levent cantek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
levent cantek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Ağustos 2013 Çarşamba

Hayali Kahramanlar Hakiki Erkekler

Hayali Kahramanlar Hakiki Erkekler

Hayali Kahramanlar Hakiki Erkekler, H. Bahadır Türk | İletişim Yayınları, Popüler Kültür /İnceleme, 248 sayfa, 9789750512292, Ağustos 2013.

Hayali Kahramanlar Hakiki Erkekler, neredeyse yarım asır öncesinin bilinen, okunan ve satan popüler anlatılarına, onların erkeklik hallerine odaklanıyor. Altmışlı yılların Bahadır, Tolga, Tarkan gibi tarihî çizgi romanlarını ve sahiden alelacayip bir fenomen olan sado-erotik fotoroman Killing’i anlatıyor. Az bulunur bir popüler kültür tarihi incelemesi.


"Hiper-Maskülinite ve Çizgi Roman": Bahadır Örneği

"Senin gibi bir oğlum olduğu için utanıyorum. Gül bahçelerinde gezersin, güzel konuşursun, şiir söylersin, saz çalarsın... Dişi mi erkek mi olduğun belli değil."

- Natuk Baytan, Hakanlar Çarpışıyor, 1977

Umbert Eco, "Süpermen Miti" üzerinde düşündüğü yazısına şu cümlelerle başlar: "Örnekleri Herkül'den Siegfried'e, Roland'dan Pantagruel'e, oradan da Peter Pan'a kadar uzanan, sıradan insana oranla üstün güçlere sahip kahraman, popüler imgelemin değişmez parçalarından biri olagelmiştir. Sözkonusu kahramanın meziyetleri çoğunlukla insanileştirilmiştir; gücü, doğaüstü olmaktan ziyade -dirayet, çeviklik, dövüş yeteneği ve hatta mantık kabiliyeti ve Sherlock Holmes'e özgü gözlem gücü gibi- doğal yeteneklerle dayanır." Eco'nun bu girişine Harry Brod'dan yardım alarak şunu ekleyebiliriz belki: Bu haliyle çizgi roman süper-kahramanlarının bir işlevi de "erkeklik ikonları" yaratmaktır. Bu çalışmada amacım Eco ve Brod'un çizdiği çerçeveden hareketle bu türden bir işleve örnek olabileceğini düşündüğüm Bahadır'ın 30 Kasım 1965 - 23 Kasım 1967 tarihleri arasında yayımlanmış maceraları özelinde temsil edilen erkeklik kurgusunun genel özelliklerini tartışmak ve bu tartışma üzerinden bir çizgi roman kahramanının ve dergisinin kendi serüvenine dair anlamlı bir çerçeve çizmeye çalışmak olacak. Bu doğrultuda öncelikle bir çizgi roman dergisi olarak Bahadır'ın kimi şekilsel özelliklerine değinilecek, ardından bir kahraman olarak Bahadır'ın hipermaskülen karakteristiği üzerinde durulacak. Bunu takiben Türk kimliği ve yabancı figürü üzerinden Bahadır'ın nasıl konumlandırılabileceğiyle ilgili birkaç şey söylemeye çalışacağım.

Bahadır'a genel bir bakış: Bazı şekilsel özellikler

"Büyük boy formatıyla (...) öncülü Karaoğlan'ı izleyen bir çizgi roman dergisi olan" Bahadır'ın sahibi ve yazı işleri müdürü Burhaneddin Şener'dir. Dergi Burhan Yayınevi etiketiyle, 30 Kasım 1965 tarihinde çıkmaya başlamıştır ve bu haliyle, "tarihî çizgi romanların kendi dergilerini oluşturacak kadar popülerleştiği bir dönemin", yani altmışlı yılların bir ürünüdür. Bahadır, dış görünüşüyle de hikâyelerinin genel yapısı itibariyle de kendinden önce yayımlanmaya başlayan Karaoğlan'ı anımsatır, onun popülerliğinin yarattığı atmosferin, tarihî kahraman furyasının bir mahsulüdür ve "sanatsal kaygılar"dan ziyade bu genel atmosferin ve furyanın sağlayacağı muhtemel ticari kazançların peşinden gitme çabasının bir sonucudur.


