kitapgalerisi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kitapgalerisi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Ağustos 2014 Cuma

Esma-i Hüsna Şerhi

Esma-i Hüsna Şerhi, Ekrem Demirli tarafından hazırlanmıştır. http://kitapgalerisi.com'da % 30 İndirim ve aynı gün kargoya teslim avantajıyla alabilirsiniz. |  Kapı Yayınları, Tasavvuf, 9786055107703, 264 Sayfa, Ağustos/2014
Kitabın 146. ve 147. sayfalarından  tanıtım amaçlı alıntı yapılmıştır.

Er-Rakîb, kullarının hallerine şahit olan demektir. O'nun kullarının hallerine şahit olması, yaratıklarını korumasının gerekliliğinden kaynaklanır, böylelikle kulları dabütün vakitlerinde O'nu gözetirler.

Bilinmelidir ki:
er-Rakîb ismi, rukba kelimesinden türetilmiştir; bunun anlamı, bir şeyi gözlemeye malik olmak demektir. Hak bütün mümkün varlıkları murakabe ettiği için bu isim ihata özelliğine sahiptir.
Bu ismin hakikatleriyle tam olarak vasıflanan kimsenin rab-banî ilmi ve müşahedeye dayanan irfanı daima artma halindedir. Bunun nedeni bu kişinin halkın işlerini bu mertebenin gerektirdiği beraberlik ile gözetiyor olmasıdır.
Murakıbın halinin doğruluğunun bir alâmeti, tasarruf elinden şeriat mizanının eksik olmamasıdır. Binaenaleyh bu makam sahibi ya müşahede gözüyle veya iman gözüyle şeriat mizanına bakar durur. Bu kişi murakabesinde masum olabilmek için herhangi bir şey aldığında adaletle alır; bir şey verdiğinde ihsan ile verir. Çünkü en mutlu insan bütün mertebe ve tecelligâhlarda Hakk'ı sürekli murakabe ederek edebe riayet eden kimsedir.

Bu ismin egemenliği, en fazla fiiller mertebesinde ortaya çıkar. Böylece kul Hakk'ın bu mertebede kendisini murakabe ettiğini gözler ve bu müşahede mahallinin gerektirdiği tarzda
Hak ile beraber olur.
Şayet kula dünyevi veya dinî gayesine uygun bir şey zuhur ederse bu hükmün ortadan kalkmasını diler; aksi halde en uygun olanı talep eder.
Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.

kitap

11 Temmuz 2013 Perşembe

Kolektif Kitap'tan Murat Oğurlu Röportajı

# Kolektif Kitap'tan Murat Oğurlu Röportajı #

Kolektif Kitap bizim yakından takip ettiğimiz ve çok sevdiğimiz bir yayınevi. Yayımladıkları kitaplara herhangi bir okurun ilgisiz kalması mümkün değil. Yeter ki Kolektif Kitap'ın yayımladığı kitaplardan haberiniz olsun. Bunun için Kolektif Kitap'ın Facebook ve Twitter sayfalarını takip edebilirsiniz.

Kolektif Kitap'ın yayın yönetmeni Murat Oğurlu ile keyifli bir röportaj yaptık. Biz sorduk o içtenlikle cevapladı. Bakın Kolektif Kitap'ta neler oluyor...


1) Merhaba, Kolektif Kitap ilk kitabını 2012'de yayımlayan yeni ve dinamik bir yayınevi. Geçen bu bir yıllık sürede yaşadığınız heyecanları bizimle de paylaşır mısınız?

Uzun zamandır aklımızda olan bir projeydi Kolektif Kitap ve açıkçası işin en heyecan verici tarafı kitapların nasıl bir tepkiyle karşılaşacağıydı. Pek çok yayınevinin “riskli” bulacağı projeleri denemeyi tercih ettik genel olarak. Bunların başında da Grafik Kanon geliyor. 190 edebi eserin çizgi roman uyarlamasından oluşan kapsamlı bir antoloji ve aynı zamanda yoğun emek de isteyen bir çalışma. İlk iki cildini ABD’nin hemen peşinden dört ay gibi kısa bir arayla okurla buluşturabilmek ve teknik olarak orijinalinden daha iyi bir kitap üretmiş olmak (eserin ABD’li yayıncısı Seven Stories Press’in iltifatıdır) oldukça heyecan vericiydi.

2) Kolektif Kitap'ın kuruluşunu, amacını, logonuzu kısaca anlatır mısınız?

Medya araçlarının tamamının bu kadar kolay kontrol edilebildiği bir dünyada farklı fikirlere ulaşabilmenin neredeyse tek yolu kitap. Bizi de yayınevi kurmaya iten temel sebep bu aslında. Anlamlandırmaya çalıştığımız hayata dair “biraz daha bilgi” edinebilmek, kolektif hafıza, bilinç ve kolektif yaşam için gerekli kültürel birikimin oluşmasına katkıda bulunmak.

Bir kitabın okuruyla bir hayatı vardır. Merak ederek, farkında olarak, hatırlayarak, unutmayarak geçen her ömrün tarihi mutlaka kitaplardan oluşur. Ve bunlar kitabı eşsiz kılar... Kolektif Kitap, hem içerik hem de estetik bakımdan kitaba layık olduğu saygıyı göstermek üzere çıktı yola.

Logomuzun ne olacağı ilk karar verdiğimiz şeydi. En başından beri fil olmasını istiyorduk. Karanın en büyük memelisi ama otobur, iletişim özellikleri oldukça gelişkin, empati kurabilen ve büyük topluluklar halinde yaşayan bir canlı türü. Eğer yayınevinizin adı Kolektif ise logonuz fil olmalı.


3) Kolektif Kitap yayımladığı kitapları hangi kriterlere göre seçiyor? Şu ana kadar roman da bastınız, çocuk kitabı da, grafik roman da, felsefe metinleri de, şiir de...

Açıkçası belirli bir bakış açısıyla her alanda kitap yayımlamaya devam edeceğiz. Aslında pek çok yayınevinde bunu görmek mümkün. Yeni bir yayıneviyiz ama uzun soluklu bir planlama yaptık ve “bulaşacağımız” alanları da en başından belli etmek istedik. İlk kitaplarımızı belirlerken de özellikle sosyal bilimler ve bilim alanında iyi başlangıç kitapları üretmeyi hedefledik ve bunu sürdüreceğiz. Modern Dünyaya Yön Veren 50 Düşünür, Dünyayı Değiştiren 100 Fikir, Kayıp Kaşık, Seks ve Ceza, Hayali Söyleşiler (Freud, Picasso, Einstein ve Shakespeare) serimiz bu anlayışla tercih edilen kitaplar oldu. Çağdaş Düşünürlere Yeni Bir Bakış serimizde olduğu gibi biraz daha uzmanlık gerektiren alanlarda da kitap üretmeye devam edeceğiz.

İnsanlığın kendini ifade etme aracı olarak yazıdan da eski olan resim sanatını ise çok önemsiyoruz. Edebiyatla resim sanatı uyumu yakaladığında çok başarılı eserler çıkabiliyor ortaya. Resimli Başyapıtlar ve Grafik Kanon gibi kitaplar bizim için o yüzden çok önemli. Her alanda kitaplarımızı seçerken farklı bir bakışı açısı ve yenilik arıyoruz, özellikle edebiyatta.

4) Yeni bir yayınevi olarak fiyatı oldukça yüksek olan Grafik Kanon serisini basmaya nasıl cesaret edebildiniz? Gerçekten bravo!

Sağolun. Bunda samimiyim, hiç tereddüt etmedik. Ekim ayında seriyi tamamlıyoruz. Grafik Kanon’un neden bu kadar önemli bir çalışma olduğu o zaman daha iyi anlaşılacak sanırım. Levent Cantek Radikal Kitap’taki yazısında “uygarlık tarihi” diye bahsetmişti Grafik Kanon’dan. Gılgamış Destanı’ndan günümüze kadar dünya tarihinin öne çıkan 190 edebi eserinin çizgi roman uyarlamasını yayımlamak bizim için de çok önemli.


5) Türkçe kitaplarda ne durumdasınız? Şu ana kadar Evvel Sevda İçinde ve Yeryüzüne Rest bastığınız Türkçe kitaplar oldu. Kitap dosyasını hazırlayan biri de size başvurabilir mi?

Yeni bir yayınevi olmamıza rağmen epey bir dosya geliyor ve açıkçası çeviriden daha fazla önemsiyoruz. Önümüzdeki dönemlerde Türkçe eserlerin yayınlarımız arasında daha fazla yer alacağını söyleyebilirim.

6) Kendinize örnek aldığınız yayınevleri var mı, yurt içinde ya da yurt dışında?

