kitap alıntıları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kitap alıntıları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Haziran 2013 Cuma

Kitaplardan okuma parçaları listesi 3

# Kitaplardan okuma parçaları listesi 3 #

KitapGalerisi olarak kitaplardan okuma parçaları paylaşıyoruz sürekli. Bunu, aradığınız ve/veya merak ettiğiniz kitap hangisi ise o kitapla ilgili bir fikriniz olması açısından önemsiyoruz.

Daha önce iki defa kitaplardan yaptığımız okuma parçalarını listelemiştik.

Kitaplardan okuma parçalarının yer aldığı birinci listemiz için buraya, ikinci listemiz için de buraya bakabilirsiniz.

Kitaplardan okuma parçaları listesinin üçüncüsünde 44 farklı kitap yer alıyor.

Keyifli okumalar...

1) Ferit Edgü - Çığlık  

2) Marcel Proust - Hazlar ve Günler 

3) Luigi Pirandello - Biri Hiçbiri Binlercesi 

4) Ayşe Kulin - Dönüş 

5) Rolf Dobelli - Hatasız Düşünme Sanatı 

6) Sylvia Day - Sana Bağlandım 

7) Dana Spiotta - Stone Arabia

8) Yukio Mişima - Denizi Yitiren Denizci  

9) Jeremy Dyson - Tekinsiz Kitap 

10) Leo De Hartog - Dünya Fatihi Cengiz Han 

11) Syd Field - Senaryo: Senaryo Yazımının Temelleri 

12) Zeruya Şalev - Ve Yeniden Başlar Hayat 

13) Hasan Cemal - Cumhuriyet'i Çok Sevmiştim! 

14) Michael Grant - BZRK 

15) Alper Canıgüz - Alper Kamu, Cehennem Çiçeği 

16) Ariane Bois - Hannah'nın Dünyası 

17) İskeleye Yanaşan - Denizler, Gemiler, Denizciler 

18) Gerbrand Bakker - Dolambaç 

19) Louis Ferdinand Celine - Profesör Y ile Konuşmalar 

20) Feyza Hepçilingirler - Kırlangıçsız Geçti Yaz 

21) Ferat Emen - Hüsniye Hanımın Ağzı 

22) Penny Vincenzi - Kader Kazası 

23) Jean Christophe Grange - Kaiken 

24) Arne Dahl - Ölümün Sesi 

25) Hatice Meryem - Beyefendi, Erkeklere Methiye 

26) Melike İlgün - Bir Başvekil Sevdim 

27) Mo Yan - Kızıl Darı Tarlaları 

28) Seval Şahin - Tanpınar'da Oyun 

29) Saul Bellow - Humboldt'un Armağanı 

30) Mahir Ünsal Eriş - Olduğu Kadar Güzeldik 

31) Joe Abercrombie - Şiddetin Tohumu 

32) Allen Ginsberg - Toplu Halüsinasyon 

33) Salah Birsel - Nezleli Karga 

34) Michel Houellebecq - Temel Parçacıklar 

35) Osman Aysu - Önce Aşk 

36) Noam Chomsky - Medya Denetimi 

37) Yıldız Ramazanoğlu - İçimden Geçen Şehirler 

38) Jess Walter - Güzel Harabeler

39) Şahane Hatalar 4 - Cumartesi  

40) Alev Alatlı - Aydın Despotizmi 

41) Raymond Chandler - Küçük Kız Kardeş 

42) Cemil Meriç - Kültürden İrfana 

43) F. Scott Fitzgerald - Caz Çağı Öyküleri 

44) Kerem Eksen - Buradayız

kitapgalerisi.com'da Alfa, Everest, Kapı ve Artemis Yayınları'nın kitapları %30 indirimlidir. Kapıda ödeme seçeneği mevcuttur. 75 TL ve üzeri siparişlerde kargo ücretsizdir. 

25 Mayıs 2013 Cumartesi

KitapGalerisi'nden edebiyatseverlere dev hizmet!

# KitapGalerisi'nden edebiyatseverlere dev hizmet! #

Bildiğiniz gibi kitapgalerisi.com adlı kitap satış sitesinin güncel blog hesabıdır burası. Yeni çıkan kitaplardan, güncel kitap haberlerinden takipçilerimizi haberdar ettiğimiz gibi, aynı zamanda kitaplardan okuma parçaları da sunuyoruz.

İlkini 16 Mart 2013 Cumartesi günü yaptığımız "okuma parçaları toplu listesi"nin ikincisini de yapalım dedik. İlk listede 45 kitap vardı, bu ikincisinde 41 kitap var.

