orhan pamuk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
orhan pamuk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Aralık 2013 Perşembe

Masumiyet Müzesi

Masumiyet Müzesi, Orhan Pamuk tarafından yazılmıştır.http://kitapgalerisi.com'da %20 İndirim ve aynı gün kargoya teslim avantajıyla alabilirsiniz. |  Yapı Kredi Yayınları, Roman, 9789750826146, 561 Sayfa, Kasım/2013

Kitabın 154. ve 155. sayfalarından tanıtım amaçlı alıntı yapılmıştır.

25. Bekleme Acısı

Bütün gece uyuyamadım. Füsun'u kaybetmekten korkuyordum. Aslında son haftalarda Sibel'le Satsat'ta iyice seyrek buluşuyorduk, ama bu ayrıntının hiçbir kıymeti yoktu artık. Sabaha doğru biraz uyuyakalmışım. Uyanır uyanmaz tıraş olup sokaklara çıktım ve uzun uzun yürüdüm. Dönüşte yolu uzattım ve Füsun'un sınava girdiği Teknik Üniversitelin yüz on beş yıllık Taşkışla binasının önünden geçtim. Bir zamanlar talime giden fesli, sivri bıyıklı Osmanlı askerlerinin çıktığı büyük kapının çevresinde, şimdi sınava giren çocuklarını bekleyen başörtülü anneler, sigara içen babalar sıralar halinde oturmuş bekliyorlardı. Gazete okuyan, sohbet eden, boş boş gökyüzüne bakan bu anne-babalar arasında, gözlerim Nesibe Hala'yı boşuna aradı. Taş yapının yüksek pencerelerinin arasında, altmış altı yıl önce Abdülhamit'i tahttan indiren Hareket Ordusu askerlerinin attığı kurşunların delikleri hâlâ gözüküyordu. Gözlerimi o yüksek pencerelerden birine dikerek içeride soruları cevaplayan Füsun'a yardım etmesi ve sınavdan sonra onu bana cıvıl cıvıl bir neşeyle yollaması için Allah'a yalvardım.
Ama Füsun o gün Merhamet Apartmanı'na gelmedi. Bana geçici bir öfke duyduğunu düşünüyordum. Güçlü Haziran güneşi perdelerin arasından odayı iyice ısıttığında, her zamanki buluşma vaktimizin üzerinden iki saat geçmişti. Boş yatağa bakmak acı veriyordu, gene sokaklara çıkıp yürüdüm, Pazar öğleden sonra parklarda vakit öldüren askerlere, güvercinlere yem atan çocuklu ailelerin mutluluğuna ve deniz kıyısında banklara oturup gemileri seyredenlere ve gazete okuyanlara bakarak, ertesi gün her zamanki buluşma saatimizde Füsun'un geleceğine kendimi inandırmaya çalıştım. Ama ertesi gün de, sonraki dört gün de gelmedi.
Her gün Merhamet Apartmanı'na, her zamanki buluşma vaktinde gidiyor, beklemeye başlıyordum. Oraya erken gidip beklemenin acımı daha da artırdığını anlayınca, ikiye beş ka-ladan önce gitmemeye karar verdim. Sabırsızlıktan titreyerek içeri girerdim; ilk on on beş dakikada aşk acımla umut birbirine karışır, karnımla yüreğim arasındaki ağrıyla, burnumun ve alnımın içinde hissettiğim heyecan çatışırdı. Durup durup perdelerin arasından sokağa bakar, gözüm kapının önündeki sokak lambasının paslı haline takılır, biraz odayı toplar, bir kat aşağıdaki sokaktan geçenlerin ayak seslerini dikkatle dinler, bazan bir kadın ayakkabısının ökçelerinin kararlı tıkırtısını onunkine benzetirdim. Ama ayak sesleri hiç yavaşlamadan geçer, giriş kapısını onun gibi hafif bir gürültüyle kapatan kişinin de apartmandan çıkan başka biri olduğunu acıyla anlardım.
Füsun'un artık o gün gelmeyeceğini yavaş yavaş kabul ettiğim o on on beş dakikayı nasıl geçirdiğimi, en iyi burada sergilediğim saat, kibrit çöpleri ve desteleriyle anlatabilirim. Odalarda gezinerek, pencereden bakarak, bazan da bir köşede hiç kıpırdamadan öylece dikilip içimdeki acının dalgala-nışını dinlerdim. Apartman dairesindeki saatler tıkırdarken, aklım saniyeler ve dakikalarla oynayarak acımı azaltmaya çalışırdı. Her zamanki buluşma saatimize doğru akan dakikalarda, içimde "bugün, evet, şimdi geliyor" duygusu bir bahar çiçeği gibi kendiliğinden açıverirdi. O anlarda, vaktin daha çabuk geçmesini bir an önce güzelime kavuşabilmek için isterdim. Ama o beş dakika hiç geçmezdi. Aslında kendimi kandırdığımı, vaktin geçmesini aslında hiç istemediğimi, çünkü Füsun'un belki gelmeyeceğini de bir an açıklıkla düşünürdüm. Saat tam iki olunca, kavuşma saatimiz geldi diye sevinmem mi gerekir, yoksa bundan sonra geçen her an Füsun'un gelme ihtimalini azaltıyor diye üzülmem mi gerekir çıkaramazdım. İskeleden uzaklaşan bir gemideki yolcu gibi, geçen her saniyenin beni arkada bıraktığım sevgilimden aslında uzaklaştırdığını bildiğim için, geçen dakikaların o kadar çok olmadığına kendimi inandırmaya çalışır, bu amaçla anlardan ve dakikalardan aklımda küçük desteler yapardım. Her saniyede her dakikada değil, ancak beş dakikada bir üzülmeliydim! Bu yöntemle beş tek dakikanın acısını son dakikaya kadar ertelemiş olurdum.
Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.

12 Ağustos 2013 Pazartesi

Ben Bir Ağacım

Ben Bir Ağacım

Ben Bir Ağacım, Orhan Pamuk | Yapı Kredi Yayınları, Edebiyat, 128 sayfa, 9789750826108, Ağustos 2013.

Ben Bir Ağacım kitabındaki yazılar bizzat Orhan Pamuk tarafından seçildi. Pamuk, eski yazılarını tekrar okudu, düzeltti, yeni pasajlar ekledi, yeni başlıklar koydu ve ortaya hem yeni ve genç okurların ilgisini çekecek hem de eski okurlara nostalji yaşatabilecek bir kitap çıktı.


Ben Bir Ağacım için Pamuk diyor ki: ""Bu kitapta, şimdiye kadar yazdığım sayfalardan, en kolay anlaşılabilir ve en güçlü olanları seçmeye çalıştım. Kitabın kalbinde, hakkında hayaller kurmaktan hoşlandığım iki konu var: Tarihin esrarlı yüzü ve çocukluk ve öğrencilik yıllarının hatıraları. Romanlarımda ve düzyazılarımda bu iki kaynağa hep geri döndüm. Her seferinde de iki konunun kafamda iç içe geçtiğini hissettim. Yani: Tarihin çocuksu yanı ile çocukluğun tarihsel yanı."

Ben Bir Ağacım kitabındaki yazılara ek olarak daha önce hiç yayımlanmamış bir hikâye de eşlik ediyor. Osmanlı zamanının bir celladını, bir padişahın kıskançlığını anlatıyor, bir ağacı, bir resmi konuşturuyor ve kendi çocukluk, gençlik ve okul hatıralarını hikâye ediyor. Pamuk'un yeni romanı Kafamda Bir Tuhaflık'ın kahramanı Mevlüt Karataş'ın ortaokul yıllarının hikâyesiyle...

Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.

kitap

KitapGalerisi Facebook / KitapGalerisi Twitter

5 Ağustos 2013 Pazartesi

İstanbul - Hatıralar ve Şehir

İstanbul - Hatıralar ve Şehir

İstanbul - Hatıralar ve Şehir, Orhan Pamuk | Yapı Kredi Yayınları, Anı, 368 sayfa, 9789750807162, Temmuz 2013.

