15 Ağustos 2014 Cuma

Esma-i Hüsna Şerhi

Esma-i Hüsna Şerhi, Ekrem Demirli tarafından hazırlanmıştır. http://kitapgalerisi.com'da % 30 İndirim ve aynı gün kargoya teslim avantajıyla alabilirsiniz. |  Kapı Yayınları, Tasavvuf, 9786055107703, 264 Sayfa, Ağustos/2014
Kitabın 146. ve 147. sayfalarından  tanıtım amaçlı alıntı yapılmıştır.

Er-Rakîb, kullarının hallerine şahit olan demektir. O'nun kullarının hallerine şahit olması, yaratıklarını korumasının gerekliliğinden kaynaklanır, böylelikle kulları dabütün vakitlerinde O'nu gözetirler.

Bilinmelidir ki:
er-Rakîb ismi, rukba kelimesinden türetilmiştir; bunun anlamı, bir şeyi gözlemeye malik olmak demektir. Hak bütün mümkün varlıkları murakabe ettiği için bu isim ihata özelliğine sahiptir.
Bu ismin hakikatleriyle tam olarak vasıflanan kimsenin rab-banî ilmi ve müşahedeye dayanan irfanı daima artma halindedir. Bunun nedeni bu kişinin halkın işlerini bu mertebenin gerektirdiği beraberlik ile gözetiyor olmasıdır.
Murakıbın halinin doğruluğunun bir alâmeti, tasarruf elinden şeriat mizanının eksik olmamasıdır. Binaenaleyh bu makam sahibi ya müşahede gözüyle veya iman gözüyle şeriat mizanına bakar durur. Bu kişi murakabesinde masum olabilmek için herhangi bir şey aldığında adaletle alır; bir şey verdiğinde ihsan ile verir. Çünkü en mutlu insan bütün mertebe ve tecelligâhlarda Hakk'ı sürekli murakabe ederek edebe riayet eden kimsedir.

Bu ismin egemenliği, en fazla fiiller mertebesinde ortaya çıkar. Böylece kul Hakk'ın bu mertebede kendisini murakabe ettiğini gözler ve bu müşahede mahallinin gerektirdiği tarzda
Hak ile beraber olur.
Şayet kula dünyevi veya dinî gayesine uygun bir şey zuhur ederse bu hükmün ortadan kalkmasını diler; aksi halde en uygun olanı talep eder.
Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.

kitap

Dostoyevski Yeraltı İnsanı

Dostoyevski Yeraltı İnsanı, Rene Girard tarafından yazılmıştır. http://kitapgalerisi.com'da % 30 İndirim ve aynı gün kargoya teslim avantajıyla alabilirsiniz. | Everest Yayınları, Eleştiri, 9786051417615, 104 Sayfa, Ağustos/2014
Kitabın 48. ve 49. sayfalarından  tanıtım amaçlı alıntı yapılmıştır.