Çeşitli özellikleriyle takdir ettiğimiz, beğendiğimiz pek çok yayıncı var, hem yurtiçinde hem de yurtdışında. Ama örnek aldığımız bir yayınevi olduğunu söylemem zor.

7) Ülkemizde kitapların hâlâ istenilen düzeyde bir satış grafiği yakaladığını söyleyemiyor kimse. Siz bu durum hakkında ne düşünüyorsunuz?

Kitap satışlarının istenen düzeyde olmaması biraz kapsamlı bir konu aslında. Pek çok sebebi var ama bizim haliyle kendi eksikliklerimizle ilgilenmemiz gerek. Öncelikle çok fazla kitap yayımlanıyor ve bu durum kitapların yeterince özenle hazırlanmaması, tanıtılmaması, sergilenmemesi ve doğal olarak da satılamamasına yol açıyor. Son 5 yılda 167 bin, sadece 2012’de 42 bin çeşit kitap yayımlandı. Kitap yayımlama çeşitliliğinde dünyada ilk on, okuma oranında doksanıncı sıralardayız. Bu açı farkının kapanması gerek. Daha az ama daha nitelikli kitaplar yayımlamalıyız. Sonuçta asgari ücretin sekiz yüz lira olduğu, insanların en temel ihtiyaçlarını bile karşılarken büyük sıkıntılar çektiği bir ülkede yaşıyoruz. Sektörün yükü çok sınırlı bir okur kitlesinde ve bu durum epey bir zaman değişmeyecek gibi.


8) Kitaplarınızın nitelikli olduğu küçük bir araştırma sonunda hemen anlaşılıyor. Sırf satsın diye kitap basmayacağınız belli, ki bu bizce çok güzel bir yayın politikası. Peki bu nitelikli kitapları okurlarınıza tanıtabildiğinizi düşünüyor musunuz? Yoksa küçük bir kesim tarafından mı biliniyorsunuz?

Yeterli değil ama kitaplarımızın özenli olmasının faydalarını gördük açıkçası. Görece biraz daha farklı fikirler ihtiva eden ve özenle hazırlanmış kitaplar basının da ilgisini çekti. Bir yılda Radikal Kitap’ta iki defa kapak olduk örneğin (Grafik Kanon ve Seks ve Ceza isimli kitaplarımızla). Yeni bir yayınevine göre hiç fena değil aslında ama henüz geniş kitleler tarafından bilinen ya da takip edilen bir yayınevi değiliz. Yayımladığımız kitapların bir kısmı daha iyi tanıtılabilseydi çok ciddi satış rakamlarına ulaşabilirdi; ama bunun için gerçekten “sıkı” bir reklam bütçesi oluşturmanız gerekiyor ki bizim tercih edebileceğimiz bir yol değil. Satışı saman alevi gibi parlayan kitaplar yerine bir kitabevinin rafında sürekli bulunması gereken kitapları tercih etmeye çalışıyoruz; bu durumda da ana akım medyanın dikkatini reklam bütçesi olmadan çekmeniz mümkün olmuyor.

9) İlk yılınızı geride bıraktınız, Kolektif Kitap önümüzdeki yıl hangi kitapları yayıma hazırlama aşamasında?

Yine pek çok farklı türden kitap yayımlayacağız. Grafik Kanon’un üçüncü cildi bu sonbahar çıkacak. Johnny Depp’in başında olduğu Infinitum Nihil’den çıkan Woody Guthrie’nin The House of Earth’ü, Maximillian Ponder’ın Muteber Beyni’nin yazarı J. W Ironmonger’ın ikinci kitabı The Coincidence Authority, Amerikalı yazar Lydia Millet’in My Happy Life adlı romanı ve Love in Infant Monkeys adlı öykü kitabı, Matt Haig’in The Humans’ı, Lars Iyer’in ilki Mayıs ayında çıkan üçlemesinin diğer kitapları Dogma ve Exodus, Rainer J. Hanshe’nin The Abdication’ı, Diane Broeckhoven’ın A Day with Mr. Jules’u, Peter Heller’ın The Dog Stars’ı, Brom’un Peter Pan’in öyküsünü bambaşka bir şekilde aktarıp resimlediği The Child Thief, Chris Beckett’ın bu sene Arthur C. Clarke Ödülü’nü alan Dark Eden’ı, çocuk okurlar için Michael Erb’ün hava durumu dedektifi bir çocuğun öyküsünü anlattığı Kelvin McCloud and the Seaside Storm’u yayın programımızdaki edebiyat kitaplarından.

Edebiyat dışında ise W. J. T Mitchell, Bernard E. Harcourt ve Miachael Taussig’in üç farklı incelemesinin yer aldığı Occupy, Çağdaş Düşünürlere Yeni Bir Bakış serimizde yer alan Baudrillard, Deleuze, Derrida; Philip Ball’un bilim dünyasını keşiflere iten “merak”ı konu eden Curiosity’si, daha önce yayımladığımız Kayıp Kaşık’ın yazarı Sam Kean’in DNA’nın tarihini incelediği The Violinist’s Thumb, David Hendy’nin ses ve gürültünün tarihini kaleme aldığı Noise’u, Stephen Lowenstein’ın önemli yönetmenlerle ilk filmleri üzerine yaptığı röportajlardan oluşan My First Movie’si, Margaret Atwood’un bilimkurgu ve hayal gücü ikilisi üzerine yazdığı In Other Worlds: SF and the Human Imagination’ı, Mason Currey’nin ünlü sanatçılarla yazarların günlük çalışma ritüellerini bir araya getirdiği Daily Rituals’ı, Routledge’ın film türlerinin incelendiği Routledge Film Guide Books adlı yedi kitaplık serisi yayın programımızda yer alıyor.

10) Bu röportajın ulaştığı herhangi bir okur için hiç bilinmediğinizi varsayarsak, sizi hiç bilmeyen bir okura kendinizi nasıl ifade edersiniz?

Kolektif bilinç, kolektif hafıza, kolektif yaşam adına daha çok kitap...

--- KitapGalerisi adına Tuna Bahar



1 Temmuz 2013 Pazartesi

Yaz tatilinde ne okuyalım?

# Yaz tatilinde ne okuyalım? #

Yaz mevsiminin gelmesi birçoğumuzu sevindirir. Bunun hepimiz için nedenleri farklı olabilir, ancak ülkemizdeki okuma oranının yükselmesiyle birlikte artık bir ortak noktamız da var: Kitap okumak!

Birçoğumuz için geride bıraktığımız sezonda kitap okumak bir hayaldi. Otobüste, metroda, vapurda birkaç sayfa okuma çabalarımızdan sonra, yeterince okuyamadığımız için kendimizi kötü hissediyorduk. Şimdi yaz tatili sayesinde aklımızdaki kitapları alıp okuyabilir ya da yeni çıkan ve çok beğenilen kitaplara bir göz atabiliriz.


Bağımsız, özgür ve saf yaratıcılık üzerine bir roman okumak isteyenler Dana Spiotta'nın Türkçede yeni çıkan Stone Arabia kitabına mutlaka baksınlar. Özellikle gitar müziği sevenlerin hayranı olacakları bir kitap bu.

Romantik, duygu yüklü ve kırık bir aşk hikâyesi okumak isteyenlere, Melike İlgün'ün merhum başbakan Adnan Menderes ve Ayhan Aydan'ın ilişkisini anlattığı Bir Başvekil Sevdim romanı imdatlarına yetişecek.

Bir ailenin dramını, Kader'in hayatlarımızın üzerindeki etkisi için bir şeyler okumak isteyen romantikler Penny Vincenzi'nin Kader Kazası kitabına yönelsinler. Üstelik bu kitabın çevirisi Demet Altınyeleklioğlu'na ait.

Yurt dışında da çok beğenilen ve bestseller olan Can Dostum kitabı, bir nevi hayatın sefaletinden arınma ve aydınlanma kitabı olarak da okunabilir. Evini bir kedi ya da bir köpekle paylaşan okurların ilk seçeneği bizce bu kitap olsun.

Ursula K. Le Guin'in ülkemizde sadık takipçileri var. Le Guin'in Malafrena kitabını onlar zaten hemen alacaklardır. Le Guin'i ilk kez okumak isteyenler için de ideal bir seçenektir.

Skandalların yazarı Salman Rushdie'nin daha önce Metis'ten çıkan kitabı Utanç, artık Can Yayınları'nda. Dünya eleştirmenlerinin ve edebiyat otoritelerinin tartışmasız 20. yüzyılın en iyi kitaplarından biri olarak gösterdikleri Utanç'a kütüphanenizde mutlaka yer açın.