İstanbul - Hatıralar ve Şehir, yazarın kendini "ben" olarak ilk hissedişinden, annesine, babasına, ailesine yönelen hikaye, bir hüzün ve mutluluk kaynağı olarak İstanbul sokaklarına açılıyor. Günümüzün büyük romancısının gözünden 1950'lerin İstanbul sokaklarını, parke taşı kaplı caddeleri, yanıp yıkılan ahşap konakları, eski bir kültürün yok oluşuyla, onun külleri ve yıkıntıları arasından bir yenisinin doğuşunun zorluklarını keşfederken Pamuk'un ruhsal dünyasının oluşumunu bir dedektif romanı okur gibi hızla izliyoruz... Bu özgün ve benzersiz eserde, okurken elden bırakamadığımız kitaplara has o ruh ve duygu birliği var.


- 1 -

Bir Başka Orhan

İstanbul'un sokakları içerisinde bir yerde, bizimkine benzeyen bir başka evde, her şeyiyle benim benzerim, ikizim, hatta tıpatıp aynım bir başka Orhan'ın yaşadığına çocukluktan başlayarak uzun yıllar aklımın bir köşesiyle inandım. Bu düşünceyi ilk nereden ve nasıl edindiğimi hatırlamıyorum. Büyük ihtimal, yanlış anlamalar, rastlantılar, oyunlar ve korkularla örülmüş uzun bir süreç sonunda fikir içime işlemişti. Bu hayal kafamda ışımaya başlayınca neler hissetiğimi açıklayabilmek için onu en belirgin şekliyle ilk hissetiğim anlardan birini anlatmalıyım.

Beş yaşımdayken bir ara bir başka eve yollanmıştım. Annemle babam, kavgalarının ve ayrılıklarının birinin sonunda Paris'te buluşmuşlar, İstanbul'da kalan beni ve ağabeyimi de birbirimizden ayırmışlardı. Ağabeyim Nişantaşı'nda, Pamuk Apartmanı'nda, babaannem ve aile kalabalığı ile birlikte kalıyordu. Beni de Cihangir'e teyzemin evine yollamışlardı. Sevgiyle ve hep gülümseyerek karşılandığım bu evin duvarında beyaz bir çerçeve içerisinde küçük bir çocuk resmi asılıydı. arada bir, teyzem ya da eniştem duvardaki resmi gösterip, "Bak bu sensin," diye gülümserlerdi.

Resimdeki iri gözlü bu sevimli çocuk, evet, biraz bana benziyordu. Onun da başında benim sokağa çıktığım zaman taktığım kasketlerden biri vardı. Ama gene de onun tam benim resmim olmadığını biliyordum. (Aslında resim Avrupa'dan gelmiş kitsch bir sevimli çocuk röprodüksiyonuydu.) Hep düşündüğüm, bir başka evde yaşayan öteki Orhan bu olabilir miydi?

Ama şimdi ben de bir başka evde yaşamaya başlamıştım. Sanki İstanbul'da bir başka evde yaşayan benzerimle buluşabilmek için benim de bir başka eve gitmem gerekmişti, ama hiç memnun değildim bu buluşmadan. Asıl eve, Pamuk Apartmanı'na geri dönmek istiyordum. Duvardaki resmin ben olduğunu söylediklerinde, aklım biraz karışır, ben, benim resmim, bana benzeyen resim, benzerim, bir başka ev hayalleri birbirinin içine geçer, eve geri dönmek, hep orada aile kalabalığıyla birlikte olmak isterdim.

Bu istediklerim oldu ve kısa bir süre sonra Pamuk Apartmanı'na geri döndüm. İstanbul'da başka bir evde yaşayan başka bir Orhan hayali ise beni hiç terketmedi.

---

Bu alıntı tanıtım amaçlı yapılmıştır.

Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.

kitap

KitapGalerisi Facebook / KitapGalerisi Twitter

23 Temmuz 2013 Salı

Benim Adım Kırmızı

Benim Adım Kırmızı

Benim Adım Kırmızı, Orhan Pamuk | Yapı Kredi Yayınları, Roman, 552 sayfa, Temmuz 2013, 9789750825927.

Benim Adım Kırmızı, yazar Orhan Pamuk'un çıkar çıkmaz kült olan bir yapıtı. Yazarın "En renkli ve iyimser romanım" dediği Benim Adım Kırmızı, IMPAC Dublin Edebiyat Ödülü'nü kazanan ilk ve tek Türk romanı oldu aynı zamanda.

Benim Adım Kırmızı, eski resim sanatımız, Doğu ve Batı'nın dünyayı görme biçimleri, aşk ve ölüm hakkında unutulmaz bir tarihi roman olan bu çağdaş klasiği, ilk yayımlanışından 15 yıl sonra, yazarın sonsözü ve kapsamlı bir sanat-tarih kronolojisiyle birlikte Yapı Kredi Yayınları tekrar yayımladı.

Benim Adım Kırmızı, hem Orhan Pamuk'un en çok dile çevrilen ve en çok hayranlık duyulan eseri hem de modern edebiyat tarihimizin dünyada en çok okunan kitabı.


Benim Adım Kırmızı bölümü, sayfa 230.

Şehname şairi Firdevsi, Gazne'ye gelip Şah Mahmut'un sarayının şairlerince taşralı diye küçümsendikten sonra, ilk üç mısraı çok zor bir kafiyeyle biten bir dörtlüğün kimsenin tamamlayamadığı son mısraını söyleyiverdiğinde ben orada, Firdevsi'nin kaftanının üzerindeydim. Şehname'nin efsane kahramanı Rüstem, kayıp atının peşinden uzak ülkelere gittiğinde sadağının üzerinde, efsane devi harika kılıcıyla ikiye böldüğünde akan kanların içinde, misafir kaldığı şahın güzel kızıyla geceyi sevişerek geçirdiğinde yorganın kıvrımları arasındaydım. Her yerdeydim ve her yerdeyim. Tur, kardeşi İreç'in kafasını kalleşçe keserken, rüyalar kadar güzel efsane ordular bozkırda birbirlerine girerken ve İskender'in başına güneş geçtiği için güzel burnundan hiç durmadan akan kanı ışıl ışıl ışıldarken, ben oradaydım. Haftanın her bir günü, ayrı renk bir kubbenin altında, ayrı bir iklimden gelen harika bir güzelle geceyi geçirip onun anlattığı hikâyeyi dinleyen Sasani Şahı Behram Gür'ün salı günü ziyaret ettiği ve resminden âşık olduğu güzelin elbisesinde ve Şirin'in, resmine bakarak âşık olduğu Hüsrev'in tacından kaftanına bütün kıyafetindeydim. Kaleleri kuşatan orduların bayraklarında, ziyafet sofralarının örtülerinde, padişahların ayaklarını öpen elçilerin kadife kaftanlarında, çocukların hikâyelerine bayıldığı kılıcın resmedildiği yerdeydim.


Hindistan ve Buhara'dan gelen tok kâğıtların üzerine güzel gözlü çırakların, usta nakkaşların bakışları altında narin fırçalarla sürülüp, Uşak halılarını, duvar işlemelerini, boynu bükük güzel kadınların pencere aralığından sokağı seyrederken giydikleri gömlekleri, dövüşe tutuşan horozların ibiklerini, efsane ülkelerin efsane meyveleriyle narlarını, Şeytan'ın ağzını, çerçevelerin içindeki ince çizgiyi, çadırların kıvrım kıvrım işlemelerini, nakkaşın kendi keyfi için yaptığı, çıplak gözle ancak görülür çiçekleri, şekerden yapılmış kuş heykellerinin vişneden gözlerini, çobanların çoraplarını, efsanelerden çıkma şafakları ve binlerce, on binlerce savaşçının, şahın, âşığın cesedini ve yaralarını gösterdim. Kanın çiçekler gibi açtığı savaş meclislerine, güzel oğlanlar ve şairler kırda şarap içip müzik dinlerken en usta şairin kaftanına, meleklerin kanatlarına, kadınların dudaklarına, ölülerin yaraları ve kanlar içindeki kesik kafalarına sürülmeyi severim.

Duyuyorum sorduğunuzu: Nedir bir renk olmak?

Renk gözün dokunuşu, sağırların müziği, karanlıkta bir kelimedir. On binlerce yıldır kitaptan kitaba, eşyadan eşyaya rüzgârın uğultusu gibi ruhların konuştuklarını dinlediğim için benim dokunuşumun meleklerin dokunuşuna benzediğini söyleyeyim. Bir yanım burada gözlerinize sesleniyor; o benim ağır yanım. Bir yanım havada bakışlarınızla kanatlanıyor; o benim hafif yanım.

