi "çokuluslu aşk" çokuluslu şirketler kadar güçlüdür.
"Bu aşk hikayesi", gerçekten günceldir ve güncel olduğu için de önceki gün gazetelerin birinci sayfalarını süslemiştir. Çünkü silah tüccarları, kaçakçıları ile kurulan her ilişki günümüzün güncel konularını oluşturmaktadır,
Silah tüccarları, her zaman Pamela gibi "bîr içim su tazelerle" değil kart bürokratlarla da ilişki kurarlar! Bunlar, elbette cinsel ilişki değildir; duygusal ilişki de değildir. Ama yine de ilişkidir; parasal, siyasal ve de moda deyiş ile "ideolojik" ilişkidir!
En tehlikeli, en sinsi ve de dünya çapında en yaygın olan "illegal örgüt", çokuluslu uçak ve silah fabrikalan ve kaçakçılar ile ilişki kuranların oluşturduğu yeraltı ve yerüstü örgüttür.
Türkiye'de bunların uzantıları var mıdır? Vardır. Kim yoktur diyebilir?
Bu Adnan Kaşıkçı hazretleri, o dillere destan özel uzağı ile bir gün ansızın Esenboğa Havaalanı'na inmiş ve devrin bir numaralı yetkilisi ile konuşarak yurdumuzdan ayrılmıştı. Kaşıkçı, o bir numaralı yetkiliye, herhalde "Ben Pamela'ya göz koydum, bir diyeceğiniz var mı" demeye gelmemişti.
Ama niçin gelmişti; onu pek bilen ve araştıran yoktu. Türkiye'ye silah mı satacaktı? Uçak mı verecekti? Yoksa, bu resmi ilişkileri aşıp, bazı adamları ile yeni işlere mi girişecekti? Bunu, o yetkiliden başka bilen bir tek Tanrı kulu yoktur.
Kimdir Kaşıkçı'nın buradaki adamları?
"Lockheed-mockheed" falan, filan... Yok mudur burada uzantıları? Hadi bunları geçtik kaçakçılık dünyasının "babalar" olarak andığmız elebaşları ile ilişki kuran, onlarla lüks kulüplerde, restoranlarda, yazıhanelerde buluşan kamu görevlileri yok mudur acaba?
Canım, onlar Pamela mı ki, silah tüccarları ile kaçakçılarla böyle al takke ver külah ilişki kursunlar! Gizlidir bu ilişkiler, gizli... Kim görecek kim ağzını açıp söyleyecek? Nerede öyle babayiğit?
Ama son zamanlarda bazı "babalar" demişler ki, "Biz, şununla, şununla, şununla ilişki kurduk; rüşvet verdik; işlerimizi tıkır tıkır yürüttük..." Bazılan da diyor ki; "Bakın, babaların itirafları tamamlansın, ne analar ağlayacak.."
Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.

kitap

11 Haziran 2014 Çarşamba

Atam İzindeyiz

Atam İzindeyiz, Uğur Mumcu tarafından yazılmıştır. http://kitapgalerisi.com'da %20 İndirim ve aynı gün kargoya teslim avantajıyla alabilirsiniz. | Umag Yayınları, Siyaset, 9789758084432, 283 Sayfa, Ekim/2010
Kitabın 106. ve 107. sayfasından tanıtım amaçlı alıntı yapılmıştır.

BU KADARI OLMAZ!
Şu satırlar, "Doç, Dr. Kurt Karaca" takma adını kullanarak "Milliyetçi Türkiye" başlıklı bir kitap yayınlayan Prof. Dr. Fikret Eren'indir:
- Kollektivist sistem, kapitalist sistemin tam tersidir. Uygulamada Marksist-sosyalist temele oturan kollektivist sistem, üretim araçlarının özel mülkiyetini reddeder. Tarım toprakları, makina, fabrika ve binalar üzerinde devletin kollektif mülkiyetini tanır. Bu sistemde bütün üretim araçları devletin malıdır. (Milliyetçi Türkiye, 4. bas. s: 80)
Şimdi de 12 Mart döneminde beraatla sonuçlanan "Türkiye Öğretmenler Sendikası" davasının Yargıç Yüzbaşı Baki Tuğ tarafından hazırlanan iddianamesinin bir bölümünü okuyalım:
Marksist-sosyalist sistem, kapitalist sistemin tam tersidir. Uygulamada Marksist-sosyalist temele oturan kollektivist sistem, tarım topraklan makina, fabrika ve binalar üzerinde mülkiyet hakkını devlete tanır. Kısaca kollektivist sistem, üretim a-raçlarının özel mülkiyetini reddeder. Bunları devletleştirir. (Ankara Sıkıyönetim Savcılığı, sayı 971/32, esas: 971/133 s: 40)
Kitabın yukarıya aldığımız bölümü, "Kollektivist sistemde emek hür değildir" diye devam etmektedir. İddianamenin yukarıda okuduğunuz bölümü de böyle başlamaktadır.
- Marksist sosyalist sistemde emek hür değildir. "Milliyetçi Türkiye" kitabı, MHP'nin "Gayriresmi ideolojik"
yayınıdır. Kitabın ele aldığı görüşler, MHP'nin ideolojik görüşleridir. Ve askeri Savcı Baki Tuğ, bu kitabı kelime kelime iddianamesine almıştır. "Dipnotu koymuş mu" diyeceksiniz, Hayır koymamıştır.
Devam edelim mi? Önce kitaptan bir alıntı yapalım:
-  Kapitalist ekonomi sistemi, üretim araçlarının mülkiyet hakkını fertlere tanır ve serbest teşebbüs esasını kabul eder. (Milliyetçi Türkiye, s: 75)
İddianameye dönelim:
-  Liberal-kapitalist sistem, üretim araçlarının mülkiyet hakkını fertlere tanımakla, serbest teşebbüs esasını kabul etmektedir, (iddianame s:38)
Bir bölüm daha okuyalım, Kitap şöyle diyor:
-  Kapitalist sistem, teknik organizasyona önem verir, Yeni teknik buluşlar ve yeni makinalar aranır. Bu buluş sonunda arzu edilen sadece kâr olduğa için, işletmede daha az işçi çalıştırılması, binnetice işsizliğin artması üzerinde fazla durulmaz. (Milliyetçi Türkiye, S: 76)
Şimdi aynı bölümü iddianameden okuyalım:
-  Kapitalist sistem teknik organizasyona önem verir. Yeni teknik buluşlar ve imkanlar arar. Yeni teknik buluşlar ve imkanlar sonunda, işsiz kalacak işçilerin artması üzerinde durmaz. Çünkü onun için mühim olan azami kâr sağlamaktır. Kârdan başka birşey düşünmez. İşçi bu sistem için kâr vasıtasıdır. İşçinin insan oluşu ikinci plandadır. (İddianame S. 39)
Herhalde daha başka örnek vermek gerekmez. Baki Tuğ'un iddianamesinin önemli bölümleri; "Milliyetçi Türkiye" adlı kitabın kelime kelime aynısıdır.
Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.