Jean Christophe Grangé da, tıpkı Le Guin gibi kendi takipçilerini yaratabilmiş bir yazardır. Grange'la bir kez daha gerilim dolu bir yolculuğa çıkmak, üstelik bu sefer Japonya'ya gitmek isterseniz Kaiken'i sakın kaçırmayın.

Alper Canıgüz... onun için ne söyleyebiliriz ki? Sadece Türkiye'nin değil, dünyanın yaşayan en iyi yazarlarından biri o... Alper Kamu Cehennem Çiçeği, çağdaş edebiyat okurlarının su gibi, ekmek gibi ihtiyacı olan bir kitap...

Dan Brown... bir kez daha pazarlama harikası satış tekniğiyle tüm dünyada olay oldu. Inferno / Cehennem'in ilk baskısı 4 milyon civarında basıldı. Bu kez 150 sayfa boyunca İstanbul'da da dolaşıyoruz.

Beyninizin nasıl çalıştığını hiç merak etmediniz mi? İşte Incognito - Beynin Gizli Hayatı, beyin hakkında bilinenleri sizinle de paylaşıyor. Kitap bir ayda ülkemizde 4 baskı yaptı. Iskalamayın...

İletişim Yayınları, "Memleket Kitapları" dizisine devam ediyor. Türkiye üç tarafı denizlerle çevrili bir ülke bildiğiniz gibi. Haliyle denize merak salan, denizci olmak isteyen çok sayıda kişi var. İskeleye Yanaşan kitabı, hazır yaz mevsimindeyken, herkes denize daha yakınken okunması gereken bir kitap. Denizler, Gemiler, Denizciler hakkında harikulade bilgileri içinde barındıran bir okuma şöleni...

28 Haziran 2013 Cuma

Kitaplardan okuma parçaları listesi 3

# Kitaplardan okuma parçaları listesi 3 #

KitapGalerisi olarak kitaplardan okuma parçaları paylaşıyoruz sürekli. Bunu, aradığınız ve/veya merak ettiğiniz kitap hangisi ise o kitapla ilgili bir fikriniz olması açısından önemsiyoruz.

Daha önce iki defa kitaplardan yaptığımız okuma parçalarını listelemiştik.

Kitaplardan okuma parçalarının yer aldığı birinci listemiz için buraya, ikinci listemiz için de buraya bakabilirsiniz.

Kitaplardan okuma parçaları listesinin üçüncüsünde 44 farklı kitap yer alıyor.

Keyifli okumalar...

1) Ferit Edgü - Çığlık  

2) Marcel Proust - Hazlar ve Günler 

3) Luigi Pirandello - Biri Hiçbiri Binlercesi 

4) Ayşe Kulin - Dönüş 

5) Rolf Dobelli - Hatasız Düşünme Sanatı 

6) Sylvia Day - Sana Bağlandım 

7) Dana Spiotta - Stone Arabia

8) Yukio Mişima - Denizi Yitiren Denizci  

9) Jeremy Dyson - Tekinsiz Kitap 

10) Leo De Hartog - Dünya Fatihi Cengiz Han 

11) Syd Field - Senaryo: Senaryo Yazımının Temelleri 

12) Zeruya Şalev - Ve Yeniden Başlar Hayat 

13) Hasan Cemal - Cumhuriyet'i Çok Sevmiştim! 

14) Michael Grant - BZRK 

15) Alper Canıgüz - Alper Kamu, Cehennem Çiçeği 

16) Ariane Bois - Hannah'nın Dünyası 

17) İskeleye Yanaşan - Denizler, Gemiler, Denizciler 

18) Gerbrand Bakker - Dolambaç 

19) Louis Ferdinand Celine - Profesör Y ile Konuşmalar 

20) Feyza Hepçilingirler - Kırlangıçsız Geçti Yaz 

21) Ferat Emen - Hüsniye Hanımın Ağzı 

22) Penny Vincenzi - Kader Kazası 

23) Jean Christophe Grange - Kaiken 

24) Arne Dahl - Ölümün Sesi 

25) Hatice Meryem - Beyefendi, Erkeklere Methiye 

26) Melike İlgün - Bir Başvekil Sevdim 

27) Mo Yan - Kızıl Darı Tarlaları 

28) Seval Şahin - Tanpınar'da Oyun 

29) Saul Bellow - Humboldt'un Armağanı 

30) Mahir Ünsal Eriş - Olduğu Kadar Güzeldik 

31) Joe Abercrombie - Şiddetin Tohumu 

32) Allen Ginsberg - Toplu Halüsinasyon 

33) Salah Birsel - Nezleli Karga 

34) Michel Houellebecq - Temel Parçacıklar 

35) Osman Aysu - Önce Aşk 

36) Noam Chomsky - Medya Denetimi 

37) Yıldız Ramazanoğlu - İçimden Geçen Şehirler 

38) Jess Walter - Güzel Harabeler

39) Şahane Hatalar 4 - Cumartesi  

40) Alev Alatlı - Aydın Despotizmi 

41) Raymond Chandler - Küçük Kız Kardeş 

42) Cemil Meriç - Kültürden İrfana 

43) F. Scott Fitzgerald - Caz Çağı Öyküleri 

44) Kerem Eksen - Buradayız

kitapgalerisi.com'da Alfa, Everest, Kapı ve Artemis Yayınları'nın kitapları %30 indirimlidir. Kapıda ödeme seçeneği mevcuttur. 75 TL ve üzeri siparişlerde kargo ücretsizdir. 

24 Haziran 2013 Pazartesi

Ferat Emen Röportajı

# Ferat Emen Röportajı #

Ferat Emen, 1972 doğumlu. Yazmaya geç başlamış. Yıpratıcı öyküler kaleme alıyor. Hüsniye Hanımın Ağzı adlı ilk öykü kitabı Notos Kitap'tan çıktı. Muhtemelen kitabı henüz edinmediniz; ama bu röportajdan sonra mutlaka edineceksiniz. Edebiyatımızda bomba etkisi yaratacak bu kitap, hassas bünyeleri darmaduman edecekken, sağlam bünyeleri de şöyle bir sarsacak.

Ferat Emen bizi kırmadı ve ortaya bu röportaj çıktı. Mümkün olduğu kadar arkadaşınıza okutmanız dileğiyle...


1) İlk önce şunu sorayım: Kendinizi saklamak gibi bir derdiniz var mı? Kitaptaki biyografiniz, hayatınız hakkında pek bilgi vermiyor, orada yazılanın yeterli olacağını mı düşünüyorsunuz?

Saklanmak gibi bir derdim var ama bu, kitaba biyografimi kısa yazmamı açıklamıyor. Kestirmeden söyleyeyim, kitaplara konulan biyografiler öncelikle sıkıcı. Sonra, öykü kitaplarına konan biyografiler de adeta bir tornadan çıkmış gibiler. Açıp okuyun. Öykülerin yayımlandığı dergiler sıralanıyor ilkin, devamında da doğum yeri ve eğitim durumu hakkında bilgi veriliyor. Verilen bilgilerin büyük oranda amacının, okuyucuyu yönlendirmek olduğuna inanıyorum. Boğaziçi Elektronik Mühendisliğinden mezun, Hakkârili, 26 yaşında bir kadın. Etkileyici değil mi? Mümkün olsaydı adımı bile değiştirecektim. Sözgelimi kitap keşke Zarife Kenger adıyla yayımlansaydı. Ciddiyim.

Bir de otobiyografilerinde mütevazılık yapan yazarlar var. Kendilerine "luzır" süsü verenler. Paraya kıymet vermediğini söyleyenler, sağda solda amelelik, garsonluk yaptığından bahsedenler, aşktan ve devrimden yana olduğunu araya sıkıştıranlar. Elbette hiçbir şeyden bahsetmeyerek de okuyucuyu yönlendirmiş olursunuz. “Ben biyografimden taşarım,” manasında. Bakın nitekim siz de bu durumu röportaja konu olacak kadar ilginç bulmuşsunuz.

Enterese edecekse söyleyeyim, koç burcuyum. Deniz Gezmiş’in asıldığı gün doğmuşum.

Saklanmak bahsine gelince, “Kardeşim Albırt Rebeno’nun Akıl Almaz İntiharı” adlı öyküdeki Albırt karakteri, benim saklanma, kaçma, hatta kaybolma içgüdümün bilinç üstüne çıkmış halidir.

2) Hüsniye Hanımın Ağzı ilk kitabınız. 1972 doğumlu olmanızı göz önünde bulundurarak soruyorum: Neden bu kadar beklediniz?

Aslında beklemedim. Geç başladım. Bunu kısmen kendimi Türk Edebiyatından komplekse varan bir oranda uzak tutmamla açıklayabilirim. Bir manada zihnimi kirletmediğim de iyi olmuş diye düşünüyorum. Yaşlı olduğumu ben de kabul ediyorum, ne yaparsam yapayım bundan böyle dünya çapında bir yazar olamayacağım. 