Öte yarıdan, bunun pek önemi yoktur; yeraltı gururunun iki güç sınavını, yani erotizmle kumarı birbirinden ayırmaya gerek yoktur.
Para her zaman yeraltı düşünde önemli bir rol üstlenir. Öteki'den hemen sonra yazılmış bir öykünün kahramanı Bay Pro-harçin paracıklarının yanında bir dilenci gibi yaşayıp ölen, yalnız ve yaşlı bir adamdır. Bu acıklı yaşamın tanıklarından biri adamcağızın Napoleon olmayı düşleyip düşlemediğini geçirir aklından. Bu cimri kahraman Raskolnikov'un habercilerinden biridir.
Güç istencinin hizmetindeki para izleği Dostoyevski'nin sondan bir önceki romanı Delikanlıda yeniden ortaya çıkacaktır. Kahraman Arkadi artık Napoleon olmayı değil, Rothschild olmayı düşler. Para, diye düşünür, sıradan bir insana çağdaş dünyada öteki insanların üstüne çıkma olanağını sunar. Arkadi servete somut hiçbir değer vermez; kendi servetini, ötekilerin kafasına atabilmek için kazanmak ister. Rothschild düşüncesi, Napoleon düşüncesi gibi, Öteki'nin, yeraltı gururlusu üstündeki etkisinden doğmuştur.
Hem büyük, hem de çok sınırlı olan bu düşünce, bencil coşku anına bağlıdır. Ben, düşlerinde ele geçirdiği şeyleri yaşamın bütününe yayar. Ama o zenginliklerin dağılıp gitmesi için Öteki'nin tek bir bakışı yeter; işte o zaman aşırı harcamalarla, ardından da küçük düşürücü borçlarla somutlaşan, parasal ve ruhsal, gerçek bir iflas yaşanır. "Düşünce" varlığını sürdürüyordur, ama ikinci plana geçmiştir. Arkadi prensler gibi giyinir, bir dandy yaşamı sürer.
Dostoyevski'nin her dönemindeki kahramanlarda savurganlığa çok sık rastlanır. Ama onu cimrilikle bir arada görebilmek için Delikanlıyı beklemek gerekir. Öncesinde, cimriler yalnızca cimri, savurganlarsa yalnızca savurgandır. Yerleşik kişilik geleneği hâlâ baskındır. Bununla birlikte, yeraltını her alanda tanımlayan şey karşıtların yan yana gelmesi, demek ki uzlaşma olmaksızın birleşmedir. İşte, Dostoyevski'nin dediklerine bakılırsa, Rusya'yı, belki de genel anlamda çağdaş insanı tanımlayan şey de bu "genişlik"tir. Bu karşıtların birliği de -cimri savurganlık, savurgan cimrilik-kumar tutkusunda açığa çıkar. Rulette, yeraltı diyalektiğinin evreleri birbirini hızla takip eder ve artık ayrıştıralamaz hâle gelir. Ortaya sürülen her parada, efendilik ve kölelik devreye girer. Rulet tüm insan ilişkilerine yeraltı gururunun karıştığı bir evrende,soyut bir başkalık özüdür.
Dahi Dostoyevski, daha önce de söylediğimiz gibi, yeraltı psikolojisinin daha önceki yapıtlarda birbirinden ayrı, ikiye bölünmüş durumda olan öğelerini bir araya getirir. Arkadi adlı kahramanda da bir kez daha bu yaratıcı yönteme rastlanır. Dostoyevski Delikanlı'da, paranın kendi yaşamındaki rolünü Kumarbazdı olduğundan bile iyi anlamıştır; işte paranın kutsallığını ortadan kaldırıp, yeraltı fetişizminin geriye çekilmesini sağlayan şey de bu algıdır. Romancının mektupları yaklaşık 1870'e dek, yaklaşık iki grupta toplanabilir; bi-rindekiler yazarın ve yakınlarının rahat yaşamasını sağlayacağı düşünülen çarpıcı tasarılarla doludur; ötekilerdeyse, çılgıncasına ya da yalvarırcasına para istenir. 1871'de, Wiesbaden'de, Dostoyevski bir kez daha kumarda yüklü para kaybeder. Karısına bir kez daha tutkusundan kurtulduğunu söyler. Ama bu kez doğruyu söylüyordur. Bir daha kumarhaneye adım atmayacaktır.
Kişinin kendine söz geçirmesiyle yeraltından kurtulması olanaklı mıdır? Bu soru Raskalnikov'un sorusuna, üstinsanın sorusuna bağlıdır. Soru Kumarbazı izleyen İki başyapıt romanın, Budala'nın ve Cinlerin merkezini oluşturur.
Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.

kitap

Tanrı Beyni

Tanrı Beyni, Linoel Toger, Michael MacGuire tarafından yazılmıştır. http://kitapgalerisi.com'da % 30 İndirim ve aynı gün kargoya teslim avantajıyla alabilirsiniz. |  Alfa Yayınları, Bilim, 9786051063713, 224 Sayfa, Ağustos/2014
Kitabın 62. ve 63. sayfalarından  tanıtım amaçlı alıntı yapılmıştır.

