buket uzuner etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
buket uzuner etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Haziran 2014 Perşembe

Şehir Romantiğinin Günlüğü

Şehir Romantiğinin Günlüğü, Buket Uzuner tarafından yazılmıştır. http://kitapgalerisi.com'da %30 İndirim ve aynı gün kargoya teslim avantajıyla alabilirsiniz. | Everest Yayınları, Gezi, 9799752890342, 208 Sayfa, Şubat/2010
Kitabın 138. ve 139.sayfalarından tanıtım amaçlı alıntı yapılmıştır.
Telefonun öbür ucundaki kadın sesi kitaptan öğrenilmiş bir Fransızcayla Sofya'dan Buket Uzuner'i aradığını söylüyordu. Benimkisi de kötü bir koloni Fransızcasıdır. Kanada ve Magrib karışımı Fransızcamla, özellikle Mario Levi'ye kahkahalar attırırım. Gazeteci Gila Benmayor da Fas çöllerinde buna şahit olmuştu.
Merkezi Sofya'da bulunan Ulusal Bağış Vakfı 'Bulgaristan'ın 13. Yüzyılı adlı kuram, böyle resmi bir adı olmasına karşın aslında bir sivil toplum örgütü. Vakfın başkanı Kin Stoyanov, tanınmış bir aydın ve ünlü bir Bulgar taşlama (satir) yazarının oğlu. Bir Balkan Dekameronu'nun kurulması fikri de asıl onun başının altından çıkmış.
Balkanlar'da yaşanan ve yaşanmakta olan savaşlar sonunda şu anda tam on adet Balkan ülkesi olduğunu hesaplayan Bulgar yazar ve edebiyatçıları, çok sevdikleri Dekameron Hikâyeleri'nden yola çıkarak, dünyaya ses vermek istiyorlar. Belki de bir çığlık!
Önce on Balkan ülkesinde beyaz veya kara mizah yazan (taşlama/satir ve grafitti dahil) yazarlarla ilgili ön bilgi topluyor, sonra bu üç günlük toplantının bütçesini nasıl kurtarırız diye kafa patlatıyorlar. Biliyorsunuz, Bulgaristan daha yeni kendi ayaklan üstünde durmaya başlayan bir ülke. Her ne kadar 1300 yıllık geçmişleriyle övünseler de bu zamanın son 600 yılı bağımsız yaşamamışlar. Sıkıntıları çok. Bir Dekameron toplantısının bütçesi de yüksek. Sonunda büyük bir şarap fabrikasının sahibi sponsor oluyor, sanatsever Karanfila Hanım, Gabrova'daki (Etar) güzel konuk evini açıyor, 'Sınırsız Sanat' ve "Sofya Açık Toplum" vakıfları, 'Bulgar Çevirmenler Derneği', 'Mizah ve Taflama Vakfı' ile adsız birçok 'kahraman' bu projeye el veriyor ve Bulgar aydınlarının Balkan Dekameronu düşleri gerçekleşiyor.
Bir Balkan yazan olarak davet edildiğim bu toplantı, davet telefonundan sadece beş gün sonra başlayacak olmasına ve bu tarih özel hayatımda yoğun bir döneme denk düşmesine karşın ne yapıp edip son anda bulabildiğim bir Balkan Air uçağına yetişmiştim.
Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.

kitap

28 Mayıs 2014 Çarşamba

Karayel Hüznü

Karayel Hüznü, Buket Uzuner tarafından yazılmıştır.http://kitapgalerisi.com'da %30 İndirim ve aynı gün kargoya teslim avantajıyla alabilirsiniz. | Everest Yayınları, Hikaye, 9799752890671, 77 Sayfa, Mart/2009
Kitabın 40. ve 41.sayfalarından tanıtım amaçlı alıntı yapılmıştır.

Babamın suçu çabuk vazgeçmesiydi. Ama asıl suçlu bendim! Önceleri benimle de benzer sohbetlere girmeyi denedi. Ben de denedim. Ama babamın şaka niyetine soruları, şaşırtmalı oyunları sırasında bütün cesaretimi yitirdim. Çoğu konuşmalarımız, benim hüngür hüngür ağlayışlarımla, olmazsa kalbi kırık, sonsuz sessizlik nöbetlerimle sonuçlanınca, benden vazgeçti. Bir türlü cesur ve özgüvenli olamıyor, korkuyordum. Çabucak inciniyordum. Babam da vazgeçip, bana oyuncak bir bebekmişim gibi davranmaya, yaşım ne olursa olsun, daima minik bir çocuğa, hatta özürlü bir insana bakar gibi... Onun suçu değildi... Ya benim?.. Bütün çabama karşı, ilişkimizi düzeltmeyi başaramadım. En fenası, bunu babama hiç belli edemedim.
Hâlâ öyledir.
O ürkünç mektubu ben yazmadım.
En sevdiğimin başı üzerine yemin ederim.
Sezin'in... Babamın... Ünzile'nin...
Ben yazmadım o Allah m cezası mektubu!
Ünzile'nin başı üzerine...
Bir tek Ünzile yakın olabiliyordu bana. Uzun ağlama nöbetleri, günler süren iştahsızlık dönemleri, anımsamaktan ürktüğüm o 'çocukluğumun soğuk geceleri'nde, beni sevgisi, sabrı ve şefkatinden dokuduğu yorgana sarıp sarmalıyor, göğsüne, tam yüreğinin üzerine bastırıyordu. Hem Sezin'le beni birbirimizden hiç ayırmadığını, sık sık adlarımızı karıştırarak kanıtlayan da bir tek Ünzile değil miydi? Köydeyken ölen küçük kızı kadar, belki onun yerine severdi beni. Belki ondan da çok...
Hâlâ öyledir.
Annemin hastaneye yatırılmasından sonra evin perdeleri açılır, radyonun, televizyonun sesi duyulur olmaya başlamıştı. Gündüzleri güneş, akşamları elektrik, evin eski karanlık sessizliğini enerjisiyle silip süpürüyordu. Annemin hasta olduğu, iyileşip eve dönmesi için, uzun bir tedaviye gereksindiği söylendi bize. Hastalığının ne olduğunu kimse açıklamadı. On üç yaşındaydık.
Annemle yalnız kalmaktan çekinirdim. Babamla odasını ayırdıktan sonra, annemin odasına hiç girmedim. Bazen yaptığı o ürkünç resimleri göstermek için beni odasına çağırırdı, ama eşikten içeri adım atmaya bile cesaret edemezdim. Annem hastaneye gittikten sonra da odasına hiç girmedim. Sanki bir gözünü odasında bırakmış da, beni gözet-leyecekmiş gibi tuhaf bir çekingenlik... Annemin resimlerindeki insan yüzleri çok korkuturdu beni. Oransız, acı çeken yüzler... Parlak renkleri sık sık bölen siyahlar. Siyah renk, bende tehlike ve kargaşa imgesi yaratır. Tıpkı sonsuzluk gibi...
Sezin, babamla birlikte birkaç kez annemi ziyaret için hastaneye gitti. Ben hiç gitmedim. Gidemedim. Oysa Sezin son derece umutlu anlatıyordu annemizi. Biraz sinirleri bo-zukmuş, düşüncelerini toparlayamıyormuş, anneannemizden geçen kalıtsal bir hastalığı varmış, o kadar. Ama ilaçlar onu iyileştirecekmiş. Bunları, başka bir annenin başına gelmiş kadar sakin anlatıyor ve rahatlıkla günlük yaşamına dönüyor, hiçbir şey olmamış gibi yaşıyordu. Onun cesaretine hayrandım. Halbuki ben korkuyordum. Annemiz hastaydı ve hastalığı gerçekten kalıtsalsa... Bize de geçerdi... Bize... Daha çok bana... Çünkü ben...
Ama o lanet olası mektuptan haberim yok! Hiç haberim olmadı. Ben yazmadım! Vallahi bilmiyordum!
Annem, ertesi yıl eve döndü. Daha da dalgın, ilgisiz ve solgundu. Ünzile'yle bana hiç yüz vermiyordu.
Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.

