Alev Alatlı Everest Yayınları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Alev Alatlı Everest Yayınları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Ağustos 2014 Perşembe

Viva La Muerte Yaşasın Ölüm

Viva La Muerte Yaşasın Ölüm, Alev Alatlı tarafından yazılmıştır. http://kitapgalerisi.com'da %30 İndirim ve aynı gün kargoya teslim avantajıyla alabilirsiniz. | Everest Yayınları, Roman, 9789752893023, 628 Sayfa, Nisan/2013
Kitabın 288. ve 289. sayfalarından  tanıtım amaçlı alıntı yapılmıştır.

Şimdi, bize bak. Bizde zaten bu endüstrilerin hepsi devletin elindedir ve en özel sektör yanlısı hükümet bile tersini yapamaz, yapamadı. Adnan Menderes bile, 1950'de amme hizmeti görenlerle temel sanayiler hariç, diğer KİT'leri özel teşebbüse devredeceğini söyledi ama yapmadı. Yapamadı bir tarafa, yenilerini de kurdu.
Şimdi bugün bakıyorsun, Margaret Thatcher, 'Devletin sahipliği ile halkın sahipliği aynı şey değildir. Bugün artık İngiliz devlet teşebbüslerinin ne müşterilerine, ne çalışanlarına ne de vergi mükelleflerine iyi hizmet vermedikleri kanıtlanmış durumdadır' diyor, İşçi Partisi lideri de onaylıyor. 1983'te bir manifesto yayınladılar, seçim kazanırlarsa, kamulaştırılan kuruluşları, eski sahiplerine satın aldıkları fiyattan geri vereceklerini söylediler ki, bu inanılmaz bir aşamaydı. Sovyetler çözülüyor. Doğu Avrupa gitti gidecek; bir sosyal devrim yaşanıyor. 'Halk kapitalizmi', efendim, 'halkçı pazar ekonomisi', 'endüstriyel demokrasi' gibi kavramlar ortaya atılıyor. Bunlar eninde sonunda, kapitalizmin kişinin becerisini ödüllendirmekten doğan üstünlüğü ile hakça bölüşüm ilkesini gözeten bir sistemde bütünleştirilecek. Yeni bir sentez ortaya çıkartılacak. Emekle kazancın doğru orantıda artması m sağlayan bir sistem kurulacak. Geçen yüzyıldan bu yana ilk kcz? sosyalistler, özel teşebbüsün daha verimli olduğunu kabullenirlerken, piyasa ekonomisi yanlıları mülkiyetin halka yayılmasının daha da verimli olacağı konusunda birleşiyorlar!
Hal buyken, sizin tüzüğünüzdeki gibi, 'SHP, KİT'leri hızlı ve belirli yapıda bir sanayileşmenin gerçekleşmesi için en güçlü araç görmektedir' türünden bir çıkış, sizi köhne yargıları savunan bir cmüze bekçisi' yapar! Kadının, Thatcher'ın, çok haklı olduğu bir sözü var, diyor ki, 'Bir şeyin sahibi devlet ise, o şey kimseye ait değildir, demektir. Kimseye ait olmayan bir şey de, kimsenin umurunda değildir!"'
"Doğru söylemiş."
"Tabii, doğru. Gorby boşuna ortaya çıkmadı. Demin, 'obskürantizm' derken, anlatmaya çalıştığım bu. Bugün Türkiye'de kimse ekonomik verimlilik açısından KİT'leri savunamaz. Bu böyle olduğu halde, SHP en statükocu haliyle böyle bir politika güdebiliyorsa, bu KIT rezaletinin üstünü örtmekten başka işi varamaz. Örter de ne olur? İşte Sümerbank olur. Biliyor musun, bugün Sümerbank'ın kaç tane iştiraki olduğu bile bilinmiyor? Vallahi, kayıt yok! İnanabiliyor musun? Mesela, şimdi, sen kalksan desen ki, 'Efendim, bunlara Kamu İktisadi Teşebbüsleri deniyor ama, uygulamada mal sahipliği kamunun değil, bu kuruluşları yöneten bürokratlarındır' desen, yalan mı söylemiş olursun? Ben PTT değil, Posta Terör Teşkilatı' desem, yalan mı? Bir tüketici olarak, özel sektör üzerindeki etki ve denetimimiz, sözde sahibi olduğumuz devlet tekelleri  üzerindeki  denetimimizden  daha  fazla!  Yalan   mı? Bazen ne düşünüyorum biliyor musun, daha doğrusu, Sümerbank ilk kurulurken, kuruluş yasasında, kendisine bağlı fabrika ve işletmeleri sınırlı sorumlu şirketlere dönüştürmekle yükümlendirildiğini düşündüğüm zaman tabii, sadece Sümerbank'ın değil, Etibank, Ziraat Bankası, Denizbank'ın da bunun bir türlü yapılmamış olmasının bu kuruluşları kendilerine otlak yapan devlet memurlarından olduğunu düşünüyorum. Dünyanın hiçbir yerinde, devlet memurları imparatorluklarının küçülmesine razı olmuyorlar. Düşünsene, bir KİT umum müdürünün saltanatı kimde var?"
"Niye ANAP'lılar söylemiyor?"
"ANAP'lı dediğin kim? Sizinkilerden farkı yok ki! Ama, neden Deniz söylemiyor? Onu düşünmek lazım."
'Olur mu, gülüm, KİT'lere ters düşmek, devletçiliğe ters düşmek olur. Atatürk inkılaplarına ters düşmek, altı oka ters
düşmek olur."
"Diyorum ya işte, statükoculuk bu." "Ne statükoculuğu, bağnazlık bu."
Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.

