Feyza Hepçilingirler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Feyza Hepçilingirler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Nisan 2014 Perşembe

Bu Dağların Karı Erimez

Bu Dağların Karı Erimez, Feyza Hepçilingirler tarafından yazılmıştır. http://kitapgalerisi.com'da % 30 İndirim ve aynı gün kargoya teslim avantajıyla alabilirsiniz. | Everest Yayınları, Deneme, 9786051417219, 408 Sayfa, Nisan/2014
Kitabın 222. ve 223. sayfalarından tanıtım amaçlı alıntı yapılmıştır.

Son on yıllarda sanatın bunca değer kaybetmesinin sorumluluğu elbette tek başına Demirel'in değil. Onun yanında, hatta önünde, suçlanması gereken daha pek çok kişi ve kurum var 1980'den sonra sanata sahip çıkılmamaktan çok daha kötü bir şey yapıldı. Sanat kavramının içi boşaltıldı. Sanat, bir çeşit tanrı mesleğiyken, yaratma, var etme demekken "eğlendiricilik" anlamına gelmeye başladı. Kim daha iyi coşturur, daha iyi eğlendirir, ötekilerden daha fazla kalça ve meme sallarsa daha büyük sanatçı oldu. Bu işte siyasiler kadar büyük bir paya sahip olan da "medya"!
T.C.nin, Osmanlı'nın devamı olduğunu, bir çeşit yeniçeri ayaklanması ile kanıtlayan polis, cop kullanmasını ve adam dövmesini yasaklayan İstanbul Emniyet müdürü Abanoz'u sevmemiş ve şaşkınlık içinde soruyor: "Peki ben sosyal patlamamı nerede yapacağım, stresimi nerede atacağım?" Dövmek ne demek, istediğini sorgusuz sualsiz vurup öldüren, bundan dolayı (hemen hemen) hiçbir soruşturmaya, kovuşturmaya uğramayan ve öldürmeyi bir hak gibi benimseyen polis bile "televoleci medya" diye, basını suçladı sonunda.
"Dar Alanda Kısa Paslaşmalar" filminin ilk gösteriminde yaşanan olay, "sokak çocuğu" deyip sokakta bıraktığımız; hatta yaşadığı sokağı bile ona dar edip köpek gibi tekmelediğimiz tinerci, balici çocuklar gerçeğinin dehşetini gösterdiği kadar bir başka gerçeği daha gösteriyordu: Basının, artık kendisinden iyice nefret ettirdiğini. Bir filmin ilk gösterimine çağrılacak kadar sanatla ilgili, belki çoğu sanatçı olan, koskoca bir sinema salonu dolusu kişi: "Basın dışarı!" diye tempo tutuyorsa basının ne yapmakta olduğunu düşünmesi gerekiyor. Başbakanıyla, bakanıyla, milletvekiliyle, polisiyle