kitap

19 Mayıs 2014 Pazartesi

İki Yeşil Susamuru (Cep Boy)

İki Yeşil Susamuru (Cep Boy), Buket Uzuner tarafından yazılmıştır. http://kitapgalerisi.com'da %30 İndirim ve aynı gün kargoya teslim avantajıyla alabilirsiniz. | Everest Yayınları, Roman, 9789752895508, 384 Sayfa, Ağustos/2013
Kitabın 140. ve 141. sayfalarından  tanıtım amaçlı alıntı yapılmıştır.

"Geçen hafta sonu müzik kulübü tatil olunca, si-zin gizlice intihar ettiğinizi düşündüm Mike!"
"What did yu say Nilsu?"
"Siz Mike, siz intiharın gizemine hayransınız!"
"Suicide?"
"Bence Hemingway'den çok, onun intihan büyülüyor sizi."
"Say it again Nilsu, please!"
"You are fascinated by the mystery of suicide, Mike!"
"İntiharın gizemi, well, ilginç, a ver)' interesting approach..."
Bu söylediklerimi daha önceden planlamamıştım. Selen'in ve Mike'ın attığı tohumlar ve ilk gençliğin frapan sözler etme oburluğu, böyle bir sonuç doğurmuştu .
Donup kalmıştı Mike. Ders zili çaldığında ben sınıfa koşmuştum, o koridorda öylece kalmıştı... Aynı gün, dersten sonra, beni öğretmenler odasına çağırttığında, artık küçük bir kıza bakar gibi bakmıyordu bana.
"İntihar eden bir yakının oldu mu Nilsu?" Merak, ilgi ve umut tınıları vardı sesinde. Hayır, olmamıştı. Kimse kendini bıçakla, iple, tabancayla, havagazıyla ya da uyku hapıyla öldürmemişti ailemde. Ama ölüm ille de fiziki mi olmalıydı?
"Annem, annem intihar etti geçen yıl!" Yüzünü bir alev yalamış gibi çarpıldı Mike. Konuşamadı bir süre. Gözlerinde, boks maçı seyreden insanların, acıdan zevk alan tuhaf ışıkları dans etti. Toparlanmaya çalıştı, dudaklarını ıslattı, yutkundu.
"Kaç yaşındaydı annen?"
"Sizin yaşlarınızda Mike."
Tam anlamıyla 'itlik' ediyordum. Besbelli çok etkilenmişti. Onun en zayıf yanını yakalamış, önlenemez biçimde üstüne gidiyordum.
Daha sonraları birçok erkeği de önlenemez ve kontrol edilemez biçimde örseleyecek oluşum, onları yaralar içinde bırakıp terk edişlerimde de, o sırada Mi-ke'a karşı duyduğum tuhaf, tanımlanması güç, hatta tiksindirici keyfi yaşayacaktım. Sanki içimde yatan sinsi bir dişi şeytan zaman zaman uyanıyor, zehrini beni seven erkeklere akıtıp, böylece besleniyordu. Ne kendimin ve psikologların ne de Selen'in engel olabildiği hu 'femme fatale'e, ancak Teo 'dur' diyebilecekti; yıllar sonra...
"Okul çıkışı bana uğramak, konuşmak istersen, evim okulun sonundaki üçüncü sokakta. Soley Apartmanı, ikinci katta."
Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.

kitap

13 Mayıs 2014 Salı

Kumral Ada Mavi Tuna

Kumral Ada Mavi Tuna, Buket Uzuner tarafından yazılmıştır.http://kitapgalerisi.com'da %30 İndirim ve aynı gün kargoya teslim avantajıyla alabilirsiniz. | Everest Yayınları, Roman, 9789752890244, 499 Sayfa, Ekim/2013

Kitabın 144. ve 145.sayfalarından tanıtım amaçlı alıntı yapılmıştır.

