ayşe kulin kitapları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ayşe kulin kitapları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Ocak 2014 Salı

Geniş Zamanlar

Geniş Zamanlar, Ayşe Kulin tarafından yazılmıştır.http://kitapgalerisi.com'da %30 İndirim ve aynı gün kargoya teslim avantajıyla alabilirsiniz. | Everest Yayınları, Roman, 9789752892576, 114 Sayfa, Kasım/2013
Kitabın 22. ve 23. sayfalarından tanıtım amaçlı alıntı yapılmıştır.

"İtiraf etmek istediğin daha başka yalanların da var mı?" diye sordu Ahmet.
Sesimin titremesine engel olmaya çalışarak, "Ben sana hiç yalan söylemedim," dedim.
"Ablanın ablan, yeğeninin yeğenin, evinin de asıl evin olmadığını şimdi öğreniyorum ve sen bana, 'Sana yalan söylemedim,' diyebiliyorsun."
"Orası benim evimdi, ben orada büyüdüm," dedim. Sesim zar zor duyuluyordu.
İçimde giderek büyüyen bir canavar vardı. Canımı acıtan canavar, sanki birden göğsümden fırlayıp pat diye kucağıma düşecekti. Öyle derdi o, yani ablam, "Yalan giderek büyüyen bir canavara dönüşür, dallanır budaklanır içinden taşar... Salon yalan söyleme."
Gözlerim pınarlarına biber ekilmiş gibi yanıyor, ağlamamak için dişlerimi sıkıyordum.
Kalender Tepesi'nin ucunda, denize karşı park etmiş bir arabanın içindeydik.
"Boğazın pembe saati," dediği bu olmalıydı ablamın, işte yine "ablam" diyordum, on yıldır yaptığım gibi. Ona başka türlü hitap etmesini bilmiyordum. Sadece, tek bir kere, o evdeki ilk günümde, annem çok sıkı tembihlemiş olduğu için, ağzımın içinde geveleyerek, "Hamfcndi," demiştim. Bu sözü benim çocuk ağzımdan duyunca, bir gülümseme yayılmıştı güzel yüzüne, "Sen en iyisi bana abla de, emi," demişti.
"Annem 'hamfcndi' dememi söyledi, yoksa, büyükanneniz çok kızarmış."
"Burası benim evim küçük kız, büyükannemin değil. Anneme ve ona, öyle hitap edersin. Bana abla de," demişti.
Ahmet dördüncü sigarayı söndürüp beşinciyi yaktı. Arabanın içinde dumandan göz gözü görmüyordu. Cehennem de böyle olmalıydı; dar, dumanlı, sıkıntılı ve korkunç acı veren.
"Niye sakladın bunca zamandır gerçeği benden."
"Niyetim yalan söylemek değildi. Sadece senin yanılgını düzeltemedim Ahmet. Evet, hatalıyım. Ama bir gün, zamanı geldiğinde, nasılsa söyleyecektim."
"Ne zaman, iş işten geçtikten sonra mı?"
Camı aralayıp sigarasını fırlattı dışarı doğru. Maçka'daki apartmanın benim evim ve orada yaşayanların da benim ailem olmadığını dün gece öğrendi. Bugün hesap soruyordu o evde büyüyen hizmetçi kıza! Beni evin kızı sanıyordu. Bu yanlışını düzeltmemiştim.

Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.

kitap

4 Aralık 2013 Çarşamba

Bir Gün

Bir Gün, Ayşe Kulin tarafından yazılmıştır.http://kitapgalerisi.com'da %30 İndirim ve aynı gün kargoya teslim avantajıyla alabilirsiniz. | Everest Yayınları, Roman, 9789752892361, 202 Sayfa, Kasım/2013


Kitabın 50. ve 51. sayfalarından tanıtım amaçlı alıntı yapılmıştır.