3) Kitapta yer alan 18 öykü arasından Hüsniye Hanımın Ağzı kitabın ismi olarak seçilmiş. Bu öykünün kitabın adı olarak seçilmesinde ne gibi bir önemi var?

Fikir bana ait değil, Yavuz Şufta arkadaşımdır, onun önerisi. Bir firmada çalışıyordum, genel müdür yardımcılarının katıldığı bir toplantıdaydık. Solumdaki genç hanım, toplantı boyunca cep telefonundan kendi öz ayaklarının fotoğrafını çekti. Ucu açık krem bir ayakkabı giymişti ve ne yalan söyleyeyim mor ojeli ayakları bence de fotoğraflanacak kadar çekiciydi. Arada bir de çektiği fotoğraflara bakıp, çaktırmadan gülümsüyordu. Uzun süre düşündüm, insan neden kendi çıplak ayaklarını kendine teşhir eder, bizzat kendisini pornografik bir malzeme olarak kullanır diye. Fikir oradan evirildi, “Kötülüğü kendi üzerimden anlatmalıyım,” palavrasına kadar geldi. Tabi bir de çıkan öykü kitaplarında, kitaba nazar boncuğu niyetine yerleştirilen yazarın kendi öykücülük serüvenini anlattığı öyküler bahsi var. Hemen hemen bütün öykü kitaplarında geçer böyle bir öykü. Gecedir, genç öykücümüzün uykusu kaçmıştır, dışarıda şahane bir yağmur kahramanımızı masasının başındaki kâğıt kaleme çağırır. Geceleri martıların olmamasına üzülmeyiz, nasılsa insanlaştırılmış bir kedi odanın içinde dolanmaktadır. Öylesine masumdur ki dünyaları. Öylesine kutsanmıştır ki. Artık yazmaktan başka çareleri yoktur. Yazma motivasyonunu başka deneyimlerden alanlar da olabilir. Bunu göstermek istedim. Hüsniye Hanımın Ağzı öyküm onlara armağan olsun.

4) Öykülerinizi bir arkadaşıma anlatırken zorlandım. Sertse sert, sivriyse sivri diyorum, tabii bu cümleler kitabı okumayanlara yetmiyor. Siz kitabınızı henüz okumamış birine öykülerinizi nasıl anlatırsınız?

Michalengelo’nun Davut heykelinin mükemmel fiziki oranlarını, Medici ailesinin özel izniyle kadavralar üzerinde uzun yıllar çalışması sayesinde ortaya çıkardığını biliyoruz ama onun asıl başarısı, cesaretli bir gencin kendisinden kat be kat güçlü bir düşman karşısında, onunla düelloya girmeden önce verdiği tepkilerin fiziksel sonuçlarını harikulade gerçekçi bir şekilde ortay koymasıdır. Evet, Golyat’a taş atan Davut, o gerilim anında gerçek hayatta nasıl kasılmışsa, heykelimizde aynen öyle kasılmaktadır. Müşahede ettiğimiz bütün güzelliklerin altında neredeyse sınırsız bir kimya, muazzam bir hendese ve olağanüstü bir gizem mevcuttur. Ben de yazarken tanrıyı taklit etmeye çalışırım. Bununla birlikte, pek çok hatası var öykülerimin. Misal, “… üst sağ iki köpek dişi,” demişim bir yerde. Oysa insanda sağ üstte bir köpek dişi olur. Bazen gereksiz yerde şaka yapmışım. Haddinden fazla alt metinle, metni boğmuşum. Kabadayılığı, farfarasından kaynaklanmasaymış keşke. Olgunlaşacağını müjdelemekle beraber, ergenlik safrası, kitabın bünyesini kirletmiş. Daha fazla ansiklopedik detaya ihtiyacı varmış. Kurguyu yaşamın pratikliğiyle güreştirmişim, kaybedeceğini kurgunun, kestirememişim. Bir iki yerde ahbaplarımın hatırasına saygısızlık etmişim. Derine ineyim derken oksijensiz kalmış, ciğerlerimi büzmüşüm. Havlamışım, ısırmışım. Üç aşağı beş yukarı böyle öyküler.


(Görsel: Banksy)

5) Hemen her öykünüzde "aykırı" karakterler mevcut. Okur olarak insan ister istemez sizin de aykırı ve ters birisi olduğunuzu düşündüm. Öyle misinizdir?

Tuvalete sağ ayağımla giriyor, takım elbisenin altına beyaz çorap giyiyorum, aykırı mıyım bilmiyorum, tersliğime gelince herkes kadar. Hâsılı, bu kültürün vasatıyım.

6) Edebiyatımızda son dönem yeni ve özgün kalemlerin yetiştiğini düşünen biri olarak soruyorum: Edebiyat dünyasında nasıl bir fark yaratabileceğinize inanıyorsunuz?

Özgün kalemler konusunda haklı olabilirsiniz ancak o kafalar öykü, roman yazmıyor, firmalarda bilgisayar programı yazıyorlar. Bir bölümü de sözlüklerde takma isimlerle harikalar yaratıyor. Kayış gibi zekâlar. Minik bir iki yetenekle ülkenin en önemli adamlarından biri haline gelebilirsiniz. Çünkü bu topraklar çizgi dışına çıkmanız ve anında parlamanız için olağanüstü fırsatlar sunar size. Belki de her ülke böyledir.

7) "Absürd" kelimesi kontrolüm dışında öykülerinizi düşünürken zihnimde beliren kelimelerden biri oluyor. Sizin de böyle bir beklentiniz var mıydı?

Yoktu.

8) Öykülerinizde dram ile trajediyi iç içe okuyabilmek insana çok keyif veriyor doğrusu; ancak öykülerin sonları genelde "yıpratıcı" oluyor. Okurları hırpalamak, onları rahatsız etmek gibi bir derdiniz de var sanki?

İtiraf etmeliyim ki, ne trajedinin ne de dramın tam olarak ne manaya geldiğini biliyorum. Haneke’nin ve Aşgar Ferhadi’nin filmlerini izlemek de bana aynısını yapıyor. Bir şekilde bütün silahlarımı yere bırakmak zorunda kalıyorum. Takatsizleşiyorum. Var olmak böyle, zaten yıpranıyoruz hiç olmazsa gerçek bir sanat eseri sebep olsun bu yıpranmaya. Öykülerim, sonu itibariyle de olsa, sizde bir nevi eskimeye, yıpranmaya yol açmış ise kendimi bahtiyar sayarım. İki önceki sorunuza da cevap vermiş oldum, Türk Edebiyatında yarattığım fark bu olsun, “Kendimi ve okuyucuyu mazeretsiz bırakmak.”

9) Siz artık yaş olarak olgunluk çağınızdasınız diyebiliriz sanırım, sizden genç olan ve henüz ilk kitabını yayımlatmayan yazar adaylarına verebileceğiniz tavsiyeler var mı?

Bu mesele çok uzundur maddeler halinde anlatayım.