bir güven yitimine uğrayan devlet, aydınları, gerçek sanatçıları benimsemiyor, onları başı ezilecek bir karşı cephe olarak görüyor. Medya da bilinçli ya da bilinçsiz, aydınlara ve sanatçılara itibar kaybettirmek için elinden geleni yapıyor.Bunun son örneklerinden biri (medya sayesinde) herkesin gözü Önünde yaşandı:
Her yeri, her ortamı, ne kadar da sevildiğinin, nasıl da vazgeçilemez olduğunun kanıtlanma alanı haline getirmekte tartışılmaz üstünlüğe sahip Hülya Avşar, peşinde bir medya ordusuyla geliyor. Mekân, bir film galasının yapıldığı sinema salonu değil, az sonra sahnesine çıkıp engin Türk Sanat Müziği becerisini göstereceği bir gazino değil, bir dizi film seti değil; resim sergisi. Başka bir deyişle Hülya Avşar'ın bulaşmadığı belki de tek alan, resim, söz konusu ama o ne? Hülya Avşar yine başrolde? Resimler hakkında, yeni sergi salonu hakkında, Fahrünnisa Zeid'in tablolarını da koleksiyonuna katmış olan Erol Aksoy Vakfı hakkında bilgi almaya geldiğini sandığımız, umduğumuz haberciler, bunların hiçbiriyle ilgili değiller; onlar yalnız ve yalnız Hülya Avşar'la ilgililer. Hülya Avşar da pişkin mi pişkin. "Ben resimden ne anlarım? Bakın burada pek çok ressam var. Gidin onlarla konuşun" demiyor; doyulmaz güzellikte bir Fahrünnisa Zeid tablosu önünde poz verip bu tabloyu sarı-kırmızı bir Galatasaray posteri gibi gören habercilere çanak tutuyor; öyle görmelerini ve göstermelerini kolaylaştırıyor. Olaydan sonra medyanın takındığı tavır, daha da ilginç. Bir sergi açılışının, televole gösterisine dönüştürülmesine tepki duyan, yıllarını resme vermiş ve dünyaca tanınan ressam, Hülya Avşar'ın şımarık saldırganlığı karşısında (Erol Aksoy tarafından bile) yalnız bırakılıyor; hatta bu saldırganlık karşısında resim sanatını savunması, "Hülya Avşar sayesinde medyatik olma" çabası diye sunuluyor.
Medya, dibe vurdu artık. İnilecek, düşülecek, daha alt düzey kalmadı. Bu dibe vurmanın da kendi karşıtını yaratması gerek. Bu yolda umutlandıracak kimi gelişmeler de yok değil. Kimi kanallarda, herkesin uyuduğu saatlerde bile olsa gerçek sanatçılar konuk edilmeye başlandı.
Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.

