selim ileri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
selim ileri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Mayıs 2014 Perşembe

Annem İçin

Annem İçin, Selim İleri tarafından yazılmıştır. http://kitapgalerisi.com'da % 30 İndirim ve aynı gün kargoya teslim avantajıyla alabilirsiniz. | Everest Yayınları, Anı, 9789752895904, 120 Sayfa, Mayıs/2013
Kitabın 30. ve 31. sayfalarından tanıtım amaçlı alıntı yapılmıştır.

Şu ya da bu biçimde hastalığın hangi yılda, hangi mevsimde, hangi gece ve gündüzde başladığını öğrenmek mümkün. Ama bunun kesin bir tarih olabileceğine inanmıyorum.
Hastalığın hangi tarihte başladığını bilmiyoruz; hele hastalığa yol açan nedenlere -bu hastalık bir "bunama" da olsa- derinlemesine eğilirsek... Görece tarih, belki de, kurban bayramlarının kavgalı gürültülü birinci gün sabahlarında...
Şimdi hatırlayabildiğimiz daha başka bir şey: Öyle sanıyorum ki, hastalığın yedi yıl süren son evresini yaşadık biz, yalnızca. Bu son evre, benim için acı bir yaşamöyküsü gibidir.
Annem, bir güzdönümü gecesinde yatağından kalktı ve bir daha kendi yatağını, yattığı odayı bulamadı.
O gün, öğleden sonra uzak akrabası bir hanıma konuk gitmiş. Gelgelelim konuk gittiği evin yolunu karıştırmış. Bu ev, şimdi oturduğum yere çok yakındır. Bir yokuştan aşağı inmeniz gerekir hepsi-hepsi.
Fakat annem, hiç tanımadığı bir başka eve girerek, her nedense orada çay ya da kahve içmişti: Böyle diyordu. Ablamla ikimiz, bu olayı anlamlandıramadık; bununla birlikte hastalığa yormak hiç aklımıza gelmedi.
Gece, Çehov'un öykülerinden derlenmiş bir oyuna gidecektim. Annem, yemek ortasında, "Ben hastalanırsam, seni tiyatrodan buldurtabilir miyiz?" dedi. Bu söze sinirlendim: Bir şeyi olmadığını, böyle garip, saplantılı düşüncelere, kuruntulara ner-den kapıldığını sordum. Ablam benden daha kaygılıydı.
Oyundan sonra eve döndüğümde, onları uyur buldum. Sessizce yattım. Henüz Çehov'la didişirken; annemin kalktığını, mutfağa gittiğini algıladım. Ne yapıyordu? Ekmek kutusunun açıldığını işittim... şimdi de teldolabı açılmıştı... Bu şıngırtı olsa olsa yeşil reçel kâsesinin tabağından gelir... Ekmek ve reçel yedi.
Sonunda babamın odasına geldi: Bir süre karanlıkta durdu; sanki bekliyordu. Kalkıp yanına gittim.
"Neden yatmıyorsun anne? Bu odada ne arıyorsun?" diye sordum.
"Ben nerde yatıyordum?'" diye sordu.
Bu soruyu herhalde hiçbir zaman unutamayacağım. Sonradan defalarca yineledim:
"Ben nerde yatıyordum?"
Ne demek istemişti? Annemde hastalık, sanki bir tür simgesel dil geliştirdi. Her sözünden sanki bir bilinçaltı yakalayabilirdiniz.
Ablam da kalkmıştı, sabahlığını giyiyordu telâşla. Işıkları yaktık. Işıkları yakınca birdenbire ayrımsadık:
Yüzünde çarpık bir gülümseyiş okunuyordu. Ya da bir inme başlangıcının, dudaklara, ağıza yansıyışı. Günü ve akşam yeme-ğini artık yüreğim çarpa çarpa anımsadım: "Ben hastalanırsam, seni tiyatrodan buldurtabilir miyiz?" Bir önsezi miydi?
Yatağına yatırdık. Bize dalgın, adeta tanımaz gibi bakıyordu. Çehov'la Tennesse Williams'ın Sırça Köşk'ü yer değiştirdi ansızın. Karyolasının başucunda dururken, üç kişilik hayatımızın geleceğinden müthiş ürktüm.
Sırça Köşk'ü ilk önce, bir radyo oyunu olarak dinlemiştim çocukken. O konuşmalar yankılanıyordu kulaklarımda, o sesler. Hemen hemen uykusuz geçti gece.
Ertesi sabah ağzı hâlâ çarpık, sağ gözü kısık bakıyor, sağ gözkapağı sarkık ve dudakları oynayıp duruyordu... Sözleri abuk sabuk sayılırdı. Yatağından kalkmak istemedi.
Hastalık hızlı bir akış gösterdi.
O sabah, mevsimin ilk karı yağdı... demek güz değilmiş. Ya da güz çok erken bastırmış, hiç yaşanmadan bitmişti.
Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.