Kırmızı olmaktan ne de mutluyum! İçim yanıyor; kuvvetliyim; fark edildiğimi biliyorum; bana karşı koyamadığınızı da.

---

Bu alıntı tanıtım amaçlı yapılmıştır.

Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.

kitap

KitapGalerisi Facebook / KitapGalerisi Twitter

12 Temmuz 2013 Cuma

Kitabınızdan bir nefes çekebilir miyim?

# Kitabınızdan bir nefes çekebilir miyim? #

- Başlık Seray Şahiner'den, Radikal Kitap için Aslı Tohumcu'nun kaleme aldığı yazıda görüşlerini dile getirerek sormuş; George Orwell'ın Türkçede yeni çıkan Kitaplar ve Sigaralar kitabının "kitap fiyatları yüksek mi?" sorusunu ateşleyip ateşlemeyeceğini zamanla göreceğiz. Aslı Tohumcu'nun yazısı burada...

- Markus Zusak'ın yurt dışında çok satan romanı Kitap Hırsızı, beyaz perdeye uyarlanıyormuş. Brian Percival (Downton Abbey) tarafından yönetilecek filmin başrol oyuncuları Geoffrey Rush ve Emily Watson olarak açıklandı. Film 15 Kasım 2013'te gösterime girecek.

- Zor metinlerin yazarı Samuel Beckett'in ilk romanı olan Murphy'nin el yazmaları, Londra'da yapılan açık artırmada 1,5 milyon dolara alıcı buldu. İlk kez 1938 yılında yayımlanan roman, sevgilisinin ısrarı ile Magdalen Akıl Hastanesi’nde çalışmaya başlayan, hastalardan Endon ile oynadığı satranç oyununu kaybetmesinin ardından ölen Murphy’nin öyküsünü anlatıyor.

- Orhan Pamuk geçen hafta içinde açıklandığı gibi artık Yapı Kredi Yayınları'ndan kitap çıkartacak. Yeni yayıneviyle ilk projeleri eski kitapların tekrar basımını, Seçmeler isimli bir derlemesini ve Kara Kitap'a kılavuzluk edecek olan Kara Kitap'a Giriş adlı kitaplarının basımını kapsıyor. Yeni roman Kafamda Bir Tuhaflık ise 2014'ün ilk haftalarında okurun beğenisine sunulacak.

- Bir Stephen King romanı olan Kubbenin Altında televizyon dizisi oldu. Dizinin yapımcılığını Hollywood'un dahi çocuğu Stephen Spielberg üstleniyor. Kubbenin Altında, 1 Temmuz akşamı FX'te başladı.

- Roald Dahl'ın en bilinen ve en beğenilen çocuk kitabı Charlie’nin Çikolata Fabrikası müzikal oldu. 1964 yılında yazılan kitapta, Willy Wonka’nın çikolata fabrikası içinde Charlie Bucket’ın maceraları anlatılıyor. İngiliz aktör Douglas Hodge’ın Willy Wonka’yı canlandırdığı müzikal, 2014 Mayıs ayına kadar sahnelenecek.

- Bosna Hersek'in 90'larda maruz kaldığı kıyımla ilgili yeni bir kitap çıktı. Bu kitabın en önemli özelliği gerçek bir hayat öyküsü olmasıdır. Emine Seçeroviç Kaşlı'nın kaleminden Alfa Yayınları etiketiyle okurlarla buluşan kitap Kurşunların da Rengi Var adını taşıyor.

8 Temmuz 2013 Pazartesi

Transfer doğrulandı: Orhan Pamuk artık Yapı Kredi Yayınları'nda!

# Transfer doğrulandı: Orhan Pamuk artık Yapı Kredi Yayınları'nda! #

Geçtiğimiz aylarda Orhan Pamuk ve Yapı Kredi Yayınları Genel Yayın Yönetmeni Raşit Çavaş'ın yedikleri öğle yemeği sonrası yazar hakkında çeşitli spekülasyonlar ortaya atılmıştı: Orhan Pamuk, Yapı Kredi Yayınları'na mı geçiyor?


Çeşitli haber siteleri yazarın yıllardan beri kitaplarını basan İletişim Yayınları ile arasında problemler olduğunu vurgulamıştı.

Orhan Pamuk'un "İstanbul - Hatıralar ve Şehir" kitabının ilk baskısı yazar İletişim Yayınları'ndayken Yapı Kredi Yayınları tarafından yapılmış; ancak sonradan o kitap da İletişim Yayınları etiketiyle tekrar basılmıştı.

Radikal'in 08.07.2013 tarihindeki bu haberine göre de Orhan Pamuk resmen Yapı Kredi Yayınları'na geçti.

Orhan Pamuk'un Ağustos 2013 tarihinde Yapı Kredi Yayınları'nın Doğan Kardeş dizisinden "Seçmeler" adlı yeni bir kitabının çıkacağı ve bu kitabın yazarın daha önce hiç yayımlatmadığı yazı ve anlatılarından oluşacağı belirtiliyor.


2013'ün sonbahar aylarında ise yazarın belki de en beğenilen romanı olan Kara Kitap'a kılavuzluk yapacak olan Kara Kitap'a Giriş adlı başka bir kitabın çıkacağı da ekleniyor.

Orhan Pamuk'un aylar önce adını açıkladığı yeni romanı Kafamda Bir Tuhaflık'ın hazırlıkları da sürüyormuş. 

Kafamda Bir Tuhaflık, 2014'ün ilk aylarında okurla buluşması muhtemel yeni bir Orhan Pamuk kitabı olacak.

Orhan Pamuk biyografisi ve kitapları için buraya bakabilirsiniz.

6 Haziran 2013 Perşembe

Kerem Eksen Röportajı

# Kerem Eksen Röportajı #

Kerem Eksen... Bu ismi bir kenara not edin mutlaka, adını önümüzdeki günlerde daha çok duyacaksınız. Kerem Eksen, 1976 doğumlu ve İTÜ'de Felsefe dersleri veriyor. Kendisi aynı zamanda bir çevirmen ve ilk romanı "Buradayız" Haziran 2013 tarihinde Alef Yayınevi tarafından yayımlandı.


1) "Buradayız" adlı romanınız Alef Yayınevi etiketiyle yayımlandı. 1976 doğumlusunuz ve bildiğimiz kadarıyla da bu ilk romanınız. Neden bu kadar beklediniz?

Tabii okur açısından “beklemek” gibi görünen şey bu taraftan pek öyle görünmüyor. Bu zamana kadar yayımlamaya cesaret edebileceğim bir şeylerin ortaya çıkması için hazırlık yapmış oldum aslında. Tabii bu arada bu sürenin önemli bir kısmında edebiyattan ziyade tiyatroyla iştigal etmiş olduğumu belirteyim; hatta ilk ciddi metin yazma girişimlerimi de tiyatroda, Seyyar Sahne’deki arkadaşlarla birlikte yaşadım. Bir yandan da felsefe eğitimi, sonrasında tez yazımı, bütün bunlar olayların yavaş gelişmesine yol açtı. Sanırım bir açıdan hayırlı da oldu bu durum.

Aslında birçok insan gibi ben de üniversitede başladım yazma-çizme işlerine. Neyse ki o zaman etrafımda duygusal davranıp “Bu çok iyi, bunu hemen yayınlat” diyen insan pek olmadı. Ben de edepli davrandım ve acele etmedim. Sanırım böylelikle bazı tercihlerin netleşmesi için kendime zaman tanımış oldum, zaman içinde sevdiğim ve sevmediğim yazarları, yazma biçimlerini, üslup yaklaşımlarını ayırt etmeye başladım. O zaman artık okurun karşısına çıkıp “benim yaptığım iş de budur” diyebilecek bir kıvama geliyor insan. Beklemek dediniz, bu kıvama gelmeyi beklediğim söylenebilir belki.

2) "Buradayız" romanı, roman yazmak isteyen bir editörün hikâyesi. Gerçekle kurgu ne kadar birbirinin içine girdi? Otobiyografik öğeler var mı romanınızda?

Ufak tefek öğeler var, ama bunların ne olduğu romanın yaratacağı etki açısından çok da mühim değil herhalde. Fakat madem sordunuz, en azından şu kadarını söyleyeyim: Çevirmen olarak biraz yayın işine bulaştım, fakat hiçbir zaman düzenli editörlük yapmadım.