Levent Cantek de "Karaoğlan 1963'te dergi olarak çıkınca" mevcut ilginin "neredeyse bir patlamaya dönüştüğünü" ve benzerlerinin çıkmaya başladığını söylerken, bu benzer çalışmalar arasında en önemlilerinin dergi olarak çıkan Akbulut Kaan (1964) ve Bahadır (1965) olduğunu, gazetelerde ise Cumhuriyet'te çıkan Malkoçoğlu (1965) ve Hürriyet'te çıkan Tarkan'ın (1967) ilk akla gelen isimler arasında yer aldığını belirtir. Yine Cantek, daha spesifik bir tarih aralığı vererek, 1964 Şubat-1967 Ağustos ayı arasındaki 186 sayılık seriyi Karaoğlan'ın en verimli yılları olarak değerlendirir. Suat Yalaz, Karaoğlan'ın dergiye dönüştükten sonra haftada 25 bin adet sattığını ve o zamanlar Hürriyet gazetesinin bile tirajının 75 bin olduğunu hatırlatırken, Cantek ise Hürriyet'in o dönemde 400-450 bin, en çok satan haftalık dergiler olan Fotoroman ve Hayat-Resimli Roman adlı fotoroman dergilerinin ise yüz elli binin üstünde sattığını kaydederek Yalaz'ın yorumundaki abartı payına dikkat çeker.

---

Bu alıntı tanıtım amaçlı yapılmıştır.

Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.

kitap

KitapGalerisi Facebook / KitapGalerisi Twitter

27 Haziran 2013 Perşembe

Alper Atalan - Mart

# Alper Atalan - Mart #

Alper Atalan'ın Sanal Uyku'dan sonraki yeni kitabı "Mart" İletişim Yayınları'ndan, Levent Cantek editörlüğünde geliyor...



Banka tıklım tıkış. Sürttürüyorum kartı numaratör cihazına; 316. Sıradaki numara 264. ‘E, hani bankanın kendi müşterisine özel bi kıyağı vardı? Öne alıyordu beni’ demiyeceksin. Dememeyi öğrendin. Özel varsa, senden özeli de var. Siyah kartlısı, premier katlısı, elityum yatlısı, müşteri temsilcisinin kankası, güvenlik görevlisinin akrabası… Her daim önünde bir yirmi kişi olacak zaten. 316 eksi 264 = 52… Düş 52’den…30. Demek; 30 kişi de benim gibi özel olmayan, özel müşteri. Tamam. Oturup bekleriz hepimiz. İşimiz ne?

Metropolde zaman, endişeli modernler, vesveseler, korkular, eski defterler, kıpır kıpır takıntılar. Dalakşehir, botoks, "müezzinin sesi hicaz davudi mi?", "eskiden buralar dutluk muydu?", peçeteye yazılamayan Mihriban, kırmızı akan dijital kart numaraları, gevezeler, mobilyacı Balzac, kaosu görünce kıkırdayan zekalar, tek tesellisi pişmanlık olan mağluplar...

Alper Atalan, açılmayan kapıları, marketleri, bankaları, patinaj yapan arabaları, hiç susmayan muhabbetçileri anlatıyor. Koşa koşa. Nefes nefese. "Son düzlükte" sağrısında güldür güldür bir mizahla edebiyat şehrengizine giriyor.

Mart, uzuun bir Mart hikayesi...

Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.

kitap

KitapGalerisi Facebook / KitapGalerisi Twitter

8 Nisan 2013 Pazartesi

Levent Cantek Röportajı

# Levent Cantek Röportajı #

Merhaba. Öncelikle röportaj teklifimizi kabul ettiğiniz için çok teşekkürler...

Siz hem editör hem yazar hem de senaristsiniz. Bu üç farklı ünvanda Levent Cantek şu günlerde hangi projelerle uğraşmaktadır? Bizleri neler bekliyor?

Editör olarak önümüzdeki aylarda genç yazarlarla karşılaşacaksınız, onu söyleyebilirim. Grafik roman yazmaya devam ediyorum, süregelen projeler var. Yıl sonunda tamamlanacak işler olacak. Dizi işleri her zaman karışıktır ama Eylül ayında TRT’de yeni bir diziye başlayacağım gibi görünüyor, çalışıyoruz.