• Asla yalan bulaştırmadan bir hikâye anlatma.
• Araplara inan, “Yalancının annesi bakiredir,” derler.
• Kurguya yaslan, dile değil. Sesinin bozulup mırıltının çığlığa dönmesi, ömrüne sığmaz. O halde dili kurcalamaktan vazgeç. Günahtır, yazıktır. Bütün o anlaşmaya yarayan sentaksın içine sıçarsın. Cürümünün kefaretini ödeyemezsin sonra.
• Cesaret. Pişman olmak için risk almayı kitap sonrasına bırak.
• Türk Öykücülüğünün hafıza stokundan ezber kodları devşirmekten sakın.
• Her işte bir hayır vardır.
• Gözlemciden bağımsız bir gerçeklik algısının olamayacağının, fiziksel olarak ispat edildiğini hatırından çıkarma.
• Usulca, kocaman, ironi ve tekinsiz kelimelerini sakın kullanma.
• Neşeli kadınlardan, sahtekâr balıkçılardan, sübyancı delilerden, alışverişi seven erkeklerden bahset. Aman ha insancıl olma. Ancak o zaman merhametin tınısını yakalarsın.
• Buralardan kaçıp gitmek isteyen, şifonyerin üzerindeki gelinlikli fotoğrafına bakıp şimdi çuvala dönmesinden kocasını ve evde bulaşık yıkamasını sorumlu tutan bir kadın kahramana varırsan, o öyküyü bırak.
• İçini dökme.
• Bireyin acısını, bir tür olarak âdemoğlunun yazgısıyla açıkladığını mı sanıyorsun. Y*rağımı açıkladın.
• Nesnel olmak için gerekli efektler mevcuttur. Ve en önemlisi öğrenilebilir. Atmosfer, büyük oranda mekân kullanımı ve kahramanlar arası ilişkilerin mühendisliği ile alakalıdır. Kahramanlarındaki acının faş edilmesiyle değil.
• Duygudan uzak dur, aksiyona yelten.
• Kitabı ailenden birine atfetme.
• Fayans ustalığından, göz doktorluğundan ya da hemşirelikten hiçbir farkı yoktur yazarlığın. İşini yap.
• Öykü de teknolojiktir, yayımlandığı an eskir. Metnin yeni sürüm değilse elinde patlar. Yeni formlar, mümkündür.
• Esnaf ol.
• Şehirler maske takan insanlardan oluşmaz biliyorsun değil mi?
• Bizzat metnin mimarisini, edebiyatın yüceltilmesine karşı kullan. Çürümeyi dil üzerinden değil, geometri üzerinden başlat.
• Öykülerinde yazarları anma. Dostoyevski’yi, Kafka’yı, Oğuz Atay’ı. Onlardan medet umma. Ölüdürler. Edebi türbelere çaput bağlama.
• Ayna, kuyu, göz metaforlarını unut.
• Öykü isimlerinde kelime oyunu yapma.
• Akma, paketçikler halinde gel. Sıçra.
• “Dilimdeki ölüler,” “Kelimelerim duvara çarpıp odanın ortasında asılı kaldı,” benzeri benzetmelere iltifat etme.
• Kahramanlarını asla meyhaneye sokma. Vapura bindirme. Kasabada yaşatma. Sıkılmış kentli, hiç yapma.
• Mümkün derecede çok İslami motif kullan. Ezanı duysun kahramanların, namaz kılsın, s*kişsin.
• “Şu gök kubbe altında söylenmedik söz yoktur,” lafına tenezzül etme. Kumsalda bulduğun istiridyeyle keyif içinde oynayan çocuk gibisin, oysa önünde namütenahi bir okyanus uzanmakta. Kafanı kaldır.
• Var olmanın bütün makamları mucizevidir. Bil.
• Var olmanın herhangi bir makamı mucizevi değildir. Bunu da bil. Kur’an’da yazar.
• Öykü nesirden ziyade şiire yakınmış, inanma.
• İlginç olacağım diye soytarılaşmayı, klişe kullanarak aşınmaya tercih et.
• Kendini, yazdıkların üzerinden ciddiye alma, insan, alt tarafı ölür. Zeki, estetik ve ahlaklı ol.
• Yetimlik ve intihar romantizmine meyletme. Köyün delilerine güzelleme yapma.
• Bizzat kendini döverek okuyucuyu mahcup et.
• Yazıya haysiyet kazandırmaya çalışmanın Allah’ın kudret sıfatıyla çeliştiğini düşün.

10) Son olarak şunu sorayım: Bundan sonra bizi nasıl kitaplar bekliyor? Mümkünse çok uzun aralar vermeyin...

Baki Allah. Çok kibarsınız.

Röportaj için çok teşekkürler...

Bir gün bir dolmuşa binmiştim. Biri güzel bir kız, öbürü normal bir oğlan sadece iki yolcusu vardı. En arkaya geçip oturdum. Anlaşılan kız da yeni binmişti ki, önündeki oğlana şoföre uzatması için parasını verdi. Şoför para üstünü uzattı oğlana, oğlan da kıza. Kız teşekkür etti. Oğlan ne söyledi dersiniz kıza, “Asıl ben teşekkür ederim.”

--- KitapGalerisi adına Tuna Bahar ---

6 Haziran 2013 Perşembe

KitapGalerisi'nde en çok satan kitaplar, Haziran 2013

# KitapGalerisi'nde en çok satan kitaplar, Haziran 2013 #

1 -7 Haziran arası KitapGalerisi'nde en çok satan kitaplar:

1) Ahmet Altan - Son Oyun

2) Alev Alatlı - Beyaz Türkler Küstüler

3) İclal Aydın - Bir Cihan Kafes

4) Alper Canıgüz - Alper Kamu - Cehennem Çiçeği

5) Gillian Flynn - Kayıp Kız

6) Mo Yan - Kızıl Darı Tarlaları

7) F. Scott Fitzgerald - Muhteşem Gatsby (Ciltli)

8) Serdar Özkan - Bir Kayıp Gül Romanı - Aşkın Resmi

9) Mümin Sekman - Her Şey Seninle Başlar

10) Seval Şahin - Modernizmin Oyunu Oyunun Modernizmi - Tanpınar'da Oyun

11) Dan Brown - Cehennem

12) Jean Christophe Grange - Kaiken

13) Zülfü Livaneli - Kardeşimin Hikâyesi

14) Jim Holt - Dünya Neden Var? - Varoluş Üzerine Bir Dedektiflik Hikayesi

15) W. Bruce Cameron - Can Dostum

16) Kolektif - Netcad 5.1 GIS Kullanım Kılavuzu

17) Sevan Nişanyan - Elifin Öküzü ya da Sürprizler Kitabı

18) Jess Walter - Güzel Harabeler

19) İskender Pala - Efsane - Bir "Barbaros" Romanı

20) David Eagleman - Incognito - Beynin Gizli Hayatı

25 Mayıs 2013 Cumartesi

KitapGalerisi'nden edebiyatseverlere dev hizmet!

# KitapGalerisi'nden edebiyatseverlere dev hizmet! #

Bildiğiniz gibi kitapgalerisi.com adlı kitap satış sitesinin güncel blog hesabıdır burası. Yeni çıkan kitaplardan, güncel kitap haberlerinden takipçilerimizi haberdar ettiğimiz gibi, aynı zamanda kitaplardan okuma parçaları da sunuyoruz.

İlkini 16 Mart 2013 Cumartesi günü yaptığımız "okuma parçaları toplu listesi"nin ikincisini de yapalım dedik. İlk listede 45 kitap vardı, bu ikincisinde 41 kitap var.

İlk listedeki okuma parçalarına buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

1) Joseph Roth - Radetzky Marşı

2) Eric Berkowitz - Seks ve Ceza

3) Ahdaf Soueif - Aşkın Coğrafyası

4) F. Scott Fitzgerald - Caz Çağı Öyküleri

5) Laszlo Krasznahorkai - Şeytan Tangosu

6) Madeline Miller - Akhilleus'un Şarkısı

7) Peter Weiss - Direnmenin Estetiği

8) Tanıl Bora - Milyonluk Manzara

9) Müge İplikçi - Tezcanlı Hayalet Avcıları

10) İclal Aydın - Bir Cihan Kafes

11) Bayram Bozyel - Diyarbakır 5 No.lu

12) John Cheever - Boşanma Mevsimi

13) Dan Brown - Cehennem / Inferno

14) Haluk İnanıcı - Dinle Lisa

15) Mihail Bulgakov - Teatral Bir Roman / Siyah Kar

16) Rabindranath Tagore - Veda Şarkısı

17) Alejandro Zambra - Eve Dönmenin Yolları

18) Dashiell Hammett - Türk Sokağı'ndaki Ev

19) Bilge Karasu - Halûk’a Mektuplar

20) Duygu Türk - Öteki, Düşman, Olay

21) Bahadır Yenişehirlioğlu - Son Hasat

22) David Eagleman - Incognito - Beynin Gizli Hayatı

23) Louise A. Hitchcock - Kuramlar ve Kuramcılar

24) Ahmet Altan - Kılıç Yarası Gibi

25) Gogol - Dikanka Yakınlarında Bir Köyde Akşamlar

26) Henry Bauchau - Çevre Yolu

27) Zülfü Livaneli - Kardeşimin Hikâyesi

28) Melih Cevdet Anday - İsa'nın Güncesi

29) Virginia Woolf Bloomsbury ve Ötesi

30) Hilary Mantel - Ölüleri Getirin

31) Korhan Atay - 1 Mayıs 1977

32) Jack Kerouac - Big Sur

33) Osmanlı Bilim Kurgusu: Fennî Edebiyat

34) Arthur Conan Doyle - Açıklamalı Notlarıyla Sherlock Holmes 1. Cilt

35) Boris Vian'ın Paralel Hayatları

36) Said Sayrafiezadeh - Devrimi Beklerken

37) Hasan Ali Toptaş - Heba

38) Ahmet Altan - Son Oyun

39) Benjamin Stein - Beyaz Tuval

40) Alev Alatlı - Beyaz Türkler Küstüler

41) J. K. Rowling - Boş Koltuk

--- KitapGalerisi

23 Mayıs 2013 Perşembe

Bu kitaplarda kargo ücreti alınmıyor!



kitapgalerisi.com anasayfasında yer alan "Kargo Bedava" ibareli kitaplardan herhangi birinin alınması kargo ücreti ödememenizi sağlayacaktır.