kitap

20 Mart 2014 Perşembe

Öykünmece

Öykünmece, Feyza Hepçilingirler tarafından yazılmıştır. http://kitapgalerisi.com'da % 30 İndirim ve aynı gün kargoya teslim avantajıyla alabilirsiniz. |  Everest Yayınları, Öykü, 9786051417127, 159 Sayfa, Mart/2014
Kitabın 102. ve 103. sayfalarından tanıtım amaçlı alıntı yapılmıştır.


"Kulaklarını tıka. Bana inan! İyi bir şeyler oluyor." dedi köprüye. Oysa tünel işini çoktan bitirmiş yatmaya gidiyordu. Sarı kanatlı bir ırmaktan üstüne dünler sıçradığını fark etmemişti.
Bunu anlayınca padişah babasına çıkıp kırlangıçları şikâyet etti. Kendisine çok hoş bir sürpriz hazırlanmakta olduğunu bile anlamayacak kadar cesurdu. Ona düşen tek şey, yaprakların dökülmesini beklemekti.
Öğleden sonra merdivenin dibine kadar yuvarlandığında aklına geldi. Artık bu tenden kurtulabilirdi. Yılanın elbise değiştirmesi gibi soyundu derisinden, yeni bir kuyruk edindi. Kadınlık kokusu sürülüp güneşe bırakılmış kafaların iki üç boy küçüldüğünü elbette biliyordu; çünkü bu, kurumuş kafa elde etmenin en bilinen yoluydu.
Kolbaşının kır atı şahlanmıyor, her zamanki gibi hapşırıyor-
du yine. Aygaz müziğine bu yüzden aldırmadı. Düpedüz şemsiye tutuyordu ve Teşvikiye sırtlarına bulutlar indirmeyi sürdürmekte kararlıydı. Unutulmaz "Gece ve Buğu" şiirinde Charles Rimbaud böyle diyordu. Kurtların dişlerinin yalancılıklarına ya da yaratıcılıklarına göre parladıklarını anlamıştı; ama çok parlamanın çok yaratıcılığı, az parlamanın az yaratıcılığı gösterip göstermediğinden emin değildi. Belki de çok ışık, yeterli derecede uyuduklarını gösteriyordu. Daha fazla sarkmasın diye lordun yüzüne, daha sonra çene adı verilecek bir düğüm atması gerektiğini bu sırada kavradı.
Marketin dar sokağına açılan garda toplanmış bekleşen deniz kaplumbağalarının kırmızı bir gölde kaybolan namuslarının - aslında kendilerinin değil, oğlan kardeşlerinin namusuydu; ama onlar için fark etmiyordu - peşinde olduklarını anlaması uzun sürmedi, "iyiyim." demeyip yalnızca teşekkür edeceklerini anladığı için hatırlarını sormadı. Birkaçı sorulmamış hatırları toplayıp giderken ötekiler kapıyı kırıp iskeleye girme kararı aldı. Ne de olsa günlerden ekimdi ve fabrikanın bu akşam da geç açılacağı önceden bildirilmişti.
"Şu anda sayfayı bağlıyoruz. Rica etsek eşinizin ağzından bir açıklama yapar mıydınız?" diyen sayfa sekreterine, "Eşim bu konuda şöyle der," dedi. "Geçmişin izinde ilerleyen..." Açıklamasını tamamlamadı; çünkü o sırada izin kaçmakta olduğunu fark etmişti. Arkasından yetişip ona kuyruk sokumu meselesini hatırlatmayı görev bildi.
Delikanlının biri, elinde bir kalburla geçiyordu; göz göre göre ellerini çaldılar çocuğun. Bunun üzerine yas ilan edildi. Yağmura hazırlıksız yakalandığı için yüzünün derisi çekmeye başlamıştı. Ateşe tutulmuş bir yaprak gibi buruştu, sertleşti. Alttan gelen taze yüz, göz çukurlarının birinden fışkırırken eski yüz kara bir böcek kabuğu gibi döküldü.
Kocalarının başına bir şey geldiğinde kendi kadersizlİkleri-ne ağlayan kadınlar, meydanda toplanmış ağlıyorlardı, içlerinden birinin kocasını, şehrin bulvarlarına şehriye düştüğü günden beri tanıyordu. O gün de böyle, işlek bir zulüm dökülmekteydi asfalta, bu yüzden her yer kaygandı. Zenci olmaktansa şişman, kısa boylu, kel bir beyaz olmayı isteyip istemediğini sormuştu şişman, kısa boylu, kel bir beyaz olan adama.
Eğilmeden dizlerini kaşıyacak kadar uzun kolları olan başka bir adam, ustasına öğretmek için ezberlediği sözü oracıkta söyleyiverdi: "Üstüne vazife olmayan işi öğrenme! O iş, vazifen olur
sonra."
Büyük bir gerçek kırıldığı içindeydi prenses; buna rağmen az kullanılmış bir jeton bulma umudunu hiç yitirmediğine göre sarayın bahçesine dönebilirdi.
Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.

kitap

28 Şubat 2014 Cuma

Eski Bir Balerin

Eski Bir Balerin, Feyza Hepçilingirler  tarafından yazılmıştır.http://kitapgalerisi.com'da % 30 İndirim ve aynı gün kargoya teslim avantajıyla alabilirsiniz. |  Everest Yayınları, Öykü, 9786051417042, 103 Sayfa, Şubat/2014