Çizgi roman türünde önemli eserler kazandırdınız ve kazandırmaya da devam ediyorsunuz. Sadece metinle okurların görsel hayal gücünü çalıştıran bir edebiyat dünyasında çizgi roman okumanın önemi nedir sizce?

Bu tür sorulardan korkarım ben. Bir önem sıralaması yapamam. Bence anlatıyı yaşatan şey iyi hikâye olması... Filmi izleten, kitabı okutan en önemli unsur bu... Bir meseleye denk düşmek, beklentiyi karşılamak bunlar elbette hayati ama evirin çevirin aslolan iyi hikâyedir. Çizgi romana iyi edebiyata ulaşmak için bir araç işlevi yükler kimileri. Önce onları okuyacaktır sonra iyi edebiyatı filan. Pedagojik hassasiyetleri ben de dinliyorum ama katılmıyorum, çizgi roman belediye otobüsü ya da servis aracı değil. İyi hikâye anlatırsa okunan bir şey... Önemini kendi yaratabilirse değerli olur.

                              

                                       (Levent Cantek, fotoğraf Altan Burgucu)

Geçen günlerde çıkardığınız Dumankara 2. baskısını yapmış, tebrikler. 19 farklı çizeri bir araya getirmek zor olmadı mı? Bir de, her hikâyede hikâyenin geçtiği yıldaki toplumsal sorunlar başarılı bir şekilde dile getirilmiş. Okurun gözüne sokmadan bu mesajları dile getirebilmenin herhangi bir sırrı var mı?

İltifat etmişsiniz. Yapabildim mi bilmiyorum, ben bağıran, suçlayan, yaftalayan adamları ve onların yazdıklarını sevmem. Küçük insanların geçim dertleri var, bizim politize ettiğimiz biçimde o sorunları farketmeden yaşıyorlar veya bizim kadar önemsemiyorlar, üzerlerine düşünmüyorlar. Bazı büyük meseleler geçerken anlatılırsa daha uzun yaşar ve etkili olur hissiyatını taşıyorum.

Akademik kariyerinizi bırakıp sizi editör olmaya iten etkenler nelerdi?

Mutsuzdum, akademide çok kavga ve husumet vardı. Kaçmak için fırsat arıyordum. Aslında üniversite her yerde kötü değildir, ben galiba doğru bir yerde değildim. Kitap okumak-yazı yazmak istiyorsanız yapabileceğiniz çok iş yok aslında. Ya üniversitede olacaksınız ya da editörlük yapacaksınız. Ben şanslı bir adamım. İkisini de yaptım, yapıyorum.

Editörlüğün okulu yok, sizce editör olmak isteyen insanlarda ne gibi özellikler olmalı? Bir editörün "derdi" ne olmalı?

Ben editörlük yaptığımı düşünmüyorum, geleni karşılıyorum gibi geliyor. O kadar çok farklı işi birarada yapmak zorundasınız ki Türkiye’de. Çok şikâyet de edemezsiniz, çünkü sanıldığı kadar çok yayınevi yok Türkiye’de. Yayınevi yaşamalı ki siz de devam edebilesiniz. Tasarlıyorsunuz, okuyup yönlendiriyor, redakte ediyorsunuz. Kapağı düşünüyorsunuz, reklamı, söyleşiyi, çıkacak yazıları şunu bunu… Sevmeden yapılabilecek bir iş değil bu. Severseniz hayal kırıklığınız azalır. Severseniz affedersiniz, yola devam edersiniz. Severseniz filan diyorum ya…dikkat ederseniz o sevgi de saplantılı aslında. Obsesif olmanız gerekiyor. Kaleminiz, diliniz, okur yazarlığınız filan olacaksınız demiyorum dikkat edin. Türkiye’de tecrübe süratle kazanılıyor. Son üç ayda okuduğum ve taradığım sayfa sayısı onbini geçti. Bu kadar okursanız çalışırsanız hepsini öğrenirsiniz. Ama sevmek başka bir şey. Sevmezseniz katlanamazsınız.

                  

Geçen günlerde çeviri eserlerin editörlüğünün sizi zerre kadar heyecanlandırmadığını belirten bir tweet attınız. Bunu biraz açar mısınız? Bir editör çeviri eserlere ya da telif eserlere nasıl yaklaşmalı?