kitap

12 Mart 2014 Çarşamba

Dünya Nöbeti

Dünya Nöbeti, Alev Alatlı tarafından yazılmıştır. http://kitapgalerisi.com'da %30 İndirim ve aynı gün kargoya teslim avantajıyla alabilirsiniz. | Everest Yayınları, Roman, 9789752892019, 505 Sayfa, Mart/2013

Kitabın 240. ve 241. sayfalarından  tanıtım amaçlı alıntı yapılmıştır.

"Konuşurken hiçbir jest yapmadı. Yüzünün her zaman kapalı kalan ifadesi hiç değişmedi. Yumruğunu masalara vurmadı. Nutkunun en hararetli yerlerinde zaman zaman parlayarak dinleyicilere alkışlama kumandası verir gibi tertiplere müracaat etmedi. Marks'ın, Lenin'in cümlelerini aynı monoton ifadesiyle fakat ezberden ve tam sadakatle nakletti. Her haliyle, kararlarında ve inandıklarında münakaşa kabul etmez mutaassıp bir mümindi. Kasketini başına geçirip masadan ayrılırken de galiba biraz gülümsedi.

"Dinleyiciler, onu herhalde biraz anladılar. Zaten görünüşe göre bunlar onun dilini anlayan adamlardı. Stalin'in de yaldızlı tiyatrolar yerine kaba saba binaları seçmesi de herhalde sebepsiz değildi. Nutku bitince dinleyenler onu alkışladılar. Hatta bunların bir kısmı da ayağa kalkarak alkışladılar. Fakat bu alkışlarda mübalağalı bir taşkınlık yoktu."

Aydemir, "Kafkasya'dandı. Rusça'dan başka yabancı dil bilmiyordu. Dış memleketlerde bazı kısa seyahatları olmakla beraber, hiçbir yabancı memleketi esaslı tanımıyordu" dediği Stalin'i klasik aydınlar dediği diğer liderlerinden daha gerçekçi bulmuştu, "Orjonikidze, Mikoyan, Kaganoviç, Karahan, Yenodkidze, Serkis ve sonra Teosyan ve Bcriya gibi arkadaşları da hep kendi gibi Kafkasyalılardı. Gürcü ve Ermeni'ydiler. Bunlar da Stalin gibi halkın kalabalığından gelmişlerdi. Ne yabancı memleketleri ne de yabancı dilleri biliyorlardı. Kendi sosyal kavnaklarından yani sokaktan gelen fakat bütün iç teşkilatı ellerinde tutan, tabiat, lisan ve formasyonları kendilerinkine benzeyen Rus veya yerli unsurlarla bağdaşıyorlardı. Bunların kaderi de, Rus inkılâbının kaderine bağlıydı. Öyle denebilir ki, Rusya ve Sovyet hükümeti bunlar için her şeyin başında geliyordu. Bunlar için dava, artık Rusya'nın inşasıydı. İhtilâl olmuş bitmişti. Şimdi tesviye edilecek zeminin üzerinde hemen yeni nizamın kurulması lazımdı. Yabancı mümessillerle yabancı diller konuşarak, Marksizme ait sonu gelmez teorik münakaşalar yapmaktan ziyade, ihtilâlden sonra kendilerini çarlığın tasfiyesi ve teşkilat gibi meselelere, üretimin tanzimi, parti disiplini, inşa işleri gibi çetin davalara vermişlerdi.