"Kim söyleyebilir, belki nice zamanlardır ölmediğimizi..."
Ingeborg Bachmann
Her şey çok çabuk oldu.
Yangının cephaneliğe yakın bir yerde çıkması ve sabotaj olasılığı panik yaratmış, ortalık aniden karışmıştı. Garnizonu kasıp kavuran siren sesleri arasında aceleyle ciplere binen ve koyu bir dumanın yükseldiği doğuya doğru giden askerlerin arasında buluverdi kendini Tuna.
Etraftaki bütün karmaşa ve paniğe rağmen, askerlerin hızlı bir emir-komuta zinciri içinde hâlâ düzenle hareket edebiliyor oluşlarını hayranlık uyandırıcı buldu.
Tıpkı Vietnam filmlerindeki sahneler gibi...' diye düşünmeden edemedi.  
Onun yaşında birinin İkinci Dünya ya da Kore Savaşı filmlerini anımsaması da beklenemezdi. Kıbrıs Savaşı sırasında on yaşlarındaydı ve Kıbrıs'ı çok uzakta bir 'ada' sanıyordu.
Savaş romanlarını ve filmlerini sevmezdi ama onun ilkgenç-lik yıllarında salgın olan Vietnam filmlerine insan istese de istemese de yakalanmak durumundaydı. 0 yıllarda dünyanın hemen her yanında Amerikalılara 'iyi iş' yaptıran Vietnam filmleri zorunlu bir moda olmuş ve tabii Türkiye de bundan kaçamamıştı. Herkese göre ayrı bir senaryo vardı. Gülmek, ağlamak, şiddet görmek ya da savaş karşıtı olmak, birkaç tane Vietnam filmi görmek için ayrı ayrı birer nedendi. Para verip bilet almayanlar bile, evine sakat dönen Vietnam gazileriyle, geride bıraktıkları karıları veya dostları arasında geçen iç burkucu filmlere ya televizyonda, reklamlarda veya dergilerde mutlaka yakalanıyordu. Ya Jane Fonda, Jon Voight, ya da Robert de Niro ve Meryl Streep, o da olmadı Robin Williams ile dünyanın hemen her yerinde bir parça Vietnam yaşanmıştı.
"Haydi atla teğmen!"
Birisi kolundan yakaladığı gibi, hareket etmekte olan cipe doğru çekti Tuna'yı. Buna hiç hazırlıklı olmadığı için gövdesini cipin içine çekmekte gecikince ayak bilekleri aracın çamurluğuna sürtünerek feci berelendi. Cipe yerleşince acıyla dişlerini sıktı Tuna. Eğilip baktığında sağ paçasının yırtıldığını, yırtılan yerde kanayan bileğini gördü. Onu kan tutuyor ya, hemen bakışlarını kaçırdı.
"Canım bu kadar yandığına göre yoksa bu bir rüya değil mi?" diye söylendi acıyla dişlerini sıkarak.
Kimsenin onu duyacak hali yoktu. Neresinin yaralanıp ka-nadığı kimsenin umrunda değildi. Cipin içindeki askerler patlamaya hazır bomba gibi ürkütücü görünüyorlardı. Hepsinin makineli tüfeği vardı ve hiçbiri konuşmuyordu. Artık dünyadan kopmuş, başka bir boyuta taşınmış gibiydiler.
Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.

kitap

9 Mayıs 2014 Cuma

New York Seyir Defteri

New York Seyir Defteri, Buket Uzuner tarafından yazılmıştır.http://kitapgalerisi.com'da %30 İndirim ve aynı gün kargoya teslim avantajıyla alabilirsiniz. | Everest Yayınları, Gezi, 9789752890312, 222 Sayfa, Şubat/2010

Kitabın 148. ve 149.sayfalarından tanıtım amaçlı alıntı yapılmıştır.
25 Nisan 1915'te Osmanlılarla savaşmak için uzun yollar katederek Gelibolu Yarımadası'na gelen ANZAK ordusu bu savaştan yenilerek çıkmasına karşın, dünya tarihinde ender rastlanan onurlu bir jestle Gelibolu'yu nefretle anmamaktadır. Her yıl 25 Nisan gününü Anzak Günü olarak kutlamayan ama anan Yeni Zelanda ve Avustralya devletleri, bu günü, yabancı misyonlarında da anmayı önemsiyorlar.
25 Nisan 1999 Pazar sabahı, New York Şehri Yeni Zelanda Konsolosluğu'nun VIP konuklarından biri olarak bu anma törenine katılma ayrıcalığım yaşadım. Diplomatik bir görevim olmamasına karşın, bu törene davet edilmemin nedeni bir edebiyat yazarını içmeden sarhoş edecek kadar şahaneydi. Yaklaşık iki yıldır üzerinde çalıştığım GELİBOLU konulu yeni romanımın bir ucu Yeni Zelanda'ya dayanıyor. Tarih ve mekân çalışmaları sırasında, henüz bitmemiş ve yayınlanmamış bir Türk romanının başına belki de ilk kez(?) gelen bir şansla Gelibolu romanı, hem uluslararası sanat vakıflarının hem de Yeni Zelanda Konsolosluğu'nun ilgisini çekmeye başladı. İşte New York'ta düzenlenen 84. Anzak Anma Günü'nde Çanakkale Savaşları'nda Osmanlılara karşı savaşan Hindistan, Pakistan, İngiltere, Yeni Zelanda ve Avustralya misyonları ile, bu anma gününün sessiz ve vakur karşı tarafı Türk misyonu arasında bağımsız bir Türk romancısı olarak, Cybele Rowe'un Gelibolu gelincik çiçeğinden esinlenerek yaptığı kırmızı rozet yakamda, saygı duruşuna katıldım.
5. Cadde'de Rockefeller Merkezi'ne komşu İngiliz İmparatorluk Binası'nın yedinci katında, New York Şehri'nin dikey beton ve çelik mimarisi arasında aniden önünüze çıkan yemyeşil Anzak Balıçesi bir mucize gibi ferahlatıcı. 1940 yılında İkinci Dünya Savaşı'nda savaşan Yeni Zelandalı ve Avustralyalı askerlere din adamı tedarik etmek amacıyla New York'ta bir Anzak Kulübü kuran Bayan Nola Luxford-Dolberg, daha sonra Rockefeller Merke-zi'nden Anzak Anma Bahçesi için izin istemiş.

Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.

kitap

19 Nisan 2014 Cumartesi

Su

Su, Buket Uzuner tarafından yazılmıştır.http://kitapgalerisi.com'da %30 İndirim ve aynı gün kargoya teslim avantajıyla alabilirsiniz. | Everest Yayınları, Roman, 9786051410036, 329 Sayfa, Ekim/2013
Kitabın 186. ve 187. sayfalarından tanıtım amaçlı alıntı yapılmıştır.

"Bütün canlar kutsaldır. Ancak yunus, birçok gelenekte özellikle mübarektir."
Semahat hem merakından, hem de terbiyeli bîr insan olduğundan, vapur turnikelerine doğru yürüyüp yanına gitmiş, "Acaba bana mı el sallıyorsunuz?" diye gülümseyerek sormuştu. Umay Bayülgen, onu yanıtlamak yerine uzanıp sağ elini tutmuş, iki avucu arasında yumuşakça sıkmıştı. Orta boylu bir kadın için fazla uzun sayılacak parmakları, Semahat'in elindeki bazı noktalara önce sanki akupunktur iğnesi batmış gibi ince bir sızı yaymış, sonra ani bir rahatlama, kollarından başına doğru yayılan muazzam bir gevşeme yaratmıştı. Bu apansız rahatlamanın konforuyla ilk önce mutlu, ama hemen ardından anlayamadığı bir nedenle kaygılanan Semahat, hiç de kibar sayılmayacak şekilde,
elini çekivermişti.
"Sana teşekkür etmek istedim, Evlâdım," dedi, Umay Bayül-gen onun bu hareketini fark etmemiş gibi taze bir sesle. "Bu sabah Kadıköy'de herkes şu yaralı yunusu konuşuyordu, ben de merak ettim, bir bakayım yavrucağa, dedim. Ancak güzel yunusumun durumu pek fenaydı ve ne yazık ki benim gücüm ona yardım etmeye yetmedi. Ölecek diye çok üzüldüm. Üzüntümden ağladım, biliyor musun? Eğer 'Bir yunus için ağlanır mı?' dersen, ağlanmaz mı? O da bir candır! Bak işte tam bu noktada duruyordum. Darda kalmıştım, 'Ah keşke Hızır çıkıp gelse, ah gelse!1 dedim. Nasıl çağırdıysam Hızır'ı, duydu herhalde... Bu sırada sen uzun zamandır içine saklandığın yerden çıkabilme gücünü nihayet kendinde buldun ve Hızır gibi tam zamanında yetiştin.
Canına sağlık Evlâdım!"
Onun sevgi dolu bu tavrı karşısında, biraz önce elini bir yabanî gibi çekip çocuk gibi davrandığı için mahcup olan Semahat, öte yandan Hızır'la ilgili tuhaf sözlerinden ve galiba örgülü beyaz saçlarından ötürü bu kadının, Komiser Ümit'in de dediği gibi, bir 'kaçık' olduğunu düşündü. Güzel sözleri için ona teşekkür edip hemen çekip gitmek istedi ama gidemedi. Bir süre bahanesi olmadan kararsız kaldı, orada durdu. Belki de hem Defne Kaman'a olan hayranlığından, hem de çeşitli nedenlerle kendi büyükannesine hasret olanların çoğu gibi, karşısına kısa süreliğine 'bilge ninesine sığınan acemi torun' rolüne uygun bir aday çıktığında dayanamadığmdan, orada kaldı. Basireti bağlanmıştı, gidemedi. Bu sırada içinden münasebetsiz bir ses, zaten kedileri dışında ne bir bekleyeni, ne de sevincini paylaşacak bir yakını
olduğunu hatırlattı.
"Hızır, dar zamanlarda insan veya hayvan suretinde ortaya çıkarak insanı kurtarır Evlâdım, çünkü O çelebidir ve kendini göstermeyi hiç sevmez."
Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.

kitap

14 Şubat 2014 Cuma

Kumral Ada Mavi Tuna

Kumral Ada Mavi Tuna, Buket Uzuner tarafından yazılmıştır.http://kitapgalerisi.com'da %30 İndirim ve aynı gün kargoya teslim avantajıyla alabilirsiniz. | Everest Yayınları, Roman, 9789752890244, 499 Sayfa, Ekim/2013

Kitabın 254. ve 255.sayfalarından tanıtım amaçlı alıntı yapılmıştır.