3) Son dönem Türkçe edebiyatta kendi sesini bulabilen, harikulâde metinler kaleme alabilen yazarlar çıktı. (Bence) Sizce "Buradayız", birbirinden yetenekli Türk yazarların çıktığı bu dönemde nasıl bir fark yaratabilecek?

Tabii ki birçok yazar gibi ben de belli net tercihlerin peşinden gittim, dolayısıyla da başka romanlara göre birtakım farklar yaratabileceğim iddiasıyla yazdım. Ama gene de bu soruya benim cevap vermem ne kadar uygun olur bilemiyorum. Bir fark varsa bunu okurun söylemesini isterim.

4) İTÜ'de Felsefe dersleri veriyorsunuz; felsefi bilginiz romana da girmiş. Buna bilerek mi izin verdiniz yoksa kaleminiz kendiliğinden mi hareket etti?

Kalemim kendiliğinden hareket ediyor bazen, ama araya felsefe karıştırabilecek kadar da bağımsızlığını ilan etmiyor açıkçası. Bu nedenle, birçok şey gibi buna da bilerek izin verdiğimi söyleyebilirim. Gene de felsefenin bu romana çok fazla sirayet ettiğini düşünmüyorum (zaten sizin de böyle bir kastınız yok anladığım kadarıyla), daha çok noktasal buluşmalardan söz edebiliriz.

Aslında felsefeyle edebiyat arasındaki ilişki biraz netameli ve gerilimli bir ilişki. İlk bakışta felsefe -özellikle de bir meslek olarak sürdürülen felsefe faaliyeti- edebiyatçılık için çok faydalı olabilir gibi görünüyor. Fakat ben bunu genellikle bir gerilim gibi yaşadım, hâlâ da öyle yaşıyorum. Bunun anlamı romanda felsefeye yer olmadığı değil elbet. Fakat bunun nasıl bir yer olduğu önemli bir soru. Edebiyat kendiliğinden felsefeye yer açmıyor bence. Bu ikisi arasında doğal ve kendiliğinden gelişen bir ilişki olduğunu düşünmek kötü edebiyata ve kötü felsefeye yol açabilir. Kısacası bu konuda biraz tedirginim.

                    

5) Başkarakterimiz Selim'in hayatla kavgalı olduğunu söyleyebiliriz sanırım. Ancak bu kavga salt roman yazabilmek üzerine kuruluymuş ve diğer hiçbir şeyle ilgilenmek istemiyormuş izlenimi uyandırdı bende. Roman yazmak isteyen insanlarda bu "hayata katlanamamazlık" hali normal midir?

Evet, durup durup “artık çalışmam lazım, romanımı yazmam lazım” diye düşünüyor Selim. Aslında bu durum Selim’in hayatla kurduğu ilişkiden çok romancılıkla kurduğu ilişkiyle alakalı. Roman yazmaya başlayacağı, bir “romancı”ya dönüşeceği, kendi deyişiyle “roman ruhu”nu soluyabileceği pürüzsüz ve güzel zamanların arayışında Selim. Telaşı biraz bundan.

Romancılığı kurtarıcı ve neredeyse mistik bir uğraş gibi görmesinden. Aslında bu durum, yani romana ya da genel anlamıyla sanata atfedilen bu sağaltıcılık ve kurtarıcılık misyonu Selim’e özgü değil. Açıkçası ben de zaman zaman kapılıveriyorum buna, neticede yazmanın sağaltıcı bir etkisi olduğu gerçekten de söylenebilir. Ama fazla abartmamak gerek, aksi takdirde sürdürdüğünüz faaliyetle, o faaliyetin ürünüyle ve nihayetinde kendinizle fazlaca büyülenebilirsiniz. Selim’de de yer yer bu risk var.

6) Romanda birçok usta yazarın adı geçiyor; ancak Dostoyevski ve Orhan Pamuk biraz daha öne çıkıyor. Sizin de en çok severek okuduğunuz yazarlar olarak kabul edebilir miyiz bu kalemleri?

Tabii ikisi de farklı açılardan kıymetli yazarlar benim için. Ancak ön planda olmaları favori yazarlarım olmalarıyla ilgili değil, daha ziyade temsil gücüne sahip kuvvetli yazar figürleri olmalarıyla ilgili. Dostoyevski’yle Orhan Pamuk’un benzerliği, yazarlık faaliyetini sürdürme biçimleriyle ilgili canlı imgelere sahip olmamız. Dostoyevski’nin hastalıkları ya da kumar düşkünlüğü, Orhan Pamuk’un çalışma disiplini vb... Dolayısıyla bu iki yazar her şeyden önce birer karakter olarak bulunuyorlar romanda. Tabii dolaylı olarak.

7) Sizi yazmak için tetikleyen güç nedir, o gücü nasıl tanımlarsınız?

Her ne kadar meslekten felsefeci olsam da, genel olarak kafası karışık ve mütereddit bir insanım, özellikle de bir başıma kaldığımda. Yazmak kafamdan geçenleri derleyip topladığım ya da billurlaştırdığım bir faaliyet gibi. Ya da şöyle diyelim: Kafanızda fikirler öylece dönüp dururken siz onlara bir biçim kazandırmaya çalışıyorsunuz; şu değil de bu kelimeyi kullanmayı, şu değil de bu olayı anlatmayı seçiyorsunuz. İşte bu tercih anı benim için çok ferahlatıcı bir şey ve buna gerçekten ihtiyaç duyduğumu söyleyebilirim. Peki neden edebiyat derseniz, o zaman iş biraz daha karışıyor.

Edebiyat söz konusu olduğunda bu tercih artık daha ince, daha sezgisel, daha açıklanamaz bir hal alıyor. “Üslup” dediğimiz şey de buralardan doğuyor zaten - tabii eğer doğabilirse. İşte bu hal, yani kısmen gizemli kalmaya mahkum bir dizi tercihte bulunma hali benim için edebiyatı çok cazip kılıyor.

8) Yazdığınız romandan hareketle edebiyata çok düşkün birisi olduğunuzu anlıyorum. Bir de dünyayla birlikte ülkemizde de çok fazla Chick Lit olarak adlandırılan piliç edebiyatı kitapları basılıyor. Bu "çoksatan" kitaplara yaklaşımınız nedir?

Açıkçası üzerinde çok fazla düşündüğüm bir konu değil “çoksatanlar” meselesi. Çoksatan kategorisi kendi başına bir şeylerin sebebi değil semptomu olarak görülebilir ancak. Bu anlamda popüler edebiyatın hakimiyeti vahim bulduğum bir şey değil, hatta bence iyi edebiyatın önünde bir engel de değil.

9) Nasıl bir ortamda çalışıyorsunuz? Olmazsa olmaz materyalleriniz var mıdır? Uğurlu kalem vs.?

Zamanında kalemle yazmak için çok uğraştım -belki de Orhan Pamuk’a özenmişimdir- ama olmadı. Bilgisayarsız olmuyor.

Klavyede daha iyi ritim tutturuyorum, yeri geldiğinde hızlanıyorum örneğin, ama kalem yavaş kalabiliyor. Sessiz olan ve belli bir düzen kurabileceğim her yerde çalışabilirim. “Buradayız”ın önemli bir kısmı da kütüphanelerde yazıldı zaten. Fakat sabah saatlerinde çalışmak benim için çok mühim. Sabah masanın başına oturamazsam tren kaçmış oluyor.

10) Kendi adıma diyebilirim ki "Buradayız" çok ama çok güzel bir roman. Umarım okuru da bol olur. Sizin hakkınızda ve kitabınız hakkında hiçbir şey bilmeyen insanlara bir paragraflık bir mektup yazsanız, kendinizi ve romanınızı nasıl anlatırsınız? Bunu yazar mısınız?

Teşekkür ederim. Böyle bir mektubu yazmanın kolay olmadığını fark ediyorum şu anda. Zira böyle bir durumda “genel olarak okur”a hitap etmek gerekiyor. Oysa ben “genel olarak okur”un ne olduğunu kafamda pek canlandıramıyorum, hatta bu fikir biraz da tuhaf geliyor bana. O nedenle yazarken aklımda daha somut okurlar oluyor, çoğu zaman da tanıdığım insanlar... Tanımadıklarıma ve beni tanımayanlara tek diyebileceğim şu: Ne düşüneceğinizi çok merak ediyorum.