kitap

28 Mayıs 2014 Çarşamba

Sistem

Sistem, Uğur Mumcu tarafından yazılmıştır. http://kitapgalerisi.com'da %20 İndirim ve aynı gün kargoya teslim avantajıyla alabilirsiniz. | Umag Yayınları, Siyaset, 9789758084425, 280 Sayfa, Aralık/2010
Kitabın 210. ve 211. sayfasından tanıtım amaçlı alıntı yapılmıştır.
"Bu hükümet düşsün, yerine hemen yeni bir MC hükümeti kurulsun!"
Ben, Demirel'in böyle düşündüğünü sanmıyorum. Demirel, daha başka hesaplar içindedir. "Nedir hesabı?" diyeceksiniz. Bence, şu: Erken seçim... Yeni MC'yi erken seçimden sonra kurmayı amaçlıyor. Belki yeni MC değil, bir AP-MHP ortaklığıdır istediği.
Peki,  erken   seçime,   parlamento   içinde   bütün   partiler "Evet" der mi? Bırakın öteki partileri, AP milletvekilleri erken seçim önerilerinden hoşlanırlar mı? Adam yıllarca uğraşmış, didinmiş, oluk gibi para akıtmış, sonunda milletvekili olmuş, şimdi kendi ayağı ile tıpış tıpış gîder mi?
Demirel kurt politikacıdır; bütün bunları, sizden bizden iyi düşünür. Peki, böyleyse erken seçime nasıl gidilecek?.
İşte konu bu: Sanıyorum ki şöyle bir yol izleyecek: Anayasamızın 108'inci maddesine göre, 18 ay içinde, Bakanlar Kurulu güvensizlik oyu ile iki kez düşürülür ve bu hükümetler yerine kurulacak yeni hükümette güvenoyu alamazsa, işte o zaman, Başbakan Cumhurbaşkanı'ndan seçimlerin yenilenmesini isteyebilir. Demirel hükümetinin güvensizlik oyu ile düşürülmesinden bu yana tam on dört ay geçti. İki ay sonra Anayasada yazılı bu süre doluyor.
Anayasa'nın söz konusu 108'inci maddesinin gerekçesine kısaca gözatalım:
-18 aylık bir süre içinde üç hükümet buhranı olduğu takdirde, Meclis'te bir hükümet ekseriyetinin bulunduğu hakkında şüpheler belirmiş demektir, 18 aylık süre içinde çıkan iki krizden sonra Başbakan olan şahsın, güvensizliğe maruz kalması halinde seçimlerin yenilenmesini isteyebilmesi, hükümete bir istikrar sağlayacaktır...
Demirel işte bunu planlıyor:
Önümüzdeki iki ay içinde Ecevit hükümeti güvensizlik oyu ile düşerse, erken seçim yolu açılıyor demektir. Partilerinden ayrılan üç CHP milletvekiline, üç-dört kişi eklenirse ya da bağımsız bakanlar arasından kopmalar olursa, Demirel güvensizlik önergesini dayayacakttr. Bu önerge sonunda Ecevit hükümeti düşürülürse, o zaman 18 ay içinde iki hükümet düşmüş olacaktır. Bundan sonra, Irmak hükümeti örneği kurulacak hükümet güvenoyu alamayacağı için, Anayasa'da yazılı süre ve koşul yerine gelecektir.
İşte o zaman, Sadi Irmak benzeri bir başbakan, Cumhurbaşkanına gidip "seçimleri yenileyin efendim" diyebilecektir. Oyun budur.
Demirdin "zamanla yarışı" bu nedenledir. Seçim gezisine çıkarcasına, alan alan, kent kent, ilçe ilçe dolaşmasının nedeni de budur. Erken seçime karşı olan AP milletvekilleri bu Anayasal inceliğin farkında mıdırlar onu pek kestiremiyorum. Fakat  ' Demirel'in oynadığı oyun, sanıyorum ki budur.
Önümüzdeki iki ay Demirel için çok önemlidir. MSP Genel Başkanı Erbakan bu oyunu sezdi, kendine göre savunma önlemleri alıyor. MHP ve AP Anayasa'nın bu maddesine tutunarak erken seçime ulaşmak amacındalar. Demirel de AP grubu içinde bir oylama yapmadan bu oldu bittiyi oluşturmak ve iki ay içinde erken seçimi gündeme getirmek istiyor.
Komünizme ve bölücülüğe karşı "fevkalade" uyanık olan AP milletvekilleri, bu oyunlara karşı da uyanık olsalar iyi ederler; yoksa milletvekilliği elden gidiyor! Hele il ve ilçe seçimlerini yitiren milletvekilleri için bu konu, komünizmden de bölücülükten de önemlidir. Değil midir?..
(Cumhuriyet, 27 Nisan 1979)
Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.

kitap

14 Mart 2014 Cuma

Milliyet A.Ş.

Milliyet A.Ş. Uğur Mumcu tarafından yazılmıştır. http://kitapgalerisi.com'da %20 İndirim ve aynı gün kargoya teslim avantajıyla alabilirsiniz. | Umag Yayınları, İnceleme Araştırma, 9789758084401, 213 Sayfa, Aralık/2011

Kitabın 128. ve 129. sayfasından tanıtım amaçlı alıntı yapılmıştır.