İlk listedeki okuma parçalarına buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

1) Joseph Roth - Radetzky Marşı

2) Eric Berkowitz - Seks ve Ceza

3) Ahdaf Soueif - Aşkın Coğrafyası

4) F. Scott Fitzgerald - Caz Çağı Öyküleri

5) Laszlo Krasznahorkai - Şeytan Tangosu

6) Madeline Miller - Akhilleus'un Şarkısı

7) Peter Weiss - Direnmenin Estetiği

8) Tanıl Bora - Milyonluk Manzara

9) Müge İplikçi - Tezcanlı Hayalet Avcıları

10) İclal Aydın - Bir Cihan Kafes

11) Bayram Bozyel - Diyarbakır 5 No.lu

12) John Cheever - Boşanma Mevsimi

13) Dan Brown - Cehennem / Inferno

14) Haluk İnanıcı - Dinle Lisa

15) Mihail Bulgakov - Teatral Bir Roman / Siyah Kar

16) Rabindranath Tagore - Veda Şarkısı

17) Alejandro Zambra - Eve Dönmenin Yolları

18) Dashiell Hammett - Türk Sokağı'ndaki Ev

19) Bilge Karasu - Halûk’a Mektuplar

20) Duygu Türk - Öteki, Düşman, Olay

21) Bahadır Yenişehirlioğlu - Son Hasat

22) David Eagleman - Incognito - Beynin Gizli Hayatı

23) Louise A. Hitchcock - Kuramlar ve Kuramcılar

24) Ahmet Altan - Kılıç Yarası Gibi

25) Gogol - Dikanka Yakınlarında Bir Köyde Akşamlar

26) Henry Bauchau - Çevre Yolu

27) Zülfü Livaneli - Kardeşimin Hikâyesi

28) Melih Cevdet Anday - İsa'nın Güncesi

29) Virginia Woolf Bloomsbury ve Ötesi

30) Hilary Mantel - Ölüleri Getirin

31) Korhan Atay - 1 Mayıs 1977

32) Jack Kerouac - Big Sur

33) Osmanlı Bilim Kurgusu: Fennî Edebiyat

34) Arthur Conan Doyle - Açıklamalı Notlarıyla Sherlock Holmes 1. Cilt

35) Boris Vian'ın Paralel Hayatları

36) Said Sayrafiezadeh - Devrimi Beklerken

37) Hasan Ali Toptaş - Heba

38) Ahmet Altan - Son Oyun

39) Benjamin Stein - Beyaz Tuval

40) Alev Alatlı - Beyaz Türkler Küstüler

41) J. K. Rowling - Boş Koltuk

--- KitapGalerisi

16 Mart 2013 Cumartesi

Okuma parçaları listesi

Bu zamana kadar birçok kitaptan alıntı yaparak sizler için kitaplardan okuma parçaları hazırlamıştık. Zor bir işe kalkarak bütün okuma parçalarını bir araya toplayalım dedik.

1) Selim İleri - Mel'un

2) Aleksandar Hemon - Lazarus Projesi

3) Sabahattin Ali - Kürk Mantolu Madonna

4) Aimee Bender - Limonlu Pastanın Sıradışı Hüznü

5) Buket Uzuner - İki Yeşil Susamuru

6) Julian Assange - Şifrepunk

7) Jo Nesbo - Nemesis

8) Daniel Frampton - Filmozofi

9) Ahmet Mithat - Musullu Süleyman

10) Howard Zinn - HHBTTO

11) Vladimir Nabokov - Rus Edebiyatı Dersleri 

12) Kader Konuk - Doğu Batı Mimesis

13) Sheila Rowbotham - Yeni Bir Çağ Hayali

14) Engin Ergönültaş - Minare Gölgesi

15) Aras Ören - Tuhaf Hikâyeler

16) Baskın Oran - Türk Dış Politikası Cilt 3: 2001-2012

17) Murathan Mungan - Mutfak

18) Seval Şahin - Ne Güzel Suçluyuz Biz Hepimiz

19) Amelie Couture - Kiraz'ın Şarkıları

20) Serazer Pekerman - Film Dilinde Mahrem

21) Alfredo Gomez Cerda - Miguel

22) James Patterson - Alex Cross

23) Ece Temelkuran - Düğümlere Üfleyen Kadınlar

24) Sedat Ölçer - Evrim Serüveni

25) Raymond Chandler - Playback

26) Ali Yılmaz - Kara Arşiv

27) Richard P. Feynman - Fizik Yasaları Üzerine

28) Raymond Chandler - Göldeki Kadın

29) Selim İleri - İstanbul'un Sandık Odası

30) Uğur Yücel - Yağmur Kesiği

31) Herta Müller - Tek Bacaklı Yolcu

32) Mehmet Gündem - Lüzumsuz Adam İshak Alaton

33) Dücane Cündioğlu - Sanat ve Felsefe 

34) Erendiz Atasü - Taş Üstünde Gül Oyması

35) Feyza Hepçilingirler - Nasıl "Pop-Yazar" Olunur?