"Kargo Bedava" ibareli kitaplar stoktan hemen temin edilerek aynı gün kargoya verilir.

Belirlenmiş kitapları tek olarak alabileceğiniz gibi yanına başka kitaplar da ekleyebilirsiniz.

75 TL ve üzeri siparişlerdeki "Ücretsiz Kargo" uygulaması da devam etmektedir.

17 Mayıs 2013 Cuma

KitapGalerisi'nde çok satan kitaplar, Mayıs 2013

# KitapGalerisi'nde çok satan kitaplar, Mayıs 2013 #

KitapGalerisi'nde çok satan kitapları açıkladığımız bu liste son iki haftalık dönemde yapılan satışları kapsıyor. Çoğunluk edebiyat okurlarından oluşurken, beklenen kitaplara olan ilginin fazlalığı dikkati çekiyor.

                            

İclal Aydın'ın büyük ilgi gören ilk romanı Bir Cihan Kafes, 10 Mayıs'tan itibaren en çok ilgi gören kitap olma özelliğini taşıyor. Ondan hemen sonra Ahmet Altan'ın Son Oyun kitabı listenin ilk sırasını zorlamaya devam ediyor. (Son Oyun'un toplam baskısının 200.000 adede ulaştığını belirtelim.) Mümin Sekman'ın 8 yılda 1 milyon satışı gören kitabı Her Şey Seninle Başlar, yenilenen baskısıyla tekrar talep almaya başladı. Alev Alatlı da Beyaz Türkler Küstüler romanıyla Or'da Kimse Var mı? serisinin 5. kitabıyla çok konuşulmaya devam ediyor. (Belirtelim; Alev Alatlı'nın kitapları genelde set olarak alınıyor.)

Dan Brown'un Inferno / Cehennem romanı ise daha ön siparişteyken talep görmeye başlamıştı. Son üç günde yaşanan satışlar Cehennem'in ilk 5'e girmesini sağladı. Bunun hemen ardından Zülfü Livaneli'nin Kardeşimin Hikâyesi adlı romanı yer alıyor ki, Kardeşimin Hikâyesi hem karton kapaklı edisyonuyla hem de ciltli edisyonuyla ilgi görüyor.

Bahadır Yenişehirlioğlu'nun büyük beğeni toplayan romanı Kerime'den sonra çıkan Son Hasat, yazarın takipçilerinin hemen ilgi göstermesini sağlarken, yazara yeni takipçiler de katmış olacak ki, son iki haftadır çok satan kitaplar arasında kendine yukarılarda yer buluyor. Serdar Özkan'ın yeni romanı Aşkın Resmi sessiz sedasız çıktı; ancak yazarın okurları bu kitaba da kayıtsız kalmadı.

Yasemin Çongar'ın Ex-Libris yazılarından oluşan ikinci kitabı İsyan ve Yerçekimi, güncel siyaset ve edebiyat yazıları okumak isteyenlerin gözdesi olmuş durumda. Listenin 10. sırasında ise 2012'de 2. kez Man Booker'ı kazanarak tarihe geçen Hilary Mantel, Ölüleri Getirin romanıyla yer alıyor.


12) Lorraine Freeney, Tara McCarthy - Şahane Hatalar 4 - Cumartesi


14) Jess Walter - Güzel Harabeler

15) Eric Berkowitz - Seks ve Ceza

16) Hasan Ali Toptaş - Heba

17) Joseph Roth - Radetzky Marşı

18) İskender Pala - Efsane

19) David Eagleman - Incognito

20) Beşir Ayvazoğlu - Ateş Denizi

--- KitapGalerisi

12 Nisan 2013 Cuma

Sanem Sirer Röportajı

Siren Yayınları'nın kurucusu ve editörü Sanem Sirer bizi kırmadı ve ortaya bu röportaj çıktı. Son birkaç yıldır kendine kemik bir okur kitlesi kazanan yayınevinin felsefesini ve duruşunu anlamak için güzel cevaplar aldık. Lafı daha fazla uzatmadan Sanem Sirer'le yaptığımız söyleşiye geçelim...

                                   

  (1 Ekim 2012 tarihinde İstanbul Modern'de gerçekleşen Etgar Keret söyleşimiz. Fotoğraf: Muhsin Akgün)

1) Merhaba, öncelikle röportaj teklifimizi kabul ettiğiniz için çok teşekkürler... Siren Yayınları bugünlerde oldukça hareketli günler geçiriyor: Etgar Keret'in bir hikâyesinden uyarlanarak Asaf Hanuka'nın çizimleriyle güzelleşen Bilek Kesenler'i uzun bir matbaa süreci sonunda yayımladınız. Bugünlerde de Jack Kerouac'ın Yolda'nın devamı niteliğinde olan romanı Big Sur'u yayıma hazırladınız. Önümüzdeki aylarda bizi neler bekliyor?

Önümüzdeki aylarda yine çağdaş edebiyatın kayda değer genç seslerine yer vereceğiz; Marisha Pessl, Dave Eggers, Karen Russell, Laird Hunt gibi çağdaş edebiyat arenasında görece yeni ve yenilikçi isimlerin kitaplarını yayına hazırlıyoruz, henüz duyurmadığımız isimlere yönelik çalışmalarımızı da sürdürüyoruz. Çağdaş klasiklerden Henry Miller’ın Oğlak Dönencesi ile Clichy’de Sessiz Günler’i mutfağımızda örneğin, pek çok diğer değerli eser ile birlikte.

2) TÜYAP İstanbul Kitap Fuarı'na düzenli olarak katılan yayınevlerinden birisiniz ve fuar standınız "Zamanın Ruhu" konseptli dekoruyla oldukça ilgi çekici. Siren'in adını ve Zamanın Ruhu'nu kısaca anlatabilir misiniz?

Çağdaş edebiyat odaklıyız; zamanın ruhu, içinde yaşadığımız çağa ve döneme ait edebiyata ağırlık verdiğimiz için seçtiğimiz bir başlık. Siren adı da bu hassasiyet ile bağlantılı aslında; şimdiye ait sesleri, bugünün edebiyatını önemsiyor, bu sesleri duyurmanın aciliyetini hissediyoruz; Siren adı, gerek mitolojik açılımı gerek aciliyet çağrışımı ile misyonumuzla örtüşüyor.

                                              

           (TÜYAP İstanbul Kitap Fuarı 2012, Siren Yayınları'nın "Zamanın Ruhu" konseptli standı)

3) Siren Yayınları çeviri eserler yayımlayan butik bir yayınevi. Az sayıda kitap yayımlamak gibi bir politika izleminizin nedenleri nelerdir ve hangi kriterlere göre kitap yayımlıyorsunuz?

Bu, tartışmaya açık bir mesele kanımca; butik kimliğini benimsemiş değiliz, ayda 8-10 kitap yayımlayan yayınevleri mevcut olduğu için bu, bize yakıştırılan bir yafta olabilir ancak. Azını, çoğunu değil de, yayımlanan eserlerin okura ulaşıp ulaşmadığını konuşmanın daha sağlıklı olacağı kanaatindeyim. Tüm çabamız kitaplarımızın okuruna ulaşmasına yönelik, yayın politikamız da bu doğrultuda şekilleniyor. Kriterlerimiz ise belli; çeviri edebiyat odaklıyız ve çağdaş edebiyatın yeni, ilgiye şayan, kayda değer kalemlerini yine çağdaş öncülleriyle bir araya getirdiğimiz, metne odaklı bir bakış açımız var.

4) Çağdaş Dünya Edebiyatından çok iyi kitaplar yayımladınız. Etgar Keret, Jonathan Safran Foer, Dave Eggers, Joshua Ferris, Tea Obreht... Bu isimleri ne zamandır izliyorsunuz? Ve Türkiye'de bu isimler hiç bilinmezken nasıl oldu da basmaya cesaret ettiniz?

Etgar Keret, Tükiye’de daha evvel yayımlanmış ancak okuruna ulaşamamış bir yazardı; Gazze Blues sayesinde dikkatimizi çekti, devamında da hem güzel bir dostluk geliştirme hem de Keret’i okuruyla buluşturma misyonunu üstlendik. Jonathan Safran Foer, Dave Eggers, Joshua Ferris ve Tea Obreht, romanları, üslupları ve tarzlarıyla dikkatimizi çeken ve yayımlıyor olmaktan gurur duyduğumuz yazarlarımız. Salvador Plascencia ya da David Foster Wallace gibi nice yazarı bu bağlamda temsil etmekten onur duyuyoruz.