EYLEMLİ VE SİLAHLI
İçişleri Bakanı İrfan Özaydınlı'nın "eylemli silahlı sağa da,
eylemli silahlı sola da karşıyız" biçiminde konuşması, haklı ya da haksız bazı eleştirilere yol açmıştır.
Bugüne dek içişleri Bakanları, "eylemli silahlı sağ" ve "eylemli silahlı sol" yerine, "aşırı sağ" ve "aşırı sol" gibi soyut, kaypak ve ne anlama geldiği belli olmayan kavramlar kullanırlardı.
"Aşırı sağ" ve "aşırı sol" gibi kavramların siyasal içeriklerini saptamak olanaksızdır. Kimin ne kadar aşırı olduğu, kimin kimden aşırı sayıldığı, nesnel ölçülerle ortaya konulamaz. Düşüncelerin geometrik boyutları olmadığına göre, "aşırı sağ" ve "aşırı sol" gibi kavramların yerini, "eylemli silahlı sağ" ve "eylemli silahlı sol" gibi kavramların alması, bir ölçüde hukuksal ağırlık da taşımaktadır.
"Eylemli silahlı sağ-eylemli silahlı sol" tanımı bu ölçütü kullananlar için, en azından "biz düşünce suçu tanımıyoruz" anlamına gelmektedir. Bu da çağdaş ve demokratik bir tutumdur.
Düşüncenin ölçüsü, tartısı, sınırı, azı, çoğu, aşırısı, zararlısı, zararsızı, tatlısı, tuzlusu olmaz. Bir dönemde suç sayılan düşünce, bir başka dönemde geçerlik ve yasallık kazanır. "Aşırı sağa ve aşırı sola karşıyız" biçiminde özetlenen görüş yerine, "eylemli silahlı sağ ve eylemli silahlı sola karşıyız" biçiminde ortaya çıkan tavır, hiç olmazsa ölçüyü kesin sınırlarla belirlemektedir: Silahlı eylem...
Ceza Yasamızın 168 ve 169'uncu maddeleri, Anayasayı değiştirmeye yönelik silahlı örgüt oluşturanlar için ağır yaptırımlar öngörmektedir. "Eylemli silahlı sağ" ve "eylemli silahlı sol", hukuksal kaynağını Ceza Yasamızın bu maddelerinde bulmaktadır.
Yazımızın bu bölümüne bir noktalı virgül koyarak, değerli hukukçu Avukat Halit Çelenk'in "Yeni Ülke" adlı aylık dergide yayımlanan bir incelemesine kısaca göz atalım. Çelenk, bu incelemesinde bazı siyasal kavramların bazı savcı ve yargıçlarca nasıl tanımlandığını belgelere dayanarak ortaya sermektedir. Şu örneklere bakın:
Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi Savcılığınca hazırlanan 975/15 sayılı iddianamedeki "burjuva" tanımı aynen şöyle:
-  Küçültücü bir sıfat olarak antikomünist kişiler için söylenen söz...
Aynı iddianamedeki "emperyalizm" tanımı ise şöyle:
-   Kapitalist ülkelere karşı kullanılan yıkıcı bir propaganda sloganı..,
Yine aynı iddianameden "faşizm" kavramının nasıl değerlendirildiğini aktarıyoruz:
-  Dar anlamda kötüleme sloganıdır. Komünistler, Marksist-Leninist düzenin dışında kalan yönetim şekillerini faşistlikle ve faşist diktatörlükle suçlarlar. ..
Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı 2 No'lu Askeri Mahkemesinin 26.12.1972 gün ve 972/3-164 sayılı kararına göre "Anayasa sosyalizme açıktır" demek, "komünist taktiği", "Kurtuluş Savaşı", "Türkiye'de komünist düzenin kurulması için verilen savaş", "halk" ise "proletarya" demektir, Kavramlar bunlarla da bitmiyor.
Ankara Sıkıyönetim Askeri Mahkemesinin 4.9.1973 gün ve 973/21-41 sayılı kararında, "kooperatifleşmeyi önermek", aynen şöyle tanımlanmıştır:
-  Özel mülkiyeti ortadan kaldırmak...
"Gelir dağılımında değişiklik" istemek, Ankara Sıkıyönetim 3 nolu Askeri Mahkemesinin 17.10.1972 gün ve 1972/44 sayılı kararına göre ne demektir, bilir misiniz? Açıkça komünizm propagandası... Ya "faşizmi yerle bir edelim" demek?.. O da, "anayasal düzeni yerle bir edelim" demek anlamına gelirmiş...
İşte böyle bir ortamda, böyle bir ülkede, bir İçişleri Bakanı çıkıp "eylemli silahlı sağa ve eylemli silahlı sola karşıyız" derse, bunda eleştirilecek bir "antidemokratik" yön bulunabilir mi? Bulunamaz. Yeter ki hükümet "eylemli silahlı sağ"ın kaynağını, kökenini, amaç ve yöntemlerini yeterince belirlesin...
Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.

kitap

20 Ocak 2014 Pazartesi

Kontrgerilla Öğretileri

Kontrgerilla Öğretileri, Uğur Mumcu tarafından yazılmıştır. http://kitapgalerisi.com'da %20 İndirim ve aynı gün kargoya teslim avantajıyla alabilirsiniz. | Umag Yayınları, İnceleme Araştırma, 9789758084326, 199 Sayfa, Haziran/2008