Kitabın 64. ve 65. sayfalarından tanıtım amaçlı alıntı yapılmıştır.
Nasıl da kötü bakıyordu Şerafettin; İhsan uzman olursa onun yerini kapacaktı sanki. Sınav boyunca düşmanca kuşkularla süzdü durdu İhsan'ı. "Bunu bilemeyeceksin. Bak işte... Bunu bilemeyeceksin." diyen bilenmiş bakışlarıyla hep o zor zamanı bekledi. Bir ara tökezler gibi olduğunda - hangi soruydu? Böbrek transplantasyonuna en uygun olan böbrek greftini sormuşlardı galiba - küçülmüş iblis gözlerini yakalayıverdi Şerafettin'in. Doç. Dr. Şerafettin Dikensiz, ucunu yakaladığı keyfi çekiştirip görmeyi beklediği düşüşe ulaşmak için, kendini bir hayli kaydırmıştı koltuğun üstünde. Zıpkınlaşan bakışlarını İhsan'ın yüzünde pervasızca dolandırıyordu. Ama dilediği olmadı; sendeledi ve doğruldu İhsan, düşmeden doğruldu. Onunla birlikte Şero domuzu da doğruldu koltuğun üstünde, yeni bir bekleyişin eşiğinde oturmaya koyuldu. Yaşlı profesörün yüreklendirici baş sallayışları olmasa, Şero'nun gerdiği iplerin tuzağına takılmak işten bile değildi.
Çabuk topladı kendini İhsan. Bir daha Şerafettin'e, düşeceğine ilişkin zevkli bekleyişler yaşatmadan bitirdi sınavı. Hani beş altı soruyla biterdi bu iş? Belki yirmi soru sormuşlardı ihsan'a, belki de fazla. Şerafettin'in soru içinden soru çıkarmalarını da sayarsa elliyi bile bulurdu sorular.
Sözlü sınavdan sonra verilen uzunca arada, hiçbir kötü ola-sılık gelmedi aklına İhsan'ın. Bedeninde ve kafasında duyduğu doyumsuz gevşemenin tadıyla rahattı. Arkadaşları bir sigara tutuşturdular ağzına, hemen bir çay getirdiler.
Sorulan ve verdiği yanıtları özetledi kısaca; uzmanlık sürecini tamamlamaya çalışan arkadaşlarının bakışlarından derlediği beğeniyi ödül diye sundu kendisine. Sonra kalkıp karısına telefon etti. Sınavın iyi geçtiğini, nefrolog profesörün kendisini kutlayarak salondan çıkardığını anlattı. "Şimdi ameliyathaneyi hazırlıyorlar." dedi. "Bir saat kadar sonra gireceğim ameliyata." Bunları söylerken içinde kanat çırptığını duyduğu bir ürkü kuşunu, "Biliyorsun ameliyattan korkum yok." sözleriyle kovmaya çalıştı. "Biliyorum." dedi karısı güç veren bir fısıltıyla. "Tabii biliyorum. Bu iş bitti sayılır."
Telefonu kapattığında ürkü kuşunu bıraktığı yerde yakaladı. Kanatlarını kısmış, kuyruğunu büzmüş, sinmişti bulunduğu yere; uçup gitmemişti.
Arkadaşlarına döndü. Onları bekleyen bir korkuyu azaltmak ister gibi, "Ameliyatta korkacak bir şey yok." dedi. "O kadar çok yaptım ki son iki yıl boyunca, gözlerim kapalı girebilirim böbreğe." Kuş, biraz daha büzüldü.
Karısı, şimdi babasını arayıp sınavın iyi geçtiğini ve İhsan'ın çok sevinçli olduğunu muştuluyordur.

Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.

kitap

16 Eylül 2013 Pazartesi

Ekinin Harman Olduğu Yer

Ekinin Harman Olduğu Yer


Ekinin Harman Olduğu Yer, Feyza Hepçilingirler tarafından yazılmıştır. http://kitapgalerisi.com'da %30 İndirim ve aynı gün kargoya teslim avantajıyla alabilirsiniz. | Everest Yayınları, Deneme, 379 Sayfa, 97860514716731, Eylül / 2013


Kitapgalerisi.com Takipçilerine özel kitabın ilk üç sayfasından, tanıtım amaçlı ALINTI yapılmıştır.