5) Sadece yeni yazarları değil Jack Kerouac, Herta Müller, Henry Miller, Muriel Spark, Shirley Jackson gibi görece daha eski yazarları da yayımlıyorsunuz; burada önemli olan yazarın adı mı metnin sağlamlığı mı?

Çağdaş edebiyatın yeni seslerini, öncülleriyle bir arada sunma çabası içindeyiz. Henry Miller ile Jack Kerouac, devamında Dave Eggers’ın yer aldığı bir edebiyat geleneğinin halkaları sayılabilir örneğin. Muriel Spark, zamanının ötesinde bir yazar, Shirley Jackson için de aynısı geçerli... Herta Müller, saydığınız diğer isimler arasında daha güncel bir isim ama edebi ağırlığıyla şimdiden klasikler arasında. Ancak yazarın ismi tek başına bir şey ifade etmez, önemli olan, her zaman, metnin sağlamlığıdır. Önemli olan kitaptır.

                                     

6) Avi Pardo, Nevzat Erkmen, Püren Özgören gibi çok iyi çevirmenlerle çalışıyorsunuz. Peki genç bir çevirmen de size başvurabilir mi?

Genç isimlerle de çalışıyoruz; elbette başvurabilirler.

7) Bu zamanda yayınevi işletmek çok zor bir iş. Bu bağlamda Türkiye'de yayıncılık dünyasıyla ilgili hem bir yayınevi sahibi hem de bir editör olarak neler söylemek istersiniz?

Türkiye’de yayıncılığın zahmetli ve yıpratıcı bir iş olduğunu, korsandan vergilendirme sisteminin adaletsizliğine uzanan pek çok alanda acilen revizyon gerektiğini söylemek, eskisi kadar kitap okunmuyor vs. diyerek yakınmak adettendir, ama ben sadece, tam da şimdi, bu zamanda yayıncılığın müthiş heyecan verici, bir o kadar zorlu ve değeri kendi içinde katlanarak çoğalan bir faaliyet olduğunu belirtmek isterim. İletişimin hızlandığı ve içeriğin çoğaldığı oranda yüzeyselleştiği bir çağda kitapların taşıdığı ağırlık da ister istemez değişiyor ama bir Word dosyasının kendi okurlarıyla buluşacak, daha da önemlisi etki yaratacak, kalıcı olacak bir kitaba dönüşmesi sürecinde rol almak, anılabilecek tüm çarpıklıkları önemsiz kılıyor.

8) Siren Yayınları kurulduktan sonra başka bir yayınevinden çıkıp da "Keşke biz yayımlasaydık" dediğiniz bir kitap oldu mu?

Metnin çevirisi, editörlüğü, kapağı ve sunumu, yayınevinin tarzını ortaya koyar; bir kitap bir yayınevi tarafından yayımlandıktan sonra artık o yayınevine has bir süzgeçten geçmiş demektir. Dolayısıyla, bir okur olarak, Türkçede yayımlandıktan sonra tanışıp sevdiğim pek çok yazar mevcut elbette, ancak yayıncı kimliğimle böyle bir yaklaşım gütmem mümkün değil. Bir başkasına bakıp keşke o olsaydım demeyeceğim gibi, bir başka yayınevinin yayımladığı kitaba dair böyle bir söylem geliştiremem.

9) Nedense birçok kişi gibi ben de ne zaman Türkçe eser basacağınızı merak ediyorum, tabii hiç basmayabilirsiniz de, ancak yine de sorayım; bu yönde bir çalışmanız var mı?

Önümüzdeki birkaç yıl boyunca çizgimiz aynı düzlemde ilerleyecek gibi görünüyor. Türkçe eser yayımlamaya yönelik net bir tarih yok, ancak bu yönde çalışmalarımız mevcut tabii.

10) Türkiye'de ve dünyada yaptığı işleri özellikle takip ettiğiniz editör / editörler var mı?

Elbette, severek takip ettiğim pek çok yayınevi, dergi, fanzin, web sitesi, yayın yönetmeni, editör var; tek tek saymam mümkün değil.

11) sireninsesi.blogspot.com adlı bir blog yazıyorsunuz ve Siren Yayınları'nın kemik okuyucu kitlesi bu blogu sürekli takip ediyor. Okurla bu şekilde birebir ilişki kurmak yayınevine olan ilgiyi artırıyor mu?

Sirenin Sesi, yazarına ait, özerk bir mecra gibi işliyor daha çok; zaman zaman yayınevinin mutfağından haberler ağır bassa da genel anlamda yazarına bir diyalog alanı sağlıyor. Blog, vakitlerinin çoğunu masa başında geçiren blog yazarının kurumsal kimliğinden uzaklaşıp hem yaptığı işlerden hem de yazın dünyasında olan bitenden keyfince bahsedebildiği, takipçilerle irtibata geçebildiği bir soluklanma mecrası daha çok ve gördüğü ilgi yazarını sevindiriyor.

12) Siren Yayınları'ndan çıkan kitapların kapak tasarımları çok başarılı. Kitapların künyesinde Nazlım Dumlu ismini görüyoruz. Kendisinin başka projeleri var mı?

Nazlım Dumlu, Siren ekibinin yapıtaşlarından biri; kreatif direktörümüz aynı zamanda. Kitap kapaklarından Tüyap standımızın detaylarına değin tüm tasarımlarımızda onun imzası var. Dolayısıyla Nazlım Dumlu bu ara başka projeleriyle değil Siren işleriyle öne çıkacak.

13) Son olarak şunu sorayım: Bir editör olarak "iyi kitap" nasıl seçilir sizce?

Yayınevi kimliği doğrultusunda, bu soruya farklı yanıtlar düşünmek mümkün; “iyi kitap” tanımını ise ayrıca deşmemiz gerekir. Kaygı, kurgu ve karakter açısından yayınevinin kriterleriyle örtüşen, tutarlı, özgünlüğünü ortaya koyabilen ve editörün kalp ritmini bu doğrultuda hızlandırabilen her kitap iyi kitaptır.

Zaman ayırıp soruları cevapladığınız için çok teşekkür eder, Siren Yayınları'nın başarılarının devamını dileriz...

Ben teşekkür ederim.

--- KitapGalerisi adına Tuna Bahar ---

10 Nisan 2013 Çarşamba

IMPAC Dublin 2013 adayları açıklandı

# IMPAC Dublin 2013 adayları açıklandı #

                                    

Her yıl merakla beklenen edebiyat ödüllerinden biri de IMPAC Dublin'dir. Önce uzun liste ve sonrasında kısa liste olarak iki liste hazırlanan ödülü Türkiye'den bu zamana kadar sadece Orhan Pamuk, Benim Adım Kırmızı romanıyla alabilmişti.

IMPAC Dublin'e aday adayı olan kitaplar kütüphanelerin önerileriyle belirleniyor, ardından 10 kitaplık bir kısa liste oluşturulup altı kişilik jüriye iletiliyor.

IMPAC Dublin 2013 adayları arasında yer alan 10 kitaptan 4 tanesi Türkçe'de de yayımlandı. Bu kitaplar; Harita ve Topraklar, 1Q84, Tavan Arasındaki Buda ve Hızlandıkça Azalıyorum. Bir kitap ise şu an çeviri aşamasında. O kitap da Karen Russell'ın Swamplandia'sı. Bu kitap önümüzdeki aylarda Siren Yayınları'ndan çıkacak.

IMPAC Dublin 2013 Adayları:

1) Michel Houellebecq - Harita ve Topraklar

2) Haruki Murakami - 1Q84

3) Julie Otsuka - Tavan Arasındaki Buda

4) Kjersti Skomsvold - Hızlandıkça Azalıyorum

5) Karen Russell - Swamplandia

6) Kevin Barry - City of Bohane

7) Andrew Miller - Pure

8) Arthur Phillips - The Tragedy of Arthur

9) Sjón - From the Mouth of the Whale

10) Tommy Wieringa - Caesarion

http://www.impacdublinaward.ie/

--- KitapGalerisi 

8 Nisan 2013 Pazartesi

Levent Cantek Röportajı

# Levent Cantek Röportajı #

Merhaba. Öncelikle röportaj teklifimizi kabul ettiğiniz için çok teşekkürler...

Siz hem editör hem yazar hem de senaristsiniz. Bu üç farklı ünvanda Levent Cantek şu günlerde hangi projelerle uğraşmaktadır? Bizleri neler bekliyor?

Editör olarak önümüzdeki aylarda genç yazarlarla karşılaşacaksınız, onu söyleyebilirim. Grafik roman yazmaya devam ediyorum, süregelen projeler var. Yıl sonunda tamamlanacak işler olacak. Dizi işleri her zaman karışıktır ama Eylül ayında TRT’de yeni bir diziye başlayacağım gibi görünüyor, çalışıyoruz.