Kitabın 120. ve 121. sayfasından tanıtım amaçlı alıntı yapılmıştır.
SIZMA...
AP seçim kazanma ümidini, sağ oyların toplanıp sol oyların parçalanmasında buluyor, hesaplarını bunun üzerine yapıyor.
Süleyman Demirel, iki aydır sağ oyları AP çatısı altında toplamak için çaba harcayıp duruyor. CHP ise, sol oyları toplamak için herhangi bir girişimde bulunmuyor. Üstelik parti üst kesiminde de "parti dışı sol" olarak adlandırdıkları çevrelere karşı oldukça yoğun tepkiler var.
CHP, çok partili düzenimizin çok "doğurgan" partilerinden biridir. Demokrat Parti, CHP içinden çıkmıştır. Yani Celal Bayar'ı, Adnan Menderes'i, Fuat Köprülüyü, Refik Koraltan'ı CHP doğurmuştur. CHP içinden üreyen Demokrat Parti, 27 Mayıs 1960 yılında ancak bir ihtilal ile alaşağı edilmiştir.
Siyasal hayatımızın en tutucu partilerinden biri olan CGP, yine CHP içinden kopan bir grupça kurulmuştur. CGP Genel Başkanı Turhan Feyzioğlu yıllarca, CHP'nin "ağır topu" olarak görev yapmış, partinin en üst kademelerinde yer almıştır.
Ya 12 Mart hükümetlerinin başbakanları kimlerdir? Bunlar da CHP'nin, "parti büyüğü" olarak tanıttığı Nihat Erim ve Ferit Melen değil miydi? Bu dönemde birçok CHP milletvekili ve senatörü, ortanın solu lideri Ecevit'i sırtından hançerlemek için sıraya girmemişler miydi? Kemal Satır, Ali İhsan Göğüş, Orhan Kabibay, Sezai Orkunt... Bunlar Ecevit'i ve CHP'yi en bunalımlı günlerde terk edip 12 Mart döneminden yana tavır almamışlar mıydı?
Cephe hükümetinin kaç bakanı eski CHP'lidir bilir misiniz? Sıralayalım mı? Turhan Feyzioğlu, Orhan Öztrak, Selahattin Kılıç, Gıyasettin Karaca ve geçenlerde bakanlıktan istifa eden Kemal Demir... TRT Yönetim Kurulunda, Şaban Karataş'ı destekleyen Demirel hükümeti temsilcisi kimdir bilir misiniz?
Yine eski CHP'li Sezai Orkunt... Cephe hükümetinin güvenoyu alacağı sırada, Hatay Milletvekili Sait Reşa ve Urfa Milletvekili Necati Aksoy, CHP'ye ihanet etmemişler miydi?
Bütün bu örnekler gösteriyor ki, CHP için tehlike, sağdadır. Çünkü CHP bir oluşum içindedir. CHP bundan sonraki gelişmesiyle ya ilerici toplumcu bir parti olacaktır, ya da düzenin kurumlarıyla barışacak, iktidar döneminde de düzenle bir ölçüde bütünleşecektir. Bu oluşum sürecinde, CHP için gerçek tehlike, bu bozuk düzenden yana olanların, şu ya da bu yolla partiye sızmalarıdır.
İşte, tehlikeli "sızma" budur. CHP içinden çıkıp, en tutucu partilerde yer alanlar görülmüştür. Yine CHP içinden çıkıp, Türkiye'nin gelmiş geçmiş en gerici hükümetlerinde sandalye kapanlara rastlanmıştır. Fakat CHP içinden çıkıp da TİP, SDP ve TSİP ya da TBP gibi sol partilere girene tanık olunmamıştır.
CHP'nin açık hava toplantılarında, bazı sorumsuz grup-çukların olumsuz gösterilerine tanık olunuyor diye, bu tür olayları abartarak sol ile bütün "diyaloğu" koparmak CHP için ne ölçüde yararlıdır, bilinmez, Bilinen şu ki, 1973 seçimlerinde dağlara taşlara "Umudumuz Ecevit" diye yazılar kazıyanlar, bugün, birçok aday adayı tarafından köy köy dolaşılıp suçlanan ilerici gençlerdir.
CHP büyük olasılıkla, 5 Haziran seçimlerinden sonra iktidara gelecektir. CHP iktidara geldiğinde, parti programında yer alan dönüşümleri gerçekleştirirken, parti içinde tıpkı Feyzioğlu, tıpkı Satır gibi tutucu direniş odaklarıyla karşılaşmayacağını kim söyleyebilir?
Korkarız ki, soldan gelen sızmaları önleyeceğiz diye bir başka sızmaya, kapılar ardına kadar açılacak ve bu kapıdan girip parti içinde köprü başı tutanlar, CHP'yi düzenle bütünleştirmek için "tarihsel görevlerini" yapacaklardır.
Tehlike solda değildir, sağdadır. Bunun yarasını taşıyor CHP. Bu sızmalara karşı da köklü ve kalıcı önlemler alıyor mu acaba?
Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.

kitap

15 Ocak 2014 Çarşamba

Devlet, Silah, Adalet


Devlet, Silah, Adalet
, Uğur Mumcu tarafından yazılmıştır. http://kitapgalerisi.com'da %20 İndirim ve aynı gün kargoya teslim avantajıyla alabilirsiniz. | Umag Yayınları, İnceleme Araştırma, 9789758084395, 216 Sayfa, Ekim/2008