1 Temmuz 2011, Cuma
ABD'yi sevmem. Lise yıllarımdan bu yana ABD karşıtı olmuşumdur. Ancak Amerikalılarla bir alıp veremediğim yok. Şu anda bulunduğum bölgede Hollywood romantik komedilerinde gördüğümüz sarışın, uzun boylu, mavi gözlü Amerikalı da pek yok. ABD bu bölgeyi (Kaliforniya) Meksika ile savaşarak ele geçirmiş. Nasıl olmuşsa bir değerbilirlik göstermiş, yer adlarını değiştirmemiş. Bu bölgede Los Angeles'tan San Francisco'ya kadar yer adlarının çoğu İspanyolca: San Luis Obispo, Atascadero, Santa Margarita, Paso Robles... Kızılderililere karşı öyle bir değerbilirlik göstermemiş ama. Korunmuş Kızılderili adları da varmış; ama tek tük.
Neredeyse iki aydır buradayım. İlk torunumun doğumunda bulunmak, sonrasında da ilk aylarda bebeğe ve annesine yardımcı olmak için geldim. Gezmeye, çevreyi görmeye ayıracak zamanı pek bulamadım. Bugün başka bir kasabaya, dünürlerimizin yaşadığı Lake Isabella'ya gidiyoruz. Okyanustan uzaklaştıkça doğa sararıyor; daha içerlerde çöl denebilecek kadar çorak bir doğa görecekmişız. Şimdilik yeşil. Badem ağaçlarından oluşan korular var sağda solda; ama en çok bağ gördük. Bu bölge şarabıyla çok ünlü. Göz alabildiğine uzanan bağlar, daha çok, şaraplık üzüm bağlan olmalı. Ama ne kadar bakımlılar. Düzgün sıralar halinde dikilen asmalar, aralarından geçen tellerle askıya alınmış; altlan koyu bir gölge.
John Steinbeck buralıymış. Steinbeck'in memleketi, Atascadero ile San Francisco'nun arasında bulunan Salinas. Oralara kadar git-meyecekmişiz; ama az önce geçtiğimiz Bakersfield kasabası, Gazap Üzümleri romanında anlatılan ailenin gelip durduğu portakal ağaçlı bölgenin ta kendisiymiş. Daha sonra da yol üstü dinlenme tesisinin bulunduğu bir benzin istasyonundan geçtik. James Dean'in 1955'te öldüğü yerde yapılan bir tesis bu. Bunca yıl sonra bile James Dean'in anısı canlı tutuluyor. Onun fotoğraflarına, Marilyn Monreo'nunki-ler de eklenince gün yirmi dört saat, dolup dolup boşalan bir yer olmuş burası.

5 Temmuz Salı
Dûn ABD'nin kurtuluş günüydü; ama bizim bulunduğumuz kasabada havai fişek gösterileri cumartesi gecesi yapıldı. Önceki yıllarda çeşitli yerlerden atıldığında tehlikeli olduğu gözlendiği için gölün üzerindeki bir adacıktan atıldı havai fişekler. Kasabaya adını veren Lake İsabella, 19501i yıllarda insan eliyle yapılmış, çok büyük bir göl. Çevresinde hep küçük küçük kasabalar. Gölde balık tutuluyor, su sporları yapılıyor, yüzülüyor. Amerikalının yüzmek için gireceği deniz yok. Pasifik Okyanusu, adının söylediği kadar "pasif" değil. Yazın en civcivli zamanında bile okyanusa girmek yürek ister. Zaten okyanus kıyısına gittiğinizde serinlemek ne, üşüyorsunuz, suya girmek aklınıza bile gelmiyor. Yüzme isteğini göl-lerde, akarsularda gideriyor Amerikalı. Göllere çok iyi bakıyorlar. Her kasabanın yakınında, her an ulaşılabilecek birkaç tane gol var.

Tatil günlerinde göl kıyıları piknik alanı oluyor. Lake İsabella'yı besleyen ırmakta her çeşit su sporu yapılıyor; ama su kimi yerde o kadar şiddetli akıyor ki ölümlere yol açabiliyor. Bugünkü yerel gazetede üç günlük tatil süresinde üç kişinin öldüğü, bir kişinin de kaybolduğu haberi vardı.