"Nüfusunda adın hâlâ Zeliha mı?" diye sordum.
"Hâlâ öyle. Alıştım artık. Nüfus kâğıtları değişirken de itiraz etmedim. Şehirde Zeliha'yım köyde Zelha. İki ruhlu insanlar gibiyim. Belki de öyleyim Nevo, iç içe yaşayan iki kişiyim ben. Esas Zelha içimde, derinlerde bir yerde duruyor. Mahpusta yatan, Zeliha'dır. Işıldar kapanıp da karanlıkta kaldığımda, bazen sorarım kendime burada ne aradığımı? Sonra içimden bir ses, burada yatan Zelha değil, Zeliha'dır, der. Adıma i harfini ekleyenler, mahpusa da düşürmüş Zeliha'yı Böyle düşününce, rahatlarım. Bilirim ki bir gün gelecek, yine Zelha olacağım. Köyüme, evime döneceğim. Üstümdeki giysileri çıkartıp, alacalı entarimi giyeceğim, başıma yazmamı örteceğim, bacağımı kırıp sedirime oturacağım.Yine Zelha olacağım, ama bu kez de Zelha olmanın acılarını çekeceğim. Sanma ki adıma İ harfini ekleyen o kayıt memuru, tek dayatmacıdır hayatımda. Ben, yanlış zamanda, yanlış yerde doğmuşum. Bu dünyaya hep başkalarının istediğini yapmak için gelmişim. Ben diye biri yok da hep başkalarının dediğini yapmaya çalışan biri var, sadece...
"Alı Zelo," dedim içtenlikle "adına bir harf eklemekle mi başladık seni, sen olmaktan çıkartmaya, acaba."
"Hayır," dedi Zelha, "yazgım, nüfusumdaki i harfinden çok önce alnıma yazılmıştı Nevo. Dünyaya Sarıcadam'da bir aşiret kızı olarak gelmenin bir vebali vardır. Babamın ben daha çok küçükken ölmesi, Alişan'a kaçmam, aşiretime geri dönmem, şimdiki kocama varmam, hatta seni, sizleri tanımam... bunlar benim alın yazımdı."
"Bizim alın yazında yer alacak kadar önemli olduğumuzu sanmıyorum."
"Yapma Nevo! Sizleri tanımasaydım, evinizde kalmasaydım, ilçedeki okula gitmeseydim aynı Zelha olabilir miydim? Aşirette yetişen her kız gibi, harfleri okuyup yazamadan, on üçümde kocaya gidecektim. Amcama sevdiğime varacağım diye, Ali-şan'ın dayısına da diploma alacağım diye tutturur muydum, kuma yüzünden çeker gider miydim, hayatıma girmemiş olsaydınız?..."
"Alişan'ın dayısına mı tutturdundu ilkokul diploması için? Sahi nerede bitirdin ilki sen?"
"Dayının evinde kaldımdı ya, askerliği bitene kadar. İşte o sırada evde çalıştım, ilkokulu dışardan bitirdim sınavlara girerek. Allahtan baban ısrar etmiş de, amcamgiller bana kafa kâğıdı çıkartmışlar zamanında."
"Aferin sana. Akıllı Zelo'm benim."
"Akıl, şans olmayınca işe yaramıyor."
"Şansını kendin kapatmışsın. Bekçinin oğluna kaçılır mı hiç? Ya öldürselerdi sizi!"

Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.

kitap


2 Aralık 2013 Pazartesi

Füreya

Füreya, Ayşe Kulin tarafından yazılmıştır.http://kitapgalerisi.com'da %30 İndirim ve aynı gün kargoya teslim avantajıyla alabilirsiniz. | Everest Yayınları, Roman, 9789752892514, 426 Sayfa, Kasım/2013

Kitabın 94. ve 95. sayfalarından tanıtım amaçlı alıntı yapılmıştır.