Kitabın 70. ve 71. sayfasından tanıtım amaçlı alıntı yapılmıştır.
Başbakan Demirel, Anayasa Mahkemesince biçim yönünden iptal edilen Devlet Güvenlik Mahkemeleri Kuruluş Yasasının yeniden çıkarılacağını söylerken, bazı "hukuksal inciler" dizmekten de geri kalmamaktadır.
-  Silah çekenle tespih çeken bir olur mu?
Bu cümle, son günlerde çok kullanılıyor, Bunun Türkçesi şu: Sağcı ile solcu bir tutulur mu? Öyleyse ne yapalım? Devlet Güvenlik Mahkemesi Kuruluş Yasasını yeniden çıkaralım; sağcı düşünce ve örgütlenmeyi yasaklayan ceza yasasının 163. maddesini, bu mahkemelerin görev alanı dışında tutalım. Cümle kadar da güzel, tıpkı Yahya Kemal'in şiirleri gibi:
- Silah çekenle tespih çeken bir olur mu?. Olmaz, olmaz, hiç şüphesiz olmaz...
Neden olmaz? Şunun İçin olmaz: Silah çekmek, Türk Ceza Yasasının çeşitli maddeleri ile yasaklanmıştır. Yasa bu açıdan, silah çeken sağcı ile silah çeken solcuyu ayırt etmemiştir. Devrimci genç silah çektiği zaman hangi maddeden yargılanırsa, sağcı eylemci de aynı maddeden yargılanır. Bu açıdan "tespih" ile "silah" arasında, hukukça bir ilişki kurmanın olanağı yoktur.
Amaçları şu: "Laiklik ilkesine aykırı düşünce ve eylemleri yasaklayan Türk Ceza Yasasının 163. maddesiyle, solcu düşünce ve örgütlenmeyi yasaklayan aynı yasanın 141 ve 142. maddeleri bir tutulamaz. Çünkü solcu, rejim düşmanıdır/Devletin temeline dinamit koymaktadır. Sağcı ise, rejimi koruyordun Allahına bağlıdır. Öyleyse, 163, madde değiştirilmeli bu arada Devlet Güvenlik Mahkemelerinin görev alanı dışına çıkarılmalıdır". Düşüncelerinin kısa özeti bu...
Türk Ceza Yasasının 142. maddesi, solcu düşüncelerin "sınıf tahakkümü" kurma amacıyla açıklanmasını suç saymakta ve beş yıldan on yıla kadar uzanan hapis cezası öngörmektedir. 163. maddesi ise, devletin hukuksal ve siyasal temel düzenini, dinsel kurallara göre değiştirmek için propaganda yapanı, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırmaktadır. Yani düzenini değiştirmek isteyen solcu ise, cezası beş yıldan başlamaktadır, sağcı ise verilebilecek en ağır ceza beş yıldır. Açıkçası solcu düşünce için öngörülen cezanın "tavanına" eşittir.
- Silah çekenle tespih çeken bir olur mu?
Bırakınız, tespih çeken, silah çekeni, yasa apaçık ortada duruyor: Sağcı sanık korunuyor, solcu sanıklara ise en ağır cezalar veriliyor. Eşitsizlik sadece uygulamada değil, yasanın kökeninde yer almış...
- DGM kanunu yeniden çıkarılacak, komünizmin karşısında bütün Türk milliyetçilerinin yer aldığı bir daha görülecektir.
Demirel böyle konuşuyor...
Komünizmi, mahkemelerin kuruluş yasaları değil, ceza yasaları yasaklar, Devlet Güvenlik Mahkemeleri olmadan da, komünizmin propagandası yasaktı, Ceza Yasasının 141 ve 142'nci maddeleri, komünizmi yasaklamaktadır, Yasa bölücülükle ilgili ağır yaptırımlar da öngörmektedir. Bu maddelerin, çağdaş hukuk anlayışına, demokratik hukuk devleti ve Anayasa aykırılıkları bir başka tartışma konusudur. Şimdilik önemli olan, Devlet Güvenlik Mahkemesi olmadan da, bu gibi suçların kovuşturulacağını anlamaktır.
Konuya bu yaklaşımla bakarsak, bu mahkemelerin kuruluşu ile komünizmin yasaklanması arasında bir ilgi olmadığı anlaşılır. Demirel neden, devletin ağır ceza mahkemelerine güvenmiyor? Komünizmi yasaklayan ceza maddeleri ortadayken, niçin olağan mahkemeleri bir yana itip olağanüstü mahkemeler kurmaya çalışıyor?
Şimdilik iki amacı var. Bu amaçlardan biri seçim propagandasına dönük... DGM yasası üzerine çıkan tartışmalarda, kendisinin komünizme ne kadar karşı olduğunu, muhalefetin de, komünizmi koruduğunu kanıtlama olanağı bulacak. İkinci amaç da şu: Siyasal suçları, olağanüstü mahkemelerde yargılatmak... Sağcı düşünce ve örgütlenme suçlarını da, bu mahkemelerin görevi dışında tutarsa, hem dinsel sağın oylarını toplayacak, hem de devleti solcu düşünceye karşı örgütlendirmiş ve antidemokratik silahlarla donatmış olacak. Şimdilik olağan mahkemelerden kaçıp olağanüstü mahkemelere sığınarak bu amacın gerçekleşeceğini sanmaktadır.
Demirel yeniden iktidara gelirse ne olacak? Kendisine sorarsanız komünizmi önleyecek,, Bize sorarsanız, ailesi biraz daha zenginleşecek, teşvik tedbiri, vergi iadesi yoluyla, milyonlarına milyonlar katacak.
Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.

kitap

6 Ocak 2014 Pazartesi

Yolsuzluk, Şiddet, Bağımlılık

Yolsuzluk, Şiddet, Bağımlılık, Uğur Mumcu tarafından yazılmıştır. http://kitapgalerisi.com'da %20 İndirim ve aynı gün kargoya teslim avantajıyla alabilirsiniz. | Umag Yayınları, İnceleme Araştırma, 9789758084388, 232 Sayfa, Şubat/2012
Kitabın 92. ve 93. sayfasından tanıtım amaçlı alıntı yapılmıştır.

İŞİN ÖZÜ
Son günlerde gazetelerde yolsuzluk ve rüşvet olaylarını okumaktasınız. Mobilya yolsuzluğundan, Lockheed rüşvetlerine kadar uzanan karanlık çizgide, kurulu düzenin gerçek yüzü ortaya çıkmaktadır. İşte yıllar yılı, türlü gerekçeler altında savunulmak istenen düzen budur. Rüşvetiyle, yolsuzluğuyla, cinayetiyle, düzen, kendi sırlarını kamuoyuna dökmektedir, Bu bir bakıma kaçınılmaz sondur...
Biliyorsunuz, önce ClA'nın kirli çamaşırları Amerika'da ortaya döküldü. ClA'nın, bir siyasal cinayet şebekesi olduğu kısa sürede anlaşıldı. Sonra da uluslararası şirketlerin rüşvet ilişkileri birer birer kanıtlandı. Türkiye'ye yansıyan da budur şimdilik. Kim rüşvet almış? Kimden almış? Bütün bunlar, zaman içinde anlaşılacaktır. Temel sorun, işin özünü anlamaktaydı...
Bu işlerin bir "polisiye" yanı vardır. Kamuoyu da Öncelikle işin bu yönü ile ilgilenir. Olaylarla dedikodular iç içe girer. Dedikoduların toz bulutu altında sapla saman birbirine karışın
-  O da almış efendim... Öyle diyorlar... Geçenlerde duydum... diyerek başlayan "mış... mış... mış..." diye devam eden bazı dedikodularla, olaylar yörüngesinden de saptırılabilir.
İşin özü nedir? Birbirine olaylar zinciriyle bağlanmış bulunan siyasal gelişmeler içinde, yolsuzluğun da, rüşvetin de, bu düzenin kaçınılmaz yollan olduğunu akıldan hiç çıkarmamak gerekmektedir. Rüşvet, kapitalizm aracının çalışmasını sağlayan bir motoryağı gibidir. Rüşvet verilmezse, işler de yürümez. Yolsuzluk olmazsa, vergi kaçakçılığı yapılmazsa, bizim gibi kapitalizmi de azgelişmiş ülkelerde hiç kimse bol kazançlı ticaret de yapamaz kolay kolay.
Mobilya yolsuzluğu ortaya atıldığında, sağdan ve soldan eleştiriler geldi. Sağdan gelen eleştiriler, hemen hemen birbirlerinin aynısıydı. Azgelişmiş ülkemizin bu azgelişmiş sağcıları, hemen,
-  Son bağımsız Türk devletini komünistlere ezdirmeyeceğiz... diyerek, yolsuzlukları demagoji saldırısıyla unutturmak istiyorlardı.
Mobilya yolsuzluğunu ortaya atanların, Yahya Demirel ile Yahya Demirel'in amcası Süleyman Demirel ile kişisel düşmanlıkları yoktur. Amaç, düzenin nasıl çalıştığını somut örnekleriyle ortaya koymaktır. Bu amaç, olanaklar ölçüsünde, karınca kararınca.yerine getirilmeye çalışıldı.
Bu çabalara soldan gelen eleştiriler de ilginçti:
-   Siz, sorunu kişişelleştirerek küçümsüyorsunuz Mobilya yolsuzluğu bitse, her şey güllük gülistanlık mı olacak... gibi, "şematik" düşünce yöntemleriyle, yolsuzluk dosyalarını hafife alan bazı "keskin" solcular ise, bu tutumlarıyla okudukları kitapların, sadece tozlarını aldıklarını da anlatıyorlardı.
Neyse... Belgeleri de, belgelerin neleri kanıtladığını da, eleştirileri de hep birlikte gördük...
Rüşvet alınmışsa bunu alan, toplumun belirli kesimlerinde görev yapan bazı yetkililerdir. Yani, iş özünde sınıfsaldır ama, para alıp veren kişiler de toplumumuzda yaşayan kişilerdir.

Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.

kitap

2 Ocak 2014 Perşembe

Sağcı Düşünce

Sağcı Düşünce, Uğur Mumcu tarafından yazılmıştır. http://kitapgalerisi.com'da %20 İndirim ve aynı gün kargoya teslim avantajıyla alabilirsiniz. | Umag Yayınları, İnceleme Araştırma, 9789758084371, 243 Sayfa, Kasım/2008

Kitabın 132. ve 133. sayfasından tanıtım amaçlı alıntı yapılmıştır.
GÖZALTINDA MI TUTULUYORUZ?
Amerikan Temsilciler Meclisinin silah ambargosu konusunda almış bulunduğu son karar, Milliyetçi Cephe karargâhında sevinçle karşılandı. Türkiye'nin parasını peşin olarak ö-dediği silahların satımını, akıl almaz koşullara bağlayan Temsilciler Meclisi kararını, vicdanlarına ve ulusal onurlarına sindirmiş olanlar,
- Bu büyük bir başarıdır, diye meydanlarda kabadayılık gösterilerine bile girişmişlerdir.
Peşin parayla satın aldığımız silahları, Kıbrıs'ta meydana gelebilecek bir savaş için kullanamayacağız, ayrıca iki ayda bir Türk hükümetinin sözünü tutup tutmadığını anlayabilmek için, Başkan Ford, Kongre üyelerine bilgi verecekmiş,
Bununla da bitmiyor, gözaltı işlemi.,, Başkan Ford, Türkiye'de ekilen haşhaşın, Amerika'ya satılıp satılmadığını araştırarak, Kongre üyelerine bu konuda da bilgi verecekmiş bu koşullar yerine getirilirse, Türkiye parasını peşin olarak ödediği silahları teslim alacak, ancak bu silahlardan bir teki Kıbrıs'ta görünürse, ambargo aynı biçimde yeniden yürürlüğe sokulacak-mış.
Sözü uzatmadan, hemen Türk Ceza Yasasının 125. maddesini aktarayım sizlere, Bakın Ceza Yasası bu konuda ne diyor.
"Devlet topaklarının tamamını veya bir kısmını yabancı bir devletin hâkimiyeti altına koymaya veya devletin istiklalini tenkise veya birliği bozmaya veya devletin hâkimiyeti altında bulunan topraklardan bir kısmını devlet idaresinden ayırmaya matuf bir fiili işleyen kimse ölüm cezası ile cezalandırılır..."
Yasa maddesinde "veya" diye başlayan suç çeşitlerini tek tek inceleyiniz. Türkiye'yi yıllarca yönetmiş olanların eylemlerini bu satırın içinde göreceksiniz:
- Devletin topraklarının tamamını veya bir kısmını yabancı bir devletin hâkimiyeti altına sokmak., biçiminde tanımlanan suç, acaba içlerine hiçbir Türk asker ve sivil yöneticinin giremediği üsleri Amerikalıların emrine verirken işlenmedi mi?..
"Ortak savunma tesisi", "dünya barışı", "milli güvenlik" gibi bin bir türlü gerekçenin yaldızlarını şöyle bir kaldırırsanız, işte bu yalın gerçek çıkmaktadır ortaya. Kimin egemenliğine verilmişti bu vatan toprakları?,.
Gün geçtikçe Türkiye'nin Pentagon generallerince, hangi "stratejik" ve hangi "jeopolitik" açılardan değerlendirildiği, Türkiye'nin toprağı ve insanı ile nasıl harcanmaya hazırlandığı bir bir ortaya çıkmaktadır.
Demokrat Parti döneminde imzalanan ikili anlaşmalardan, yabancı uzmanlarca hazırlanan maden ve petrol yasalarına, buradan, son günlerde, Türkiye'ye silah satmak için tutulan ihtilalci eskilerine kadar uzanan bir çemberde, Türkiye'nin yakın geçmişini okumak anlamak ve yorumlamak mümkündür.

Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.

kitap

27 Aralık 2013 Cuma

Çağın Suçu

Çağın Suçu, Uğur Mumcu tarafından yazılmıştır. http://kitapgalerisi.com'da %20 İndirim ve aynı gün kargoya teslim avantajıyla alabilirsiniz. | Umag Yayınları, İnceleme Araştırma, 9789758084364, 261 Sayfa, Şubat/2009

Kitabın 110. ve 111. sayfasından tanıtım amaçlı alıntı yapılmıştır.