"Sevgili kardeşim, ne zaman bir sal yapacağız kendimize ve yelken açacağız gökyüzünden aşağıya?"
Ingeborg Bachmann
Ben geldiğimde o da öbürleri gibi bizim evde yaşıyordu; tıpkı annem, babam ve tıpkı dedem gibi.
Ben geldiğimde Araş da bizim evde yaşıyordu. Aileye en son katılan bendim ve öbürlerinin varlığını doğal bir miras gibi hiç düşünmeden kabul etmiştim. Beni sevmelerini, beni koruyup beslemelerini doğal olarak beklediğim gibi... Çocuktum ve çocuklar sahip oldukları şeylerin nasıl kazanıldığını hiç bilmezler. Çocukluk böyle yaşandığı zaman güzeldir!
Aras da onlardan biriydi. Vardı ve hep olacaktı. Onsuz yaşamanın nasıl bir şey olduğunu bilmiyordum, aklımın ucuna bile getirmemiştim. Neden getirecektim ki? Benden önce gelmişti, oradaydı, sağlamdı, güvenilirdi, akıllıydı. Beni sever, beni korurdu. Ağabeyimdi, ağabeyim olarak da kalacaktı.
Ama öyle olmadı.
Aras bir gün gitti.
Öylece ansızın, hiç haber vermeden ve bizi yokluğuna hiç hazırlamadan...
Aras bir gün çekip gitti. Temelli gitti.
Gidişi de kendi efsanesine uygundu. Tam kahramanlara özgü biçimde ayrıldı Aras. Yakışıklı, genç ve cesur! Zeki, yetenekli ve başarılı! Yine yapacağını yapmış, giderken de bir kahraman olmayı başarmıştı ağabeyim.
Oysa gitmek isteyen Ada, kalmak isteyen Aras'tı. Ve aslında temelli gidecek olanın Aras olduğuna dair hiçbir işaret yoktu.
O yaz bir sınav hengamesiyle geçti Aras için. Liseyi okul birincisi olarak bitirmişti. Karate ve yüzmede liseler arası dereceler yapmış, satrançta bölge şampiyonu olmuştu. Deniz Kuv-vetleri'nin askeri öğrenci sınavlarını kazanmış, üniversite sı-navlarına girmiş, sonuçları bekliyordu. İlk tercihi İTÜ gemi mühendisliğiydi. Aras'ın başka tercihi yoktu.
ÖSYM sonuçlarını beklerken boş duracak değildi ya?.. Amerika'da gemi inşaat mühendisliğiyle ünlü Michigan Üni-versitesi'nirı mühendislik öğrenci derneğine yazıyor, denizcilik, savaş gemileri teknolojisi, navigasyon konusunda ne bulursa sömürürcesine okuyor, gözlerinden ve ellerinden taşan zekâsını nerelere yönlendireceğini bazen şaşırıyordu.
Ve tabii Ada...
Ada'yla daha sık ve daha uzun ortadan kaybolmaya başlamışlardı. Ada tamamen Aras'a hayran, Aras Ada'nın hayranlığını kaybetmemek için her şeyi yapmaya hazır görünüyordu. Aşk bu muydu, bilmiyordum?
Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.

kitap

19 Mart 2013 Salı

Terk edilmek

                                                

"'Terk edilmek' korkusuna gelince, bunu özellikle düşündüğümü sanmıyorum. Çünkü on dört yaşımın on beşe dönüşeceği o 'son yaz'dan sonra, daima bir 'terk edilme' fobisiyle iç içe yaşayacaktım zaten. Gördüğüm, bildiğim, yakını olduğum insanlar, en sevdiklerini, en değer verdiklerini bile kolayca terk edebiliyorlardı. Taze ilişkilerine, terk ettikleriyle ihanet edebiliyor, sonra hiçbir şey olmamış gibi yaşamlarını sürdürüyorlardı. 'İhanet' ve 'terk' kaçınılmazdı. Aksini bilmiyordum, Teo'ya rastlamamıştım henüz..."

14 Mart 2013 Perşembe

Yaşar Kemal'le komşu olup da orada oturduğunu bilmeyen gençler var

14 Mart 2013 tarihli Cumhuriyet Kitap Eki'nde Nuray Kaya'nın Everest Yayınları'nın çok sevdiğimiz yazarı Buket Uzuner'le bir röportajı var. Buket Hanım'ın cevapları o kadar samimi, içten ve öğretici ki, buraya yazmadan edemedik. Röportajdan kısa kısa notları aktarıyoruz...

                                      

- Bir yazarın "Bu benim en iyi kitabım" dediği andan itibaren artık yazamayacağı söylenir. Katılıyor musunuz?

Nâzım Hikmet "En iyi şiirim henüz yazmadığım şiirdir", diyor. O aslında hepimiz için geçerli. Hayatta en iyi mesleği yapıyorum, en mutlu ilişkiyi yaşıyorum vs. gibi bütün istediklerime eriştim, doygunluğa ulaştım dediğiniz anda yeni bir şey yapmak için motivasyonunuz da kendisine gerek kalmadığı için çekip gitmiştir. Naçizane bendeniz, büyük başarıya ulaşmanın parlak cazibesinde aslında ölüm gibi bir sonun saklı olduğunu düşünürüm çünkü o en üst noktanın arkası karanlık, gizemli ve açıkçası bitişin ilânıdır biraz da...

- Dünyadaki en büyük mucize çok gençken iyi bir öğretmene rastlamaksa eğer, genç kuşağa hangi tavsiyelerde bulunursunuz? Özellikle Attilâ İlhan ustayı yakından tanıma şansınızı düşünürsek...

(...) İnsanın içinde merak, kendini geliştirmek arzusu ve hayal etmeye cesaret dürtüsü yoksa önünüze on tane Attilâ İlhan, Sevgi Soysal, Aristo, Mevlâna, Leonardo çıksa bile onları görmeden geçersiniz.

Yaşar Kemal'le komşu olup da orada oturduğunu bilmeyen gençler var. (...) Ün, kişiye eserleriyle, yani ürettiği işlerle gelebiliyorsa kalıcı olur çünkü, ün havai ruhlu bir kelebek gibidir; ancak eserleri uzun yaşayanın adına konup kalmayı seçer.

                                                 

- Kitapların yasaklanması için çabalayanlara neler söylemek istersiniz?

Kitapları silah olarak görmek diktatör kafaların icadıdır. (...) "Dünya dönüyor," dediği için öldürülen Galileo'nun son sözü "Ama dönüyor," olmuştur. (...) Sözden, düşünceden, insan zekâsından ve adaletinden korkanlar daima kitapları yasaklarlar; ama hiç başarılı olamamışlardır, çünkü o yazarları yok etseler de yazı kalır.

- Türkiye'nin 2006 yılında aldığı Nobel ödülünün ülke yazarlarımızın ve dilimizin tanıtımına katkıları olduğunu düşünüyor musunuz?

(...) Aynı dilde yazan bir yazar olarak benim için Orhan Pamuk'un Nobel Edebiyat Ödülü'nü almasının dil açısından önemi vardır. Pamuk'un romanlarını sevip sevmemek tamamen kişisel bir tercihtir ve edebiyat da sonunda bir sanattır. Sık sık yabancı yazar ve yayıncılarla karşılaşma şansı olan bir yazar olarak, bu ödül edebiyatımızın daha yakından tanınmasına ve ilgiye yol açmıştır diyebilirim.

----

Belirtmekte fayda var: Sevgili Buket Uzuner'in kült romanı "İki Yeşil Susamuru" Şubat 2013'te 22. yılını doldurdu. Everest Yayınları bu romanın hem 22. Yılı hem de 50. Baskısı olması dolayısıyla ciltli özel basımı gerçekleştirdi.