Annesi ve babası, kardeşi Şakir'le birlikte İzmir'de yaşarlarken, Füreya İstanbul'da anneannesinin evinde kalıyordu. Oğlunun baba katili olması ve hapse girmesiyle korkunç bir darbe yemiş olan yaşlı kadın, küçük torununu da kaybedince, ev tam anlamıyla sonu gelmeyen bir matem havasına bürünmüştü. Füre-ya'nın tek tesellisi, yine aynı apartmanın bir başka katında oturan Ayşe Teyzesini sık sık ziyaret ederek, küçük kuzenleriyle oynamaktı. Okuldan geldikten sonra, derslerini yapar yapmaz, evin kasvetinden kurtulmak için, hemen üst kata çıkıyordu. Orada küçük kuzenleriyle ilgileniyor ve çocukluğundan edindiği alışkanlıkla, büyülenmiş gibi Ayşe Teyzesinin piyanosundan yükselen müziği dinliyordu. Füreya, teyzesinin piyanonun tuşları üstünde uçuşan parmaklarını seyrederken kendinden geçiyordu adeta. Bıraksalar bütün bir gün hiç kımıldamadan Cho-pin dinleyebilirdi. Ama ne yazık ki, büyülü saatler sonunda bitiyor ve kös kös kendi katına, akşam yemeğini yemeye iniyordu.
Her zaman çok eğlenceli olan Aliye'ye de bir şeyler olmuştu. Yüzü hiç gülmüyor, Füreya ile eskiden olduğu gibi ilgilenmiyordu.
"Birkaç sene bekleyeceksin Füreya, bu yaşlarda ara açılır, sonra yine kapanır. Aliye bir genç kız oldu, sen ise hâlâ çocuksun," diyordu anneannesi. "Sen kendine arkadaş istiyorsan, gece yatısına o Rus kızını davet et. Neydi adı?"
"Tatiana, anneanne."
"Her neyse işte. Pek terbiyeli bir çocuk. Hem de senin akranın. Çağır onu, gelsin hafta sonu bizde kalsın. Aliye'nin peşini bırak kızım, onun derdi kendine yetiyor."
Tatiana da böylece, birçok hafta sonunu Füreya ile birlikte Şakir Paşa Apartmanı'nda geçiriyordu.
Yine böyle bir hafta sonu, küçük kızlar odalarında oyun oynarlarken, Füreya su almak için mutfağa gittiğinde, anneanne-siyle Ayşe Teyzesini telaşlı telaşlı konuşurlarken buldu.
"Bu ne cürettir? Nasıl yapabilirler böyle bir şeyi?" diyordu
Ayşe Teyzesi.
"Mürteciler oldu bitti rahat vermemişlerdir bu memlekete. Koskoca imparatorluğu işte bu kafa yıktı," diyordu anneannesi. "Babanız da bu kafalardan uzak kalmak için taşındıydı ya Ada'ya."
"Hakkiye Ablama bir telgraf mı çeksek, ne yapsak, malumat almak için? Emin Paşa işin iç yüzünü herkesten iyi bilir."
"Aman sen de lazım, böyle meseleler yazılır mı hiç telgrafta? Emin Paşa'nın başım belâya mı sarmak istiyorsun. Ahmet Bey'in de İstanbul'da bulunmaması kötü oldu. O bizi aydınlatırdı."
"Ne olmuş, ne olmuş?" diye sordu Füreya. Kadınlar, çocuğu görünce irkildiler.

Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.

kitap

29 Kasım 2013 Cuma

Sevdalinka

Sevdalinka, Ayşe Kulin tarafından yazılmıştır.http://kitapgalerisi.com'da %30 İndirim ve aynı gün kargoya teslim avantajıyla alabilirsiniz. | Everest Yayınları, Roman, 9789752892422, 338 Sayfa, Kasım/2013

Kitabın 1. 2. ve 3. sayfalarından tanıtım amaçlı alıntı yapılmıştır.