Çeviri eser, hazır olarak geliyor. Size yaratıcılık imkânı tanımıyor. Çeviriye bakıyor, karşılaştırıyor ve okuyorsunuz, açıklayıcı müdahaleler yapıyorsunuz en fazla. Ama telif eser öyle değil, daha canlı ve yaşıyor. Size dokunuyor. Yan yana yürüyebiliyorsunuz. Heyecan duyduğum işi yapmak istiyorum. Telif eserler beni artık heyecanlandırmıyor, onu demek istemiştim.

Farklı işleri bir arada yaptığınız için epey yoğun birisiniz. Yayıma hazırlanacak Türkçe edebiyat dosyalarını değerlendirme aşamasında nasıl bir yöntem uyguluyorsunuz? Dosyalar size mi geliyor, yoksa siz mi yayıma hazırlamak istediğiniz kitapların yazarlarıyla iletişime geçiyorsunuz?

Dosyalar geliyor zaten, onları okuyorum. Benim dışımda okuyan beş altı kişi oluyor. Bazen arkadaşlar bir dosyayı bana yönlendiriyor veya fikrimi soruyorlar. Biz Ankara’da şöyle yaparız, Tanıl (Bora) bir şeyi beğenirse mutlaka bana veriyor. Ben de öyle yapıyorum. İkimiz okuyoruz. Aramızda bir iş bölümümüz var. Bunların dışında yazar arıyorum, genç yazar bulmak istiyorum, takip etmeye çalışıyorum. Elimden geldiğince izliyor ve araştırıyorum. Sanırım on beş civarında isimle tek tek hikâyeler üzerinde çalışarak ilerliyorum mesela.

Özellikle editörlükte gelmek istediğiniz bir nokta var mı? Kafanızdaki doyuma ulaştıktan sonra usta - çırak ilişkisi kapsamında yeni editörler yetiştirmeyi tasarlıyor musunuz?

Doğrusu editör olarak ulaşmak istediğim bir nokta yok. Bir iki tane hayalim var onları yapmak istiyorum ama hayat bu, nereye varırım, nerde kalırım ölçemiyorum. Bir çırağım olsun istemem, usta olduğumu düşünmüyorum.

Türkiye'den ve dünyadan özellikle takip ettiğiniz editör / editörler var mı?

Yok be yahu bir de editör mü takip edeceğim desem... Yazarlar, çevirmenler, çizerler yetiyor bana… Yetişemiyorum. Bir de inanın, sanıldığı kadar çok editör yok. Ben editör dendiğinde Tanıl Bora derim başka da birini sayamam.

2012 yılında çıkıp da "keşke biz yayımlasaymışız" dediğiniz bir kitap oldu mu?

Yok olmadı, olmaz da. Editörlüğün deformasyonu da şu: O kadar çok kötü dosya okuyorsunuz ki insan bazen okumaktan soğuyabiliyor. Sırf keyif için okuyamaz oluyor, kendinize vakti ayıramıyorsunuz. Sevdiğim bir kitabı ben hazırlayamadım diye üzülmüyor, oh sadece okuyacağım diye seviniyorum.

Röportaj için çok teşekkürler. Son olarak şunu sorayım: Kitap alırken nelere dikkat etmeli? "İyi kitap" nasıl seçilir sizce?

Bir reçetem yok. Ben yazarlar dışında iyi çevirmenleri izlerim, ne yapıyorlar merak ederim. Kimin çevirdiği çok önemli, kimmiş bir bakın derim. Titizlik görülebilir bir şeydir. İster istemez editörü olan yayınevlerinin kitaplarını izlemek gerekiyor. Bu kitabı birkaç kişi okumuş, çalışanlarının emeğin maddi karşılığı verilmiş anlamına geliyor çünkü. Bunlar dışında tasarım ve baskı gibi pek çok ölçüt var seçmek için. Her okur, iyi kitap tanımını kendi yapar ama bu tanım hep değişir. Yirmi yaşında sevdiğiniz bir şeyi kırk yaşında tekrar ediyorsanız eskisi kadar çok okumuyorsunuz demektir. Bir de insan sevdiği yazarın her kitabını hemen okumamalı, saklamalı. Mutlu olduğu ve mutsuz olduğu zamanlara saklamalı. Bu kadar kolay tüketmemeli.