36) İpek Ongun - Yoksa Hayat Gençken Daha mı Zor?

37) Javier Vasconez - Capelo Bahçesi

38) Ursula K. Le Guin - Yerdeniz Serisi

39) İskender Pala - Efsane - Bir "Barbaros" Romanı

40) F. Scott Fitzgerald - Buruktur Gece

41) Jonathan Lee - Bay Satoshi de Kim?

42) Müge İplikçi - Civan

43) Metin Kaçan - Ağır Roman

44) Zadie Smith - Bugün Farklı Düşünüyorum

45) F. Scott Fitzgerald - Uçarı Kızlar ve Filozoflar

--- KitapGalerisi ---

6 Mart 2013 Çarşamba

Engin Ergönültaş - Minare Gölgesi

# Engin Ergönültaş - Minare Gölgesi'nden okuma parçası #

1

KIŞ

Neredeyse üç gündür lapa lapa yağan kar, Zengüle Hacı mahallesini, surlar içine kurulu o tuhaf, unutulmuş mahalleyi, damları, yolları, yokuşları, taşları sessizce, üfleye üfleye, uyuştura uyuştura uyandırmadan birer birer örtüp yutuyordu.

Mahalle gözünü sımsıkı yummuş bir kedi gibi öylece duruyor.

                                                  

Henüz ikindi ezanı okunur okunmaz, ne olduğunu bile anlamadan gökyüzü koyulaşan bir lâciverde dönüyor. Işıklar birdenbire yanıveriyor. Bir vakitten başka bir vakte uyumu kolaylaştıran geçişler olamadan akşam melâli çöküyordu.

Mahalle, şehrin bitimindeki surların içindeydi. Haliç'e uçurum gibi eğilmiş yüksek bir tepenin üzerinde kuruluydu. Bir yanı uçurumdu. Surların etrafındaki eski mezarlıkların arasında gizlenmiş küçük taş kapılardan başka girişi yoktu. Orada yaşayanlardan başka bir kimsenin tesadüfen, öylesine geçip gitmesine izin vermeyen bir kapalı üçgende yer aldığı için sırlanmış bir mahalleydi.

İçinde hâlâ eski zamanların kimi izleri vardı. Kıvrıla kıvrıla inen dar yokuşlar, çıkmazlar, çoğu harab, yanık yıkık da olsa cumbalı kafesli tahta evler, türbeler, selviler, nakışlı mezar taşlarıyla küçük mezarlıklar, aynalı çeşmeler vardı. Kaybolup gitmiş o ahşap âlemin izleri vardı.

Sanki şehir, bu unutulmuş, viran mahallede geçmiş zamanların kalıntılarını biriktirmeye çabalıyordu. Bu haliyle, kendi çürümüş cesedinin üzerinden hâtıra bir parça alıp saklamaya çalışan bir ölüye benziyordu.

Mahallenin küçük camisinin ışıkları yandı. Akşam ezanı, döne döne yağan karların içine dağıldı. Karlarla beraber uçuştu. Başka semtlerin uzak ezan sesleriyle karışıp uçurumun ucundan Haliç'in üzerine savruldu. Kesik kesik duyulur oldu. Ses bir gitti bir geldi.

Kar gecenin karanlığında hiç ara vermeden yağmaya devam etti.

----

Engin Ergönültaş, Minare Gölgesi, Edebiyat / Roman, Mart 2013, İletişim Yayınları.

Bu alıntı tanıtım amacıyla yapılmıştır.

Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.

kitap

5 Mart 2013 Salı

Aras Ören - Tuhaf Hikâyeler

# Aras Ören - Tuhaf Hikâyeler #

Tuhaf Bir Hikâye

Baygın, kendini önemseyen bakışlar, baştan çıkaran pozlar. Oynadıkları rolün dışında, kendilerini hayal ettikleri ifadelere bürünmüş yüzler. Kendilerinin olduklarına inanmış göstermelik yüzler. Özenle çekilmiş, rötuşlu, hayalleri ele veren, eski artist resimleri. Diener Birahanesi'nin duvarlarında. Geçmiş artistlerin geçmiş imgeleri.

Geç bir akşamüstü oradayım, tek başıma oturmuş biramı içiyorum, beklediğim birisi yok. Amacım kafayı çekmek de değil. Önünden geçiyordum, uzun zamandır buraya uğramamıştım. Birden işte, geçmişi hatırlamak merakı; burada geçirdiğim, kendimi hayatın içinde sandığım heyecanlı gençlik akşamlarım. Güzel ve kahırlı, şimdi uzaktaki. Onları. Ben de şimdi bu duvarlarda asılı fotoğraflardan biri gibiyim. Onlardan tek farkım, kendi geçmiş imgemi hatırlamaya çalışmak. Fotoğraflar ise, kendilerini hatırlayacak birilerini bekliyorlar. Sessiz, solgun ve sabırlı. Ama hiçbiri küskün değil. Hatta biraz da memnun. Bu sonsuz bekleyişlerinde kim bilir hangi beklentiler gizli.