kitap

5 Ağustos 2013 Pazartesi

İstanbul Hatıralar Kolonyası

İstanbul Hatıralar Kolonyası

İstanbul Hatıralar Kolonyası, Selim İleri | Everest Yayınları, İstanbul Kitaplığı Dizisi, 253 sayfa, 9786051416625, Ağustos 2013.

İstanbul Hatıralar Kolonyası, Selim İleri'nin hazırladığı İstanbul Kitaplığı’nın dördüncü cildidir. Bu kitap romanlarda, şarkılarda, filmlerde kalmış o kente, artık hayal İstanbul’a götürüyor bizi, büyülü bir yolculuğa davet ediyor.

                   

İstanbul Hatıralar Kolonyası, Yahya Kemal'in Bir Önerisi, sayfa 143, 144.

2005 yılının eylülü de geçip gitti. Bilmiyorum, "Günler kısaldı" diyenler oldu mu:

Günler kısaldı. Kanlıca'nın ihtiyarları
Bir bir hatırlamakta geçen sonbaharları.

Şüphesiz, "Eylûl Sonu"nun Kanlıca'sı çoktan bambaşka bir semt oldu. Dünkü Boğaziçi şimdi sadece edebiyatımızın bazı sayfalarında, resim sanatının bazı verimlerinde yaşıyor...

Yahya Kemal, Boğaziçi'nin Bizans zamanında olmadığını söyler. Tek tük köyler, bir iki kilise dışında burası ıssızdır. Boğaziçi, fetihten sonra kurulacak, Kavaklar'a kadar, bayındır ve yalnız kendine benzer bir belde olacaktır.

Boğaziçi, bir uçtan bir uca, göl göl gider.

Yahya Kemal, İstanbul'un semtlerinde, her biri diğerinden başka, şekil açısından çok farklı havaların hissedildiğini de söylemiş:

"Bir semtten diğerine geçerken, bir yıldızdan bir yıldıza geçmiş kadar başkalık" duyulur. "Kandilli, Anadoluhisarı, Kanlıca, Çubuklu birbirine komşu köylerdir; lâkin her birinin çerçevesi, havası, güzelliği başkadır. Birinden ötekine geçerken manzara değişir."

Yangınlar, manzaranın değişkenliğine son vermiş.

Bugün, yeni hayatımızın yeni koşulları çerçevesinde yine "bir millî Boğaziçi yaratmak" önerisi Yahya Kemal'in. Millî Boğaziçi'nde tarihin varlığını duyumsamak, demeye getiriyor şair.

Tarihî eserleri korumak konusunda Bahriye Nazırı Cemal Paşa'ya ve Hisarlar Komisyonu'na görüşlerini açıklamış "Eylûl Sonu" şairi. Yaklaşık doksan yıl sonra bu görüşleri okumak keder veriyor:

"Hisar'ı harap halinde muhafaza etmeye taraftarım. Bu harabe şimdiki halinde bırakılmalı ki, gözlerimizin alıştığı timsalinin tesirini verebilsin."