Röportaj için çok teşekkür ediyorum, umarım bir sonraki kitap için çok beklemeyiz. Sevgiler...

Ben teşekkür ederim.

--- KitapGalerisi adına Tuna Bahar --- 

Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.

kitap

5 Haziran 2013 Çarşamba

Orhan Pamuk Gezi Parkı üzerine yazdı

# Orhan Pamuk Gezi Parkı üzerine yazdı #

Orhan Pamuk’un Suddeutche Zeitung ve Guardian gibi gazetelerde yayımlanacak olan yazısı...


İstanbul’da olup bitenlerin nasıl başladığını ve sokaklarda polisle çatışan ve biber gazıyla boğulurcasına zehirlenen cesur insanları anlamak için kişisel bir hikâye ile başlayayım. İstanbul adlı hatıra kitabımda, bir zamanlar bütün ailemin Nişantaşı’ndaki Pamuk apartmanının dairelerinde yaşadığını yazmıştım. Bu apartmanın önünde elli yaşında bir kestane ağacı vardı ve çok şükür hâlâ da var. Aslında 1957 yılında bir gün önümüzden geçen caddeyi genişletmek için belediye bu ağacı kesmeye karar vermişti. Mağrur bürokratlar ve otoriter iktidar sahipleri mahallelinin karşı çıkmasına da aldırmamıştı. Böylece amcam, babam, bizler bütün aile kesileceği gün ve bütün gece sokağa çıktık ve kestane ağacının başında nöbet tuttuk. Bu da hem bizim kestane ağacını korudu, hem de bütün ailenin sık sık hatırlamaktan hoşlandığı ve bizi birleştiren bir hatıra oldu.

Taksim Meydanı bütün İstanbul’un kestane ağacıdır ve korunmalıdır. İstanbul’da altmış yıldır yaşıyorum ve bu şehirde yaşayıp Taksim ile ilgili bir hatırası olmayan birisini hayal bile edemiyorum. Alışveriş merkezine çevrilmek istenen eski Topçu Kışlası’nın ortasında 1930′larda resmi maçların oynandığı mini bir futbol stadyumu vardi.1940 ve 1950′lerde İstanbul’un gece hayatının merkezi ünlü Taksim Gazinosu Gezi Parkı’nın bir köşesindeydi. Sonra bütün bu binalar yıkıldı, ağaçlar kesildi, yenileri dikildi ve parkın kenarına bir dizi dükkan ve İstanbul’un en ünlü resim galerisi açıldı. 1960′larda ileride ressam olunca bu galeride sergi açacağımı hayal ederdim. 1970′lerde meydan sol işçi sendikalarının ve sivil toplum kuruluşlarının 1 Mayıs’ı heyecanla kutladığı bir yerdi ve bir dönem bu kutlamalara katıldım. (1977′de 42 kişi çıkan bir kargaşa ve provokasyonda ölmüştü). Gençlik yıllarımda sağ, sol, milliyetçi, muhafazakâr, sosyalist, sosyal demokrat her çeşitten siyasi partinin mitingini merakla gider katılır seyrederdim.

Hükümet geçen 1 Mayıs’ta meydanda gösteri yapılmasını yasakladı. Yeniden yapılması planlanan Topçu Kışlası ise bütün İstanbulluların bildiği gibi, şehrin merkezindeki bu tek yeşil alanda sıradan bir alışveriş merkezi olacaktı. Milyonlarca kişinin hatıralarını taşıyan bu alanda ve arkasındaki parkta yapılacak bu büyük değişimlerin, İstanbullulara hiç sorulmadan planlanması ve aceleyle ağaç kesme aşamasına gelmesi Erdoğan hükümetinin büyük hatası. Bu duyarsız siyasetin kaynağı da hükümetin gittikçe artan baskıcı ve otoriter tutumu hiç şüphesiz. İstanbulluların Taksim’de siyasi gösteri yapma hakkından ve hatıralarından kolay vazgeçmeyeceklerini görmek bana gelecek konusunda güven ve umut veriyor.

Kaynak: Edebiyat Haber.

22 Mayıs 2013 Çarşamba

Saf ve Düşünceli


"Romanların içine, en çok ahlaki yargılarımızı askıya alarak gireriz. Bu ifadeyi Coleridge’in ünlü “inançsızlığı iradeyle askıya alma” (willing suspension of disbelief) sözlerini hatırlatmak için kullandım. Coleridge bu sözleri fantastik edebiyatın nasıl mümkün olabildiğini açıklamak için bulmuştu. Coleridge’in 1817’de Edebi Biyografi’yi yayımlamasından bu yana geçen iki yüz yılda, “merkez” dediğim şeyin kurulması ve kuvvetlenmesiyle, roman sanatı, şiiri ve diğer edebi biçimleri kenara iterek dünyada hâkim edebi biçim oldu. Romancılar bunu, iki yüz yıl boyunca, tuhaf olan ve derinde olan şeyi, merkezi, sıradan günlük hayat ayrıntılarında arayarak, onları yeniden düzenleyerek başardılar. Aynı yerde Coleridge, arkadaşı Wordsworth’un şiirde aynı doğaüstü etki için başka bir yol seçtiğini hatırlatır bize. “Sıradan şeylere yeniliğin çekiciliğini vermek ve doğaüstü bir şeye yakın bir duygu uyandırabilmek için aklı alışkanlıkların uyuşturucu yanından uzaklaştırıp, zekâmızı önümüzdeki âlemin hoşluğuna ve harikalığına yöneltmek için...” diye yazmıştı Wordsworth. Otuz beş yıllık romancılık hayatımda, bana bu sanatı öğreten en büyük romancıların, Tolstoy’un, Dostoyevski’nin, Proust’un ve Mann’ın da hep bunu yaptıklarını düşündüm."


Görsel: Orhan Pamuk'un kaleminden bir çizim. Her zamanki gibi; deniz, gemi, martılar, kelimeler...

kitap

27 Mart 2013 Çarşamba

Orhan Pamuk ve Umberto Eco Boğaziçi Üniversitesi'nde buluşuyor!

# Orhan Pamuk ve Umberto Eco Boğaziçi Üniversitesi'nde buluşuyor! #

                   

Dünya edebiyatının iki büyük yazarı Boğaziçi Üniversitesi'nin 150. yılı kapsamında yapılan etkinliklerde bir söyleşide buluşuyor.

Umberto Eco, Gülün Adı romanıyla tüm dünyada tanınmıştı; kitabın film uyarlaması da Umberto Eco'nun ününe ün katmıştı.

Umberto Eco'nun Türkçeye en son çevrilen kitapları Yengeç Adımlarıyla - Sıcak Savaşlar ve Medyatik Popülizm Doğan Kitap ve Hepsi Sana Miras serisinden Nişanlılar'dı Domingo Yayıncılık. Umberto Eco'nun romancılık üzerine verdiği ders notlarından oluşturulan Genç Bir Romancının İtirafları Kırmızı Kedi Yayınevi'nden çıkmıştı.

                                    

Orhan Pamuk, artık tüm dünyada tanınan Nobelist bir yazarımızdır. Harvard Üniversitesi'nde verdiği derslerin notlarından oluşturulan Saf ve Düşünceli Romancı kitabı çok beğenilmişti. Orhan Pamuk'un yazı sanatına olan ilgisi ve çalışma şekliyle ilgili bir kaynak metin olan kitap yazarın romancılık sırlarına da değiniyordu.

Orhan Pamuk dünya yazarları arasında ilk kez bir romanın müzesini açması bakımından da çok dikkat çekti. Masumiyet Müzesi kitabının ardından açtığı müzeye ilgi devam ediyor. Orhan Pamuk en son müzesinin ayrıca bir fotoğraf kitabı olan Şeylerin Masumiyeti'ni yayımlamıştı. Yazarın yeni romanı Kafamda Bir Tuhaflık ise merakla bekleniyor, çıkış tarihi henüz açıklanmış değil.

Boğaziçi Üniversitesi 150. Yıl kapsamında bir dizi etkinlik gerçekleştiriyor. Ayrıntılı bilgi için http://www.150.boun.edu.tr/ adresini ziyaret edebilir, üniversitenin facebook ve twitter hesaplarından gelişmeleri takip edebilirsiniz.