--- KitapGalerisi adına Tuna Bahar ---

21 Mart 2013 Perşembe

Hasan Ali Toptaş - Heba

# Hasan Ali Toptaş - Heba #

                           

Hasan Ali Toptaş'ın yeni romanı Heba, 5 Nisan 2013'te yine İletişim Yayınları etiketiyle çıkıyor.

Şubat 2013 tarihli Agos röportajında editör Levent Cantek Heba ile ilgili "Hasan Ali Toptaş'ın son romanını okudum, vay dedim bu adam daha önce böyle bir şey yazmadı, iyi ki okuyorum. Dünyanın en zevkli işi hikâye konuşmak. Bunun kadar olabilir ama bundan daha şahane başka bir şey bilmiyorum." demişti.

Hasan Ali Toptaş - Heba'nın teaser'ı da hazırlandı ve bu bağlantıdan izleyebilmek mümkün.

Hasan Ali Toptaş - Heba:

Sise benzemeyen tuhaf bir sisin içindeydi şehir. On dokuzuncu katın hizasında ben gerçeğim diyen bir güvercin kanat çırpıyordu. Binnaz Hanım'ın tombul elleri vardı. Ucu bucağı görünmeyen bir boşluğa düştü Ziya. Hışır hışır öten naylon şeritler. Te ilerde Suriye! Kaldır başını! Huoop! Yüzü çilli bir çocukluk. Efil efil tüten bir pişmanlık. Hiç işte, hiç bir şey olmadı. "Şikâyetçi misin" "Değilim Komutanım". Kolonya, limontuzu ve su. Bakma öyle karanlıkta Mensur. Aynalı kahve. Güzel Nefise. Kim o uzaktaki adam? Tufana emanet bir dünya.Her kötülük, bir iyiliğin içine akıyor işte.

Heba, göz gözü görmez insafsızlığın, doğruya benzemeye muvaffak olan yalanın, utanmazlığın, linçin, kıstırılmışlığın romanı. Edebiyatın kirişlerini çatlatan büyük bir yazardan yalnızlığın, pişmanlığın, askerliğin, heder olmuş bir ömrün romanı. İpek kadar yumuşak ve ipek kadar sağlam.

(Dikkat: Kitap sitemize yüklendiğinde aşağıdaki linke tıklayarak kitabı satın alabilirsiniz.)

Güncelleme: Kitap sitemize eklenmiştir, dağıtım tarihi 5 Nisan 2013'tür. 

Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.

kitap

7 Mart 2013 Perşembe

İletişim Yayınları'ndan yeni kitaplar, Mart 2013

# İletişim Yayınları'ndan yeni çıkan kitaplar, Mart 2013 #


‘Sıradan’ denen insanların ‘sıradan’ denen hallerinin ve dillerinin usta yazarı, Angara’nın kıyısına, rengâhenk bir Konya dekoru kuruyor ayrıca - Eski Konya. Eski taşra yaşantısı… 

Sezgin Kaymaz’ın gizemine, mizahına, olay örgüsüne, anlatıcılığına tutulanlar kadar, ‘yerliliğine’ de tutulanlar yok mu? Kün, her zevke yetişiyor, her şeyi olduruyor!

                                              

Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.


Türkiye’de çizgi roman, mizah dergileri dışında üretilmiyor dense yeridir. Çizgi roman albümleri daha önce tefrika edilmiş yayınlardan derlendiği için bağımsız kitap tasarılarına ise handiyse hiç rastlanmıyor. Dumankara, Hayat Bir Yangındı, bu bakımdan yepyeni ve benzeri olmayan bir kolektif çalışmanın ürünü; 1916 yılından günümüze değin tamamı Ankara’da geçen, senaryosu Levent Cantek’e ait edebî nitelikli 21 hikâyesiyle 19 çizeri bir araya getiren önemli bir grafik roman seçkisi...

                                              

Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.


“İyi şeyler” olacağı müjdesinin verildiği günlerden, her şeyin yeniden kapkaranlık bir döneme girdiği son dört yıl içinde Muhsin Kızılkaya’nın yazdığı umut, serzeniş, eleştiri dolu yazılar, bu ruh halinin bütün karmaşıklığını, dalgalanmalarını yansıtıyor.