Buket Uzuner resmi internet sayfası: buketuzuner.com

Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.

kitap

23 Şubat 2013 Cumartesi

İki Yeşil Susamuru

Buket Uzuner'in unutulmaz romanı "İki Yeşil Susamuru" 22. Yılında 50. özel baskısıyla okurlarla buluştu. Bu baskıda yazarın, romanını yazarken aldığı el yazısı notlar da var. Yeni baskısı için kitaptan bir bölüm yayınlamak, bu önemli romanı henüz okumamış olan okurlara tadımlık bir parça sunmak istedik.

-----

Haziran 1978

Her şey bir günde olmadı.

Her şey o yaz değişti.

Annem yakışıklı bir ressamla evi terk etti. Babam da bir-iki özel eşyasıyla ertesi gün evden ayrıldı. Evde canlı olarak, erkek kardeşim Cem, kedimiz Elvis ve saksılar dolusu bitki kaldı. Ne çok saksımız varmış meğer...

Bir de karşı daireda oturan anneannem.

Sıcak bir yazdı.

                                                   

Okullar yaz tatilindeydi.

On dört yaşındaydım. O sırada kendimde oluşan bedensel ve duygusal değişikliklerle öyle meşguldüm ki, bizimkilerin gidiş yönündeki yoğun trafiğiyle önceleri pek ilgilenemedim. Gene inatlaşıyorlar diye düşündüm belki de...

Güzel bir genç kız olmaya başladığımı hem aynada gördüklerimden, hem de üzerime yönelen bakışlardan anlıyordum. Akrabaların, öğretmenlerin ve annemle babamın arkadaşlarının övgülerinden keyiflenmiyor değildim, ama yalnızca 'güzel ve cici' bir kız olarak övülmek bende bir çeşit eksiklik duygusu yaratıyordu. Adını koyamadığım birçok şey gibi, bunun da nedenini ancak O'na rastladıktan sonra anlayacaktım. Yakında...

Evdeki ıssızlık ancak akşamları ve geceleri kendini belli ediyordu. Çünkü son yıllardaki yaşam düzenimiz, gündüzleri tam gün okul, eve dönüşte anneannemin kurabiyeleriyle beş çayı derken, annem ve babamla ancak akşam yemeklerinde görüşebilir kılmıştı bizi. Bu düzen kendiliğinden mi oluştu, yoksa bazı nedenlerle mi bu yöne itildik, o sıralar bilmiyordum. Daha doğrusu, tercihler, zorunluluklar, gereksinimler ve zaaflar konusundan habersizdim.

Ben ortaokula başladığımdan beri babam öyle çok çalışır olmuştu ki, akşam yemeklerinden sonra bile onu görmek güçleşmişti. Yemekten sonra kaçar gibi çıkıp laboratuvarına gidiyor, ancak uyumak için geri dönüyordu. Laboratuvarı evimizin iki sokak aşağısında olduğundan, yaz akşamları elimizde dondurmalar, küçük sürpriz ziyaretler yapıyorduk ona, kardeşim Cem'le. Bu ziyaretlerimizde, iki giriş dairesinin birleştirilmesiyle oluşan laboratuvarın en arkasında kendine ayırdığı küçücük odasında hep aynı koltukta oturmuş, aç kurtlar gibi tıp, ziraat ve teknoloji dergileri okurken, elinde kocaman fincanı, çılgınca kahve tüketirken bulurduk onu. Ya da laboratuvarın yine kendine ayırdığı bir masasında biyokimya deneyleri yapardı. Gözlerinden sevinç pırıltıları fışkırırdı bizi görünce; muzır, hatta yaramaz bir oğlan çocuğu gibi bakarak, gözlerinin altına sinmiş yorgunluk halkalarını gizlemeye çalışırdı bizden. O sıralar gizlediğini sanıyordu besbelli, ama çocuklar sandığımızdan ve hatırladığımızdan çok daha duyarlı ve olgundurlar. Üstelik ben artık bir genç kız olmuştum, o hâlâ fark etmese bile...

                                                 


(...)

İki hafta sonra annem telefon etti. Güneyden arıyordu, sesi şen şakrak, keyfi yerindeydi. Cem'le beni yaz tatili için Marmaris'e davet ediyordu. Doğrusu annemin bizi tatile davet etmesi bana çok tuhaf geldi. Yabancılaşıverdim bir anda! Tatillerimizi annemle birlikte planlardık bundan önceleri.... Sustum kaldım. O sıralar otomatik telefon yoktu ve telefondaki sesler çok parazitliydi. Yine de annemin neşesi ulaşıyordu kulağıma, sonra gidip yüreğimi yakıyordu cızzz diye... İki-üç kez kardeşimle beni çok özlediğini söyleyip durdu. Peki ya babamı özlememiş miydi? Kaldığı villanın ne şahane olduğunu ve denizin temizliğini anlattı daha sonra. Anarşi, patırtı gürültü yoktu oralarda, yaşam sakin ve normaldi. Öve öve bitiremediği o villa, ressam erkek arkadaşının olmalıydı.

Hiç tepki vermeden dinledim annemi, tatile gelip gelmeyeceğimize, babam ve anneannemle konuşup karar vereceğimizi söyledim. Sesim donuk ve kısıktı. İki-üç kez yutkunmak zorunda kaldım. Yaşantımda ilk kez kendi annemin 'bir başkası' olabileceğini düşündüğüm, kendi başına onun da bir birey olduğunu hissettiğim gün, o telefon konuşması gününe denk düşer.

Yalnızlık, yabancılık, ıssızlık, bırakılmışlık ve biraz da öfkeyle...

----

Buket Uzuner, İki Yeşil Susamuru (Ciltli ve Özel Basım), Edebiyat / Roman, Şubat 2013, Everest Yayınları.

Bu alıntı tanıtım amacıyla yapılmıştır.

Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.

kitap

14 Şubat 2013 Perşembe

İki Yeşil Susamuru (Ciltli - Özel Baskı)

# Buket Uzuner - İki Yeşil Susamuru (Ciltli - Özel Baskı) #

Bundan tam 22 sene evvel, büyük yayınevlerinin bile basmaya cesaret edemediği bir roman yayımlandı.

Gezi ve hikâye kitapları yazan genç bir kadın yazarın birinci romanı Gür Yayınları sayesinde kitaplaşarak okurlarla buluştu. Bu genç yazarın yaptığı işe güveni tam olduğu için romanı alışılmadık bir başarı kazandı; elden ele, dilden dile dolaştı; abla ve ağabeylerden kardeşlere, öğretmenlerden öğrencilere, komşulardan komşulara anlatıldı, aktarıldı; doğum günlerinde arkadaşlara hediye edildi...

                                                       


Alt lejantı bile "Anneleri, Babaları, Sevgilileri ve Diğerleri" adını alarak "hizaya sokulamayacak" bir roman olduğunu okura hissettiriyordu.

Yıllar içinde Türk edebiyatının modern klasiklerinden biri oldu, Nilsu'nun Teoman'la ve babasıyla yaşadıkları birçok genç kıza cesaret verdi...

Büyük yazar Buket Uzuner, yarattığı roman kahramanlarıyla okurlarının evlerine ve hayatlarına girebilmiştir. Hatta birçok okuru onun roman kahramanlarından hareketle çocuklarına "Ada, Tuna, Nilsu, Teoman" isimlerini vermişlerdir.

İki Yeşil Susamuru Özel baskısıyla Everest Yayınları tarafından 50. baskı olarak ciltlenmiş bir şekilde, bunun yanında Uzuner'in roman için yazdığı ilk el yazmalarını ve roman hakkında yayımlanan birkaç eleştiriyi de bu baskısına koydu.

Nice "Susamurlu" yıllara...

İki Yeşil Susamuru ciltli özel baskı, Buket Uzuner, Roman, Everest Yayınları, Şubat 2013.

Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.

kitap

13 Aralık 2012 Perşembe

"Everest Yayınları'ndan kitap almanın tam zamanı.."


Everest Yayınları‘ndan kitap almanın tam zamanı…

Everest Yayınları‘ndan çıkan kitaplar KitapGalerisi‘nde %30 indirimde..

Siparişleriniz aynı gün kargoda… Kapıda ödeme seçeneği başlamıştır…

75 TL ve üzeri alışverişlerde kargo ücretsizdir...

Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.

kitap

19 Kasım 2012 Pazartesi

"Tüyap İstanbul Kitap Fuarı'nın ilk 2 günü - 2"


"Tüyap İstanbul Kitap Fuarı'nın ilk 2 günü - 2"

Fuarın ilk günü öne çıkan yayınevi ise Everest oldu. Saat 14:00'da Everest İlk Roman Ödül töreni yapıldı. Bu seneki kazanan Ercüment Cengiz'in "Gırnatacı" adlı romanı oldu. Törene ilgi büyüktü, salon ağzına kadar doldu. Alfa Yayın Grubu kurucusu Faruk Bayrak ve Alfa Yayın Grubu Genel Müdürü Vedat Bayrak da törene bizzat katılarak, Everest İlk Roman Ödül'ü ne kadar önemsediklerini kanıtlamış oldular.


Ercüment Cengiz ödülünü Everest Yayınları Genel Yayın Yönetmeni Sırma Köksal'ın elinden aldı. Jüri başkanı Cemil Kavukçu da sempatik bir konuşma yaparak, günün en heyecanlı ismi Ercüment Cengiz'i biraz olsun sakinleştirmeyi başardı. "Gırnatacı" ilk olarak Everest'in standında satışa sunuldu ve büyük ilgi gördü.


Kapı Yayınları'ndan İskender Pala, imza salonuna geçti ve çok büyük bir ilgiyle okurlar salona akın etti. İskender Pala oldukça özenli bir şekilde hiçbir okurunu kırmadan imza dağıttı. İskender Pala'nın 2 imza günü daha olacak. Etkinlik takvimine mutlaka bakın...


2. Gün çok hareketli geçti. İlk güne göre daha kalabalıktı fuar alanı. Koridorlarda adım atarken epey zorlandık. Herkesin elinde kitaplarla dolu poşetler görünce çok mutlu olduk. 2. Güne imza günleri ve etkinlikler damgasını vurdu. En kalabalık imza günleri ise Everest'ten Ahmet Ümit, Ahmet Telli ve Ayşe Kulin'e, Kapı'dan Ahmet Turgut'a, Doğan'dan Zülfü Livaneli'ye nasip oldu.


Ahmet Telli, imza gününü Everest standında gerçekleştirdi ve saatlerce imza dağıttı. Ahmet Ümit ve Ayşe Kulin'in imza gününde ise resmen izdiham yaşandı. Kuyruk o kadar uzundu ki, yayınevi yetkilileri sarmal bir yapıyla okurları sıraya sokmak durumunda kaldı. Hem Ahmet Ümit hem de Ayşe Kulin okurların getirdikleri bütün kitapları teker teker imzaladılar. Kitaplarını imzalatan okurların mutlulukları ise gözlerinden okunuyordu.


Buket Uzuner'in Javier Sierra'yla gerçekleştirdiği söyleşiye ilgi büyüktü. Sonrasında ise Interexpo Salonu'ndan Su romanı üzerinden çevre sorunlarıyla ilgili bir etkinlik daha düzenledi. Duyarlı okurlar Buket Uzuner'in bu etkinliğinden çok etkilendiler ve söyleşi sonrası yine kitaplarını imzalattılar.


Sevinç Çokum, Kapı Yayınları standında imza günü gerçekleştirdi. Sevinç Çokum'un kemik okur kitlesi Kapı standında hazır bulundu. Daha sonra Kapı Yayınları standında son kitabı "Aşkın Elçisi"yle gündeme oturan Ahmet Turgut imza günü düzenledi. Ve Ahmet Turgut yoğun ilgi nedeniyle saatlerce standtan çıkamadı.