8 Temmuz Cuma
Ayşegül Doğan: "... oğluma bebekliğinden beri kitap okurum, anadilini düzgün öğrenmenin, kelimelerini seçerek cümle kurmanın ve de konuşmanın öneminden sürekli bahsederim." diyen bir anne. İlk kez, birinci sınıfa giden yedi yaşındaki oğlunun ağzından duyduğu, deyim olup olmadığına karar veremediği söyleyişi bir arkadaşının ağzından da duyunca bana yazmaya karar vermiş. Yanılmıyorsam bu söze eşlik eden bir de işaret var. Sağ elin ayasıyla yumruk biçimine getirilmiş sol ele hızlıca vurularak, hatta "Aha! Ahanda!" gibi küçük ve garip bir çığlık eklenerek söyleniyor: "Bu da sana kapak olsun." Nasıl, nereden, kimden çıktığı konusunda hiç bilgim yok. Yasaklanması gereken (!), ayıplanacak bir kullanım sayılmasa da küçük bir çocuğun dilinde ürkütücü duracağı kesin. Argo bir söyleyiş, ama küfür değil. Birileri de böyle anlatmak istiyorlarsa duygularını bırakınız anlatsınlar. Deyim olup olmadığına gelince... "Kapak olmak" ya da "Birine kapak olmak" diye yakında deyim sözlüklerine girebilir.

11 Temmuz Pazartesi
Tatil sürüyor, değil mi? O zaman Altay Çokaktaş'ın benimle Paylaştığı haberi ben de okurlarımla paylaşayım: "Çocuk dostu Ahmet Özdikenli Tatil Kitabı' demiş, kitap sözcüğünü çarpı işareti ile yasaklamış. Alt satıra 'defteri' yazmış; olmuş Tatil Defteri.
Anne-babalara çok kısa bir sunu ile çocuklara tatil kitabı yerine tatil defteri, gerekliliğini ifade etmiş. Defter sahibi küçük dostlarına da ders tekrarı kitabı yerine, tatildeki gözlemlerini, etkinlikleri, hatta hayal ettiklerini kalemle ifade etmeleri için iyi tatiller demiş. On bir yaşında, tatil defteri olan bir dostunun defterinden yazı-resim üç örnek ile defteri sonlamış. 'Senin sayfan başlıyor' diyerek 40 boş, çizgisiz defter yaprağı ile küçük dostlarını baş başa bırakmış. "Doğrusu bu kadar yüreklendirilmeyi görünce çocuk olmak istedim." demiş Çokaktaş. Ben de hem Ahmet Özdikenli'yi kutlamak hem de çocuklarına tatil kitabı yerine tatil defteri almak isteyen ana babalara haber vermek istedim.





Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.

kitap

14 Haziran 2013 Cuma

Feyza Hepçilingirler - Kırlangıçsız Geçti Yaz | Kitaptan okuma parçası

# Feyza Hepçilingirler - Kırlangıçsız Geçti Yaz | Kitaptan okuma parçası #

Öykünün tadını bilenlere Feyza Hepçilingirler'den bir şölen daveti: Kırlangıçsız Geçti Yaz...

           

Sevginin Eskimezliği

Yıllar önce görülen bir düşün gerçekleşmesi gibi çıkar insanın karşısına Ayvalık. Mezarlığın bulunduğu tepeyi arkada bırakıp yokuş aşağı sallandınız mı, çam ağaçlarının arasından, sizi şaşkına uğrattığını bilerek açıverir yüzünün perdesini. Aaa, deyip irkilince siz, o, güzelliğine güvenen genç kız çapkınlığıyla tatlı tatlı gülümser. Hep bu şaşırtıcı yoldan gelip gitti Ayvalık'a, Ayvalık'ın sürprizini doyasıya yaşamak istedi. Yeni yollar onu ilgilendirmiyor.