                                              

"Tanışıyoruz, değil mi?"

Yakınlık dolu bir sesle sormuştu. Yüzüne dikkatle bakıyorum.

"Bilmem. Birden hatırlayamadım."

"Hatırlarsın, hatırlarsın, biraz düşün bakalım."

Hatırlamaya zorlanıp da hatırlayamamanın bilinen müşkül durumu.

"Yani... (Zaman durmadan kayıyor.) Hafızamın bir köşesinde bir resim var, ama..."

"Aması ne?"

"Yani, acaba o musunuz?"

"Hafızanda hangi resim olduğunu bilmem, ama ben seni tanıyorum..."

Sesi inandırıcı. Asıl kuşkularımı gideren, ama aynı zamanda tuhaf olan, bana "Sen" diye hitap etmesi. Oturduğum yerden başımı kaldırmış ona bakarken hafızamdaki uçuk resim de giderek netleşiyor, netleştikçe bana yaklaşıyor, artık şüphe yok.

"Öyleyse siz o resimsiniz... Evet, sizi hatırlıyorum."

Hafızada bu kadar netleşen bir resmi artık inkâr etmek imkânsız. Karşımda duruyor. Burada mı? Yoksa geçmiş bir zamanda mı? İşte bunu hâlâ çıkaramıyorum.

"Gene yalnız oturduğuna göre, pusuya yatmışsın, gözüne kestireceğin dişine dokunur bir av bekliyorsun, değil mi?"

"Bilmem ki..."

"İki kez tuzağına düştüm... İkisi de berbat hikâyelerdi."

Biramdan bir yudum alıyorum. Biraz dalgınım, yani dalgın gibi görünüyorum.

"Av zamanı çoktan geçti... Hikâye falan yok artık..."

Bu bir açıklama değil. Şimdi burada olmamın nedeni de değil. Başka ne diyebilirim?

"Sigara içilecek birahaneler azaldı, restoranları hiç sayma, mecburen geldim buraya..."

----

Aras Ören Tuhaf Hikâyeler, Edebiyat / Öykü, Mart 2013, Everest Yayınları.

Bu alıntı tanıtım amacıyla yapılmıştır.

Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.

kitap

27 Şubat 2013 Çarşamba

Kürk Mantolu Madonna

# Kürk Mantolu Madonna, 70. Yıl Özel Baskı #

Sabahattin Ali'nin üç romanından biri olan Kürk Mantolu Madonna'nın 70. yılı dolayısıyla Yapı Kredi Yayınları bu romanı bir kereliğine mahsus olmak kaydıyla 5000 nüsha bastı ve her birini numaralandırdı. Biz de bu vesileyle kitaptan bir okuma parçası sunalım dedik...

----

20 Haziran 1933

Dün başımdan garip bir hadise geçti ve bana on sene evvelki başka birtakım hadiseleri yeniden yaşattı. Unutup gittiğimi zannettiğim bu hatıraların, bundan sonra beni hiç bırakmayacaklarını biliyorum... Hangi hain tesadüf dün onları yolumun üstüne çıkardı ve beni, senelerden beri dalmış olduğum derin uykudan, artık yavaş yavaş alıştığım hissiz uyuşukluktan ayırdı. Deli olacağım, yahut öleceğim dersem yalan söylemiş olurum. İnsan tahammül edemeyeceğini zannettiği şeylere pek çabuk alışıyor ve katlanıyor. Ben de yaşayacağım... Ama nasıl yaşayacağım!.. Bundan sonraki hayatım nasıl dayanılmaz bir işkence olacak!.. Ama ben dayanacağım... Şimdiye kadar olduğu gibi...

                                        

Yalnız bir şeye dayanmak artık benim için mümkün değil: Her şeyi kafamda yalnız başıma saklayamayacağım. Söylemek, bir şeyler, birçok şeyler anlatmak istiyorum... Kime?.. Şu koskocaman dünyada benim kadar yapayalnız dolaşan bir insan daha var mı acaba? Kime, ne anlatabilirim? On seneden beri hiç kimseye bir şey söylediğimi hatırlamıyorum. Boşuna yere herkesten kaçmış, boş yere bütün insanları kendimden uzaklaştırmışım; ama bundan sonra başka türlü yapabilir miyim? Artık hiçbir şeyin değişmesine imkân yok... Lüzum da yok. Demek böyle olması icap ediyormuş. Yalnız söyleyebilsem... Bir kişiye olsun içimdekileri dökebilsem... Bunu sahiden istesem bile artık böyle bir insan bulmama imkân yok... Bende arayacak hal kalmadı... Kalsa da aramam... Zaten bu defteri neden aldım? Küçük bir ümidim olsa, dünyada en sevmediğim bu yazmak işine kalkışır mıydım? İnsanın muhakkak kendini boşaltması lazım... Dünkü hadise olmasaydı... Ah, dün her şeyi öğrenmiş olmasaydım... Şimdi eski ve belki de rahat hayatım devam edecekti...

