Kitabın 13.14. ve 15.sayfalarından tanıtım amaçlı alıntı yapılmıştır.
HER ŞEYDEN ÖNCE
Ben Yoktum ki...
Çocuktum. Sonra genç oldum. Şimdi anlıyorum ki yalnızdım ve korkuyordum... Umudum sevilmekti. Kendime ihanet ettiğim o kadar çok şey vardı ki. Ben yoktum, benden başka her şeydi hayatım.
Acı çekerken isyan ediyordum. İçimdeki yalnızlığı ve acıyı örtmek için etrafıma ışık saçtım. En büyük korkum sevilmemekti. Çocukluğumda topladığım sevgi, yetmemişti, yetmiyordu.
Kabuğuma çekildiğim anlarda, odama kapandığımda, her yalnız kaldığımda hem öfkem, çaresizliğim hem de hayallerim vardı. Bir gün gelecekti ve her şey güzel olacaktı. Bir gün gelecekti ve herkes aslında kim olduğumu öğrenecekti. Yapmam gereken umudumu kaybetmeden yaşamak ve beklemekti. Hayallerim her gün, her gece bana eşlik ediyordu. Yaşadığım tüm olumsuzlukları geçici sanıyordum. Aslında her birimiz kendi keşfimizin dayanılmaz ağırlığına bir çözüm buluyorduk.
Çocukluğunda kimimiz mutsuz ailelerde, ailelerinin sevgisizliğine tanık oldu. Kimimiz ailesinin tacizinde büyüdü. Kimimiz istenmeyen çocuk olduğunun farkına vardı. Anne babalarının gözlerine her bakışında bunu gördü. Bazılarımız yoksulluktaki yoksunluğu, bazılarımız bolluktaki yoksunluğu tadarak büyüdü. Her birimizin ayrı bir hikâyesi vardı.
Benim umudum hayallerimdi. O hayallere de eşlik eden aşk hikâyeleri vardı. Beni gerçekten seven, beni güçlü sevgilisi olarak gören, benim de yüreğimde taşıdıklarımı, gerçek "ben"i gösterebileceğim, onun mutluluk kaynağı olacağım "sevgili"nin hayalleri...
Okuduğum kitaplarda, izlediğim filmlerde, dinlediğim şarkılarda bu hayal eşlik etti yıllarca. Hayal sürerken, günlük hayatın içinde adaylar belirmeye başladı. Bunlardan ilki ilkokula başlamadan tanıştığım Şela'ydı. Sonra İrem geldi. Ardından Chrisa... Sonrasında Pınar... Çocukluk aşklarımdı. Araya Ayşe girdi, ama hiç silinmedi. Ortaokuldayken bir gün eve dönerken, merdivenleri çıkıyorduk ve o koluma girdi. Artık, "sevgilim var" havalarındaydım. Eve girdiğimde ben artık "âşık" bir adamdım. Bu kadar kolaydı, bu kadar açtım, bu kadar çocuktum...
Senin ilk aşkın da çok mu farklıydı?.. Zaman zaman kendimizden yaşça büyük olanlara âşık olurduk. Aslına bakarsan şimdi yaşanan "aşk"tan, çok daha güçlü, çok daha masumdu o aşk. İlk aşkını hatırlıyor musun? Hatta hatırlamaya utanıyor musun (Gülücüğü hak etmiyor mu? Belki de öğretmenindi...) Hatırla, o ilk aşkında neler hissettiğini, kurduğun hayalleri hatırla. Güzel değil mi? İlk acı olan hikâyene kadar hatırla. Sonra her şey değişti zaten.
Aşk, hayatımıza hep güzellikler kattı. Aslında bizi ayakta tutacak afyon oldu. Kulaklıkları takıp, Sezen Aksu şarkılarında hayaller kurduk. Büyüdüğümüzde kuracağımız yuvayı, çocuklarımızı, o meşhur pembe panjurlu evi hayal ettik. O anda neyimiz eksikse onu kattık hayallerimize. Benim cesaretim eksikti ve şarkıcı olmak istiyordum. Benim dönemimde taverna müziği yaygındı ve VHS kasetlerde Hülya Avşar, Ahu Tuğba, Gülben Ergen, Fulden Uras aşk kadınlarıydı. Aşkın düşmanı iki isim vardı: Suzan Avcı ve Tecavüzcü Coşkun. Senin döneminde kimler vardı? Kimlerdi idolün?
O yüzden hayallerimde ben piyanist şantördüm, âşık olduğum kadın da genelevde çalışan bir hayat kadını. Ben de onu o hayattan kurtaracak ve gururla kadınımı kolumda taşıyacaktım. Kahraman bendim işte. İhtiyacım olan cesaretti, açlığım cesareteydi, hayallerimde cesaretin bütün sonuçlarını yaşıyordum.
Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.
kitap