Yıllarca uğranmamış doğum yerlerine gelindiğinde insanı nelerin beklediğini bildiği için, kendisini düş kırıklıklarına hazırladı sayılır. Şu tepeye doğru sıklaşan çam ağaçlarının arasındaki evlerde oturanlar değişmişlerdir; birçoğunun kızı evlenmiş; oğlu, kaçırdığı kızı, gelin diye getirip ailesinin başına yıktıktan sonra, çekip büyük kentlere çalışmaya gitmiştir. Başka yerlerdeki yaşamın güçlüğüne yak uydurmayan kolaygöçer takımı, bir de Ayvalık'ta şanslarını denemek için gelip uydurma evcikler kondurmuşlardır tepelere. Ya bir yağ, ya bir sabun fabrikasında iş bulma umudu; zeytin zamanı toplayıcısına, sırıkçısına bırakmıştır yerini. Bu gerçeğe çabuk alışanlar daha önce, geç alışanlar daha sonra benimsemişlerdir yeni yerlerini; aman, olsun, güzelliği yeter, deyip yurt tutmuşlardır Ayvalık'ı; bir bölümü de İzmir'de şansını denemek için yeniden yola koyulmuştur.

Salim, Ayvalık'ı, dışardan bakanların gördükleri gibi değerlendirmesinin olanaksız olduğunu düşündü. Yalnız deniz, tepedeki çamlar, az önceki zeytin ağaçları değildi Ayvalık onun için; yeni kazılan temellere girilerek oynanan saklambaç oyunuydu, ellerde kızarması beklenen kaya kınasıydı, akşamüstleri bir bez içinde ovuşturulan ekmek ve peynir kırıklarından hazırlanmış kuşyemi kahvaltısıydı, okul günleriydi, annesinin ölümüydü, anneannesinin, acıları örtmeyi ve ne olursa olsun sevgiyi eksiltmemeyi bilen, öpülesi kırışıklarla dolu yüzüydü.

Anneannesi dışında her şey değişmiş olabilir. Geceleri kilim serip oturdukları deniz kıyısına apartmanlar dikilmiş, İğdeli kahvenin adı Dallas Bilardo Salonu'na, Sümüklü Neco diye takıldıkları Öksüz Necmi, iki oğlan babası orta yaşlı bir balıkçıya dönüşmüş olabilir; ama anneannesi hep bildiği gibi kalacaktır: Sitem etmeyen, ağzına dek gelen acı sözleri ağulu şerbet gibi içine akıtan; yoksulluğunu ekmeğine katık edip Salim'e baklava, börek sunmaya çalışan güler yüzlü ihtiyar. Anneannesinin değişmeyeceğine duyduğu sonsuz güven olmasa, bunca yıldan sonra kalkıp gelmeye cesaret edemezdi. Yakınlarından, tanışlardan neler duyacağını aşağı yukarı biliyor: Hayırsızlık suçlamaları, bayramlarda gönderilmemiş tebriklerin sitemi, iki satırcık olsun yazmamış olmanın günahı birer birer dile getirilecek, yüzüne çarpılacak. Hele Selim Ayvalık'taysa... Ağabeyim olacaksın, niye bir arayıp sormadın beni, ne iş tutarım, nasıl yaşarım, hiç merak etmedin mi, diye arka arkaya sıralayacaktır tüm biriktirdiklerini.

---

Feyza Hepçilingirler - Kırlangıçsız Geçti Yaz | Everest Yayınları, Hikâye, 140 sayfa, Haziran 2013.

Bu alıntı tanıtım amaçlı yapılmıştır.

Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.

kitap

11 Ocak 2013 Cuma

Yeni kitap: "Feyza Hepçilingirler - Nasıl 'Pop-Yazar' Olunur?"


Yeni kitap: "Feyza Hepçilingirler - Nasıl 'Pop-Yazar' Olunur?"

Öyküleri, romanları dil üzerine yazılan ve eleştirileriyle tanınan, sevilen ve pok okunan Feyza Hepçilingirler, bu kez eleştiri oklarını edebiyat ve kitap üzerinden para ve şöhret kazanmaya kalkışanlara yöneltiyor. Edebiyatın emek gerektiren bir uğraş olduğunu unutup kısa yoldan ünlü olmaya çalışanlar ve bunu başaranlarla ince ince dalga geçiyor.

Mizah amacıyla yazılmış olan bu kitap, buradaki önerileri uygulamaya kalkanları ne yazık ki gerçekten de popüler yapabilir. Kitabın en tehlikeli yanı da işte burası!