Dün sokakta giderken iki kişiye rast geldim. Birini ilk defa görüyordum, öteki de dünyada bana belki en uzak insanlardan biriydi. Bunların hayatım üzerinde bu kadar müthiş tesirleri olabileceği aklıma gelir miydi?

Fakat mademki bir kere yazmaya karar verdim, her şeyi sükûnetle ve baştan anlatmalıyım... Bu takdirde birkaç sene, hatta on on iki sene geriye gitmek lazım... Belki de on beş... Fakat sıkılmadan yazacağım... Belki manasız tafsilat arasında asıl korkunç tarafları boğmak, onların tesirlerinden kurtulmak mümkün olur. Belki yazacaklarım yaşadığım kadar acı olmaz ve ben biraz ferahlarım. Birçok şeylerin zannettiğimden daha ehemniyetsiz, basit olduğunu görüp kendi heyecanımdan utanırım... Belki...

----

Kürk Mantolu Madonna, Sabahattin Ali, Edebiyat / Roman, 70. Yıl Özel Baskı Şubat 2013, Yapı Kredi Yayınları.

Bu alıntı tanıtım amacıyla yapılmıştır.

Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.

kitap

26 Şubat 2013 Salı

Limonlu Pastanın Sıradışı Hüznü

# Limonlu Pastanın Sıradışı Hüznü #

1- Yemekler

Bir salı öğleden sonra olmuştu ilk kez; Hollywood yakınlarındaki düzlüklerde, okyanustan doğuya hafif bir meltemin estiği ve çiçek saksılarındaki yeni ekilmiş hercai menekşelerin kara benekli taçyapraklarını hareketlendirdiği sıcak bir bahar günüydü.

Annem evdeydi ve bana pasta yapıyordu. Kaldırımdan eve doğru geliyordum ki, daha çalmama kalmadan kapıyı açtı.

Kapıdan dışarı doğru eğilerek, Bir deneme yapmaya ne dersin? diye sordu. Hoş geldin niyetine beni kendine çekerek sarıldı, en sevdiğim önlüğüne, ikişerli kırmızı kiraz desenleri işlenen eprimiş pamuklu önlüğe beni sıkı sıkıya bastırdı.

Malzemeleri mutfak tezgâhına çıkarmıştı bile: bir paket un, bir paket şeker, fayanstaki oluklara yuvarlanmış iki kahverengi yumurta. Kenarlarından yumuşamaya başlayan sarı bir tereyağı kütlesi. Sığ bir cam kapta limon kabuğu. Malzemelere sırayla baktım. Bu hafta dokuzuncu doğum günüm vardı ve okulda hiç hoşlanmadığım elyazısı dersiyle, oyun sahasında sayı yapıp yapmamanın ağız kavgasıyla geçen uzun bir günün ardından güneş ışığının dolduğu mutfak ve annemin sevecen bakışları beni açık kollarla karşılıyordu. Esmerşeker kristallerinin olduğu mumlu kese kağıdına bir parmak daldırıp, Evet, mımm, evet, diye mırıldandım.

Annem bir saat kadar süreceğini söyleyince ben imla kitapçığımı çıkardım. Muşamba amerikan servisin üstüne kalem ve kağıtları yayarak, Yardım edebilir miyim? diye sordum.

Annem unla kabartma tozunu karıştırarak, I-ıh, dedi.

                                            

Doğum günüm martta; ve o yıl, Sunset Caddesi'nin topu topu birkaç blok güneyindeki dar sokaklı mahallemizde daha da parlak, canlı ve berrak bir bahar haftasına denk gelmişti. Komşumuzun öndeki bahçe kapısına tırmanan ve akşamları açan yasemin, günbatımında baş döndüren kokusunu yayıyor, evlerin kahverengiye büründüğü kuzeyde de tepeler tatlı tatlı ufka doğru yuvarlanıyordu. Yakında yaz saati uygulamasına geçilecekti ve daha dokuzuma gelmeden bile doğum günümü yazın ilk belirtileriyle, açık pencereli derslikler ve daha hafif giysilerle, birkaç ay içinde ev ödevlerinin kalmayacağıyla ilişkilendiriyordum. Baharda saçlarımın rengi açılır, kumraldan sarıya çalar, neredeyse annemin atkuyruğu gibi bir renge bürünürdü. Mahallenin bahçelerinde afrikazambakları, robotumsu uzun yeşil gövdelerinden sürgün verir, morlu mavili açardı.