Jason: Bir Tarih ve Hayatta Kalma Öyküsü

Jason, tanınma olasılığını en aza indirmek üzere birçok kişinin hayat hikâyelerinden alınma parçalarla oluşturulan bileşik bir şahıs. 1960'larda yazarlardan biri (McGuire) bir Doğu Kıyısı kentindeki hastanede çalışırken benzeri öyküleri olan pek çok kişiyle görüşme olanağı bulmuştu. Jason'ınki bu hikâyelerin bir karışımıdır.1930'ların başı, Hitler'in ülkenin başına geçtiği Almanya. Çoğu Yahudi aile vatandaşlık haklarıyla mal mülklerinin tehlikede olduğunu çok geçmeden anlamıştır. Daha kuşkucu olanlar hayatlarının da tehlikede olduğunu görür. Kimi başka yerlere göçer, kimi kalır. Kalanların çoğu Soykırım'ı yaşayacak, yıllarını toplama kamplarında geçireceklerdir. İsimleri ve toplumsal davranışlarıyla Yahudi oldukları kolayca anlaşılmayan az sayıda kişi Katolikliğe geçerek İkinci Dünya Savaşı sonuna dek Almanya'da kalır. Ailesi Jason dört yaşındayken Katolik olmuştur. Jason daha ileride, bu dönüşün öncesinde kalan "Yahudi deneyimlerini" hatırlamayacaktır. Yaşanan "tam bir geçiştir." Aileyi Yahudilikle ilişkilendirebilecek ne kadar somut kanıt (kitaplar, mektuplar, notalar, mobilya) varsa yok edilmiştir. Evde ve dışarıda yalnızca Almanca konuşulur, Yiddiş ağza alınmaz. Akrabalara aile ile hiçbir şekilde temas kurmamaları bildirilir. Jason'ın önünde geçmişten hiç söz edilmez. Asıl dinini asla bilmeyecektir. Ana babası yerel Katolik kilisesinde hatırı sayılır bir zaman geçirir. Bölgelerindeki cemaatin, arada sırada da piskoposluğun düzenlediği etkinliklere katılırlar. Jason Katolik okuluna gider. Oyun arkadaşlarının çoğu Katolik ailelerin çocuklarıdır. Onların doğum günü kutlamalarına gider, onlar da kendininkine gelir. Bildik çocukça icatlarla rahibi, dükkân sahipleriyle ana babalarını kızdırırlar. Ailesi diğer Katolik aileleri evlerinde ağırlar, cemaat rahipleri de sık sık ziyaretlerine gelir. Koşer olmayan yemeklerden önce Şükran Duası edilir. 1930'lar geçer, İkinci Dünya Savaşı sona erer. Jason ile ailesinin Yahudiliği hiç anlaşılmamıştır. Etraflarındakilerden şüphelenen olmuşsa da bu açık edilmemiştir. Savaşın bitişiyle Katolikliğe geçen çoğu Yahudi aile başka ülkelere, bazıları Amerika Birleşik Devletleri'ne göçer. 1950'lerin başında  Jason'ın ailesiyle birlikte yerleşeceği ülke de burası olacaktır. 1950'lerle 1960'lar Amerikalıların Yahudilere kapılarını açtığı yıllardır. Soykırımın ayrıntıları ve ölü sayısı ortaya çıkmaktadır. Aileler bölünmüş, çoğu öldürülmüştür. Amerika'nın anlayışlı, açık ve destekleyici olma vaktidir bu. Çoğunlukla da öyle olmuştur. Jason'ın ana babası Amerika'da olmaktan mutludur. Kendilerini yirmi yıldır ilk kez fiziksel ve ruhsal olarak güvende hissetmektedirler. Jason'a geçmişi bu sırada açarlar. Dünyaya Yahudi olarak gelmiştir. Aile onun ve kendilerinin hayatını kurtarmak için Katolikliğe geçmiştir; onların yapacağı gibi Jason da artık hayatının kalanını Yahudi olarak geçirmekte özgürdür. Ana babası Yahudi ailelerde yetiştiğinden geçmişlerini büyük ölçüde yeniden ve rahatça canlandırabilecek durumdadır. Herhangi bir çatışma olmaksızın sessiz sedasız Katoliklikten ayrılıp Yahudi cemaatiyle kaynaşmaya koyulurlar. Jason için durum bambaşkadır. Noel, Paskalya ve Paskalya öncesi Büyük Perhiz yüreğinde yer etmiş, defalarca kutla-mıştır bunları. Uzun uzadıya katıldığı kilise töreni yüreğini kanatlandırır. Müzik bamteline dokunurken tören mumlarının tatlı kokusu hoş gelir. Katolik fıkralarını anlayıp güler, arkadaşlarının sıkça ifade ettiği başka dinlere burun kıvırmasına, vaftiz edilmişlikleriyle Katolik oluşlarının ayrıcalığına aşinadır. Yerel kilise çevresinde, onun mensuplarıyla ve rahiplerle din ile diğer konularda sohbet ederken evinde gibidir. Ana babası artık Katolik ayinlerine gitmese de o sık sık katılır, en az iki haftada bir günah çıkarır.
Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.

kitap

Her Şeyin Bittiği Yerden

Her Şeyin Bittiği Yerden, Sami Dündar tarafından yazılmıştır. http://kitapgalerisi.com'da % 20 İndirim ve aynı gün kargoya teslim avantajıyla alabilirsiniz. | Destek Yayınları, Edebiyat, 978605499473, 432 Sayfa, Ağustos/2014
Kitabın 126. ve 127. sayfalarından  tanıtım amaçlı alıntı yapılmıştır.

