Kitabın 152. ve 153. sayfalarından tanıtım amaçlı alıntı yapılmıştır.
Antalya sahillerinden Kıbrıs görünür denilirse de "inanmayın." Arif hiç görmedi çünkü. Görünseydi, o mutlaka görürdü. Bir buçuk ayından fazlasını geçirdi ömrünün orada. Bu da takvimin söylediğiydi. Santim santim yürüdü kumsalları. Torosla-r'ın tepelerinden baktı.
"Ah, Naciyem, ah gözelim Naciyem, ne ettin de etmedin ba-na? Öleydin mezarın başında ağlardım, sarınır yatardım yastığım diye taşına. Güller dikerdim şakağına saçlarının. Direğe ampul takardım korkmayasın diye karanlıktan. Geceleri başında otururdum, yasin okurdum sana sıkılmayasın diye yanlızlıktan. Çocukları da getirirdim her daim. Gösterirdim büyüdüklerini sana. Esbablarını beğendin mi diye gösterirdim. Aldıkları kızları, herifleri gösterirdim. Defterlerini, kalemlerini gösterirdim. Şimdi ne edecen bir başına? Kim bakar, kim toplar seni? Kim ısıtır ayaklarını? Kim getirir yemeğini? Kim alır kunduralarını? Ah, pamuk götlü, sarı tüylü Naciyem. Ganin yanar da yaşlarını saklarsın. Zaman olur anam olur okşarsın, zaman olur paralarımı saklarsın. Kim unacak sırtını şimdi? Kime kaçacan şimşek çaktığında! Ne ettin de etmedin bana?"
"Her gün ağlar mı bu adam böyle zırıl zırıl?"
"Her gün," dedi şef garson, otelin sahibine.
"Müşteriler rahatsız oluyorlar artık."
"Biliyorum da, acıyorum adamcağıza. Bir derdi var besbelli."
"Karı-kız işi mi?"
"Sanmam. Efendiden bir adama benziyor. Daha bu sabah elli sterlin bozdurdu. Niye ağlasın karı kız uğruna?"
"Şikâyet ediyor müşteriler. Burası bir aile otelidir. Çoluğu çocuğu var milletin. Rezalet çıkarmadan göndersek iyi olacak."
"Sen bilirsin patron ama iyi adamdır. Kimseye zararı yok. Parası pulu da yerinde."
"Müşteriler şikâyet ediyor," dedi otel sahibi yeniden, ama kararsız.
"Belki de Rumlar kardeşini, babasını filan öldürmüşlerdir."
Karı-kız davası belki de, işte bunu anlamazdı otel sahibi.
"Ne yapalım be Osman? Ölüm Allah'ın emri. Erkek adam böyle ağlar mı ölünün arkasından? Ne kadar oldu bize geleli?"
"İki haftayı geçti."
"Yetmiş de artmış bile. Bir çaresini bul gönder."
"Ne deyim adama? Allah vurmuş bir de ben mi vurayım?"
"Rezervasyon de. Yerinizi bir başkası için ayırmıştık de. Bul bir başka otel, gönder. Bizim Ahmet'in oteline gönder."
"Peki," dedi şef garson. Çaresiz.
Bir otelden ötekine aktarıla aktarıia dolandı Arif. Acısı içinde doğal karşıladı. Odaların kalitesinin giderek düştüğünü fark etmedi bile. Sonunda güngörmüş bir pansiyoncu hatırlattı zamanı.
"Biz üç güne kadar kapatıyoruz Arif Efendi," dedi, "Mevsim
bitti."
"Kış mı geldi, öyle mi?"
"Gelmediyse de eli kulağında. Leylekler çoktan gitti."
Arif gökyüzünde leylek aradı, bulamadı. Üşüdü birden.
"Serinlemiş ortalık!"
"Senin gözün şişeden başka bir şey görmüyor be oğlum! Bana söz düşmez ama, efendi bir adama benziyorsun. Bu meretin azı karar çoğu zarar. Ne derdin var bilmem ama, nerede duyulmuş içkinin dert hallettiği? Sıkar da sonunda limon gibi atar adamı. Gideni geri getirmez ki!"
"Gideni getirmez!" doğruladı Arif, "gitti mi getirmez, bak bu doğrudur guzıım."
"Gitmediyse bilemem," şakaya sıvandı pansiyoncu.
"Yok gitti, gitti herhal," dedi Arif.
"Sen benimle kafanı buluyorsun galiba! Adam kardeşinin
ölüp ölmediğini bilmez mi?"