--- KitapGalerisi

14 Mart 2013 Perşembe

Yaşar Kemal'le komşu olup da orada oturduğunu bilmeyen gençler var

14 Mart 2013 tarihli Cumhuriyet Kitap Eki'nde Nuray Kaya'nın Everest Yayınları'nın çok sevdiğimiz yazarı Buket Uzuner'le bir röportajı var. Buket Hanım'ın cevapları o kadar samimi, içten ve öğretici ki, buraya yazmadan edemedik. Röportajdan kısa kısa notları aktarıyoruz...

                                      

- Bir yazarın "Bu benim en iyi kitabım" dediği andan itibaren artık yazamayacağı söylenir. Katılıyor musunuz?

Nâzım Hikmet "En iyi şiirim henüz yazmadığım şiirdir", diyor. O aslında hepimiz için geçerli. Hayatta en iyi mesleği yapıyorum, en mutlu ilişkiyi yaşıyorum vs. gibi bütün istediklerime eriştim, doygunluğa ulaştım dediğiniz anda yeni bir şey yapmak için motivasyonunuz da kendisine gerek kalmadığı için çekip gitmiştir. Naçizane bendeniz, büyük başarıya ulaşmanın parlak cazibesinde aslında ölüm gibi bir sonun saklı olduğunu düşünürüm çünkü o en üst noktanın arkası karanlık, gizemli ve açıkçası bitişin ilânıdır biraz da...

- Dünyadaki en büyük mucize çok gençken iyi bir öğretmene rastlamaksa eğer, genç kuşağa hangi tavsiyelerde bulunursunuz? Özellikle Attilâ İlhan ustayı yakından tanıma şansınızı düşünürsek...

(...) İnsanın içinde merak, kendini geliştirmek arzusu ve hayal etmeye cesaret dürtüsü yoksa önünüze on tane Attilâ İlhan, Sevgi Soysal, Aristo, Mevlâna, Leonardo çıksa bile onları görmeden geçersiniz.

Yaşar Kemal'le komşu olup da orada oturduğunu bilmeyen gençler var. (...) Ün, kişiye eserleriyle, yani ürettiği işlerle gelebiliyorsa kalıcı olur çünkü, ün havai ruhlu bir kelebek gibidir; ancak eserleri uzun yaşayanın adına konup kalmayı seçer.

                                                 

- Kitapların yasaklanması için çabalayanlara neler söylemek istersiniz?

Kitapları silah olarak görmek diktatör kafaların icadıdır. (...) "Dünya dönüyor," dediği için öldürülen Galileo'nun son sözü "Ama dönüyor," olmuştur. (...) Sözden, düşünceden, insan zekâsından ve adaletinden korkanlar daima kitapları yasaklarlar; ama hiç başarılı olamamışlardır, çünkü o yazarları yok etseler de yazı kalır.

- Türkiye'nin 2006 yılında aldığı Nobel ödülünün ülke yazarlarımızın ve dilimizin tanıtımına katkıları olduğunu düşünüyor musunuz?

(...) Aynı dilde yazan bir yazar olarak benim için Orhan Pamuk'un Nobel Edebiyat Ödülü'nü almasının dil açısından önemi vardır. Pamuk'un romanlarını sevip sevmemek tamamen kişisel bir tercihtir ve edebiyat da sonunda bir sanattır. Sık sık yabancı yazar ve yayıncılarla karşılaşma şansı olan bir yazar olarak, bu ödül edebiyatımızın daha yakından tanınmasına ve ilgiye yol açmıştır diyebilirim.

----

Belirtmekte fayda var: Sevgili Buket Uzuner'in kült romanı "İki Yeşil Susamuru" Şubat 2013'te 22. yılını doldurdu. Everest Yayınları bu romanın hem 22. Yılı hem de 50. Baskısı olması dolayısıyla ciltli özel basımı gerçekleştirdi.

Buket Uzuner resmi internet sayfası: buketuzuner.com

Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.

kitap

2 Kasım 2012 Cuma

Orhan Pamuk’un yeni romanı: “Kafamda Bir Tuhaflık”













Orhan Pamuk’un yeni romanı: “Kafamda Bir Tuhaflık”

Orhan Pamuk, Londra’da “Silent House” adıyla, Robert Finn tarafından Türkçe’den İngilizce’ye yeni çevrilen “Sessiz Ev” romanıyla ilgili edebiyat söyleşisine katıldı.

Çok sayıda konser ve sanat etkinliğinin düzenlendiği Southbank Centre, Queen Elizabeth Hall’daki Pamuk söyleşisine ilgi yoğundu.

30 yıl önce kaleme aldığı “Sessiz Ev” romanından birkaç pasaj okuyan ve kitabının konusuyla ilgili bilgi veren Pamuk, “Bu kitabı 1980′deki askeri darbeden hemen sonra yazdım. Aslında bu dönemde başka bir kitap daha yazıyordum ve bu siyasi bir kitaptı. Ancak bu kitap çok radikaldi ve askeri darbeden sonra bu kitabı bitiremeyeceğimi fark ettim. Bu kitabı yarıda bıraktım ve bu kitap hala evimde bir çekmecede duruyor” diye konuştu.

Bazı romanlarının siyasi olup olmadığına ilişkin ise Pamuk, “Romanlarımla ilgili hiçbir zaman sorun yaşamadım. Ancak konuşmalarım, röportajlarımla ilgili sorun yaşadım” dedi. Orhan Pamuk, söyleşiyi dinleyenlerin sorularını da yanıtladı.

Pamuk’un yeni romanı: “Kafamda Bir Tuhaflık”

Yeni projelerine ilişkin bir soru üzerine Pamuk, “Kafamda Bir Tuhaflık” isimli yeni bir roman yazdığını kaydederek, bu romanında 1960′lardan, 2000′li yılların başına uzanan bir hikaye ile bir işportacıyı anlatacağını kaydetti.

“Türkiye’de cezaevlerindeki açlık grevlerine ilişkin ne düşündüğünün ve bu grevlerinin nasıl sonuçlanacağını tahmin ettiğinin” sorulmasına üzerine ise yazar Pamuk, “Kolay bir şekilde sonuçlanacağını düşünmüyorum. Ancak, bu konulara şu anda girmek istemiyorum. Bu konuya, kolay bir çözüm öngörmüyorum” yanıtını verdi.

Pamuk soruları yanıtlarken, Türk romancı Ahmet Hamdi Tanpınar’a olan hayranlığını dile getirdi ve Tanpınar’ın kahramanı olduğunu söyledi. Söyleşinin ardından yazar Orhan Pamuk, uzun bir kuyruk oluşturan hayranları için kitaplarını imzaladı.

(Kaynak: Edebiyat Haber)

- Kitap Galerisi -

"Elif Şafak Independent'ın jürisinde..."


"Elif Şafak Independent'ın jürisinde..."

İngiltere'nin önde gelen gazetelerinden Independent’ın bu yıl düzenleyeceği ‘Yabancı Roman Ödülü’nde, jüri üyesi olarak Elif Şafak da yer alacak.

Jürinin diğer üyeleri Independent edebiyat editörü Boyd Tonkin, edebiyat profesörü ve çevirmen Jean Boase-Beier, İrlandalı yazar Frank Wynne ve İngiliz yazar Gabriel Josipovici olarak belirlendi.

Yabancı Roman Ödülü verilmeye başlandığından beri jüride ilk defa bir Türk yazar yer alıyor. Yazara ve çevirmenine eşit olarak sunulan ödülü ilk kez 1990 yılında, ‘Beyaz Kale’ romanıyla Orhan Pamuk ve çevirmeni Victoria Hobrook aldı.

Ödüle aday olmak için, romanın yazarının hayatta olması, romanın İngilizceye çevrilmiş ve 2012 yılında İngiltere’de yayımlanmış olması şartı aranıyor.

(Kaynak: NTV)

- Kitap Galerisi -

26 Ekim 2012 Cuma

"Orhan Pamuk'a Fransa'dan büyük nişan..."