Saraybosna, Eylül 1986
Nimeta, mutfakta bulaşıkları yıkarken radyodan yükselen şarkının neşeli ritmine uygun hareketlerle sallanıp durmasına rağmen, iç sıkıntısından boğulacak gibiydi. Kahvaltıda oğlunun bile gözünden kaçmamıştı dalgınlığı.
"Anne, tam üç kere sordum aynı soruyu, sağır mısın?" demişti oğlu.
"Biraz dalgınım canım. Dün gece hiç uyuyamadım.'"
"Neden?"
"Kışa girerken böyle olurum.'"
"Kışa eylülde girilmez ki anne."
"Ne de olsa sonbahar. Ara mevsim işte. Sonra kış birden bas-tırıverir."
Oğlu, yine dün akşam içkiyi fazla mı kaçırdın, gibilerden bakmıştı yüzüne.
Üç yıldır, bir kadına yakışmayacak kadar çok içtiğinin, kocası, arkadaşları ve annesi kadar, oğlu da farkındaydı elbette. On bir yaşındaydı Fiko. Aldı da boyu gibi, yaşına göre hızlı gelişmişti. Uyanık, cin gibi bir çocuktu. Nimeta, zaman zaman onun bakışlarını üzerinde hissettiğinde, içini okuyabilmesinden korkardı, yüreğini okuyabilmesinden... Yüreğinde, olmaması gereken bir sevgiye yer vermişti çünkü. Bu sevgiyi, filizlenmeye başladığı andan itibaren yeşertmemek, büyütmemek için elinden geleni yapmıştı aslında. Ama boşunaydı çabaları... Stefan ile aynı şehirde yaşıyor olsalardı belki daha kolay olurdu kopmaları. Birbirlerini her gün ve her an görür, doyasıya sevişir, heveslerini alıp bıkabilirlerdi. Ya da ayrı şehirlerde yaşadıklarından dolayı, hiç görüşemeselerdi, unutur giderlerdi belki...
Ama yasak aşkların en şiddetlisine tutulmaları için, her türlü şartı öylesine inceliklerle hazırlamıştı ki kader, Nimeta, sonunda çaresizliğini ve utancını içkiyle yenmeye çalışır olmuştu.
"Ben çıkıyorum anne, Hana hazır değil, bugün onun keyfini bekleyemem, imtihanım var." Fiko kucağındaki sarman kediyi süt tabağının önüne bıraktı.
uSen git Fiko. Hana'yı okula ben bırakırım."
Fiko, dalgın ve yorgun annesinin yanağına bir öpücük kondurup çıkarken, kapıda bir an durup sordu.
"Babam bugün mü dönüyor?"
"Evet."
Fiko gitti. Nimeta iskemleye çöküp mutfak masasına uzattığı kollarına başını dayadı. Yıllardır geciktirmeye çalıştığı an, hızla yaklaşıyordu. Stefan'a, aralarındaki ilişkiyi kocasına anlatacağına dair söz vermişti. Bu sözü üç yıldır erteliyordu. Önceleri çocukların küçük olduğu bahanesini öne sürmüştü. Sonra, babası hastalanmıştı, onu üzemeyeceği bahanesine sığınmıştı. Derken Hana'nın okula başlamasını beklemişti. Bahaneler tükenmişti sonunda.
"Bir seçim yapmak zorundasın Nimeta," demişti Stefan. "Ben bu şekilde devam edemeyeceğim. Ya beni seç, ya kocanı. Sevdiğim kadının başka biriyle evli olmasına daha fazla dayanamayacağını."
"Ona boşanmak istediğimi söyleyeceğim. Bu hayattan bıktığımı, çok yalnız kaldığımı..."
"Olmaz, işin aslını anlatacaksın Nimeta. Kocan başka bir erkeğin varlığını bilmezse, boşanmaya razı olmaz. Adama kendinde kusurlar aratma. Başka birine âşık olduğunu söyle dürüstçe."
"Bu onu öldürür."
"Sizin inancınıza göre, hani sadece ecel öldürürdü insanları?"
Gülmüştü Nimeta, "Beni ecel değil, bu aşk öldürecek, kocamı da benim günahım, Stejo," demişti...
Burhan, her zamanki gibi, bu akşam da yorgun argın ve toz toprak içinde dönecekti evine. Çocuklarına ve karısına sarılmadan önce, doğru banyoya koşup, Nimeta'nın hazır ettiği sıcak su dolu küvete bırakacaktı kendini. Dağ başında geçen günlerinin yorgunluğunu atmak ister gibi, dakikalarca yatacaktı sıcak suyun içinde. Sonra yemekte, erik rakılarını karşılıklı yudumlarlarken, Nimeta'yı hiç ilgilendirmeyen mühendislik projelerini anlatıp duracaktı, en ufak ayrıntısına kadar. Hep o konuşacak, o anlatacaktı. Nimeta'nın yaptığı iş değilmiş gibi sanki, aklına bile gelmeyecekti karısına neler yaptığını sormak. Yemekten sonra, çocuklarla şöyle bir ilgilenecek, Fiko'nun derslerinin nasıl gittiğini öğrenecek, Hana'nın ısrarla söylediği yeni okul şarkısını dinler gibi yapacak, televizyona bakarken Bozo'yu kucağına alıp usul usul okşayacak, sonra da karısını yatak odasına sürükleyip, çocukların odaya dalmasına karşı kapıyı kilitleyerek, Nimeta'yla sevişmek isteyecekti. Günün en zor anı da o zaman başlayacaktı işte.
Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.

kitap

27 Haziran 2013 Perşembe

Ayşe Kulin - Dönüş | Kitaptan okuma parçası

# Ayşe Kulin - Dönüş | Kitaptan okuma parçası #

Ayşe Kulin, Dönüş aldatmanın, aldatılmanın, affetmenin, acıtan gerçeklerin romanı.