Annem yumurtaları çırpıyordu; unu eliyordu. Birinde çikolatalı krema, diğerinde de gökkuşağı renklerinde minik süs şekerleri olan iki kâseyi bir yana ayırmıştı.

Böyle bir pasta hazırlığı, sıradan bir öğle sonrası etkinliği değildi; annem hiç de öyle sık yapmazdı bunları, ama ellerini kullanmasını gerektiren her şeyden fazlasıyla hoşlanırdı ve bu pasta da onun son dönemlerdeki türlü ve uzun deneyler dizisinin sadece bir örneğiydi. Son altı ayda üstüne titrediği bir çilekten sarmaşık bir bitki çıkarmış, dantelle peçete yapmış ve bir gayret tufanına tutularak, bir inşaat ustasının yardımıyla ağabeyimin yatak odasına doğrudan bahçeye açılan meşe bir kapı yerleştirmişti. Bir yazıhanede yönetici olarak çalışıyor, ama fotokopi makinelerini, iş ayakkabılarını, bilgisayarları sevmiyordu ve babam Hukuk Fakültesi için aldığı öğrenim kredisinin son taksitini de ödeyince ona, biraz işten uzaklaşmak ve ellerini kullanmayı daha iyi öğrenmek istediğini söyledi. Kalçasını onunkine yaslayarak holde ona, Ellerim hiçbir konuda hiç ders almadı, dedi.

----

Limonlu Pastanın Sıradışı Hüznü, Aimee Bender, Çev. Suat Ertüzün, Roman, Şubat 2013, Can Yayınları.

Bu alıntı tanıtım amacıyla yapılmıştır.

Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.

kitap

12 Şubat 2013 Salı

Sevgi Soysal İçin Yazılar: "Ne Güzel Suçluyuz Biz Hepimiz!"

"Ne Güzel Suçluyuz Biz Hepimiz!"

- Seval Şahin, Önsöz

Sevgi Soysal benim için hep alaycı ve güçlü bir kadın olmuştur. Eserleriyle tanıştığımdan bu yana hayata dair ayrıksı düşünceleri, bir kadın olarak kendine ve dünyaya bakışındaki güç beni her zaman etkilemiştir. Sevgi Soysal'ı ne zaman okusam bana hep iyi gelmiştir. Sevgi Soysal'ın okuyucuları için de böyle olmalı ki; ölümünün 35. yılında Sevgi Soysal'ı konuşmak, onu aramıza alıp ona dair anlatılar kurmak için bir sempozyumun hazırlığına giriştiğimde davet ettiğim insanların pek çoğu beni geri çevirmediler. Dahası bu davetimin ardından gerek kabul edenler gerekse çeşitli sebeplerle bizlerle bulunamayacak olanlar hemen bana kendi Sevgi'lerini ve Sevgi Soysal'a ait anılarını anlatmaya başladılar. O zaman fark ettim ki Sevgi Soysal, onu tanıyan herkes üzerinde neredeyse büyülü bir etki bırakmıştı. İşte tüm bunlar neticesinde "Ne güzel Suçluyuz Biz Hepimiz - Ölümünün 35. Yılında Sevgi Soysal Sempozyumu" ortaya çıktı.


Sempozyum 29 - 29 Aralık 2011 tarihleri arasında Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi'nde gerçekleşti. Bu iki günlük sempozyum boyunca onun eserleri etraflıca incelendi. Elinizdeki kitap bu sempozyumun sonucunda oluşmuştur.

Kitabın ilk bölümünü açılış konuşmaları oluşturuyor. Sempozyumun açılış konuşmalarını Meral Özbek ve Sevgi Soysal'ın kızı Funda Soysal yaptı. Meral Özbek, Sevgi Soysal'ın kendi kuşağı için öneminden bahsetti: "...o, sadece edebiyatçılara değil, şimdi aramızda olan kızı Funda Soysal'a da ait, bizlere de ait, üstelik farklı kuşaklara ait. Kendi kuşağım adına, Sevgi Soysal'ın bizim için ne anlam ifade ettiğinden bahsederek söze başlamak isterim. Kendi kuşağım dediğim zaman, tabii ki, 70'lerin ikinci yarısındaki üniversiteli gençlikten bahsediyorum: dünyanın değişeceğine inanan, kendini geliştirmek isteyen tutkulu üniversiteli gençlikten. Örgütlü ve örgütsüz, dar ve geniş anlamlarıyla politik olan gençlikten."