                                             

Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.


Kuramlar ve Kuramcılar, akılda kalıcı bir üslupla, yalın ve kategorik bir dille kaleme alınmış, giriş niteliğinde metinlerden oluşuyor. 20. yüzyılın kuramsal tarihine ışık tutan başarılı bir kaynak kitap olması da cabası. Yalnızca antik edebiyat meraklılarına değil, her türden kuram müptelasına hitap eden bir çalışma...

                                             

Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.


Askerlik yapmayana adam denmez”: Herhalde Türkçenin en basınçlı sözlerinden biri bu. Askerlik ve erkeklik… Birbirlerini takviye eden iki güçlü kimlik, birbirine dolanan iki hegemonik ideolojik söylem.

                                            

Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.

kitap

11 Şubat 2013 Pazartesi

30. Yıl

Levent Cantek geçen günlerde Agos'a bir röportaj verdi ki, tamamını buradan okuyabilmek mümkün.

Bizim sevindiğimiz haberler de verdi Levent Cantek. İletişim Yayınları'nın 30. yılını nasıl geçireceğiyle ilgili yayıma hazırlanan kitap projelerinden bahsetti. Bu haberler bizde ister istemez bir heyecan dalgası yarattı.


30. Yıl kapsamında yayımlanan ve büyük ses getiren ilk kitap, Yılmaz Aysan'ın yayıma hazırladığı "Afişe Çıkmak"tı ki, bu kitabın etkisi daha uzun sürecek devam edecek gibi görünüyor...

Minare Gölgesi, Engin Ergönültaş'ın kaleminden hazırlanıyormuş. Levent Cantek'e göre bir long seller olacakmış bu kitap. Ergönültaş'ın yüzünü göremeyen bizler bu kitap sayesinde belki bir iki röportajla Ergönültaş'ın yüzünü görebilir, yazdığı cümlelerle yeni ufuk geliştirme denemelerine girebiliriz.


Hasan Ali Toptaş'ın ve Sezgin Kaymaz'ın romanlarının teaser'ı da yine kitap fragmanı olarak prodüksiyonu hazırlanıyormuş. Belirtmeden geçmeyelim; yayınevleri bu kitap fragmanları olayına iyice ısınmış durumdalar. Geçtiğimiz günlerde Ece Temelkuran'ın Düğümlere Üfleyen Kadınlar'ını ve İskender Pala'nın Efsane'sini de kitap çıkmadan teaser olarak izleyebilmiştik. Yine belirtmekte fayda var; yeni projeleriyle gündeme oturacak bir yayınevi olan April Yayıncılık'ın ise başlı başına bir prodüksiyon stüdyosu var ve oradan iyi işler çıkacağına hiç şüphemiz yok.

Cantek'in röportajında işaret edilen bir başka nokta da yeni yazarların İletişim etiketiyle kitaplarını çıkaracak oldukları... Telif eserler konusunda oldukça seçici davranan yayınevinin yerli yazarları başlı başına bir all star kadrosu oluşturabilir.

İlban Ertem ise Puslu Kıtalar Atlası'nın çizgi roman uyarlamasıyla uğraşmaktaymış, ayrıca İhsan Oktay Anar için bir armağan kitabı da geliyormuş.

Hasan Ali Topbaş'ın yeni romanı ise öncekilerden farklı özellikler taşıyormuş. Cantek'i heyecanlandıran başka bir yerli yazar olan Toptaş'ın Gölgesizler romanının filminin de çekildiğini ve film müziğini Candan Erçetin'in seslendirdiğini de hatırlatmış olalım.

İletişim Yayınları'nın kitapları için buraya bakabilirsiniz.

Dumankara, Hayat Bir Yangındı

# Dumankara, Hayat Bir Yangındı #

Türkiye'de çizgi roman müptelaları Levent Cantek'in adını duymuşlardır. Cantek yayıma hazırladığı çizgi romanlarla bu türdeki kitapların tansiyonunu yüksek tutabilmişti.


İletişim Yayınları bu sene 30. yılını kutlarken yine Cantek'in senaryosunu yazdığı bir çalışma olan grafik romanı Mart 2013'te okurlara sunacak.