Günışığı Kitaplığı'nda Karin Karakaşlı'yı, Kırmızı Kedi'de Haydar Ergülen ve İnci Aral'ı, Hayy Kitap'ta Ender Saraç'ı, Remzi Kitabevi'nde Enver Aysever'i, Can Yayınları'nda Adnan Binyazar'ı, İletişim Yayınları'nda Emrah Serbes'i imza dağıtırken gördük. Her biri okurlarıyla buluşmaktan büyük bir mutluluk içindeydi.




- Kitap Galerisi adına yazı: Tuna Bahar. - 

8 Kasım 2012 Perşembe

"Alfa Yayın Grubu'nun Tüyap İstanbul Kitap Fuarı Etkinlik Programı..."


Alfa Yayın Grubu'na bağlı yayınevleri olan Alfa Yayınları, Everest Yayınları'nın Tüyap İstanbul Kitap Fuarı'nda gerçekleştireceği Etkinlik Programı...


- 17 Kasım Cumartesi 2012 -

Interexpo Salonu

17.45-18.45

Panel: “Uluslararası İzolasyonlar, Kıbrıs Türkleri ve AB”
Açılış Konuşması: Dr. Derviş Eroğlu - KKTC Cumhurbaşkanı
Egemen Bağış - TC Avrupa Birliği Bakanı ve Başmüzakereci

Yöneten: Mehmet Hasgüler

Konuşmacılar: Yücel Acer, Gökhan Bacık, Murat F. Özkaleli

Düzenleyen: Alfa Yayınları


- 17 Kasım Cumartesi 2012 -

Büyükada Salonu

14.00-15.00

Ödül Töreni: “Everest İlk Roman Yarışması Ödül Töreni”

Düzenleyen: Everest Yayınları


- 18 Kasım Pazar 2012 -

Interexpo Salonu

18.15-19.15

Söyleşi: “Su Romanı ve Edebiyatın Çevre Sorunlarına Bakışı”

Konuşmacı: Buket Uzuner

Düzenleyen: Everest Yayınları

- 18 Kasım Pazar 2012 -

Heybeliada Salonu


18.15-19.15

Şiir Dinleti

Katılımcı Şair: Ahmet Telli

Düzenleyen: Everest Yayınları


- 23 Kasım Cuma 2012 -

Marmara Salonu

12.00-13.00

Söyleşi: “Türkçe’yi Savunacak mıyız?”

Konuşmacı: Feyza Hepçilingirler

Düzenleyen: Everest Yayınları


- 24 Kasım Cumartesi 2012 -

Marmara Salonu

15.00-16.00

Söyleşi: “Keşke…ler ve İyi…ler”

Konuşmacı: İpek Ongun

Düzenleyen: Alfa Yayınları


- 25 Kasım Pazar 2012 -

Interexpo Salonu

15.45-16.45

Söyleşi: “Ülkem ve Romanım”

Konuşmacı: Ahmet Ümit

Düzenleyen: Everest Yayınları

17.00-18.00

Söyleşi: "Kendi Everest’inize Tırmanın"

Konuşmacı: Nasuh Mahruki

Düzenleyen: Alfa Yayınları


- 25 Kasım Pazar 2012 -

Karadeniz Salonu

12.00-13.00

Panel: “Sanat ve Felsefe”

Yöneten: Murat Menteş

Konuşmacı: Dücane Cündioğlu

Düzenleyen: Alfa Yayınları

- Kitap Galerisi -


6 Kasım 2012 Salı

"Yetişkin olmaktan vazgeçiyorum..."


"Yetişkin olmaktan vazgeçiyorum. Yoruldum yetişkinliğin kurutulmuş pınarlarında, koşullu sevinç avcılığı yapmaktan. Aşk cimrisi, aşk kabızı insanlarla birarada yaşamaktan."

- Buket Uzuner.

Görsel: Okur Yazar.

26 Eylül 2011 Pazartesi

İKİ YEŞİL SU SAMURU - BUKET UZUNER

Mutluluğu ve huzuru hiçbir yerde hiç kimsede bulamayan, kimseye güvenemeyen genç bir kadın: Nilsu. Terk edilmekten korktuğu için hep kendisi terk ediyor. Annesine olan hayranlığı ve bağlılığı kendi yaşamını kurmasına engelş olan, duygusal ve ütopik bir çevreci: Teoman. Annesinin gizemli intiharlarıyla yaşamı alt üst oluyor.
  • Eser Adı : İKİ YEŞİL SU SAMURU

  • Yayın Evi : EVEREST YAYINLARI

  • Barkod : 9799752890007

  • ISBN : 9799752890007

  • Sayfa Sayısı : 314

  • Basım Tarihi : TEMMUZ / 2007

  • Ebat : 19,5 X 13,5

  • Yazar : BUKET UZUNER
  • 20 Temmuz 2011 Çarşamba

    BENİM ADIM İSTANBUL - BUKET UZUNER

    (...) İstanbulum Ben, hiç memnun değilim bu yeni kuşak Türkler'den. Hoyratlar, aceleci ve özensizler! Oysa şimdiki Türkler'in dedeleri ve nineleri; o Osmanlılar zevkli insanlardı. En güzel şehir mobilyalarım Osmanlı mimarları'nm elinden çıkmıştır, her biri incelikli ve orijinal... Canım camiler, güzelim saraylar, detay zengini köşkler, biblo gibi yalılar ve cumbalı konaklar... Zamanın ruhunu taşıyan, Doğu'nun incelikli felsefesini mimariye işleyen Osmanlı Mimarisi bugün hâlâ İstanbul'un en değerli mücevherleridir. (...) -Kitabın İçinden Sayfa 51-
    • Genel Özellikler
    • Eser Adı : BENİM ADIM İSTANBUL
    • Yayın Evi : EVEREST YAYINLARI
    • Barkod : 9789752898271
    • Isbn : 9789752898271
    • Sayfa Sayısı : 111
    • Basım Tarihi : 2011
    • Ebat : 22 X 14,5
    • Yazar : BUKET UZUNER