----

Bu alıntı tanıtım amaçlı yapılmıştır.

%30 indirimle;

Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.

kitap

KitapGalerisi Facebook / KitapGalerisi Twitter

2 Mart 2013 Cumartesi

Selim İleri - Mel'un

# Selim İleri - Mel'un #

Birinci Defter

Ne kadar sürdü, kaç gün, kaç hafta, kaç mevsim, kaç sene, bilmiyorum. Fakat ıstırap kasırgasından sonra büyük ümitlerle yeniden başlıyorum.

Güzel bir sabah. Kuşlar cıvıl cıvıl ötüşüyorlar. Kuşların korosunu dinleyerek balkonumda tek başıma oturuyorum ve bu satırları yazıyorum. İnsanın her şeye kırıldığı anlar gelip geçicidir. Benimkiler de işte gelip geçti. Mâzinin yaralarını unutmaya karalıyım.

Kuşlar hep bir ağızdan ötüşüyorlar, "Evet! Evet!" diyorlar, "Unut artık!"

Çocukken bilhassa hanımların yanımda bağıra çağıra konuştukları kuş dilini bir türlü öğrenememiştim ama, şimdi hakikî kuşların söylediklerini açık seçik tercüme edebiliyorum.

Mesudum.

                                           

Asabım bozuk kalktım. Zira yelloz, cesaretimi kırmak için "Bu 'büyük ümitler', Charles Dickens'ın Büyük Umutları'ını çağrıştırıyor," diyecek. Adım gibi biliyorum. Memleketimizde kelimeler, taa Reji İdaresi'nden beri, yabancının tekelindedir.

Ne kadar kayıtsız kalmaya çalışırsam çalışayım, hatta, oradaki umudun bekleyiş olduğunu bilmeme rağmen, yine kaygılar kuşanacağım. Esasen bu sabah kuşlar ötmüyorlar.

Yellozlar ve et kafalı oğlanlar yazdıklarımı boyuna gözetliyorlar. Yayınevleri onlara teslim edilmiş. Alnımın kara yazısı!

Yelloz, tek kaşı kalkık, soracak: Nedir bu yazdıklarınız?!

Hayatımdan hakikî hayat sahneleri.

Kara cahillere Reji İdaresi'ni anlatmak, açıklamak gerekecek.

Dickens (1812-1870), para ve şöhret hırsıyla, ikinci sınıf okurların taleplerini göz ardı etmez; kapısına yapışıp kalmış matbaacılardan talepleri tek tek öğrenmeye çalışır, bu talepler çerçevesinde orta malı şeyler yazardı. Zannım odur ki, bugünün çok satan muharrirleri de aynı metodu uyguluyorlar.

A yelloz! A et kafalı oğlan! Peşinen yanlış tercüme etmişsiniz: Umutla bekleyiş aynı şey değildir. Umutta bekleyiş, beklenti vardır ama, her bekleyiş umutlu değildir. Esasen bütün bekleyişlerim ümitsizdi.

İçim kapkaranlık.

Vaktiyle bu yellozlardan biri bana "Hayatın güler yüzünü yazınız" demişti. Bugünün okuru karanlık, karmaşık metinlerden hoşlanmıyormuş.

Bizde vaftiz ve aforozun olmayışına oldum bittim üzülürüm.

----

Selim İleri Mel'un, Edebiyat / Roman, Mart 2013, Everest Yayınları.

Bu alıntı tanıtım amacıyla yapılmıştır.

Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.

kitap

28 Şubat 2013 Perşembe

Selim İleri'nin yeni romanı: Mel'un

# Selim İleri'nin yeni romanı: Mel'un #

Usta yazar Selim İleri'den bir başyapıt, unutulmayacak bir roman!

Yalnızlığım için içiyordum. İnsansızlıktan donmamak, ölmemek için.