Çizgi roman türünde önemli eserler kazandırdınız ve kazandırmaya da devam ediyorsunuz. Sadece metinle okurların görsel hayal gücünü çalıştıran bir edebiyat dünyasında çizgi roman okumanın önemi nedir sizce?

Bu tür sorulardan korkarım ben. Bir önem sıralaması yapamam. Bence anlatıyı yaşatan şey iyi hikâye olması... Filmi izleten, kitabı okutan en önemli unsur bu... Bir meseleye denk düşmek, beklentiyi karşılamak bunlar elbette hayati ama evirin çevirin aslolan iyi hikâyedir. Çizgi romana iyi edebiyata ulaşmak için bir araç işlevi yükler kimileri. Önce onları okuyacaktır sonra iyi edebiyatı filan. Pedagojik hassasiyetleri ben de dinliyorum ama katılmıyorum, çizgi roman belediye otobüsü ya da servis aracı değil. İyi hikâye anlatırsa okunan bir şey... Önemini kendi yaratabilirse değerli olur.

                              

                                       (Levent Cantek, fotoğraf Altan Burgucu)

Geçen günlerde çıkardığınız Dumankara 2. baskısını yapmış, tebrikler. 19 farklı çizeri bir araya getirmek zor olmadı mı? Bir de, her hikâyede hikâyenin geçtiği yıldaki toplumsal sorunlar başarılı bir şekilde dile getirilmiş. Okurun gözüne sokmadan bu mesajları dile getirebilmenin herhangi bir sırrı var mı?

İltifat etmişsiniz. Yapabildim mi bilmiyorum, ben bağıran, suçlayan, yaftalayan adamları ve onların yazdıklarını sevmem. Küçük insanların geçim dertleri var, bizim politize ettiğimiz biçimde o sorunları farketmeden yaşıyorlar veya bizim kadar önemsemiyorlar, üzerlerine düşünmüyorlar. Bazı büyük meseleler geçerken anlatılırsa daha uzun yaşar ve etkili olur hissiyatını taşıyorum.

Akademik kariyerinizi bırakıp sizi editör olmaya iten etkenler nelerdi?

Mutsuzdum, akademide çok kavga ve husumet vardı. Kaçmak için fırsat arıyordum. Aslında üniversite her yerde kötü değildir, ben galiba doğru bir yerde değildim. Kitap okumak-yazı yazmak istiyorsanız yapabileceğiniz çok iş yok aslında. Ya üniversitede olacaksınız ya da editörlük yapacaksınız. Ben şanslı bir adamım. İkisini de yaptım, yapıyorum.

Editörlüğün okulu yok, sizce editör olmak isteyen insanlarda ne gibi özellikler olmalı? Bir editörün "derdi" ne olmalı?

Ben editörlük yaptığımı düşünmüyorum, geleni karşılıyorum gibi geliyor. O kadar çok farklı işi birarada yapmak zorundasınız ki Türkiye’de. Çok şikâyet de edemezsiniz, çünkü sanıldığı kadar çok yayınevi yok Türkiye’de. Yayınevi yaşamalı ki siz de devam edebilesiniz. Tasarlıyorsunuz, okuyup yönlendiriyor, redakte ediyorsunuz. Kapağı düşünüyorsunuz, reklamı, söyleşiyi, çıkacak yazıları şunu bunu… Sevmeden yapılabilecek bir iş değil bu. Severseniz hayal kırıklığınız azalır. Severseniz affedersiniz, yola devam edersiniz. Severseniz filan diyorum ya…dikkat ederseniz o sevgi de saplantılı aslında. Obsesif olmanız gerekiyor. Kaleminiz, diliniz, okur yazarlığınız filan olacaksınız demiyorum dikkat edin. Türkiye’de tecrübe süratle kazanılıyor. Son üç ayda okuduğum ve taradığım sayfa sayısı onbini geçti. Bu kadar okursanız çalışırsanız hepsini öğrenirsiniz. Ama sevmek başka bir şey. Sevmezseniz katlanamazsınız.

                  

Geçen günlerde çeviri eserlerin editörlüğünün sizi zerre kadar heyecanlandırmadığını belirten bir tweet attınız. Bunu biraz açar mısınız? Bir editör çeviri eserlere ya da telif eserlere nasıl yaklaşmalı?

Çeviri eser, hazır olarak geliyor. Size yaratıcılık imkânı tanımıyor. Çeviriye bakıyor, karşılaştırıyor ve okuyorsunuz, açıklayıcı müdahaleler yapıyorsunuz en fazla. Ama telif eser öyle değil, daha canlı ve yaşıyor. Size dokunuyor. Yan yana yürüyebiliyorsunuz. Heyecan duyduğum işi yapmak istiyorum. Telif eserler beni artık heyecanlandırmıyor, onu demek istemiştim.

Farklı işleri bir arada yaptığınız için epey yoğun birisiniz. Yayıma hazırlanacak Türkçe edebiyat dosyalarını değerlendirme aşamasında nasıl bir yöntem uyguluyorsunuz? Dosyalar size mi geliyor, yoksa siz mi yayıma hazırlamak istediğiniz kitapların yazarlarıyla iletişime geçiyorsunuz?

Dosyalar geliyor zaten, onları okuyorum. Benim dışımda okuyan beş altı kişi oluyor. Bazen arkadaşlar bir dosyayı bana yönlendiriyor veya fikrimi soruyorlar. Biz Ankara’da şöyle yaparız, Tanıl (Bora) bir şeyi beğenirse mutlaka bana veriyor. Ben de öyle yapıyorum. İkimiz okuyoruz. Aramızda bir iş bölümümüz var. Bunların dışında yazar arıyorum, genç yazar bulmak istiyorum, takip etmeye çalışıyorum. Elimden geldiğince izliyor ve araştırıyorum. Sanırım on beş civarında isimle tek tek hikâyeler üzerinde çalışarak ilerliyorum mesela.

Özellikle editörlükte gelmek istediğiniz bir nokta var mı? Kafanızdaki doyuma ulaştıktan sonra usta - çırak ilişkisi kapsamında yeni editörler yetiştirmeyi tasarlıyor musunuz?

Doğrusu editör olarak ulaşmak istediğim bir nokta yok. Bir iki tane hayalim var onları yapmak istiyorum ama hayat bu, nereye varırım, nerde kalırım ölçemiyorum. Bir çırağım olsun istemem, usta olduğumu düşünmüyorum.

Türkiye'den ve dünyadan özellikle takip ettiğiniz editör / editörler var mı?

Yok be yahu bir de editör mü takip edeceğim desem... Yazarlar, çevirmenler, çizerler yetiyor bana… Yetişemiyorum. Bir de inanın, sanıldığı kadar çok editör yok. Ben editör dendiğinde Tanıl Bora derim başka da birini sayamam.

2012 yılında çıkıp da "keşke biz yayımlasaymışız" dediğiniz bir kitap oldu mu?

Yok olmadı, olmaz da. Editörlüğün deformasyonu da şu: O kadar çok kötü dosya okuyorsunuz ki insan bazen okumaktan soğuyabiliyor. Sırf keyif için okuyamaz oluyor, kendinize vakti ayıramıyorsunuz. Sevdiğim bir kitabı ben hazırlayamadım diye üzülmüyor, oh sadece okuyacağım diye seviniyorum.

Röportaj için çok teşekkürler. Son olarak şunu sorayım: Kitap alırken nelere dikkat etmeli? "İyi kitap" nasıl seçilir sizce?

Bir reçetem yok. Ben yazarlar dışında iyi çevirmenleri izlerim, ne yapıyorlar merak ederim. Kimin çevirdiği çok önemli, kimmiş bir bakın derim. Titizlik görülebilir bir şeydir. İster istemez editörü olan yayınevlerinin kitaplarını izlemek gerekiyor. Bu kitabı birkaç kişi okumuş, çalışanlarının emeğin maddi karşılığı verilmiş anlamına geliyor çünkü. Bunlar dışında tasarım ve baskı gibi pek çok ölçüt var seçmek için. Her okur, iyi kitap tanımını kendi yapar ama bu tanım hep değişir. Yirmi yaşında sevdiğiniz bir şeyi kırk yaşında tekrar ediyorsanız eskisi kadar çok okumuyorsunuz demektir. Bir de insan sevdiği yazarın her kitabını hemen okumamalı, saklamalı. Mutlu olduğu ve mutsuz olduğu zamanlara saklamalı. Bu kadar kolay tüketmemeli.

--- KitapGalerisi adına Tuna Bahar ---