'"Kimse üstüne alınmasın' demeyeceğim. Gerçek edebiyatçılar, gerçek yazarlar eleştiri oklarının hedefi değildir. Onlar zaten alınmazlar; ama onların dışında kalanlardan isteyen herkes üstüne alınabilir."

(...)

"Bir yazar diline, sanatına gereken saygıyı gösteriyor ve çok okunuyorsa bu, olsa olsa alkışlanacak bir durumdur Ama çok satmak, çok kazanmak uğruna..."

Feyza Hepçilingirler kimdir?

Ayvalık'ta doğdu (26. 1. 1948). İlkokulu ve ortaokulu Ayvalık'ta, liseyi İzmir Kız Lisesi'nde okudu. İstanbul Yüksek Öğretmen Okulunu ve İstanbul Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünü bitirdi (1971). İzmir Kemalpaşa ve İzmir Karataş liselerinde edebiyat öğretmeni ve Dokuz Eylül Üniversitesi Buca Eğitim Fakültesinde öğretim görevlisi olarak çalıştı. 1983'te 1402 Sayılı Sıkıyönetim Yasasının 2. maddesiyle Ege Bölgesi sınırları içinde görev yapması yasaklandı. YÖK tarafından sürüldüğü Karadeniz Üniversitesi, Fatih Eğitim Fakültesi'nden, bu uygulamaları protesto etmek amacıyla 1984'te istifa edip İzmir'e döndü. Sakıncalılık durumu devam ettiği için üniversite ve liselerde çalıştırılmadı. İzmir'de Yeni Bilgi ve Batı dersanelerinde öğretmenlik ve bölüm başkanlığı yaptı. 1992'de İstanbul'a yerleşti. Burada, Dilko Dersanesi, İnanç Lisesi, Galatasaray Üniversitesi gibi çeşitli eğitim kurumlarında çalıştı. Şu anda Yıldız Teknik Üniversitesi'nde öğretim görevlisidir. Bir oğlu ve bir kızı var.

Yazmaya, okul yıllarında (1963) Feyza Baran adıyla ve İzmir'de kimi dergilerde yayımlanan şiirlerle başladı. 1979 yılında Kültür Bakanlığının açtığı Çocuk Yapıtları Yarışmasında 'Yanlışlıklar' adlı oyunuyla Başarı Ödülü, 1981'de Akademi Kitabevi Yarışmasında 'Sabah Yolcuları' adlı dosyasıyla Öykü Birincilik Ödülü kazandı. 'Eski Bir Balerin' adlı kitabıyla Sait Faik Hikâye Armağanını (1985), 'Potluğu Gidermek' adlı öyküsüyle Yunus Nadi Armağanı Öykü İkincilik Ödülünü (1989), 'Ne Güzel Ölmüştüm' adlı öyküsüyle Borski Grümen (Balkan Yazarlar Karşılaşması) Ödülünü (1991), 'Savrulmalar' adlı öykü kitabıyla da Sedat Simavi Edebiyat Ödülünü (1997) aldı.

Öyküleri Fransızca, Almanca, İngilizce, Sırp - Hırvatça ve Slovence'ye çevrildi. Öykülerinden bir seçki “Die Hochzeitsnacht” adıyla Almanya’da yayımlandı.Türkçenin yanlış ve kötü kullanımını eleştirdiği Türkçe "Off" adlı kitabıyla büyük ilgi uyandırdı. Bu kitap üst üste 36 baskı yaptı. Kimi dergilerde zaman zaman (Varlık, Evrensel, Düşler Öyküler, Milliyet Sanat), kimi dergilerde sürekli (Yaşasın Edebiyat, Öküz, E, Hayvan) yazdı; Siyah Beyaz, Yeni Gündem gibi gazetelerde köşe yazarlığı yaptı. Şu anda da zaman zaman yazdığı kimi gazete ve dergilerin yanında Cumhuriyet Gazetesi Kitap ekinde "Türkçe Günlükleri" adlı köşede sürekli yazmakta.

Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.

kitap