Artı değerin denetlenebilmesi için tarım ortaklaştırılıyor. Köylüler zoraki ortaklıklara, harmanlarını yakarak, sürülerini itlaf ederek direnmeye çalışıyorlar. 1928-1929'da Rusya, yakın tarihin en büyük iradi yıkımına sahne olurken korkunç bir kıtlık baş gösteriyor. Aleksî'nin babasının rekolteyi artıracağını umduğu her yola başvurması biraz da bu görülmedik kıtlık yüzünden. 1929 Ocak'ında şimdi artık Leningrad olan St. Petcrsburg'daki Tarım Kongresi'nden sonra yarovizatsiya tekniğini ittiren büyük bir kampanya başlatıyor. '30'da Pravda'da öncü bilim adamı olduğuna dair o yazı çıkınca, Lîsenko'nun basının gücünü fark ettiğini, Sovyet toplumunda ilerlemenin yolunun akademik olmayan dergilerde yazarak meşhur olmaktan geçtiğini anladığını söylüyorlar. Köylü geçmişi, ve asla kanıtlanmadığı gibi, tekrarlanamayan mucizevi buluşları sayesinde pek kısa bir sürede proleter bilim adamı hüviyetine bürünüyor.
Lîsenko'nun buluşları gerçekten de kanıtlanamıyor çünkü matematik ve istatistiğin kaypak bilimler olduğunu ileri sürerek, deneylerinin sonuçlarını ölçmekte kullanılmalarına izin vermiyor.
Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.

kitap

20 Ocak 2014 Pazartesi

Aydın Despotizmi

Aydın Despotizmi, Alev Alatlı tarafından yazılmıştır. http://kitapgalerisi.com'da %30 İndirim ve aynı gün kargoya teslim avantajıyla alabilirsiniz. | Everest Yayınları, Araştırma İnceleme, 9786051416083, 67 Sayfa, Mart/2013

Kitabın 34. ve 35. sayfalarından tanıtım amaçlı alıntı yapılmıştır.

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
UTANMAZLIK NOTLARI YA DA
YALÇIN KÜÇÜK'ÜN KALEMİNDEN
GECE DERSLERİ
Yalçın Küçük, s. 75

"Gece Dersi yazıcısının 12 Eylül öncesi ya da en azından 'yağmurlu bir sonbahar sabahı' tarih noktasına kadar, bir sol örgüt içinde olduğu anlaşılıyor. Bir sol örgüte girmiş, 'halkımızın kız evlâtlarına yön vermek' istemiş, sol örgütte bir yıldız olmayı düşlemiş, yön vermek istediği kız evlâtlarının, kendisi göründüğü zaman 'yorganlarının altında titreyerek' Tanrılarına yalvarmalarını beklemiş, çünkü yön vermek istediklerinin kafalarına 'kanlı kızıl bir mermerle küt diye' vuracakmış, olmamış."
Latife Tekin'in bir sol örgüt içinde olduğu nasıl anlaşılıyor?
Sol örgütün içinde olan Gülfidan'dır. Gülfidan'ın Latife Tekin olduğu iddiası da Yaşar Kemal'in İnce Mehmet olduğu iddiası kadar geçerlidir.
Gece Dersleri, s. 10
"Islak ve tenha caddelerdeki otobüs duraklarında halkımızın kız evlâtlarına yön vermek maksadıyla bir yıldız gibi parlayıp yeniden gökyüzüne ağacaktım. Gelenler kim olduğumu yorganlarının altında titreyerek Tanrılarına soracaklardı. Saygı dolu gizli buluşmaların heyecanıyla ruhları çırpınacak, çırpınacak ve ben kanlı kızıl bir mermerle küt diye karalarına vuracaktım. Ne çok hayat beyaz sedef tırnaklı ayaklarımın altından akacaktı."
Gülfidan sol örgütte bir yıldız olmayı düşlermiş dîye bir şey yok, halkına yıldız olmak diye bir şey var; Tanrılarına "yalvaracak" kimseler yok, "soracak" kimseler var.
Yalçın Küçük, s. 75
"Bunun yerine kendisine pankart çıtası çakma görevi verilmiş, yürüyüşlerde sloganları başlatma sorumluluğunu üstlenmiş, süzgeç yöntemiyle polis atlatmış... 'Faşizme geçit yok' türü sözleri küçük kâğıtlara yazıp, kalabalık caddelere saçmış, teknik sözcüğüyle pulculuk yapmış, bunları yaparken yaşamının 'tangırdana yuvarlana tangırdana yuvarlana göçüp' gittiğini anlamış; bırakmış. Toplam beş sayfada iki paragraf ve beş sözcükle tatsız bir alayla bunu anlatıyor."
Gece Dersleri, s. 11
"Gözlerimin çelik ayna olduğu, günlerimin beyaz kuşların gagaları gibi güzel kırmızıya çaldığı, kör sabahta kalktığım, gözlerim kan çanaklarda, pankart çıtası çaktığım, slogan sorumluluğu yaptığım, süzgeç yöntemiyle polis atlattığım, ebruli bulutlara pul savurduğum, ay solunca uykulara daldığım, o gece evlerinin dış yüzünde dolandığım hayatım tangırdana yuvarlana, tangırdana yuvarlana göçüp giderken, ben ardından nemli gözlerle baktım ve üçüncü kez aynı eski yüzlü koltuğa hış diye yığıldım."

Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.

kitap

5 Aralık 2013 Perşembe

Rüya

Rüya, Alev Alatlı tarafından yazılmıştır. http://kitapgalerisi.com'da %30 İndirim ve aynı gün kargoya teslim avantajıyla alabilirsiniz. | Everest Yayınları, Roman, 9789752893627, 454 Sayfa, Mart/2013

Kitabın 168. ve 169.sayfalarından  tanıtım amaçlı alıntı yapılmıştır.


SCHRÖDINGER'İN DENKLEMİ

İki metre çapındaki yuvarlak masanın etrafında başlarında haleleri olduğu halde oturanların göreceli itibarlarına göre sıralanmış olmaları mümkün olmamalıydı, buna karşın Kara Kalpaklı Adam'ın neşrettiği çekim en tarafsız gözlemcinin bile bigâne kalamayacağı kadar güçlüydü.
"Çünkü gözleri!.."
İster madde, ister ışık, olay ufkunun içinde yer alan hiçbir şeyin çekiminden kaçamayacağı kara gözleri. Geçmiş asırların çökmüş güneşlerinin, Amaterasu-omikami'nin, Cengiz'in, Mete'nin terekesi, nihai sonuçları. Bildik zaman-uzay ilişkilerinin, bildik fizik kanunlarının burada geçerli olmadığını söyleyen gözleri. Bu gözlerin çekimi altında fiziki olasılıklar sonsuz değerler kazanabilir, bu gözlere dalındığında her şey ama her şey mümkün olabilirdi. Kuantum tünelleriyle yepyeni dünyalara geçmek de dahil.
Abus değildi. Sesinde sertlik ya da hamaset yoktu. Cüssesi Turnacıbaşı ya da Kürşat Urallar'ınkinden daha büyük, giysileri daha albenili ya da daha özgün değildi. Ama bir cümlesi olan, cümlesine sahip çıkan kalpağı vardı. İmre Kadızade, bu kalpakta karı, boranı, Anadolu'yu, namusu ve haysiyeti okudu. Apaçık bir gönderme olduğunu bildi.
"Kimlere?" diye fısıldadı içinden. "Kimlere olacak, Eril Ruhlara!" diye kendi kendisini cevapladı, "Gelmiş geçmiş tüm yiğitlerine Mağdurlar'm!"
Zihni kanatlandı, o tanıdık sancı geldi, kasıklarına oturdu.
2
Kadızade'nin altın gözleri Kara Kalpaklı Adam'ın elmas gözlerini buldu, "Gördüğün gibi, yatağına girdim de çıktım bile." Kara Kalpaklı Adam, kadının bakışlarını kucakladı, "Ben de oradaydım! Unuttun mu yoksa? Havayı kokla bak, dumanımız hâlâ üzerimizde."
3
Konuştuğunda, "Geçmiş olsun. Kötü bir kâbustu," diyordu. Kadızadc, "Sizinki kadar kötü olmasın," diye fısıldadı, "Sizinkinin yanında benimki hiçbir şey değil." TÜNEL'in tayflarından kurtulmak için silkindi, sesinin duygularını yansıtmayacağından emin olana kadar bekledi,
"Ne ki, ateş düştüğü yeri yakıyor," diye gülümsemeye çalıştı, "Ne yazık ki, yeniden yaşadım."

Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.

kitap