Karolin Hemşire
Odanın kapısı açıldığında hafif tombul, yüzü çocuksu ve güleç, uzun boylu bir hemşire ile annem içeri girdiler. "Merhaba Sami Bey, adım Karolin. Bugün nöbetçiyim, sizinle ben ilgileneceğim, servisimize hoş geldiniz" dedi. Hafifçe gülümsedim. Annem çek-yat kanepeye oturdu. "Güzelmiş oda" dedi.
Aralarında İsmail Bey ve Alim Bey'in de olduğu yedi sekiz doktor odaya girdiler. İsmail Bey, "Sami Bey, artık bu serviste tedavi edileceksiniz. Reanimasyon döneminiz sona erdi. Artık yoğun bakım ünitesiyle ilişiğiniz bitti, fakat taburcu edilene kadar Mois Hoca başkanlığında yoğun bakım servisi sizin tedavi sürecinizi izleyecek. Dolayısıyla her gün görüşmeye devam edeceğiz. Bu serviste ortopedi, dahiliye, hariciye, psikoloji, fizik tedavi, nöroloji, kardiyoloji, üroloji gibi tüm uzmanlık alanlarından doktorlar sizin tedavinizi sağlayacaklar. Geniş bir kadroyla sizin en kısa zamanda taburcu olmanız için elimizden geleni yapacağız. Yanınızda refakatçi kalabilir. Kontrollü olarak ziyaret yapılmasına izin vereceğiz. Kendinizi iyi hissettiğiniz sürece telefon görüşmeleri yapabilirsiniz. Bundan sonra beslenmeniz ağız yoluyla yapılacak. Sizin için özel bir diyet programı hazırlandı. Ağrı tedaviniz için hastanemizin özel bir grubu sizi daha sonra ziyaret edecek. İlaçlarınızın büyük bir bölümü ağız yoluyla verilecek. Bir kısmı damardan, bir kısmı ise serum aracılığıyla verilecek. Bu servisin hemşire ekibi üst düzeyde tecrübeli personel arasından seçildi. Umarız, her zamanki gibi, bize yardımcı olursunuz Sami Bey. Şimdilik bu kadar, görüşmek üzere" diyerek odadan ayrıldılar.
Annem, Karolin Hemşire'yi soru yağmuruna tutuyordu. Hastaneler ve refakat konusundaki engin tecrübeleri nedeniyle bir an önce kontrolü ele geçirmek istiyordu. Karolin'le çok iyi anlaştılar. Tam bu sırada içeriye bir hastabakıcı girdi. "Ağabey" dedi. "Benim adım Cumali, seni bekliyorduk, hoş geldin. Yoğun bakımdaki arkadaşlar seni bize emanet ettiler, sen hiç merak etme ağabey, çok iyi bakacağız burada sana" dedi. Sonra Karolin'e dönerek, "Hemşire hanım, çiçekler koridora sığmadı, nereye koyalım artanlarını?" diye sordu. Karolin, "Siz bana bırakın, hemen hallederim" diye cevap verdi ve fırladı odadan.
Geri döndüğünde, anneme bir sürü kart veriyordu- Çiçeklerin üzerinden topladığı mesajları bir torbaya yerleştirmiş, anneme teslim ediyordu. "Hepsini hallettim Gülümser Hanım" dedi. "En güzellerini bu odanın kapısına yerleştirdim, geri kalanlarını diğer hastaların odalarının önüne koydum. Hastalarımızın çoğu depremzede ve yakınlarını tamamen kaybetmişler. Sanırım böyle olmasını arzu ederdiniz, değil mi?" Annem, "Ah yavrum! Aferin sana, en doğrusunu yapmışsın. Yakını olmayanları biz her gün ziyaret edelim, olur mu? Müsaade ederler mi?" dedi.
Konuşmaları takip ederken Karolin'le göz göze geldik. Gözlerinin içi gülüyordu. "Yanıma gel" dedim. Geldi ve hemen elimi tuttu. "Merak etmeyin Sami Bey" dedi. "Biz buradayız, yanınızdayız, yoğun bakımdan hakkınızda her şeyi öğrendik. Burada iyi bakılacaksınız. Konuşup kendinizi yormayın şimdilik. Nasıl olsa bol bol sohbete vaktimiz olacak."
Karolin Hemşire odadan çıktığında epeyce yorulduğumu fark etmiştim. Dışarıda hava kararmıştı. Oldukça yoğun bir gün geçirmiş, değişik seyahatler yapmıştım. Gözlerimi kapatarak uyumaya çalıştım. Yarı uyku haline geçince, bir nevi düş gibi görüntüler canlanmaya başladı gözümün önünde.
Burası Amerikan Hastanesi'ydi. Çok pahalı bir yerdi. Kimbi-lir ne kadar fatura çıkaracaklardı bana? Kim ödeyebilir ki çıkan faturaları? "Ben zaten batmışım, bir de buraya borçlanacağız herhalde?" diye düşünüyordum. "Acaba" dedim, "arkadaşlarım benim için aralarında yardım mı toplayacaklar? Belki bir internet sitesi açarak, 'Zavallı depremzedeye bağış yapın' filan mı diyecekler? Of anam of! Nereye baksam, bir şeye bulaşıyorum. Zaten şirketimi de başkaları yönetiyor. Acaba ne durumda elemanlarım?
Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.