Funda Soysal, annesi hakkında söyledikleriyle tüm dinleyenleri derinden etkiledi: "...gerçeklik iddiasına, yazdığı her satırda, "Bu benim!" diye beliren annem Sevgi Soysal'a dönersek... Onun bu öznel gerçeklik iddiasını sırf yazınsal bir pratik olarak görmek yanlış olur. Kiekegaard'ın da öngördüğü gibi, kendin olmak son derece ciddi bir iş. O 'tüm-kendi-kendilik' diye adlandırılan hali yakalayabilmek, ancak yaşamı da tamamen öyle yaşamakla mümkün. Bu açıdan bakınca, annemle ilgili bana yıllar içerisinde anlatılan pek çok anekdot çok daha anlamlı oluyor. Kurallara, biçimciliklere başkaldırışı, öyle bir inat, bir özgürlük savaşçısı filan olma hevesi yüzünden değil. Kurallardan ve biçimlerden öte onun için önemli olan, yoluna baş koyduğu, hep kendi öznelliği. Çünkü ancak onun peşinden giderse, buna cesaret ederse, bunu dile getirebilirse varacağı yerin, kurallara uyarak varabileceklerinden daha önemli, daha gerçek bir yer olacağına inanmış bir kere. O yüzden işte alaycılığı, bu hayatı kurallara uymak gereken bir oyunmuş, sanki insan kullanım kılavuzuyla dünyaya gelen bir makineymiş gibi yaşayanlara karşı..."


Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.

kitap

6 Şubat 2013 Çarşamba

Özgür!


"Bir gün gelecek, insanların siyah ama altın gibi parlayan gözleri olacak; onlar, güzelliği görecekler, pisliklerden arınmış ve tüm yüklerden kurtulmuş olacaklar, havalara yükselecekler, suların dibine inecekler, sıkıntılarını ve ellerinin nasır bağlamış olduğunu unutacaklar.

Bir gün gelecek, insanlar özgür olacaklar, bütün insanlar özgür olacaklar, kendi özgürlük kavramları karşısında da özgür olacaklar. Bu, daha büyük bir özgürlük olacak, ölçüsüz olacak, bütün bir yaşam boyunca sürecek..."

- Ingeborg Bachmann, Malina (Çev. Ahmet Cemal, Yapı Kredi Yayınları) 

Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.

kitap

10 Ocak 2013 Perşembe

"Bay Satoshi de Kim?" romanından bir bölüm...


Kadın, "Sen Robert'sin herhalde," dedi. "Alice'in oğlu."
"Rob," dedim. "Veya Foss diye çağırırlar beni." Kadının fazla zamanım ve enerjim olmadığını anlamasını ümit ederek bakışlarımı yere çevirdim.

Birkaç saniye sonratekrar yukarı baktığımda, kadın ağırlığını büyük ölçüde ince tahta bastonuna vermiş, hâlâ karşımda duruyor, bastonun ucundaki lastik halka betonda pek de yassılmış gibi görünmüyordu. Yüzü bana annemi hatırlatıyordu; sarkık derisi öyle soluk bir renkti ki, yeşile çalıyordu. Seksenlerinde asılı kalmış gibiydi.

"Size nasıl yardım edebilirim?" diye sordum.
"Gerek yok. Yardım istemiyorum."

Sesinde, Londra'nın güney ve güneydoğu komşusu şehirlere özgü bir tını vardı. Dili, her "o" harfini gitarın tellerine vurulan mızrap gibi çınlatıyordu.

"Cenazeye katıldınız mı?" diye sordum.
"Ah, evet evet, cenazedeydim ya. Çok güzel bir törendi. Sence de öyle değil mi?"
"Güzeldi, evet."
"Ben annenin bir arkadaşıyım. Adım Freddie."
"Merhaba Freddie."

Eli kuru ve kabaydı.

"Sen de Finegold'da mı yaşıyorsun Freddie?"
"Ah, evet evet, orada yaşıyorum. Hem de aklımın başımda olmasına rağmen. Anneni uzun süredir tanırdım. Belki benden bahsetmiştir. Hoş, bunu yaptığını pek sanmam ya. Neyse, onun dairesinin yakınında, koridorun ilerisinde yaşıyorum ben. Daire hâlâ sendedir herhalde, ha? Yani kirayı iptal etmemişsindir daha?"
"Yok, etmedim."
"Annenin eşyalarını da temizlemedin?"
"Şey... Hayır. Annemi kaybedeli çok olmadı daha."
"Yakında yapacaksındır ama?"
"Çok yakında. Yalnız bu aralar işim başımdan aşkın."
"Ne gibi?"
"Bilirsiniz işte. Şu, bu. Daireyi mümkün olan en kısa sürede boşaltacağım."
"Anladım."

Kadının gözlerinin altındaki pembe torbaları inceledim. "Aklına takılan bir şey var gibi."