"Kardeşim ölmüş mü ki? Hangi kardeşim, kim söyledi?" telaşlandı.
"Fe supanallah! Ne bileyim kardeşin mi ölmüş, kimin ölmüş!
"Ah, Naciyem, ah gözelim Naciyem, ne ettin de etmedin ba-na? Öleydin mezarın başında ağlardım, sarınır yatardım yastığım diye taşına. Güller dikerdim şakağına saçlarının. Direğe ampul takardım korkmayasın diye karanlıktan. Geceleri başında otururdum, yasin okurdum sana sıkılmayasın diye yanlızlıktan. Çocukları da getirirdim her daim. Gösterirdim büyüdüklerini sana. Esbablarını beğendin mi diye gösterirdim. Aldıkları kızları, herifleri gösterirdim. Defterlerini, kalemlerini gösterirdim. Şimdi ne edecen bir başına? Kim bakar, kim toplar seni? Kim ısıtır ayaklarını? Kim getirir yemeğini? Kim alır kunduralarını? Ah, pamuk götlü, sarı tüylü Naciyem. Ganin yanar da yaşlarını saklarsın. Zaman olur anam olur okşarsın, zaman olur paralarımı saklarsın. Kim unacak sırtını şimdi? Kime kaçacan şimşek çaktığında! Ne ettin de etmedin bana?"
"Her gün ağlar mı bu adam böyle zırıl zırıl?"
"Her gün," dedi şef garson, otelin sahibine.
"Müşteriler rahatsız oluyorlar artık."
"Biliyorum da, acıyorum adamcağıza. Bir derdi var besbelli."
"Karı-kız işi mi?"
"Sanmam. Efendiden bir adama benziyor. Daha bu sabah elli sterlin bozdurdu. Niye ağlasın karı kız uğruna?"
"Şikâyet ediyor müşteriler. Burası bir aile otelidir. Çoluğu çocuğu var milletin. Rezalet çıkarmadan göndersek iyi olacak."
"Sen bilirsin patron ama iyi adamdır. Kimseye zararı yok. Parası pulu da yerinde."
"Müşteriler şikâyet ediyor," dedi otel sahibi yeniden, ama kararsız.
"Belki de Rumlar kardeşini, babasını filan öldürmüşlerdir."
Karı-kız davası belki de, işte bunu anlamazdı otel sahibi.
"Ne yapalım be Osman? Ölüm Allah'ın emri. Erkek adam böyle ağlar mı ölünün arkasından? Ne kadar oldu bize geleli?"
"İki haftayı geçti."
"Yetmiş de artmış bile. Bir çaresini bul gönder."
"Ne deyim adama? Allah vurmuş bir de ben mi vurayım?"
"Rezervasyon de. Yerinizi bir başkası için ayırmıştık de. Bul bir başka otel, gönder. Bizim Ahmet'in oteline gönder."
"Peki," dedi şef garson. Çaresiz.
Bir otelden ötekine aktarıla aktarıia dolandı Arif. Acısı içinde doğal karşıladı. Odaların kalitesinin giderek düştüğünü fark etmedi bile. Sonunda güngörmüş bir pansiyoncu hatırlattı zamanı.
"Biz üç güne kadar kapatıyoruz Arif Efendi," dedi, "Mevsim
bitti."
"Kış mı geldi, öyle mi?"
"Gelmediyse de eli kulağında. Leylekler çoktan gitti."
Arif gökyüzünde leylek aradı, bulamadı. Üşüdü birden.
"Serinlemiş ortalık!"
"Senin gözün şişeden başka bir şey görmüyor be oğlum! Bana söz düşmez ama, efendi bir adama benziyorsun. Bu meretin azı karar çoğu zarar. Ne derdin var bilmem ama, nerede duyulmuş içkinin dert hallettiği? Sıkar da sonunda limon gibi atar adamı. Gideni geri getirmez ki!"
"Gideni getirmez!" doğruladı Arif, "gitti mi getirmez, bak bu doğrudur guzıım."
"Gitmediyse bilemem," şakaya sıvandı pansiyoncu.
"Yok gitti, gitti herhal," dedi Arif.
"Sen benimle kafanı buluyorsun galiba! Adam kardeşinin
ölüp ölmediğini bilmez mi?"
"Kardeşim ölmüş mü ki? Hangi kardeşim, kim söyledi?" telaşlandı.
"Fe supanallah! Ne bileyim kardeşin mi ölmüş, kimin ölmüş!
kitap