kitap

Hangi Tayyip

Hangi Tayyip, Timuçin Mert tarafından yazılmıştır. http://kitapgalerisi.com'da % 20 İndirim ve aynı gün kargoya teslim avantajıyla alabilirsiniz. | Buğra Yayınları, Siyaset, 9786054527083, 280 Sayfa, Ağustos/2014
Kitabın 96. ve 97. sayfalarından  tanıtım amaçlı alıntı yapılmıştır.

Avrupa Birliği Parlamentosu'nun kararını tanımıyorum
Dedik ya "Başbakan Recep Tayyip Erdoğan iyi bir siyasetçidir" diye... Yeri geldi mi, Brüksel'de, Roma'da söylediklerini unutacak, Sakarya ruhu yeniden canlanacak ve "Avrupa Birliği Parlamentosu'nun kararını tanımıyorum" diye resti çekecekti!..
Kapatılan belde belediyelerin AK Partili başkanlarının katılımıyla düzenlenen toplantıda yaptığı konuşmada, Avrupa'nın Türkiye'ye yaklaşımını eleştiren Başbakan Erdoğan: "Dün Avrupa Birliği Parlamentosunda birileri çıkmış birşeyler söylemişler. Bakın ben buradan bugün cevabını veriyorum. İlgili bakanlarım da zaten gerekli görüşmeleri kendileriyle yaparlar. Avrupa Birliği Parlamentosu'nun bizlerle ilgili alacağı kararı ben tanımıyorum." (Bugün, 13 Haziran 2013)

Eski Başbakan Berlusconi huzurevinde işbaşı yaptı

Recep Tayyip Erdoğan'ın kaba tabirle "kanka"sı olan (dönemin) İtalya Başbakanı Silvio Berlusconi, 29 Eylül 1936 günü İtalya'nın Milano kentinde dünyaya geldi. Erdoğan gibi, orta halli bir ailenin çocuğuydu. Kendi çabasıyla dolar milyarderi olduğunu iddia eden Silvio Berlusconi, 2005 yılında 12 milyar dolar olduğu belirtilen servetiyle dünyanın en zengin 74. kişisi unvanını kazandı. Hem medya patronu, hem bir başbakan, hem de Forbes Dergisine göre ülkenin en zengin insanı olan Berlusconi, dünyanın en güçlü insanlarından biri olarak kabul ediliyordu. Siyasi rakipleri sürekli olarak; Silvio Berlusconi'yi siyasi gücünü, ekonomik çıkarları için kullanmakla suçladılar.
Berlusconi de Erdoğan gibi futbolla ilgiliydi. Ancak bu ilgi futbolcu olarak değil, A.C. Milan Spor Kulü-bü'nün başkanı olması dolayısıylaydı. A.C. Milan Spor Kulübü'nün her başarısı, İtalyanlar arasında Berlusco-ni'nin sempatisini arttırıyordu. Bu sempati halesiyle 1994-1995, 2001-2005, 2005-2006 ve 2008-2011 yılları arasında 4 kez İtalya'nın başbakanlığını yaptı.
Başbakan Erdoğan'ın; "Sevgili dostum Silvio..." diye hitap ettiği Silvio Berlusconi, Türkiye'ye gelerek Bilal Erdoğan'ın düğününde de şahitlik yapmıştı. Ancak, Berlusconi'nin bu hızlı yükselişinin bir de hızlı düşüşü olacaktı.
Ocak 2005'te de Roma'da bir duvar işçisinin, elinde bulunan (inşaatlarda sabitleme, yükseltip alçaltmak amacıyla kullandığı kullanılan) üç ayaklı bir aletle (tri-pod) saldırıya uğradı.

Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.

kitap