"Annen öldüğünden beri sürekli düşünüp durduğum bir mesele var da. Bana söylemiş olduğu bir şey. Bir çeşit rica. Birlikte Mews'a gitsek de bu konuyu orada konuşsak? Olur mu?"
"Ne yazık ki eve dönmem gerekiyor. Londra'da yaşıyorum."
"Tabii, çekmen gereken fotoğraflar vardır."
"Gerçekten de var."
"Eskiden ben de fotoğraf çekerdim. Niye vazgeçtim, bilmem. Herhalde artık fotoğrafını çekecek bir şey bulamadığım için."
"Freddie, gerçekten dönüş yoluna koyulmam gerekiyor artık."
"Tamam, anlıyorum, ama bu mesele de önemli."
"Nasıl?"
"Şey," dedi Freddie, bastonuna iyice dayanarak öne doğru uzanıp komplocu bir tavırla sağına soluna bakarak. "Bir ayakkabı kutusu var."
"Ayakkabı kutusu mu?"

Seyrek saç buklelerinin arasından kafa derisini görebiliyordum. Ay yüzeyine benzeyen bir grilikteki bu deri, küçücük gümüşi ve pembe çillerle doluydu.

Freddie, "Bir ayakkabı kutusunun içinde, annenin Bay Satoshi'ye verilmesini istediği bazı şeyler varmış," dedi.

Bu ismi duyunca o hatıra damarlarımda elektrikli bir kıvılcım olarak dolaşmaya başladı.

"Bay Satoshi'nin kim olduğunu biliyor musun?" 

Jonathan Lee, Bay Satoshi de Kim?,

Çev. Seda Çıngay, Sayfalar; 14, 15, 16, Ocak 2013, Everest Yayınları.

Bu alıntı tanıtım amacıyla yapılmıştır.

Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.

kitap

6 Kasım 2012 Salı

"Yetişkin olmaktan vazgeçiyorum..."


"Yetişkin olmaktan vazgeçiyorum. Yoruldum yetişkinliğin kurutulmuş pınarlarında, koşullu sevinç avcılığı yapmaktan. Aşk cimrisi, aşk kabızı insanlarla birarada yaşamaktan."

- Buket Uzuner.

Görsel: Okur Yazar.

2 Kasım 2012 Cuma

"Osman Konuk'tan bir nefes arası..."















iyidik

ikinci tokatları kültürel fark kuramıyla açıklıyorduk

birincisi doğaçlamaydı zaten

üçüncü tokat ama insan haklarına aykırı

insan haklarına inanıyorduk

jonh locke’a ve john wayne’e

bir yerden bir yere gitmeye inanıyorduk

montlara, pamuk tarlalarına, virginia tütününe

- Osman Konuk

- Kitap Galerisi -

1 Kasım 2012 Perşembe

"Ciğerlerimin filmini çektiler..."


"Sonbaharların kralı gelirmiş meğer istanbul’a

Ciğerlerimin filmini çektiler

Ciğerlerim artiz oldular icabında

Akut alevlenmiş kronik bir sonbahar gibi bakıyordu

Sigara figüran falan..."

Didem Madak...



Geçen yıl aramızdan ayrılan şair Didem Madak’ın yayımlanmış üç kitabı vardır: Grapon Kâğıtları, Ah’lar Ağacı ve Pulbiber Mahallesi.

Bir süredir baskısı olmayan ve okurlar tarafından ısrarla aranan kitapların yeni basımı Metis Yayınları tarafından yapılmıştır.


Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.

kitap

31 Ekim 2012 Çarşamba

"Mektup Aşkları..."


“Aşk var dostum, aşk var ve her şeyi iyi ediyor aşk, dünyayı güzelleştiriyor. İnsan ruhu ancak aşkla şahikasına kavuşuyor...”

Leylâ Erbil, Mektup Aşkları

24 Ekim 2012 Çarşamba

"Ve İşimiz Bitti.."



Bir ara biri güvenilir bir internet sitesinden bir haber bağlantısı yollamıştı ve bunu günlerce konuşmuştuk.

 

Bizimkine oldukça benzer bir işyerinde çalışan bir adam masa başında kalp krizi geçirmiş, çalıştığı bölmenin oradan geçenler bu durumu bütün gün boyunca fark etmemişlerdi.

Haberin asıl önemli tarafı bu değildi. Bir işyerinde kaç kişi çalışır ki, yüz elli milyon kişi olacak değil ya? Birgün mutlaka birinin başına böyle bir şey gelecekti.

Akıl almayacak şey, adamın kamuya açık bir alanda ölümünün ulusal haber bültenlerine geçmesine neden olan az rastlanacak bu durum, haberin ilk cümlesinde belirtilmişti:



“Geçtiğimiz günlerde Arlington Virginia’da sigorta şirketinde çalışan bir adam masasının başında kalp krizi geçirerek öldü. Cesedi dört gün sonra çalışma arkadaşları ofisteki iğrenç kokudan şikâyet edince bulundu.”

Joshua Ferris, Ve İşimiz Bitti, Çev. Duygu Günkut, Siren Yayınları, 2008.

Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.

kitap