Delirmeme ramak kalıyor, yine içiyordum. İkinci Sayru, ‘Evine dön! Evine dön!’ diyordu; dinlemiyordum onu.” Fakat neden?

                                           

“Tam o senelerde, herkesin Rus salatası olarak bildiği, patatesli, kornişonlu, mayonezli salata birdenbire Amerikan salatası oldu.”

Hayat mı dekor mu?

“En büyük işkence, Şark nedir, Garp nedir bilmemektir. İki âlemin ortasında yaşıyorsun ve ikisi arasına sıkışmışsın, haberin yok!” Asırlar mı, cinnet mi?

“Sayru söyle bana: Hangi kardeşini, kardeşimi öldürdüm? Kaç kardeşimi öldürdüm?”

Taht için kan dökenler, vicdanını kaybetmiş bir insanlık mı yarattılar?

Mel'un, Selim İleri, Edebiyat / Roman, Everest Yayınları, Mart 2013.

19 Şubat 2013 Salı

Ahmet Mithat - Musullu Süleyman

# Ahmet Mithat - Musullu Süleyman #

Sadeleştiren ve yayına hazırlayan: Behçet Necatigil.

1970'lerde Musullu Süleyman'ı tadını çıkara çıkara okuduğumu hatırlıyorum. Özgün adıyla Süleyman Musli, Ahmet Mithat Efendimin on dokuzuncu yüzyıl macera romanlarından esinli bir eseridir. Öyle sanıyorum ki, edebiyatımızda 'Haçlı Seferleri'yle ilintili ilk 'roman'! Konularında, deneylerinde, uygulamalarında çok geniş bir yelpazeyi âdeta ilke edinmiş Ahmet Mithat elbette Haçlı Seferleri'ni de göz ardı etmeyecekti...

On üçüncü yüzyılın dünyasından peyzajlarla bezeli Musullu Süleyman'ın dilini çağdaş edebiyatımızın büyük ustası Behçet Necatigil sadeleştirmişti. 'Sadeleştirme' girişimlerinin yol açtığı sorunları çok iyi bilen titiz Necatigil, Ahmet Mithat Efendi'yi tanınmaz hale getirmekten elbette uzak durmuştu. Bu 'örnek' sadeleştirmeyi okuyanlar, özgün esere bağlılığı duyumsayacaklar.

                                                 

Everest Yayınları, başta Hüseyin Rahmi Gürpınar'ın eserleri, özgün metinleri yayımlamayı öteden beri tercih ediyor. Bu açıdan Musullu Süleyman bir istisna sayılabilir. Ne var ki, Behçet Necatigil'in emeği istisnayı zorunlu kılıyor.

Dahası, içten bir yazıklanışla, keşke diyorsunuz, Behçet Hoca geçmişten miras başka metinleri de sadeleştirseydi. Gitgide sözcük fukaralığına sürüklendiğimiz bugünlerimizde onun çabası kılavuzluk edecekti. İşte Musullu Süleyman böylesi bir kılavuzluğun adımıydı...

- Selim İleri

Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.

kitap

13 Aralık 2012 Perşembe

"Everest Yayınları'ndan kitap almanın tam zamanı.."


Everest Yayınları‘ndan kitap almanın tam zamanı…

Everest Yayınları‘ndan çıkan kitaplar KitapGalerisi‘nde %30 indirimde..

Siparişleriniz aynı gün kargoda… Kapıda ödeme seçeneği başlamıştır…

75 TL ve üzeri alışverişlerde kargo ücretsizdir...

Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.

kitap

11 Aralık 2012 Salı

"Selim İleri'nin yeni kitabı: İstanbul Seni Unutmadım"


"Selim İleri'nin yeni kitabı: İstanbul Seni Unutmadım"

"Evlerin, kapılarda hep mücevher çağrışımlı tepe camları vardı, yine morlar, yahut kırmızıları, zebercet yeşilleri, bazan gece mavileri, topaz sarıları. Çok ender yine rastlıyorum, renklerindeki genç kalış gönlümü yoruyor."