               

Ayşe Kulin - Dönüş, sayfa 11:

Hakkımdaki olumlu yazıda, çile çekmesini bilen bir ırka mensup olmamdan çok, İstanbul'un, görsel sanatta parladığı ve çeşitli başka nedenlerle pek moda olduğu bir dönemden geçiyor olmamızın payı vardı. Yüzyıllardır oburca tüketen zengin Batı ülkeleri, içine düştükleri ekonomik kriz sonucunda dünyadaki diğer ülkelerin yeraltı zenginliklerinin dışında, kültürleri bulunduğunu da fark etmişler. gözlerini bulundukları noktadan azıcık daha doğuya çevirmişler ve son yılların parlamaya başlayan yıldızını (ya da pazarını diyelim) keşfetmişlerdi. Onca zamandır görmezden geldiklerini ülkenin sanatını şimdi merak ediyorlardı. Müziğimizi, resmimizi, edebiyatımızı da! Geç kalmışlardı ama olsun varsın, şikâyet hakkım yoktu çünkü benimle ilgili bu yazıdan sonra, gerisi çorap söküğü gibi gelmişti. Bugüne kadar ancak ünlü sanatçıların sergi açılışları için gittiğim galeride, yakında benim de iki ayrı işim sergilenecekti.

Ayşe Kulin - Dönüş, sayfa 21:

Tuvalet masasının önündeki pufu çekeleyip üzerine çıktım, uzanmaya çalıştım kutuya. Beceremedim. Bir askı aldım dolaptan, kutuyu askıyla öne çekmeye çabaladım. Kutu başımın üzerinden uçup yere düştü ve içindekiler yerlere savruldu. İndim puftan, yerdeki kargaşaya baktım... iç içe duran iki adet şapka (şu bej şapkayı annem David'le evlenirken nikâhında giymişti), zarflardan fırlamış resimler ve eski mektuplar!

Ayşe Kulin - Dönüş, sayfa 33:

Yataktan çıkmış, sendeleyerek dolanmıştım odada. Bir kâbus görmediğimi anlamak için, eşyalara dokunmuştum, baş ucumdaki komodine, ötedeki iskemleye... başım dönüyordu. Handan'ı gözümün önüne getirmiş, ondan nefret etmeye çalışmıştım. Bana ne kadar iyi davranmıştı oysa. Tıpkı şefkatli bir abla gibi. Annemi çekiştirirdim ona, annemin kırılganlığından, her şeyime karışmasından şikâyet ederdim. Gamlı Kuğu derdik anneme aramızda. Gamlı Kuğu bu işe ne der? Gamlı Kuğuyu kim ikna edecek? Gamlı Kuğu yine çok kızgın! Gamlı Kuğunun hallerine gülerdik birlikte.

Ayşe Kulin - Dönüş, sayfa 37:

Babamın mektuplarını annemin yatağına bırakıp telefonu sessize aldım. Okumaya başladığımda hiçbir şey bölmemeli beni... ne telefon sesi, ne çiş, ne başka bir şey! Bu nedenle de banyoya yürüdüm. oturdum tuvalete, içimden bir ırmak aktı sanki. Bitmek bilmeyen bir çiş! Sanki bedenim beni mektupları okumaktan alıkoymak istiyor. Elinden geleni yapıyor, içeri geçip zarfları açmamı engellemek için. Nihayet tuvaletten doğrulunca karşımdaki aynadan yüzümü gördüm!

Ayşe Kulin - Dönüş, sayfa 46:

Bıraktım mektubu. Boğazıma bir lokma oturdu, yutkunmakta zorlanmaya başladım. Babam doğru bilmiş, durmadan adres değiştirmiştik Londra'daki ilk yılımızda. Penny'nin evinden ayrılıp kiraladığımız evimize yerleştikten birkaç ay sonra bir başka eve, birkaç hafta sonra bir başkasına... Annem her seferinde kaldığımız evde bir kusur bulmuştu! Kimi metroya uzaktı, kimi rutubet kokuyordu, kimi yeterince emniyetli değildi. Ev değiştirme maratonu, ben ayrı eve çıkınca sona ermişti! Meğer aynı evde uzun süre oturmamamızın bir nedeni varmış, babam adresi bulacak olursa, bana ulaşmasını engellemek! Bir başka zarfa uzandım.

---

Ayşe Kulin - Dönüş | Remzi Kitabevi, Roman, 296 sayfa, Mayıs 2013.

Bu alıntılar tanıtım amaçlı yapılmıştır.

Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.

kitap