SENİ KRİPTO SENİ...
Çok partili düzenimizin anlı şanlı damadı, son günlerde yeniden devleti yönetmeye başladı. Önce devletimizin dostlarını sapladı, sonra da başbakan atadı. Metin Toker'e göre Türkiye'nin yakın dostları İran, Amerika ve Yunanistan olmalıdır. Ecevit de başbakanlık koltuğunu oturmalıdır.
Gitti Yunanistan'a Karamanlis ile konuştu. Ecevit ile Karamanlis'i bir yerde buluşturursa, dünya barışını da bir çırpıda kuruverecek üstat Kissinger'i kıskandıracak bu gidişle...
Geçen hafta "Milliyet" gazetesindeki köşesinde yine döktürdü; Türkiye'de herkes istediğini düşünebilirmiş... Bazıları en hayırlı yolun NATO'dan çıkıp Varşova Paktı'na girmek olduğunu düşünebilirmiş. İsteyen sadece NATO'dan çıkılıp Varşova Paktı'na gidilmesini doğru görmeyebilirmiş. NATO içinde kişilikli politika izlemek isteyenlerde bulunabilirmiş. Toker bunları özetledikten sonra:
-  Böylelerinin karşısında şapka çıkarılır, fikir nihayet fikirdir... diyor sonra da:
-  Kripto çevrelerinin, usulleri gereğince koro halinde yaydıkları bir akım dolaştırılıyor. Bu akımın esası, gene usulleri gereğince gerçeklerin değiştirilmesidir... yollu yorumlar yapıyor. Fikir karşısında şapka çıkarmaz. Kitap çıkarıp savcılara yol gösterir.
Üstadın huyudur: İşine gelmedi mi, bir "kripto" edebiyatı tutturur. "Kripto", kendini gizleyen komünist demektir. Toker "alaturka sağcılar" gibi belirli "klişeleri" kullanmamakta, "alafranga sağcılığa" yakışan sözcüklerle konuşmaktadır. Sağcılığın dört başı mamur bir "Alafranga" türüdür Metin Toker...
Bakın ne diyor:
-  Türk Ordusu bugünkü çağdaş düşünme düzeyine de Türk-Amerikan ortak eğitim sistemiyle gelmiştir. Bunlar tarihe yazılmıştır. Hangi kriptonun kudreti bunu değiştirmeye yeter?
Biz de sormak isteriz:
-  Acaba hangi Amerikalı, Amerika'yı bu kadar yürekten övebilir?
Soruyu soralım; yine de Toker'in yazdıklarına göz atalım:
-  Bu grup, yardımın nasıl başlatıldığı ve neden başlatıldığı konularında akıl almaz cambazlıklardan da çekinmemektedir. Sanki Türkiye üzerindeki 1945 kâbusu, akşam yatılmadan fazla yemek yenmiş olmasının sonucudur. Sanki Sovyetler Birliği uzun bir harp devrini takiben 1946'da Türkiye'ye resmen nota verip Boğazlarda "ortak savunma" istememiştir. Sanki o soğuk harp devresinde Sovyetler Birliği Dışişleri Bakanı Molotof, Türkiye Büyükelçisi Sarper'e resmen, Ankara'da Varşova veya Bükreş'teki hükümetler tipi, "Rusya'ya dost" bir hükümet istediklerini söylememiştir. Sanki Amerika, tabii bizim daima hayranlık uyandıracak bir çalışmamız sonunda cevap vermemiştir. Türkiye'ye bir Rus silahlı müdahalesi halinde kendi silahlı kuvvetlerini kullanacağını açıkça bildirmemiştir. Bunlar hep tarihe yazılmıştır.
Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.

kitap

18 Aralık 2013 Çarşamba

Ouisling Cephesi

Ouisling Cephesi, Uğur Mumcu tarafından yazılmıştır. http://kitapgalerisi.com'da %20 İndirim ve aynı gün kargoya teslim avantajıyla alabilirsiniz. | Umag Yayınları, İnceleme Araştırma, 9789758084357, 273 Sayfa, Mayıs/2009



Kitabın 162. ve 163. sayfasından tanıtım amaçlı alıntı yapılmıştır.


MAMAK CEZAEVİ...
Mamak Cezaevi, Ankara'da Hüseyingazi eteklerine kurulmuş on-on beş yıl önce. Gerçek adı "28. Tümen Ceza ve Tutukevi." Cezaevi tek kat üzerine yapılmış. Dışarıdan görünüşü çok sevimli. Cezaevinin önünde ikiye ayrılmış bir bahçe bulunuyor. Bahçenin içinde voleybol sahası, bir küçük havuz, bir de çardak var. Çardağın yanında bir de güvercin kulübesi. Siyasal tutuklularla beyaz güvercinler, aynı bahçede birbirlerine bakıyor. El çırpınca güvercinler kaçıyor. Bazen de takla alıyorlar kanat çırparak.
Cezaevi, dokuz tutuklu koğuşundan oluşuyor. Bu koğuşlardan ikisi, ikişer kişilik hücreler için ayrılmış. Bunlar "arka hücre" ve "ön hücre" olarak adlandırılıyor. Bir koğuş bahçeye bakıyor. Buna "Dış-b" deniliyor. Bu koğuşun önünde yeşil mazılar ve bir de küçük şeftali ağacı var. İç koğuşlardan dördü bir karanlık koridora sıralanmış. Bunların pencereleri cezaevi "avlusuna" bakıyor. Bu koğuşlardan sadece bir tanesinde yüz-numara var. Yüznumaraya gidebilmek için, bulunduğun koğuşun kapısı açılır ve yeniden kilitlenir. Yüznumaradan çıkınca, kapılar yeniden açılır ve yeniden kilitlenir. Gece yüznumaraya gidecekseniz önce gardiyanı, uyandırmanız gerekir. Gardiyan uyanırsa gelip kapıyı açar. Uyanmazsa yüznumaraya gidemezsiniz.
Öteki iki koğuş, cezaevinin arka tarafındadır. Pencereler tavana yakındır. Rutubetlidir bu koğuşlar. Üstelik de havasızdır. Buralarda birkaç ay yatanların beti benzi solar. Bu yüzden, "Dış-B" koğuşuna aktarılmayı "yarı tahliye" sayar tutuklular. Sevinirler dış koğuşa gelince.
Bir de cezaevinin arka bölümünde "tecrit" hücreleri var. Bunlardan biri iki, diğeri dört kişilik Bu hücrelere getirilenler sabah akşam dövülür. Yüznumaraya gitme hakkı günde üç kez olarak sınırlanır. Erat mutfağı bu hücrelerin bitişiğindedir. Dayak yanında günde üç öğün de küfür yersiniz burada. Gelen geçen küfreder. Ananıza, avradınıza küfür edilir durmadan.
Cezaevinin dört köşesinde nöbetçi kuleleri bulunur. Bu kulelerin küçük balkonlarında birer sterili nöbetçi dolaşır. Kulelerin alt katında da iri yarı kurt köpekleri beslenir. Geceleri kesik kesik havlar bunlar. Ulurlar bir de...
Bahçeye çıktığınızda, cezaevini çeviren tankları ve tutuklulara çevrilmiş topları görürsünüz. Askeri araçlar üzerinde eli tetikte bekler nöbetçiler Bir gün nöbetçi erin eli tetiği fazlaca sıkmış olacak ki, bahçede dolaşırken top ateşi ile karşılaştık. Allah'tan kimseye rastlamadı top mermileri, Kazayı ucuz atlattık hep birlikte.
Cezaevi içinde askeri disiplin sağlanmıştır. Karavanaları tutuklular taşır. Koğuştan mutfağa gider ve karavanayı taşırsınız. Eğer nöbetçi erin hoşuna gitmemişseniz yolda sövgü yağmuruna uğrarsınız. En hafifinden:
- Yürü lan. Önüne baksana. Patlatırım ha...
Prof. Mümtaz Soysal'la, Uğur Alacakaptan'la, Emil Galip Sandalcıyla, Muzaffer Erdost'la, Mükerrem Erdoğan'la, Sedat Özkol'la kaç kez gidip gelmişizdir böyle.

Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.

kitap

9 Aralık 2013 Pazartesi

Katiller Demokrasisi Hırsızlar Düzeni

Katiller Demokrasisi Hırsızlar Düzeni, Uğur Mumcu tarafından yazılmıştır. http://kitapgalerisi.com'da %20 İndirim ve aynı gün kargoya teslim avantajıyla alabilirsiniz. | Umag Yayınları, İnceleme Araştırma, 9789758084319, 329 Sayfa, Nisan/2006

 
Kitabın 160. ve 161. sayfasından tanıtım amaçlı alıntı yapılmıştır.

YASSIADA'DA YAHYA HAN FORMÜLÜ...

Bundan on yıl önce, şimdi "masal saati"nin okunduğu saatlerde bütün Türkiye radyoları, Yassıada duruşmalarını yayım-'ardı. Gazi Osman Paşa Marşı ile başlayan yayın tok sesli bir spikerin açıklamaları ile devam eder ve Yüksek Adalet Divanı Başkanı Salim Başol, sanıkların "bağlı olmayarak getirildiklerini" bildirerek duruşmaya başlardı. 1950-60 devrinin dehşetengiz politikacıları, Başol'un karşısında küçüldükçe küçülürler, "Hatırlamıyorum Reis Beyfendi", "Keşke bizi uyarsalardı", "Ben cahil bir adamım, bu işieri ne bilirim" diyerek suçlarına özür ararlardı. Yassıada duruşmaları, memleketi on yıl yönetmiş olan kadronun zavallılığını, korkaklığını, köksüzlüğünü ispat etmiş, demokrasi adına yola çıkmış siyasetçilerin, hangi çıkarları temsil ettiklerini ortaya koymuştur. Bu bakımdan Yassıada duruşmaları uydurma demokrasinin ibret tablolarından biri olmuştur.
Yassıada duruşmaları sonunda, bir devrin siyasetçileri; Anayasayı şiddet yolu ile değiştirdikleri için çeşitli cezalara çarptırıldılar. Başbakan ve iki bakan bu gerekçe ile asıldılar. Suç: Anayasayı şiddet yolu ile değiştirmek! Ceza: Ölüm!... Demek ki, Anayasa ihlali dediğimiz suç, gerçekten son derece önemli. Umulurdu ki, 27 Mayıs ihtilalinden sonra gelen iktidarlar, Yassıada kararları karşısında son derece dikkatli olacaklar ve Anayasayı ihlalden kaçınacaklar. Yüksek Adalet Divanının kararında "... Türk Anayasasını tebdil, tağyir ve ilga etmek is-ter yukarıdan, ister aşağıdan gelsin, bazı fiil ve tasarruflarla, mevcut Anayasanın fiilen tatbik edilmez hale getirilmesi, onun ana prensiplerinin kısmen veya tamamen ortadan kaldırılması, mevcut hukuki rejim yanında ona ana çizgileri ve karakterleri bakımından zıt bir rejim yaratılmasıdır Demek oluyor ki sistemli ve kasıtlı olarak Anayasadaki prensiplerin fiilen ortadan kaldırılması, yani fiilen Anayasadışı bir rejimin yaratılması bahis konusu ise, bu taktirde !46'na maddedeki suç işlenmiş olur.,. Devlet reisinin veya teşrih meclislerin selahiyetlerini genişletmeye ve daraltmaya, ' bu kuvvetlerden birini ortadan kaldırmaya, veyahut icra kuvveti ile kaza kuvveti arasındaki münasebetleri tebdile matuf hareketlerdir ki devletin Anayasasını, tağyir ve tebdil şeklinde mütalaa edilebilir..." denilmektedir.
Bir başbakan ve iki bakan bu hukuksal gerekçelerle asıldılar. Devletin kuvvetlerini, Anayasayı uygulamama yolunda kullanmak, Anayasada yetki alanları çizilmiş devlet kuvvetlerinin işleyiş koşullarını değiştirmek, bazı kurullara olağanüstü devlet yetkilen vermek, Anayasayı ihlal suçunu gerekçeleri olarak sıralanmaktadır. Gerçekten, Anayasa ve Ceza Hukuku açısından durum gerekçelerde açıklandığı gibidir.
Anayasayı ihlal suçu, bir hukuk aritmetiği ile ispatlanacak suçlardan değildir. Anayasayı ihlal suçlarının, hukuksal nedenleri dışında hukukdışı nedenleri vardır. Adalet Partisinin dayandığı sosyal temeller, bu Anayasanın uygulanmasını değil, uygulanmamasını gerektirir. Adalet Partisi de bu amaçla iktidara gelmiştir. Temsil ettiği çıkarlar gereği, Anayasanın ilkeleri tek tek çiğnenecektir. Adalet Partisinden, Atatürkçü, laik, Anayasaya bağlı olmasını beklemek Türk toplumunun gerçeklerine aykırıdır. Anayasa işçilere grev hakkı mı tanımıştı; Adalet Partisi bunu kısıtlamak için her yola başvuracaktır. Anayasa sınırsız düşünce özgürlüğünü mü getirmişti; Adalet Partisi cümle savcı ve polislerini seferber edecektir. Anayasa, insanca yaşama düzeyinden mı söz ediyordu; Adalet Partisi bütün uyanışları önlemek için, hurdalaşmış hukuk kuralları ile hücuma geçecektir, öğretmeni, aydını, gençliği sindirmeye ve korkutmaya çalışacaktır. 
Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.

kitap