Selim İleri, İstanbul Kitaplığı'nın ikinci cildi İstanbul Seni Unutmadım’da. romanlarda, şarkılarda, filmlerde kalmış o kente, artık hayal İstanbul'a götürüyor bizi, büyülü bir yolculuğa davet ediyor.

Selim İleri, İstanbul Seni Unutmadım, Aralık 2012, Everest Yayınları.

Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.

kitap

3 Aralık 2012 Pazartesi

"Dünyanın Öyküsü Dergisi’nin 6. sayısı çıktı"


"Dünyanın Öyküsü Dergisi’nin 6. sayısı çıktı"

Bu sayısıyla dergi, Kâmuran Şipal’i selamlıyor ve edebiyatın göz önündeki isimleriyle çokça görünmeyen yazarları aynı dergide biraraya getiriyor. Ayşe Özakıncı ile yapılan söyleşi bu açıdan dikkat çekici.

Füruzan, Selim İleri, Nursel Duruel, Ayşe Sarısayın, Sezer Ateş Ayvaz ve Birsen Ferahlı, Kâmuran Şipal için yazdılar.

“Aşk ve Beden” konulu sormacaya verilen cevapların ilk bölümü de yer alıyor bu sayıda. Sormacanın (ya da soruşturmanın) iki sorusu şöyle: “Öyküde aşk izleğiyle sıklıkla karşı karşıya gelmemize rağmen, sizce neden aynı sıklıkta beden öyküleşmiyor? Öykülerinde aşk ve bedeni işleyen yazarlar kimlerdir?”

Sormaca bölümü Hande Öğüt’ün “Edebiyatta Beden Algısı ve Kadın Bedeninin Temsiliyetleri” başlıklı yazısıyla açılıyor.

Cevaplarıyla katılan diğer yazarlar ise şöyle: Necati Mert, Ömer Lekesiz, Ahmet Ümit, Leyle Ruhan Okyay, Adnan Binyazar, Nazlı Eray, Emin Özdemir, Sezer Ateş Ayvaz, Melike Uzun, Adnan Özyalçıner, Kemal Gündüzalp, Şükran Farımaz, Zafer Doruk, Zeynep Sönmez, Hakan Bıçakçı, Gülayşe Koçak, İsahag Uygar Eskiciyan, Aysun Kara, Gönül Kıvılcım, Gökçe Özder, Reyhan Yıldırım ve M. Özgür Mutlu.

Robert Coover, Herbert Edward Francis, Hermann Hesse, Girija Tropp, Imre Török, Alireza Mahmoudi İranmehr, Christian Bobin, Shabbir Banoobhai gibi yazarlardan çeviri öykülere yer veren dergiye, Sedat Erden, Mehmet Atilla, Reyhan Yıldırım, Figen Alkaç, İbrahim Karaoğlu, Handan Gökçek, Ümran Ersin, Remzi Karabulut, Suat Duman, Mustafa Orman, Derya Sönmez, Özgür Puya da öyküleriyle katılıyorlar.

Sevinç Özer’in “Çok Kısa Öykünün Mitleştirme İşlevi ve Politikaları” başlıklı yazısı, derginin öykü kuramını da önemsediğinin göstergesi; Robert Coover ve Herbert Edward Francis’in öykülerinin bir analizi. Adnan Binyazar, Emin Özdemir, M.Sadık Aslankara, A.Ömer Türkeş, Mehmet Zaman Saçlıoğlu, Ayşegül Tözeren ise eleştiriyi gündeme taşıyan yazılarıyla dergide.

Didem Görkay’ın Mahir Ünsal Eriş’le yaptığı “masabaşı söyleşisi” de dergide yer alıyor.