Nobel Edebiyat Ödülü sahibi Orhan Pamuk'a Fransa’nın en büyük devlet nişanı olan Legion d’Honneur ödülü verilecek. Pamuk, 29 Ekim günü ödülünü Fransız Kültür Bakanı Aurelie Filippetti’den alacak. Fransız Devlet Onur Ödülü’nü, geçtiğimiz yıl Türk edebiyatının devi Yaşar Kemal ve yönetmen Nuri Bilge Ceylan almıştı.

Pamuk 24 Ekim- 7 Kasım arasında İngiltere, Fransa, Almanya, Danimarka, Polonya ve İrlanda’da da çeşitli ödül törenlerine ve etkinliklere katılacak.

27- 28 Ekim tarihlerinde de Louvre Müzesi’nde yeni açılan İslam Sanatları Salonu’nda, "Şeylerin Masumiyeti" kitabını fotoğraflar eşliğinde anlatacak. 28 Ekim Pazar günü Louvre Müzesi’nde, Richard Peduzzi’nin "Benim Adım Kırmızı" romanından yola çıkarak hazırladığı dekor ve tasarımlar eşliğinde ünlü Fransız aktör ve yönetmen Jerome Deschamps tarafından bir gösteri gerçekleştirilecek. Ünlü yazar, Avrupa kültürüne katkılarından dolayı 26 Ekim Cuma günü Kopenhag’da Sonning Ödülü’nü alacak.

Daha önce Günter Grass ve Simone de Beauvoir gibi değerli isimlere verilen ödülün maddi değeri de 135 bin Euro. Gezisini İrlanda’da noktalayacak Pamuk, 7 Kasım 2012'de ise Dublin’de Trinity College’da düzenlenecek törende ünlü yazar, filozof ve siyasetçi Edmund Burke adına verilen Burke Madalyası’nı alacak.

(Kaynak: NTV / Kültür - Sanat: Edebiyat haberleri)

23 Ekim 2012 Salı

"Büyük zevk veren bir okuma deneyimi"


"Büyük zevk veren bir okuma deneyimi"

Amerika'nın ünlü roman yazarlarından Francine Prose, New York Times gazetesinin kitap ekinde kaleme aldığı "Dertli Vatan" başlıklı yazısında, Nobel ödüllü yazar Orhan Pamuk'un 1983 yılında kaleme aldığı "Sessiz Ev" kitabından "büyük zevk veren bir okuma deneyimi" olarak bahsetti.

Yazısında kitabın, bastırılmış ve öfkeli ihtiyar kahramanlarının sesleri ve tozlu hüznü yanında genç kahramanlarının sarsıcı hareketliliğine dikkati çeken Prose, sivri dilli ve şakacı konuşmalara karşın romanın korkutucu gotik özelliklerinden, yoğunluğundan ve tuhaflığından hiç taviz vermeden zamanla okurun çevresindeki oksijeni azaltarak yoğunlaştığını belirtti.

Prose, "tarih, din, hafıza, sınıf ve politika ile ilgili fikirlerle yoğrulmuş bir kitap" olarak tanımladığı "Sessiz Ev"deki karakterlerle ilgili de "Günümüzde ve geçmişte, tarihin sayfalarında ve günlük gerçeklikte, sınırsız ve daralmış zihinlerin dünyalarında aynı anda yaşayan bu ilginç aile ve komşularıyla tanışmak için Türkiye'nin bu kıyı kasabasına gitmek beni çok mutlu ederdi" ifadesine yer verdi.

Kitabın çevirmeni Robert Finn'in çeviri dilinin zarif ve yumuşak olduğunu belirten Prose, çevirmenin okuyucuya dil farklılığını hissettirmeden, özenli kelime ve söz dizinleri seçerek, seslerin ayrımını fark ettiren bir okuma deneyimi yaşattığını kaydetti.

Biri tarihçi, biri devrimci, biri de zengin olmayı aklına koyan 3 torunun babaannelerini İstanbul yakınlarındaki Cennethisar kasabasındaki evlerinde ziyaretini anlatan Orhan Pamuk'un ikinci romanı "Sessiz Ev", yayınlandığından bu yana pek çok dile çevrildi ve ödüller kazandı.

Orhan Pamuk'un tüm kitapları İletişim Yayınları'ndan çıkmaktadır.

(Kaynak: NTV / Kültür - Sanat: Edebiyat Haberleri)

Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.

kitap

17 Ekim 2012 Çarşamba

"İnsan Manzaraları - Türkiye'den Altı Yazar Projesi"


"Şimdiki aklım olsa takma isimle yazardım"

Nazım Hikmet, Yaşar Kemal, Orhan Pamuk, Murathan Mungan, Elif Şafak ve Aslı Erdoğan'ın yaşam öyküleri ve eserlerinin ele alındığı "İnsan Manzaraları-Türkiye'den Altı Yazar Portresi" belgeseli basına tanıtıldı.

Almanya'nın Ankara Büyükelçiliği'nin Tarabya'daki tarihi yazlık rezidansında düzenlenen tanıtım toplantısına, Büyükelçi Eberhard Pohl, edebiyatçılar Yaşar Kemal, Murathan Mungan, Nazlı Eray, edebiyat eleştirmeni Doğan Hızlan, foto muhabir Ara Güler, belgeselin yapımında rol alan Alman WDR kanalının redaktörlerinden Birgit Keller-Reddemann, belgeselin yazarı ve yönetmeni Osman Okkan'ın yanı sıra edebiyat ve basın camiasından çok sayıda davetli katıldı.

Toplantının açılış konuşmasını yapan Almanya'nın Ankara Büyükelçi Pohl, iki ülke arasındaki ilişkilerde edebiyatın önemli bir rolü olduğunu belirterek, "Orhan Pamuk, Zülfü Livaneli ve Yaşar Kemal gibi yazarlar, Türk insanını Almanya'da çok yönlü ve bütün giriftliğiyle tanıttı" dedi.

Tanıtımı yapılan belgeselin de Türk yazarları hem Türk hem de Alman perspektiflerini birleştirerek anlatmayı başardığını kaydeden Pohl, ''İnsan Manzaraları''nı heyecan verici diye niteledi.

"Şimdiki aklım olsaydı..."

Yazar Murathan Mungan ise "Şimdiki aklım olsaydı, tamamen takma bir isimle, hiç yüzümü göstermeden yazar ve yaşardım" dedi.

Bu düşünceye, büyük ölçüde tanındıktan sonra vardığını kabul ettiğini vurgulayan Mungan, "Vardığım yerde insan olarak ve yazar olarak en çok ihtiyacını hissettiğim şey, anonim bir kimlik, görünmez olmak" diye konuştu. Mungan, bununla birlikte, tanıtımı yapılan belgeseldeki gibi, göründüğü ve kendini anlatmak zorunda kaldığı durumlarda da başlıca kaygısının, okuruna kendisi ve eserleri hakkında "doğru ip uçlarını" vermek olduğunu ifade etti.

"İnsan Manzaraları-Türkiye'den Altı Yazar Portresi" belgeseli TRT-Türk kanalında yayınlanacak.

(Kaynak: NTV, Kültür - Sanat / Edebiyat)

28 Eylül 2012 Cuma

Yazmak...


"Yazmak, yaşanmamış hayattan intikam almaktır."

Orhan Pamuk

Orhan Pamuk kitapları, Kitap Galerisi'nde...

Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.

kitap

22 Eylül 2012 Cumartesi

John Fowles - Fransız Teğmenin Kadını


"Fransız Teğmenin Kadını yalnız bu yüzyıl yazılmış en iyi tarihi romanlardan biri değil, hayatta okuduğum en esrarlı ve mantıklı aşk romanı da ...Okuyun." -Orhan Pamuk-

İngiliz edebiyatının yaşayan belki de en büyük ustası olan John Fowles, anlatı kurmaktaki mahreti, çarpıcı üslubu ve deneyciliğiyle dikkati çeken bir yazar.

Hiç abartmadan yüzyılın en iyi romanları arasında sayabileceğimiz Fransız Teğmenin Kadını'nda bu özellikler mükemmel bir bileşime ulaşıyor.

Bir kere olağanüstü başarılı bir atmosfer yaratıyor yazar, Viktorya döneminde yaşamının en anlama geldiğini bütün netliğiyle ortaya seriyor.

Sonra eşine az rastlanır bir gizem yaratıyor, kitap bittiğinde bile gizeminden bir şey kaybetmeyen bir gizem bu.