Dumankara, Hayat Bir Yangındı projesi Levent Cantek'in geçen Ekim ayında Ankara'da geçen çizgi roman senaryoları yazmasıyla başlamış. Hikâye 1916 yangınından başlayarak kronolojik bir sıralamayla günümüze kadar geliyor ve içinde toplam 21 hikâye yer alıyor. Hikâyelerin kahramanları genelde kenar mahallelerden çıkıyor.

Dumankara, Hayat Bir Yangındı'nın senaryosunu yazan Levent Cantek, bu grafik roman projesinde 19 farklı çizerle çalışmış.


Projedeki hikâyeler ve çizerleri ise şöyle:

1) Ankara 1916, Çizeri Berat Pekmezci

2) Hacıbey, Çizeri Mert Yavaşça

3) Pantolonlu Kadın, çizeri Murat Başol

4) Macar, Çizeri Gökhan Güneş

5) Çinli Recai, Çizeri Ayhan Hayrula

6) Tatlıcı Nazmi, Çizeri Emre Yüce

7) Nam, Çizeri Utku Yavaşça

8) Boksörün Ömrü, Çizeri Taner Duran

9) Güzel Cemile, Çizeri Zeynep Özatalay

10) Mazhar ile Galip, Çizeri Sefa Sofuoğlu

11) Aşıklar Unutmaz, Çizeri Murat Gürdal Akkoç

12) Bu Dünya Yalan Polis Efendi, Çizeri Uğur B. Sertçelik

13) Nohut, Çizeri Taner Duran

14) Neşet Coşar, Çizeri Sümeyye Kesgin

15) Ferdi, Çizeri Berat Pekmezci

16) Ömer Ayna, Çizeri Emre Yüce

17) Efkar, Çizeri Ömürden Bakaçhan

18) Orhan Kemal, Çizeri Emre Yüce

19) Bilmiyorum Fatma, Çizeri Ender Özkahraman

20) Koltuk, Çizeri Mert Yavaşça

21) Skor, Çizeri Çağrı Coşkun

İletişim Yayınları'nın bütün kitapları için buraya bakabilirsiniz.

--- KitapGalerisi ---

12 Ekim 2012 Cuma

"Murat Başekim - DG"


Murat Başekim - DG

Bu oğlanın memleketinde bir mahlûktan bahsederler: Enkebir... Bir nevi gece cini.

Anadolu’da başka başka isimlerle bilinir. Ardahan’da Yolazdıran, Aladağlar’da Harparik, Yozgat’ta Kibilik, Diyarbekr’de Kepoz derler ona; Harput’ta Kamos, Niksar’da Aldaçı, Zile’de Hobur, Kars’ta Mekir, Edirne’de Koncolos...

Çukurova’da Varsaklar ona Kara-kırnak ya da Kara Tırnak der. Sürmene’dekiler ise Karakura. Lazlar Germakoçi bazen de Dağkoçi der...

Dağ Adamı yani. Kaftarküski, Çarşamba Babası veya Ahubaba diyen de çoktur ona. Kimi Kara Baba diye bilir onu. Ama şu kuru bozkırın göbeğinde, Anadolu’nun çorak kasıklarının ortasında, onu esas Deli Gücük diye bilirler...

Oğlan onu imdada çağırıyor. 19. yüzyıl Anadolu bozkırı, binbir dilli beddua, göz gözü görmez yağmurlar, kimsenin uğramadığı tenha yollar, gece uykusundan sağ çıkan yolcular, afyon ve tütün dumanı, şayia ve velvele, kan pıhtısı...

Memleket kokan adalet. Huzursuz seyyah, kargalarla konuşan Nadam, “yalan dünya, kahrolası hayat”. DG, Osmanlı taşrasında, dünyayla, alçaklarla, kendiyle hesaplaşıyor...

Murat Başekim, karanlık bir adamın hikâyelerini anlatıyor.

Rahatsız edici, tekinsiz ve tuhaf... Zifiri bir siyahlıkla edebiyat şehrengizine çörekleniyor.

Murat Başekim, DG, Editör Levent Cantek, İletişim Yayınları, Eylül 2012.

Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.

kitap