Dikkat çeken diğer başlıklar ve yazarları şöyle:

-Zafer Doruk / Nasıl Yazıyorum

-Eylem Ata Güleç / Kısa Öykü Sıcak İçilir

-Gül Durmaz / Hikâye Dergiciliğinin Mecrasını Değiştiren Dergi: Seçilmiş Hikâyeler

Kaynak: Edebiyat Haber.

- Kitap Galerisi -

9 Kasım 2012 Cuma

"Selim İleri'den İstanbul Kitaplığı-1: Yıldızlar Altında İstanbul"


"Selim İleri'den İstanbul Kitaplığı-1: Yıldızlar Altında İstanbul"

“İstanbul’u yazmak istiyorum. Kaybolan, değişen, özelliğini, anlamını yitiren şehri, çocukluğumun İstanbul’unu. Aslında ayrıntıları, kent kültürünü var eden her şeyi. Bana öyle geliyor ki çılgınca bir girişim: Elim kolum tuttukça İstanbul yazıları yazmam gerekecek.”

Selim İleri, Yıldızlar Altında İstanbul’da romanlarda, şarkılarda, filmlerde kalmış o kente, artık hayal İstanbul’a götürüyor bizi, büyülü bir yolculuğa davet ediyor.

Selim İleri, Yıldızlar Altında İstanbul, Everest Yayınları, Kasım 2012.

Selim İleri resmi sitesi.

Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.

kitap

30 Ekim 2012 Salı

Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülleri'nin bu yılki sahipleri belli oldu.


KÜLTÜR VE SANAT ÖDÜLLERİ'NİN SAHİPLERİ BELLİ OLDU


Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülleri'nin bu yılki sahipleri belli oldu.

Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülleri’nin bu yılki sahipleri edebiyat alanındaki başarısı sayesinde Selim İleri, Türk tarihini, evrensel bir boyuta taşıdığı için Profesör Doktor Şükrü Hanioğlu ve klasik Türk ve tasavvuf müziğine katkısı dolayısıyla da Ahmet Hatipoğlu ile arkeoloji alanında dünya mirasına katkısı için Zeugma antik kenti ve müzesi olacak.

Ödüller her yıl kültür ve sanatın farklı dallarında Türk kültür ve sanat hayatına katkıda bulunan isimlere veriliyor.

Ödüller ilerleyen günlerde Cumhurbaşkanlığı'nda düzenlenecek törenle sahiplerini bulacak.

Selim İleri'nin tüm eserleri Everest Yayınları tarafından basılmaktadır.

19 Temmuz 2011 Salı

YAĞMUR AKŞAMLARI - SELİM İLERİ



Öykücülüğümüzün dönemeçlerinden birini oluşturan Selim İleri, Yağmur Akşamları adlı yeni öykü kitabıyla bir kez daha okurlarına kendi yazı evreninin kapılarını aralıyor. 

Tüm yaşamların içinde biriken tortuların, tozun toprağın, ağırlığın arasından, bizleri hayata hapseden her şeyin içinden sıyrılıp gelen öyküler bunlar... 

Yıllardır bir kenara bırakılan, iz bırakmadığı sanılıp unutulmuş hesapların apansız birer baskını... Doğu'nun ve Batı'nın alet edildiği karanlık siyasetler ve bu siyasetler arasında yolunu arayan yapayalnız bireyler... 

Yürek burkan hesaplaşmalar: Yağmur Akşamları. Birçok gece vardır ki, eve kendi kendime döndüm. Hayata kendi kendime dönmeye çalışarak. İnsanlara iyi şeyler yazmaya çalıştım, iyi sözler. 

Kendi kendimeyken. Kendi başıma bir şeyler yazmak ve yapmaktı hepsi, belki, bir gün, başkalarının acısını dile getirebilirim, yapraklar havuzda yansı, yemyeşil, solgun yeşil, çok özlenmiş uyku... ölüm uykusu, ölüme götüren uyku. 

Günün, gündelik değerlerin değil, tüm günlerin yazarı Selim İleri'den gerçek edebiyat tutkunları için...