Ve nihayet bilgeliğine sizi hemen ikna eden bilge ve son derece zeki bir denemeci üslubuyla varoluşculuğun "sahicilik" ve özgürlük arayan insan soyutlanmasını ete kemiğe büründürüyor, ama tanrı anlatıcı rolünü de sorgulamaktan geri kalmıyor.

Fowles dünya tarihinin en tutucu dönemlerinden biri olan, her şeyin ve özellikle de edebiyatın sıkı kurallara ve "görev" bilincine bağlı olduğu Viktorya çağından aykırı bir aşk öyküsüyle sesleniyor okura.

Roman başarısını büyük ölçüde nefis diyaloglarına ve iki karakter arasındaki gerilime borçlu. Kadınların "görev"lerinin boyun eğme ve çocuk yapmayla sınırlı olduğu bir dönemde, romanın kadın kahramanı Sarah, inanılmaz sezgi gücü, özgürlüğe olan tutkusu ve estetik olana duyduğu sevgiyle hemen romanın çekim merkezine yerleşiyor.

Toplumsal kodları umursamaksızın sevmek neyi gerektiriyorsa onu yapmaktan kaçınmayan özgür bir kadın Sarah.

Erkek kahraman Charles ise görmüş geçirmiş bir aristokrat, ama görmüş geçirmişlikte bir aristoktrattan beklenenler arasıdnaki dengeyi tutturmakta zorlanan biri.

Sarah'yla tanıştıktan sonr bu bıçak sırtındaki denge darmadağın olur.

Charles, çağının toplumsal statüsünün, eş dost çevresinin talepleri ile yolu aşktan geçen Aşkınlık ve Sahicilik, tek kelimeyle özgürlük arayışı arasında bir seçim yapmak zorunda kalır...

Roman okumanın benzersiz hazzından haberdar olanlar, Nabokov'un deyimiyle "belkemiğini titreten" kitaplar okumayı özleyenler ve sahici bir aşk yolculuğuna çıkmak isteyenler için...

John Fowles, Fransız Teğmenin Kadını, Çev. Aslı Biçen, Ayrıntı Yayınları.

Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.

kitap

19 Eylül 2012 Çarşamba

Orhan Pamuk kitapları...


1952’de İstanbul’da doğdu. Cevdet Bey ve Oğulları ve Kara Kitap romanlarında anlattığına benzer kalabalık bir ailede, Nişantaşı’nda büyüdü. Otobiyografik kitabı İstanbul’da anlattığı gibi çocukluğundan yirmi iki yaşına kadar yoğun bir şekilde resim yaparak ve ileride ressam olacağını düşleyerek yaşadı. Liseyi İstanbul’daki Amerikan lisesi Robert Kolej’de okudu.

İstanbul Teknik Üniversitesi’nde üç yıl mimarlık okuduktan sonra, mimar ve ressam olmayacağına karar verip okulu bıraktı ve İstanbul Üniversitesi’nde gazetecilik okudu. Pamuk, yirmi üç yaşından sonra romancı olmaya karar vererek başka her şeyi bıraktı ve kendini evine kapatıp yazmaya başladı.

İlk romanı Cevdet Bey ve Oğulları 1982’de yayınlandı ve Orhan Kemal ve Milliyet Roman Ödülleri’ni aldı. Pamuk ertesi yıl Sessiz Ev adlı romanını yayınladı ve bu kitabın Fransızca çevirisiyle 1991’de Prix de la Découverte Européene’i kazandı. Venedikli bir köle ile bir Osmanlı âlimi arasındaki gerilimi ve dostluğu anlatan romanı Beyaz Kale (1985), pek çok dile çevrilerek Pamuk’a uluslararası ününü sağlayan ilk romanı oldu. Aynı yıl karısıyla Amerika’ya gitti ve 1985-88 arasında New York’ta Columbia Üniversitesi’nde “misafir âlim” olarak bulundu. İstanbul’un sokaklarını, geçmişini, kimyasını ve dokusunu, kayıp karısını arayan bir avukat aracılığıyla anlatan Kara Kitap’ı 1990’da Türkiye’de yayınladı.

Fransızca çevirisiyle Prix France Culture Ödülü’nü kazanan bu roman, geçmişten ve bugünden aynı heyecanla söz edebilen bir yazar olarak Pamuk’un ününü hem Türkiye’de hem de yurtdışında genişletti. 1991’de, Pamuk’un Rüya adını verdiği bir kızı oldu. 1994’te, esrarengiz bir kitaptan etkilenen üniversiteli bir genci hikâye ettiği Yeni Hayat adlı şiirsel romanı yayınlandı. Osmanlı ve İran nakkaşlarını, Batı dışındaki dünyanın görme ve resmetme biçimlerini bir aşk ve aile romanının entrikasıyla hikâye ettiği Benim Adım Kırmızı adlı romanı 1998’de yayınlandı. Bu kitapla Fransa’da Prix du Meilleur Livre étranger, İtalya’da Grinzane Cavour (2002) ve İrlanda’da International Impac-Dublin (2003) ödüllerini kazandı.

1990’ların ortasından itibaren Pamuk, insan hakları ve düşünce özgürlüğü konularında yazdığı makalelerle Türkiye devletine karşı eleştirel bir tavır takındı. Yurtiçinde ve yurtdışında çeşitli gazete ve dergilere yazdığı edebi, kültürel makalelerden oluşturduğu geniş bir seçmeyi 1999 yılında Öteki Renkler adıyla yayınladı. “İlk ve son siyasi romanım” dediği Kar adlı kitabını 2002’de yayınladı.

Kars şehrinde, siyasal İslamcılar, askerler, laikler, Kürt ve Türk milliyetçileri arasındaki şiddeti ve gerilimi hikâye eden bu kitap, New York Times Book Review tarafından 2004 yılının en iyi 10 kitabından biri seçildi. Pamuk’un 2003 yılında yayınladığı İstanbul, yazarın hem yirmi iki yaşına kadar olan hatıralarını aktardığı bir hatıra kitabı, hem de kendi kişisel albümüyle, Batılı ressamların ve yerli fotoğrafçıların eserleriyle zenginleştirilmiş, İstanbul üzerine bir denemedir. Kitapları 60 dile çevrilmiş olan, bütün dünyada on bir milyondan fazla satmış olan Pamuk, pek çok üniversiteden şeref doktorası aldı.

Alman Kitapçılar Birliği tarafından 1950 yılından beri verilmekte olan, Almanya’nın kültür alanındaki en seçkin ödülü olarak kabul edilen Barış Ödülü, 2005’te Orhan Pamuk’a verildi. Ayrıca Kar Fransa’da her yıl en iyi yabancı romana verilen Le Prix Médicis étranger ödülünü aldı.

Aynı yıl Prospect dergisi tarafından dünyanın 100 entelektüeli arasında gösterildi ve 2006 yılında Time dergisi tarafından dünyanın en etkili 100 kişisinden biri seçildi. American Academy of Arts and Letters’ın ve Çin Sosyal Bilimler Akademisi’nin şeref üyesi olan Pamuk, senede bir dönem Columbia Üniversitesi’nde ders veriyor.

Orhan Pamuk 2006 yılında Nobel Edebiyat Ödülü’nü alarak bu ödülü kazanan ilk Türk oldu. Pamuk 2008’de aşk, evlilik, dostluk, mutluluk gibi konuları bireysel ve toplumsal boyutlarıyla işlediği Masumiyet Müzesi adlı romanını; 2010 yılında ise çocukluğundan başlayarak hayatını ve edebiyatla ilişkisini eksen alan yazı ve röportajlarından oluşan Manzaradan Parçalar’ı yayınladı.

Pamuk, 2009’da Harvard Üniversitesi’nde verdiği Norton derslerini 2011 yılında Saf ve Düşünceli Romancı adıyla kitaplaştırdı.

Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.

kitap

10 Eylül 2012 Pazartesi

ORHAN PAMUK - BEYAZ KALE



ORHAN PAMUK - BEYAZ KALE

"Kitapçı dükkanlarından gelmiş geçmiş satılan en mükemmel hayal ürünlerinden." - ABC Cultura, İspanya

"Ustaca kurulmuş paradokslarla ölüm, hayranlık uyandıran zarif bir postmodern hikaye." - Publishers Weekly, New York

Orhan Pamuk kitapları, KitapGalerisi'nde;

Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.

kitap